Giydiği ile övünür. Ve'l-merakibü'l-fa-seniyye. Arabası da en güzel arabalardan olacak. Şu son zamanda en çok tutulan araba ne ise onu ister. Yakar kalkar onu korur. Gider öğretmenler odasında bir ses bağlılık, çığlık şu araba üstündü, şu ondan daha iyiydi, BMW'ler çıktı, Mercedes'ler artık kaldı, Mercedes'lerin artık spor tipleri çıktı, şöyle böyle konuşur durur. Cerican'la bile yakıtı elde edilen arabalardır, daha sonra hava trafikleri de konuşuluyor, konuşur durur. İbret almak için olur ama boş yere konuşmak bizi mahveder. Ve hubbur riyeyse, başrol arzusu ve talebü'l ölü yüksek olmak istiyor ve tabasbüsü, sulaniye, zenginlere bir çay için tabasus'ta, daltaklanıyor, bir çay, içeceğin bir çay. Yiyeceğin bir kebap, bir kebap için. İşte ermacuk şurada bir kebap yiyelim, kendisini bahane. Yoksulları böyle biraz durumu zayıfsa onlara itibar etmiyor.
Müslüman kardeşine karşı içinde bir kin var. Hakkı terk ediyor. Dünyaya çok düşkün. Görüyoruz. Yeni evler. Ödül almış olan evler, bilmem ne olacak. Şimdi oturdum o eve. Ondan sonra bir başka daha çıkacak. Ona da oturdum. Bir başkası daha çıkacak, onun arkasından yetişemez. Yeniliklerin hadliyesi ne ise onun da en güzeldir. Hizmet için müstesna. Uzun endişeler, veriyase, veriyes, gösteriş, ve süma, yaptığı hizmetlerin duyulmasını istiyor. Ve dıybudsar gönül çok dar, hızlı bir şeyden adeta çıldırır gibi hal oluyor. Ve'l-ferahu bid'dünya ile rahatlıyor. Ve'l-huznu ala-fe'ye dünya elinden gitti mi her şey yıkıldı. Vel'-acene çok acele hareket ediyor. Bir şahitine bakalım, bir ispatı var mı? Duydum, böyle, hayır, duyduğumuz olmaz mı? Bir de karşı tarafı dinleyeceğiz. Böyle acele hareket etmek bizleri mahveler ve çok da pişman oluruz.
Siz şimdi kızacağınız bir insana sevgiyle karşılayacak olursanız hakikaten gönülde nur parlar. Büyüklerimiz diyorlar ki kemalatın işareti, size düşman olan bir kimseye dostça konuşabiliyorsanız bu büyüklüğün işaretidir ve içinize zevk gelir. Ya bizim Mustafa Mehri, bu fakülteleri bitiren bir kimse değil ama verrasipune fil ilim olur inşallah. Belki de ondandır. Gönlüne verilmiştir belki. Diyor ki bir insanın düşüne vuracak olsan hiçbir fayda elde edemezsin ama sırtına vurursan, şöyle bir iltifatla çok ondan verim alırsınız. Şu ineklerden biri, inekten, eğer diyorlar ineğe kısın, sen neden kaçıyorsun bir türlü tutamadım deyip duvarından böyle bir çekmeye çalışsan süt alıyor. Ama beni seve seve okşaya okşaya boynuna bir elinizi koyup seve seve verim pazarlanıyor. Bir öğrenci de öyle. Geçen Kuran kursunu da okuyan bir çocuk sekiz sayfa ermiş. Hocası bunu dövmüş.
Dövünce yeri değiştirmiş, yine de azimli çocuk. Değiştirdiği de verimli değilmiş. Efendim aynı yeri de okuyun. Oku dedim ve tembih ettim der alim. Aman o hocaya söyleyin çocuğa dokunmasın yazın. Ne nimeti? O çocuk gelmiş, okumak istiyor Kuran-ı Azimüşşan'ı. Kızıldığı zaman gelmek istemez. Ve billetür rahmet şefkat diye bir şey yok. Bak çocukları sevin. Bir çocuğu sevdiğiniz zaman öteki kafasını uzatır. Hocam beni dese, bir diğeri beni dese, eğer o çocuğa sert muamele yapılacak olsun onu yırttınız dedi. Verim davranmaz. Evdeki durumu da çocuk der ki, evde derler ki çocuğun psikolojisi bozuldu. Neden? Hocasının muamelesindeki adaletsizliktir. Bizim hocalarımızdan biri, din dersine giriyor. İbrahim Çelik, Rahmetullah aleyh. Sınıfa girerken bir sınıfta on beş yaşındaki bir çocuğun kadın hocalardan birisi, hoca hanımlardan birisi azarlıyor. Onu hanımın azarlamış olduğu, rencide ettiği.
Öğrencinin notu üç, çok az. Onu onore etmek için. Yani bir hoca demek pedagog demek. Rukiyi misin? Halini, tavrını çok iyi bilecek. O çocuğun acaba evde annesiyle babasının durumu nasıl? Kardeşleriyle nasıl? Ekonomik durumu nasıl? Hep bunlar çocuğa, te'sirde bulun, te'sir edelim. Adam seksen yaşına varır ama annesiyle babasının daha beş yaşındayken yapmış olduğu kavga onun gönlünde ve kafasında yeridir. Onu hatırla. Acaba ne etkilemiştir o çocuğu? Üç iken yedidir. Çocuğun gözü parlayıverir delikanlı. Sevinir. Böyle gözetlemek, yani dört buçuk beş ile uğraşmanın bir faydası O dört buçuk beşleri başka yerlerde düşünmemiz lazım. O çocuğun istikbalde nasıl faydalı olacak, nasıl insanlara hizmet edecek diye devamlı muhafaza etmek, koruma, zaten bu şekilde de eğitimler devam ediyor.
Telefonları var annesine babasına telefonlar atılıyor, evlerine giriliyor, çocuklar sevindiriliyor, memnun ediliyor, bilhassa evlerine varıldığında çocuğun bir de arzusu var anne ve babasının yanında sevginin zuhur etmesini istiyor. İşte bu öğrenciyi çok seviyorum, çok güzel, hakikaten başarılı, siz de buna gereken itinayı gösteriyorsunuz deyip anne ve babayı ayrıyeten çekip. Çocuk pek çalışmıyor. Derslerine de riayet etmiyor. Ben böyle dedim bozulmasın diye ama bunun kahvaltısını irkenle yapın. Çocuğun arkadaşlarıyla buluşmasını olun. Ne diyerek korumaya ve muhafaza etmeye çalışmalıdır. Velhuzne ala efefet Dünyanın elinden gitmesine üzülüyor. Aceleci hiddet, gıldetur rahim şefkat diye hiçbir şey yok. Şimdi bir öğretmen öğrencisi için aynı zamanda anne ve babadır. Anne ve babasının da yerine göre irşadçısıdır. Ona bak riayet edin, yaşantınıza dikkat edin, çocuk etkileniyor.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin çocuklukta alınan bilgi mermere kazınan yazı gibi yaşlandıktan İlim boğazlanmıştır diye ne zaman buyuruluyor? Evlenince ilim iki ayak arasında boğazlanmıştır. Kafası dörde bölünmüş, hanımıyla geçimi var, kaynanası var, kayınbabası var, kendi babası, kendi anası, etrafı var, yiyeceği, içeceği bunları temin edeceğim. Bunu nasıl okuyacağım? Evin elektriğiydi, suyuydu, diğer ihtiyaçlarıydı. Bir de okula devam vardı. En, kafaların çalıştığı an, gençlik zamanıdır. Bir ağaca dahi aşı yapılacağı zaman, yaşlanmış ağaca hiç bakmıyor. Ama su yürümeye müsait dallarında taze ona aşı yapıyor. Yaparım ve tutar diyor, tutuyor, diğerini de tutmuyorum. Efendimiz de sallallahu aleyhi ve sellem hep genç ağaçlara aşı yapmış. Çok uzun gideceğinden dolayı, kısaltıyorum, on beş yaşında kılıç kuşandırdığı kimseler var. Yirmi bir yaşında vali olarak tayin ettikleri var.
Yaşı yirmi beşe varmaz muallim olarak tayin buyuruyor etrafa irşad tebliğ ve davet için. Vahiy katibi olarak tespit buyurduklarının yaşları da çok genç. Ibadetlere karşı da çok gevşek olur. Onun işi gücü insanların kusuru. Şu niye şöyle diyor, bu niye böyle diyor, bilmem ki. Boş. İlim İslam'ın canıdır. İmanın en güçlü desteğidir, bireyidir diye buyuruyor aleyhissalatü vesselam Efendimiz. Dedikoduyla elde etmedik. Vel miravu velci de onunla bununla çekişmeyle de elde etmedik.
Ben anil cürre ve seher biz uykusuzlukla, açlıkla ve lüzumu la'mer ve lüzumil amer amellere riayetle elde Biz diyor bu kalbe verilen ilmi bir kere, bir kere kalbimizi arş-ı Azam'a açıp direk Rabbımızdan istifade ile, onu tanımakla, ahiretin yolunu takip ile, bu yolda gösterdiğimiz sadakat ile, gönlümüzden açılan yol ile, gönlümüze inen nur sayesinde ilmin inceliklerine vak'oldu ve daha sonra da bizde öyle zuhur etti ki, öyle zuhur etti ki hikmet pınarları gönlümüzden aktı, bizde insanlar da faydalı oldu, faydalandı. İmam Malik hazretleri buyuruyor ki ilmi batına gönülden doğan ilme ermek diyor. Bir kere ilmi zahiri de öğrenmekle olur. Çalışmakla olur. Şeridi, farzı, vacibi, sünneti, müstehabı, Kuran-ı Azimüşşan'ı, tefsir, hadis, fıkıh, kelam, beyan, bedi, bunlarla diyor, öğrenmekle zuhur eder. Kendiliğinden olmaz bunlar. Bir çaba ister, bir gayret ister.
Sen zahiri ilme de yapışacaksın ki, ondan sonra da bunlar zuhur edebilsin. Hani bir gün mektebim yok diyen üstadımızın hakikaten malumatı var. Bunu neden söylemiş bilmiyorum. Hazin tefsiri, tefsirler içerisinde müstesna bir yeri var. Hazin tefsiri. Bunu okumuş. Neden böyle demiş acaba? Bizim gibi insanlar herhalde İslam için diye İslam olsun diye demiş. Tarikat-ı Muhammediyeyi okumuş. Okumuş, hakikaten okumuş der ve çok zeki ve kalbine de Cenabı hak vermiş. Soruyorlar, bu ilim nereden geliyor size? Buyuruyor ki ben fişimi Rasulullah'ın prizine takıyorum sallallahu aleyhi ve sellem. İnşallah siz kardeşlerimizle bu gönül aleminin zenginliğiyle birçok hizmetler vereceksiniz. Bir markette dahi marketteki eşyayı, diğerine bir bulaşığa ait, temizliğe ait veya yağ ürünlerinden veya çikilotalardan vesair, olsun, onu sevgiyle koyun bir yere o satılıyor.
Bir öğrenciye şefkatle, sevgiyle, muhabbetle bakalım o başarılı ve gelişiyor. İlim, kalbe verilen ilim, Allah'ımız onu kalbe açıyor. Önüne yerleştiriyorum ve sonra ilim, Çokça nakillerle, bilmem filanlarla, ben ayetler okuyorum, hadisler okuyorum, Hasan-ı bende hazretleri birkaç menfibelerle nelerle geçiştiriyor demeyle olmaz bu. Onun da vaaz ve nasihat notlarında bir ayet iki hadis-i şerif var. Bildiği için bizim seviyemizi, insanları akilları ölçüsü içerisinde konuşun diye buyruluyor. Bundan dolayı misaller veriyor. Siz bir konferansa gidin, inanın çok sözlerini unutacaksınız, başınız başından geçen bir hadiseyi anlatmışsa onu unutamayacaksınız. Ruhu şad olsun. Muhammed Hamidullah'ın bir konferansına gitseniz şu hadiseyi unutamayacaksınız. Bak hepsini yerine göre unutacaksınız. Ama bana Nuta hakkında en yüksek bilgiye erişen bir gayrimüslim geldi.
Hocam benim nota bilgim hakikaten fevkalade. Yalnız Kuran-ı Azimüşşan'ı okudum. Fakat bir yer bizim ilmi ölçülerimize notada biraz ters geldi. Neresidir ona? Hocam, Bakara suresinde en son ayetlerden iki yüz seksen altıncı ayet celiyle, derhal üstat oradaki emze var ya değil yukarıya doğru çeker deyince, Bu kalradır. Bunun için misaller vermiştir. Kuran-ı Kerim'de hiç misal geçmiyor mu? Ahsenel gasas diye. Hikaye demek bizim anladığımız manada gerçek olmayan yarı gerçek hadiseler değil. Gerçek olan hadisedir Kuran azimüşşan'da, nahnu nakus su alike ahsenel kasas diye buyrulan Sure-i Yusuf baştan geçen bir hadise. Bu anlatılır. Bir o zaman Musa aleyhisselamın başından geçen dört yüz sene firavunla mücadelesini hiç anlatma, mentepe ise. İbrahim Aleyhisselam'ı hiç anlatma. Ne olacak? Biz bunlardan ders alacağız.
Siz çocuğa yapmış olduğunuz, sizin gibi kardeşlerimize hazırlanan o güveçler, o türler o yemeklere mi verirsiniz yoksa o türlü de tabağın içerisine bir kaşık alır, sıcak suyla karıştırır, onu yiyebilecek hale karıştırır. Onu yiyebilecek hale getirerek mi verirsiniz? Onu yiyecek hale getirirsiniz. Okuduğu Kuran, okuduğu hadis-i şerifler anlayacak şekilde değil, konuştuğu zümre de belli. Ondan dolayı sulandırarak menkıbelerle vermiş ve batıdaki eğitim diyecek değiliz. Onlar bu şekilde yapıyor. İlim çokça nakletmekle olmaz. Galbe verilen bir nurdur, diye ifade etmiş. Ragıb'da ilmin bir tarifi var. Daha geniş izahlar, ilmi, sema, ilmi, akli ve sem'i, iddia bölümlerine daha değişik şekilde de girer. El ilmu. İdraku şeyhi bir hakikati, bir şeyin hakikatine erimelidir.