Dünyadaki ve Ahirete Doğru Yolculuk ve Azık | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Dünyadaki ve Ahirete Doğru Yolculuk ve Azık
Dünyadaki ve Ahirete Doğru Yolculuk ve Azık kaydında Efendimizin ruh tayivelerine ehline ashabına, peygamber nizam ve fira nizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç irtiass-ı şerhi. Ve azığınızı alın. Azıkların en hayırlısı Allah'tan korkmaktır. Yani ahiret azığınızı çirkin şeylerden sakınmak şeklinde kabul ediniz. Çirkin şeyler Allah'ımızın razı olmadığı…
Efendimizin ruh tayivelerine ehline ashabına, peygamber nizam ve fira nizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç irtiass-ı şerhi. Ve azığınızı alın. Azıkların en hayırlısı Allah'tan korkmaktır. Yani ahiret azığınızı çirkin şeylerden sakınmak şeklinde kabul ediniz. Çirkin şeyler Allah'ımızın razı olmadığı halleridir. Habibi Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem men buyurduklarıdır. Şer'an aklın kabul etmedikleri ne ise odur. Zira azıkların en hayırlısı Allah'tan korkmaktır. Yoksa yiyeceklerden elde edilen azık değildir. Sözün özü şudur ki insanoğlunun iki yolculuğu vardır. Birisi dünyadaki yolculuğu, diğeri de dünyadan yolculuğu. Birisi dünyadaki yolculuğu. Buradan Konya'ya gider. Kütahya'ya gider. Bolu'ya gider. Mesair yerlere gider. Urfa'ya gider. Bir böyle yolculuğu vardır. Diğeri de dünyadan yolculuğudur. Buradan bizim öbür aleme olan yolculuğumuzdur.
Bu muhakkak başımıza gelecek. Bundan kaçmak mümkün değildir. Kuran-ı Kerim'i bir senesi Cuma suresinin, Cuma suresinin hatta var burada. Birinci sahifenin alt kısmında sanki bizim hayatımızı da haber veriyormuş gibi Mevla-yı Zülcelal'imiz buyuruyor. İslam'ın. Bu ölüm var ya, siz ondan korkuyorsunuz. Çekiniyorsunuz, istemiyorsunuz. Ne kadar istemezseniz de Bu sizin başınıza el geç gelecek. Hepinizin başına gelecek. Ne yapmışsanız size haber verecektir. Kuran-ı Kerim öyle bir kitabı kerim ki hayran kalmamak mümkün değil. Umum olarak zaten tavsiyedir. Kuran azimüşşan'ın bir ismi de nedir? Zikirdir. Zikir, yani öğüttür nasihattir. Bir de ayrıyeten surelerde öğüttür ve nasihattir. Bir Bakara suresi öyle bir nasihat ki Hazreti Ömer radıyallahu anh deve kesip Ashab-ı müziğine ziyafet verdi. Bakara suresini okudun diye. Ne var? Biz bunu süratle okuyorsak iki saatte bitiririz. Bu saate kalmaz.
Öyle okuma değil. Her okuduğu ayeti celileyi, cemileyi yaşamak suretiyle. Bu hayatımızda ne yapmışsak ondan sorguya çekilmek üzere. Bara suresini bitirdi. Her bir ayetini yaşamak suretiyle bundaki muvaffakıyetinden dolayı Ashabı bütün efendilerimize deve ikram buyurdular. Sureler ayrı bir mevaza. Ayetler ayrı bir mevaza. Ayetlerin içerisinde öyle bir bütünlük var ki Allah'ımız bir kelimeden sonra ikinci bir kelime onun adeta bir tefsiri mahiyetinde. Onu açıklıyorum. Açıklıyorum. Daha bir açıklamasına geçersek, o bizim evrak ve ezkarımızda son derece riayetimize bağlı. Murakebelerde, büyüklerimizin dediği gibi nefsimizin tamamen hakr olup ruhun kemaliyle elde ediyor. Odunluk iş güç ne olacak? Bizim bayağı da bir işlerimiz var. Kış gününde odunumuz, kömürümüz belki buna ihtiyaç duymayanlarımız var ama diğer yiyecek içeceklerimiz var. Bunların hiçbirisi mani değildir.
Dünyadaki ve Ahirete Doğru Yolculuk ve Azık ne anlatıyor?
Dünyadaki ve Ahirete Doğru Yolculuk ve Azık kaydında Efendimizin ruh tayivelerine ehline ashabına, peygamber nizam ve fira nizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha üç irtiass-ı şerhi. Ve azığınızı alın. Azıkların en hayırlısı Allah'tan korkmaktır. Yani ahiret azığınızı çirkin şeylerden sakınmak şeklinde kabul ediniz. Çirkin şeyler Allah'ımızın razı olmadığı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çok iyi gayret gösterirsek Esma ile müsemma vardır. Biz bunu anlamıyorum ne demek. Esma ile müsemma ne demek? Kainatla bütünleşmek nasıl ki ilahi alem ile bütünleşildiği gibi kainatla Her şeyin aleyhissalatü vesselam efendimizin mübarek sözleriyle ya Rabbi beni eşyanın hakikatine eleştir. Biz görüyoruz, eşyayı görmeyen yok ki. En çok memleketimiz itibariyle dağlar çok görünüyor. Ara ara ormanlarda görünüyor. Bazen şelaleler onları da görünürür. Dereleri tepeleri hayvanatı görüyoruz, insanları görüyoruz. Birçok mahlukat görüyoruz. Bu görme değil işte. Öyle bir görüş ki Muhyiddin Arabi hazretleri buyuruyor ki siz cemadatla konuşacaksınız. Cansız varlıklarla siz konuşacaksınız. Fakat oraya sofra sermeyi ileriye geçin. Hayvanat sizinle konuşacak. Hiç duyduk mu? Mürşidimizin bir yerde kalmıştır. Asıl kerameti bu.
Orada bir kuşun hap-u-an dediğini bizim rit-u Rit diye ötüyor diye bildiğimiz kuşun bir tanesi hak-u Kuran kuşu. Ne olur şimdi olsun sarılalım hayatta bunların. Ölen biziz, onlar hayatta. Çünkü hayatları rahmani alakalarla olduğu için rahmani olması sebebiyle diridirler. Şimdi olsun rabıtasını bol yapalım. Bir aynileşelim, aynileşelim. Aynileşme, benzeme değildir. Onda erimedir. Nakşi yolunun iki özelliği var. Herhalde buraları anlamakta zorlanacağı bir hadise gelecek. Bunu deyim de insibağ ve inekaz. Bizim bir hocamız var. Sizi tenzih ediyorum yalnız. Gittim diyor. Ayet okuyorum. Anladıklarımı. Hadis-i şerifler yok. Çiftçiliğimi anlattım artık. Çiftçiliğimden bahsettim çünkü anlamıyordum. O bizde tarağımız olmazsa biz aynileşmenin ne olduğunu zor anlarız. Aynileşme bu Niyazi'den de Mevla görülüyor. Her şeyi Mevla. El, ayak, göz, kulak, onur ile hareket ediyor. Dedi.
Üstadımız kitap ellerinden düşmezdi ama bir satır okur. Bir saat görüşürdü o ayrı. Bir tanesi diyor ki efendim askerliğini anlat. Ayetlerin okuyun, anlamayınca bu. Biz mürşid-i kamillerimizin alanına girmemiz gerekir. Nasıl gireceğiz? Biz o alana nasıl gireceğiz? Abdullah Dehlevi hazretleri dört tane esas koydu. Bu kapılardan içeri girdiğimiz zaman bu nimete mazhar oluruz. Birincisi def-i havatir. Şeytandan da gelir, nefisten de gelir, melekten de gelir. Rahmanla Allah'tan. Ne güzel söylemişler, mecelle kaidesiyle başta yolun taşının arınması gerekiyor. Mani ile muktezi bir araya geldiği zaman evvela mania kaldırılıyor. Sonra yola devam ediyor. Biz nefsimizin arzu ve isteklerini tamamen yok edeceğiz. O bizden ümidini kesecek. Şeytan ben yaklaşamam diyecek. O yaklaşamam demesi esselamle. Bunu üstadımız çok zordur. Çok dinledik biz aslında onu. Çok söyledik bunları.
Biz o zaman muhlis ismi fail, muhlas ismi mefkuldür. Samimi olmak Allah için diyordu. Fakat oturtamıyorduk bunu bir türlü. O da onun özünü biliyordu. Bunu bizim gibi insanlar değil hocalara anlatıyordu. Onlara soruyordu. Bizim vaizlerin bir kurs oldu Kastamonu'ya gittik. Şuna inanalım insanlar alim peşinde dolaşmaktan ziyade arif peşinde dolaşıyor. Aşıkların peşinde dolaşıyor. Gönlü nur kimselerin peşinde dolaşıyor. Ahmet bin Hanbel hazretlerinin yalınayak gezen bir dervişin kapısına boşuna gitmiyor. Bir İmamı Azam rahmetullah Ali Şeybanı ra'yı ile boşuna alaka kurmuyor. Mahiriz hocamız halledemediği meseleyi dağda deli divane gezen Mehmet efendiye boşuna soru sormuyor. Aşık istiyorum. Yoksa alim çok. Mu? Arif istiyorum. Orada çok güzel malumat sahibi insanlar var. Tefsir yapıyorlar, hadisten ders veriyorlar. İslami ilimlerden. Fakat Mehmet Feyzi Efendi'nin evi tıklım tıklım dolu.
Sebebi ne? O gönlündeki nur onu, insanları ona çekiyor. Buraya diğer yerlerden, çevrelerden, çevre memleketlerden gelenler oluyor. Dedemin icazet aldığı veya okuduğu hocalar da var. O hocalardan bir tanesi diyor ki evladım. Mustafa efendi dedem için onu beni biz okuttuk. Niye ona geliyorsunuz da bize gelmiyorsunuz biz daha halimiz dediğinde o kimsenin verdiği cevap çok manidar. Hocam biz arıya benzeriz. Çiçeklere koyuyoruz. Sizin çiçekte tek bal görmüyoruz. Fakat Mustafa efendinin Es'adi El birliği hazretlerinin görevi vermesi Onda öyle ballar meydana getirmiş ki maneviyat balları biz ondan istifade ediyoruz. Bu görevi veriş bir diyelim kaymakam, kaymakam vali olarak vali içişleri bakanı olarak, içişleri bakanı daha da bir üstün makama geçme suretiyle değil bu. Bu her şeyiyle lütuf ve ihsandır o. Bir yönüyle vekalet olmaz. Her yönüyle vekaleti verir.
İlimde de verir, irfanda da verir, vesail hususlarda da verir. Dünyevi bütün meselelerde ona bakış açımızın ne olması gerektiğini de verir. Vermediği hiçbir şey yoktur. Yeter ki alnı binsin. Aleyhissalatü vesselam efendimiz o yöne giremedin. Böyle daha iyi olacak. Herhalde bir yorgunluk mu oluyor neyse anlamada zorlu olabiliyor. Tabi haklısınız. Buyuruyor ki aleyhissalatu vesselam efendimiz ya Abdulkadir, pek konuşmuyorsun. Diğer kimseler konuşuyorlar, görüşüyorlar. Diyor ya Rasulallah, Irak geldi. Çok fasih konuşur. Ben ise konuşamıyorum deyince ağzını aç buyuruyor. Mübarek tükürüklerinden altı tane bıraktı. Biz bunu menkıbelerde nasıl görüyoruz? Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem Abdurrahman amcayı buraya getir. Tüprüğünü bıraktı diye düşünüyoruz. O tüpüğün, Er dinlerseniz konuşacağım. O tüplülüğün bir tanesi ilimdir. İkincisi irfandır. Üçüncüsü takvadır.
Dördüncüsü ünsiyettir. Boşuna değil o tüpler. Verildiği zaman göre ve vazife bir yönüyle değil her yönüyle. Aleyhissalatü vesselam efendimizi biz baktığımız zaman herkesin kendi bakış açısına göre değişir bu. Gönüldeki irfana göre değişir. Kalpteki halimize göre değişir. Bir devlet reisidir. Aile reisidir. Bir muallimdir. Bir öğrencidir. Bir fakirdir. Bir zengindir. Çünkü o En güzel örnektir her konuda. Biz diyeceğim şu bize söylenecek söz kolay olsun. Anlayabilelim. Anlayacağınız aldığımız evrak ve ezkara dikkat edelim. Belki buna dikkat ediyoruz. Bunun yanında kaçırdığımız yerler azamızdır. Bir doktora gidildi. Büyüğümüz buyurdular ki ben hep dikkat ediyorum. İlaçlarımı kullanıyorum. Neden bu şeker rahatsızlığı çok yüksek görünüyor? Hep dikkat ediyoruz. Eczacı, önümüzde ruhu şad olsun, çok kıymetli bir kimseydi. Efendim, meyveyle aranız nasıldır? Doktor meyveyi çok severim.
İşte efendim burada ölçü kaçıyor. Meyve de belki yedi eriktir. Kirazdan beş tanedir. İşte bu kadar. Zaten perhiz yok. Tahdit vardır. Bir sınırlama vardır. Buradan anladı. Bir meyvenin fazla eğilmesinde şeker yükseliyor. Bizim gözümüzün haram yemesi, kulağımızın, ayağımızın bu azalarımızdan kaçırıyoruz. Eğer dikkat etmişsek Ehlullah'ın çok önemli bir özelliğini görürüz. O da sükuttur. O da dedemin bir evladı. Rahmetullahi. Hanımına şunu der. Hanım, beni çok konuşturur. Melekler ne konuşursak onu yazıyor. Bu kimse üstadımızın üstadına efendim onu vekil tayin buyurabilirsiniz dediği kimse. Bu anlayış, bu düşünce, bu güzellik anca güzellerde oluyor. Görev verilecek bir başkasını gösterecek. Kemal halidir. Sormuşlar ya Muhyiddin Arabi hazretlerine, efendim bize çok büyükler anlatılıyor işte sağda solda, Risaleir yerde. Bunların özelliklerini söyleseniz nedir bunların?
Biz nasıl bileceğiz bunları? Kemalat demiş. Efendim sadece bir kelime ile bırakmayın. Başka özellikleri yok mu? Eğer çok istiyorsanız, onların şartlarını söylememi, kemalatını gizlemektir. Biz bu konulara giremeyeceğimiz belli oldu. Cenabı Hak nebilerden birisine rüyada vahyile, Rabbımızdan haberler geliyor. Buyuruyor ki Rabbimiz altın bir tas bunu hep gizleyeceksin. Allah'ımızdan emir aldığı için yeri kazıyor. Hazıyor. O altun tasa oraya gömüyor. Altın tas deyince Yusuf aleyhisselam da hatırıma geldi. Onun büyük bir siyaseti. Bünyamin'i yanında bırakmak için o buğday çuvallarının içerisine bir altın tas bırakıyor. Her yönüyle vekalet verildiğinde nübüvvet olarak da olur, risalet olarak da olur. Velayet de olur, irşad da olur, her şeyiyle verir. Bakın bu anlayış veriyor kendisine. Gizliyor, ne kadar gizlese dışarı çıkıyor.
Rabbımızdan bunun sebebini sorduğu zaman hikmeti güzel olan amel ve taatler ne kadar gizlense bile insanların gönlünde zahir oluyor. Bu timil taş hocamız vardı. Onunla bu yakınlardan bir tanesi alaka kurardı. Görüşürdü. Timur Taş hocamız demiş ki ben Hacı Hasan Efendi'yi görmedim. Fakat ismini duyduğum zaman benim tepemden tırnağıma kadar bir sıcak su iniyor demiş. Bunu açık söyleyeceğim. Konya'nın hayvanlar. Hayvanı bir müezzin görevini yaptı, caminin önünde oturuluyor. Oturulurken tanışma esnasında bizi tanıdı. Dedi ki ben Hasan Efendi'yi görmedim. Fakat anıldığı zaman şu içime bir sıcak, bir tatlının bir rahatlık geliyor. Cidde de bir profesör var. Demişler ki Hasan efendi Mekke-i Mükerreme'de bulunuyor. İsmini duyduğu andan itibaren bir titreme almış. Bu zat kim dil demiş. Ben kendimden geçiyorum. İşte bu altun tas hepimizin öyle olması gerekir.
Ne kadar gizlense, ne kadar söylemese hadlerde bir muhabbet, gönüllerde bir zevk. Bunu şu şekilde izah ederler. İnşallah hata etmem, Sufyani Sevri, Gaddesallahu Sırra bir başka kimse de olabilir. Böyle bir kuş başını teleğinin arasına gizleyerek önüne düşmüş. Nedir bu deyince biz Cenabı Hak'tan haya ettiğimiz için hayvanat da haya diyor bizden denir. Demek ki her şey bizimle alakalı. Allah'ımız mükafatlandırıyor. Onun için bu ayet celleyi biraz uzattım mi o? Mükafatını daha güçlü ihsan ediyor. Dönüldüğü zaman kendisine. Burada bizden hep istenen şu. Çok kez diyoruz. Yine diyorum. Vagonu rayların üzerine koymak. Şu anda bizim halimiz dağı tırmanıyoruz. Keşke de tırmanabilsin. Çünkü nefsimizin arzu ve istekleri ateşin şeraresi gibi gönülden daha bitmemiştir. Nasıl bitmez? Biz kötülükle yaptığımız yok. İşte İbrahim bin Edhem. Şeyhi imtihan eder, demir ayakkabılarla gökçesine basılır.
Et sıyrılır, kemik bölünür. Ne söylerse bana haber verir dediler. Şafi-i Belfin hazretleri. Şöyle hafifçe döner düşünelim kemik görünecek şekilde et sıyırmış o benihta kaldı der. Veli padişah. Ben eğer o padişahlığı mussaydı belalarını bu yönde. İfade edilince, Fendi hazretlerine demek deliğin kokusu var daha onda diyor. O kokunun ne olduğundan değil. Ama ne olacak? Zamanın kutluu olacak. Bizim aman ha rabıtamız, kalbi, alakamız devam etsin dediğimiz, sadat-ı kiram hazaratıdır. Arkamızdaki güç çok kuvvetli ama yakışmazsak biz ne olacak? Telefon açtı üstadimiz bir yere. Biraz öfkemi mazur görün, üzüldüğüm için görün. Her sokağın başı fuhşiyat olduğu için üzülüyorum. Tahammül edemiyorum. Buna iman dayanmıyor. Hep Allah'ın kulları. Bir gayret istiyor. Ben bir şey yapamıyorum ki elimizi kaldırıp seccadede seccadede secde kısmını gözyaşlarıyla ıslatmadıkça olmaz bunu.
Tam cami gönülden sarıldığımız zaman olacak. O telefon, nereli telefon? Gönlümden buyurdu, sana iki tane tel verdi. Ne demek bu? Evliyaullah'ın himmeti boşuna değildir. Hazreti Fatih cahilü fillah bozuktur niyetin. Enbiyau evriyaya istinadım var benim. Bir himmet benim. Kendi başımıza yapacağımız bir iş yok. O şu kadar olur. Çok kuvvetli bir şekilde vagonu iteleriz. İtelediğimiz karar gider. Ama lokomotife bağlanırsa Sıddîk-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen mürşid-i kamilimize bağlanırsa o zaman götüreceği yere kadar götürdü. Hocalardan bir tanesi yakında hitap etti. Efendim bir rüya gördüm. Ben merdiven çıktım, merdiven ayaklarına basıyorum. Merdiven oturmak için değildir basmak için. Bize hep merdiveni gösterdiler. Fena fillaha kadar. Hepimizi anlattı onu Üstadımız bize. Çıktım dedi, iki merdiven ayağı kaldı. Oraya da siz elimden çıktınız, beni çıkardınız.
Buyurdular ki siz belli bir yere kadar gelmişsiniz. Ondan sonraki bilmiyorum, o hali çünkü onu elde etmek gerçekten insanı öyle bir hale getirir ki kendinden eser kalmaz, melikur ile olur. Yani zikrettiği Mevla'da yok olur. Ne büyük hedefler göstermişler bize büyüklerimiz. Diyorum şu hayat rüzgarı başımızda kestiği sürece yapışalım. Çok kuvvetli. Onlardan güç ve kuvvet himmetleriyle, edep ve imkanlarıyla alırsak çok büyük istifademiz olur ve faydalanırız. Bunu umum olarak da talep edebiliriz. Şahıs olarak da talep edebiliriz. Ne olur bu fakire bir ümmetiniz olsun Rabbimizin izniyle dersek, izni ilahi olmadan da bir şey yapamazlar. Bir yaprak dahi kitabı kerim'de Cenabı hak buyuruyor, izni ilahi olmadan yere yaprak düşmesin. Halık'ımızın emrinin dışında hiçbir şey olmaz. Hep onun emriyle olur. Biz yalvarırız, yakarız, dua ederiz.
O dua haline gelmedikçe Rabbimiz duaya müsaade etmedikçe yapamaz. Onun gönlü bilir o zaten. İster isteyelim, ister istemeyelim o hale gelince onu bir güç kuvvet durdurmaz. Sami Efendi hazretleri ifade buyururken bu ayet çok önemliydi. Siz ölürüm diye korkuyorsunuz. Ne kadar korksanız da gelecek sizin başınıza başınıza. Açı, gizliyi her şeyi bilen Rabbimize döndürüleceksiniz. Öyle olmasa bu hayatın bir anlamı olmaz zaten. Bazen çok neşeli anlarımız oluyor, bazen kederi anlarımız oluyor. Hep onlara da ne diyoruz? Bir ulu divan var. Bir huzura çıkacağız. İş olduklarını size haber verecek diye buyruluyor. İki yolculuk. Birisi dünyaya olan yolculuk. Diyelim bir şehirden diğer bir şehre olan yolculuk. Zaten hep yolcuyuz. Yolcu olmadığımız zaman var mı? Ruhlar aleminden ana karnına düştük, bir yolculuk yaptık. Ana karnından dünyaya yolculuk yaptık.
Dünyadan ananın kucağında, babanın bağrında yine yolculuk yaptık. Sonra büyüdük, geliştik. Evlilik çağına geldik. Yine yolculuk yaptık. Ne ile yaptı? Elbette vasıtalarla yaptık. Sonra hayatımızın sonunda bu yolculuk devam etti. Ah o kardeşimiz olsaydı beyaz yolcu diye çok güzel sabah da tefekkür-ü mevtte okudu. Onun yaşlerindenydı. Beyaz yolcu diye tabutun üzerinde Cenabı Hak yaya yürütmüyor. Yine kabre kadar yolculuğu. Yolcu olan kimseye ne denir? Güle güle. Bize güle güle dinecek mi? Ailemiz, çocuğumuz, çoluğumuz, eşimiz, dostumuz, akrabamız, komşumuz sen hayatını en güzel şekilde geçirdin. Biz senden iyilik gördük. Kötülük görmedik. Haydi selametle diyecekler mi acaba? Acaba? Dünyadaki yolculuğunda mutlaka azık lazımdır ki o da yiyecek taamdır. Dünyadan yolculuğunda da mutlaka azık lazımdır. Ancak bu azın, azık dünya yolculuğunda olduğu gibi yemek ekmek değildir.
Dünyadan ahirete giderken alınacak azık Allah'ı tanımak. Sevmek, ondan başkasından yüz çevirmek. Devamlı ona taatle meşgul olmak, ona muhalefetten sakınmak ve yasaklar yasaklardan kaçınmaktır. İşte bu azık dünyadaki misafirin azığından daha hayırlıdır. Zira dünya azığı seni sona erecek olan bir azaptan kurtarır. Ahiret azığı ise ebedi azaptan kurtarır. Dünya azığı fanidir. Ahiret azığı ise sanki baki, ahiret azığı ise seni baki, halis lezzetlere ulaştırır. O halde ey akıl sahipleri benden korkun.