Sayın dinleyicilerimiz sizleri Allah'ın selamıyla selamlıyoruz. Müellifimiz muhterem Ali Ramazan Dinç Efendinin Hayat Sanatı kitabından bölümler paylaşmaya devam ediyoruz. Bugünkü konu başlığımız Dünyada İslam. Dünyada İslam. Allahutaala bize örnek olarak nebiler, sıddıklar, şehit ve salihleri gösterir. Nebilerden sonra onlara vekil olan ulema ve Urefadan Hasan Efendi hem derviş hem de mürşitti. Üst ağzını ziyarette verilen saatten iki dakika sonra gelişi kendinden geçmeye, baygınlık geçirmesine vesile olur. Neticede saatlerinin ayarından kaynaklandığı anlaşılınca gecikmenin rahatlar. Üstazı arileri Hasan Efendi buyursun der. Oğlum efendimin emrine muhalefet etmedin. Bizi istemişler. Sen bekle, dedi. Bir müddet beklemenin sonucu müsaadei alileriyle huzuruna dahil olduk. Kayseri'de Sami Efendi'nin görevlisi Şaban Efendi Himmet ehliydi.
Mübarek ellerini öptüğümde duyduğum hazzı hala unutamam. Hasan Efendimiz oğlum sana himmet etti buyurdu. Daha o günlerde çocuktum. Onu bize çokça anlatır, efendimiz tabirini kullanırdı. Sohbetinde Şaban Efendi'nin Kavafoğlu eller dizlerin üstünde başlar bir tarafa eğik, herkes huzur içindeydi. Biri Allah deyince herkes elektriklenir, Allah derdi. Başı öne eğikti. Cemaate başını kaldırıp bakınca cezbeyle feryadı figanlar kopardı. Üstadımız bir şiir yazdı onun hakkında. Beytin birisi şuydu. Unutulmaz göz ucuyla bakışın, maneviyat çengelerine takışın. Sami Efendi Şaban Efendi için şeriat ondan incinmedi buyurur. Şami Efendi'nin kudüsusu ruhu ulefasının hep ayrı ayrı güzellikleri var. Bizim zahiri bakışımızda. Hepsini zikretmek mümkün olmadığı için şu beyti okusak kafi sanırım. Bu gülistan bahçesinde gerçi yüz bin gül biter. Bu gülistandan haber vermeye bir tek gül yeter.
Talaslı Hafız Mehmet Efendi cami temizliğiyle meşgul olurdu. Kayseri'de Hunat Camii'nin ayakkabılıklarını temizlerken gördüm. Son derece hassastı. Cezbe hali vardı. Kuran okunurken ayağa kalkar sağa sola hu hu diye feryat ederdi. Müstazımızın sohbetinde de aynı hal zuhur etti. Halini garipseyenler olunca şöyle dedi. Bu zatın hali beni ayağa kaldırıyor. Haydi siz de konuşun da beni hu hu diye cezbelendirin bakalım, dedi. Kayseri'de üç salih zat vardı. Üçü de hanımından bizardı. Biri de Hafız amcaydı. Bir gün eve et alır kasaptan. Hanımı deden kemikle aldın diye kafasına fırlatır. Başı yaralanan amca kanları silerek başımı kanattın der. Hiç bağırıp çağırmaz. Dereköy'den serbest Mehmet amca gözyaşları dolaylarındaydı. Vefat etti. Koyunları otlatırken uyuyakalır, koyunlar başkasının ekin tarlasına girer. Tarla sahibi öfkelenerek bir taş atar.
Başı kanlar içinde kalan serbest Mehmet amca hiç kısmadan eline bulaşan sıcak sıcak akan kanları göstererek başımı yardın der gevrek gevrek bir sesle. Dere köyün aşağısında Keseriç köyü var. Evliyadan meşhur Mücellit hoca burada meşgul. Bahçesinin suyunu elinden alırlar. Suyu isteyince hiç sulanması mümkün olmayan süpürgelik otu yavşanları sularlar. Hiç kızıp darılmaz. İşiniz bitince müsaade edin suyu der. En çok kavga mahallede sudan olur. Müstahımızın da suyunu keserler. Hiç sinirlenmeden suyu ister. Karşıdaki su hırsızı münasebetsiz söz söyler. Üstazımız bursu ile abdest al guslet der. Bu yumuşak tabiri adam alaylı ifadelerle karşılık verir. Hasan Hoca yoldaş oldun, gündüz gece okur Kuran hece hece. Bu mahalde övgüye mazhar olan İpek Hocamızın üstadımızla geçen hatıraları bir destandır bitmez. Bize şöyle bir hadiseyi tatlı diliyle nakletti.