Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızda yine sizlerle birlikteyiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hz. Ebu Bekir Sıddık isimli eseriyle. Ebu'd Derdi radiyallahu anh'dan rivayet edilen bir hadis-i şerifle başlamak istiyorum bugünkü bölümümüze. Şöyle diyor Ebu'd Derdi. Ben Resulullah Hazretlerinin huzurunda oturmaktayken, Hazreti Ebu Bekir kendi esvabının etrafını eliyle toplayıp diz kapakları bile meydanda olduğu halde Meclis-i Risaletpenahiye müteveccihen gelmekte olduğunu görünce Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem arkadaşınız herhalde birisiyle muhasama ve münakaşa etmiştir buyurdu. Yani Ebu Bekir'in kemali telaşla gelmesi herhalde böyle bir münazara ettiğine delalet ediyor demektir. Sonra Ebu Bekir, Resulullah Hazretleri'nin huzuruna gelip selam verdi ve Ya Resulallah benimle Ömer bin Hattab arasında bir muhavere ve biraz münakaşa oldu.
Sonra ben bu münakaşadan dolayı nedim oldum. Kusurumun affı için Ömer'e rica eyledim. Ömer ise imtina eyledi, beni affetmedi. Ben de Efendimize geldim dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hz. Ebu Bekir'e hitaben üç kere ya Eba Bekr Allah seni mağfiret eylesin buyurdu. Hz. Ömer de Hz. Ebu Bekir'i affetmediğinden dolayı nedim olarak Hz. Ebu Bekir'in hanesine gidip kendisini bulamayınca Resulullah Hazretleri'nin huzur-ı risalet penahilerine gelip kemal-i tasim ile selam verdi. Fakat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek vech-i saadetinin levni yani efendimizin yüzü mütakayyir oldu ve hiddetinden vech-i Risalet fenahinin, yani efendimizin yüzünün donuk bir halde olduğu müşahede ediliyordu. Hatta Hazreti Ebu Bekir korktu.
Yani Resul-i Ekrem efendimizin Hazreti Ömer hakkında bir fena muamele buyurmasından korktu da hemen Resulü Ekrem Hazretlerinin huzurunda dizi üzerine çökerek hem de iki kere ya Rasulallah bu hususta ben Ömer'den azlem idim. Yani iptida ben sebebiyet verdim demek istedi. Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz cümlemize hitaben Hakk'a ki, yani şurası kesin ki Hak Teala Celle Celalüh Hazretleri beni hak peygamber olarak bas ve irsal buyurdu, gönderdi. Siz bana kaziptir dediniz. Yalancı dediniz. Bu ise sadıktır dedi. Ve Ebu Bekir beni nefsiyle, malıyla müsavat eyledi buyurdu. Yani nefsini ve malını benim umurumda feda etti demektir. Sonra siz benim sahibimi, arkadaşımı bana terk ediciler misiniz diye bu sözü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri iki kere tekrar eyledi. Yani Ebu Bekir'e ilişmeyiniz, Ebu Bekir'i bana bırakınız buyurdu.
Artık bundan sonra Hazreti Ebu Bekir'e hiçbir kimse tarafından eza ve cefa edilmedi. Ebu Musa el-Eş'ari radıyallahu anh der ki: Kendi hanemde abdest aldım. Hanemden dışarı çıktım. Artık bugün akşama kadar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin maiyyet-i seniyyelerinde alet devam bulunacağım diye niyet eyledim ve bu niyet ise Mescid-i Saadet'e vardım. Orada bulunanlara Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ne tarafa çıktığını sual eyledim. Esri Risalet fenahi'yi takip eyledim. Yani peygamberimizin izini sürdüm. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Mescid-i Kuba yakınında Bidr-i Eris namında meşhur bir bostan içine girmişti. Orada buldum. Rasulullah hazretleri abdest aldıktan sonra huzur-i risaletpenahiye vardım.
Bir de baktım ki Rasulullah hazretleri Bihr-i Eriz'in kenar kuşağı bileziği üzerine mübarek iki sakını, iki bacağını açık ve çıplak olarak sarkıtıp oturmuştu. Mevsimin şiddet-i hararetinden serinlik için öyle yapmıştı. Huzuruna varıp selam verdim. Sonra dönüp bostan kapısında bekledim. Bugün bu kapının bavvabı olacağım dedim. Yani kapıcısı olacağım dedim. Sonra en evvel Bidr-i Erisin kapısına Ebu Bekir gelip kapıdan istihzan eyledi. Bu kimdir dedim. Ebu Bekir dedi. Ben dur sabret dedim. Huzur-ı Risalet-penahiye varıp, Ya Rasulallah işte Ebu Bekir kapıdadır. Efendimizin huzuruna duhul için girmek için istizan ediyor, izin istiyor dedim. Sen ona izin ver, hem de onu cennetle tebşir eyle müjdele buyurdu. Hemen kapıya gittim. Haydi giriniz. Ve hem de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem seni cennetle tebşir buyuruyor dedim. Hemen Hz.
Ebu Bekir, huzur-i risalet-penahiye girip, Rasulullah Hazretlerinin sağ tarafına, tıpkı onun yaptığı gibi çıplak iki bacağını mezkur kuyunun kuşağından, yani bileziğinden kuyuya doğru sarkıtıp oturdu. Sonra ben yine kapıya avdet edip kapının iç tarafına oturdum. Halbuki ben evvelce biraderimi abdest alıp arkamdan bana iltihak etmek üzere bırakmış olduğumdan, Allah Teala Hazretleri kardeşime hayır murat ederse şimdi buraya gelir ve belki biraderim cennetle mübeşşer olur diye düşünüp öylece arzu ediyordum. Ben böyle biraderimin gelmesine muntazırken birisi gelip kapıyı tahrik edip istihsan eyledi. Ben bu kimdir dedim. Cevaben Ömer b. Hattab dedi. Huzur Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e varıp istihzan eyledim. Cevaben sen ona izin ver ve hem de onu cennetle tebşir eyle buyurdu. Ben de kapıya geldim. Hz. Giriniz.
Hem de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri seni cennetle tebşir buyurdu dedim. Hz. Ömer de Allahü Teala'ya hamd ve şükrederek içeriye girdi. Huzur-u Risalet fenahiye girip tıpkı Hz. Ebu Bekir gibi çıplak bacaklarını sarkıtıp Rasulullah Hazretlerinin yanında sol tarafına oturdu. Sonra ben yine kapıya avdet edip oturdum. Yine biraderimin gelmesini Cenab-ı Hak murat ederse getirir diye temenni eylemekteyken bahçenin kapısı tahrik edildi, sallandı. Ben, bu kimdir? Dedim. Cevaben, Osman b. Affan'ım, dedi. Sonra ben, dur biraz bekleyin, istizan edeyim, izin isteyeyim dedim. Rasulullah Hazretlerine gidip onu haber verdim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri biraz sükut ve tevakkuftan sonra bekledikten sonra bana hitaben, sen ona huzuruma gelmek için izin ver ve hem de onun üzerine gelecek bela ve duçar olacağı felaket üzerine cennetle tebşir eyle buyurdu.
Sonra ben Hazreti Osman'ın yanına gelip Osman'a hitaben içeriye giriniz ve Resulullah sana isabet edecek ve senin düçar olacağın bir bela, beliyye ve felaket vardır buyuruyor dedim. Hz. Osman Allahu Teala'ya hamd ve sena ederek, Allahü'l müstehan yani Allah muinimiz olsun diyerek içeri girdi. Sonra huzur-ı risaletpenahiye vardığında mezkur kuyunun kenar kuşağında yani bileziğinde oturacak yer yoktu. Sımsıkı dolmuş idi. Hazreti Osman, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin muvacehe ve mukabelesinde oturdu. Bazı ulema Osman radıyallahu anh Hazretleri'nin şu hali müşarun ileyhin kabri hücre-i muattar'a da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ile Ebubekir ve Ömer radıyallahu anh hazeratının yanında olmayıp ayrıca Baki-i Şerif'te muvacehe ve mukabele-i hücre-i muattara da olacağına işarettir dediler.
Hakikaten mucize-i nebeviye olarak Hazreti Osman'ın şehadetine sebep olan büyük beliğe ve fitneler zuhura gelmiştir. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz sarih elfaz ile hilafet kimin tarafından işgal olunacağını tayin etmemekle beraber Cenab-ı Hak ona haber vermişti. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Bir gün uyuyordum. Kendimi bir kuyu üzerinde gördüm. Kuyunun bir kovası vardı. Kuyudan Allah'ın dilediği kadar su çektim. Sonra kuhafenin oğlu, yani Ebubekir gelerek kovayı elimden aldı. O da bir iki kova çekti fakat zayıf olduğundan Cenab-ı Hak onu kurtardı. Fakat bu sırada kova büyüdü ve Hattab'ın oğlu, yani Ömer onu alarak kovayı daha kuvvetle çekti. Onun çektiği su ile havuz dolmuş idi. Su içmek isteyenler her taraftan onun etrafında toplanmıştı. Bu rüyayı peygamberi ile evvela Hz. Ebu bekir'in sonra Hz.
Ömer'in risalete geçeceklerine işaret olduğu ifade ediliyor. Hatta bu hadis-i şerif dahi mucizatı Nebeviyeden olup hakikaten Hazreti Ebu Bekir Sıddık radiyallahu anh iki sene küsur hilafet yaptıktan sonra Hz. Ömer hilafete geçmiştir. Ömer'in hilafetinde bütün Kisra'nın mülkü fethedilmiş Mısır, Şam gibi büyük beldeler İslam eline geçmiştir. Hala bütün cihan Hz. Ömer'in bu fütuhatına hayrandır. Kasım Muhammed b. Ebibek der ki: Bir gün Aişe şiddetli baş ağrısına tutulduğundan ölüme sebep olacağına işareten vay başım demesiyle Rasulullah Şayet sen benim hayatımda vefat edersen ben senin için istiğfar eylerim buyurdu. Altmış üç Aişe radıyallahu anha bu kelamdan müteessir olarak vay başıma gelen vallahi azim benim vefatımı muhakkak arzu ediyorsun. Benim vefatım günü akşamı beni unutup zevcelerinizden biriyle yatacaksınız değil mi diye hiddetlendi.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Aişe'nin hiddetini teskin için, ey Aişe, sen merak etme, vazgeç o vay başım sözünden, ben senden evvel vefat edeceğim. Sen daha çok yaşayacaksın. Hakk'a ki ben şimdi niyet ediyorum. Ebubekir ve oğluna haber göndereyim ve ona benden sonra hilafete vasiyet ve muahede edeyim. Zira sonra bir takımları bir şeyler demesinler. Başkaları hilafet arzusunda bulunmasınlar. Fakat sonradan hatırıma geldi ki zaten Allahu Teala Hazretleri Ebu Bekir'den gayrısına hilafeti eba eder ve bütün ehli iman da müdafaa eder buyurdu. Veya şu son fıkranın takdim veya tehiriyle Allahü Teala Hazretleri def ve bütün ehli imanda eba eyler buyurdu. Yani benden sonra hilafete Ebu Bekir Sıddık'tan başka hiçbir ferdi tayin ve intihap edemeyecekler demektir. Fakat Ebu Bekir'in mahdumunun davetine niyet buyurmasının hikmeti mahsa içtihat ve meşveret makamında veya mahsa Hz.
Aişe'nin hatırını teselli ve tatyib makamındadır dediler. İş bu hadis-i şerif mucizatı nebeviyeden olup Ebu Bekir-i Sıddık'ın hilafetine nass-ı sarih olabilir. Cübeyr bin Mut'im der ki Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nezdi risaletpenahilerine bir kadın gelip avdet ederken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o kadına tekrar nezd-i risaletpenahiye gelip müracaat için emir ve irade buyurduk da kadın ya Resulallah ben buraya gelip de seni bulamazsam ne yapayım, kime müracaat edeyim dedi. Resulullah Hazretleri o kadına cevaben şayet sen beni bulamazsan Ebu Bekir'e müracaat eyle buyurdu. Bu hadis-i şerifte Ebu Bekir Radıyallahu Anh Hazretlerinin hilafetine işaret olmakla hem Ebu Bekir Sıddık'ın sair sahabeden efdaliyetini ve hem de mucizei nebeviyeyi müşirdir işaret buyurmaktadır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Amr b.
As'ı Zatürüs-sellasil nam gaza'ya ordunun emiri olarak göndermişti. Amr b. As der ki: Gazali-i Mezkur'dan avdetimizde ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzuruna varıp, ya Resulullah bütün nas içinde en ziyade kimi seversiniz dedim. Buna cevaben Rasulullah hazretleri Aişe'yi severim dedi. Tekrar ben ya Rasulullah erkeklerden en çok sevdiğiniz kimdir dedim. Rasulullah hazretleri onun pederidir buyurdu. Yani Aişe'nin pederi Ebu Bekir'i severim demek istedi. Tekrar ben Ebu Bekir'den sonra kimi seversin dedim. Ömer b. Hattab'ı buyurdular. Böyle birkaç kişiyi daha saydı, sonra ben de sükut ettim. Yani Amr b. As kendisi o seferde Ebu Bekir ve Ömer Hazeratı da içinde bulunan askerler üzerine emir tayin olunduğundan nas içinde, insanlar içinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin en sevdiği kendisi olduğunu zannetmişti. Halbuki öyle değilmiş.
İbn-i Ömer radiyallahu anh der ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kim kibir ve azametinden dolayı esbabını yerlere sürüklerse Allahü Teala Hazretleri yevm-i kıyamette o kimseye nazar-ı rahmetle bakmaz buyurdu. Sonra Ebu Bekir radiyallahu anh, ya Resulallah benim esbabımın bir tarafını ben dikkat etmeyip de toplamasam yerlere sürünüp düşüyor nasıl edeyim? Dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Ebu Bekir'e cevaben Sen onu kibir ve azametinden ve huyeladan yapmıyorsun buyurdu. Sen öyle mütekeb bireyinden değilsin. Bu kelamın sana şümulü yok demek istedi. Değerli neşelerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünü de burada nihayete erdirmek istiyoruz. İnşallah bir sonraki bölümümüzde yine Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirahü'l-Asis'in Hazreti Ebu Bekir Sıddık isimli eserinden Hazreti Ebu Bekir'i tanımaya inşallah devam edeceğiz.