Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Amin Zami Ramazanoğlu Gaddi Sallahu Sirrahü'l-Aziz'in Bakara Suresi tefsirine inşallah bu bölümümüzde de devam ediyoruz sevgili dinle Şermin. Yeni bir ihsan mektebi programımızla birlikteyiz elhamdülillah. Dünya hayatına dair ayeti kerimeleri bugün sizlerle paylaşmaya çalışacağım. İki yüz on birinci ayet I kerimede kalmıştık, Bakara Suresi iki yüz on birinci ayet I kerimede. Şöyle buyuruyor yüce Rabbimiz. Sor İsrailoğullarına onlara nice açık ayetler verdi.
Allah'ın nimetini geldikten sonra kim onu tebdil ederse yani küfrederek nimetin tebdiline, değişikliğine sebep olursa bilsin ki Allah muhakkak azabı pek çetin olandır. Küfredenlere dünya hayatı pek süslü gösterildi. İman edenleri maskara etmek istiyorlar. Halbuki Allah'a itaat edip onun vikayesine girenler, onun korumasına girenler kıyamet gününde onların üstündedirler. Allah kimi dilerse ona hesapsız rızık verir. İnsanlar bir tek ümmettirler. Allah da nebilerini müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onların beraberinde hak uğruna kitabı da indirdi ki her bir nebi insanların ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hükmetsin. Halbuki kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra birbirlerine karşı olan ihtiras ve hasetten dolayı ihtilafa düşenler kendilerine bundan önce kitap verilenlerden başkası değildir.
Böylece Allah iman edenleri kendi iradesiyle üzerinde ihtilafa düştükleri hakka ulaştırdı. Allah kimi dilerse onu doğru yola iletir. Ey müminler, yoksa siz sizden evvel geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar ve sıkıntılar gelip çattı ve öyle sarsıldılar ki hatta peygamberleri beraberindeki iman edenlerle birlikte ne zaman Allah'ın yardımı der oldular. Biliniz ki Allah'ın yardımı yakındır muhakkak. Onlar sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki maldan vereceğiniz şey ananın, babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yolcularındır. Her ne hayır işlerseniz Allah onu çok iyi bilendir. Ey müminler, hiç de istemediğiniz halde kıtal size yazıldı. Savaş size farz kılındı. Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin hakkınızda hayırlı olur. Bir şey de istersiniz o da hakkınızda şer olabilir. İşte bunları Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Gözlerine dünya hayatı süslü gösterilenler Abdullah bin Mesut, Ammar bin Yasir, Süheyl bin Sinan, Hubeyb bin Adiy, Bilal bin Rabah El Habeşi gibi müminleri alaya almaya başladılar. Bunları beyinsiz addederek istihkar ederler, hakaret ederler ve şu zavallılar dünya lezzetlerini terk ettiler. Türlü ibadetlerle de kendilerine eziyet veriyorlar, rahatlarından oluyorlar derlerdi. Dünya hayatının insanların gözüne nasıl müzeyyen süslü gösterildiğine misal olarak şu kıssa anlatılır. İsa Aleyhisselam beraberinde bir Yahudi'yle sefere çıkmıştı. Yanında üç adet çörek vardı. Ona Yahudi vermişti. Bir müddet sonra İsa Aleyhisselam üç adet çöreği Yahudi'ye emaneten vererek bunlar biraz sende dursun dedi. Yahudi bir tarafa çekilip bunlardan birini yalnız başına yedi. Birkaç zaman sonra İsa Aleyhisselam o üç çöreği ver dediğinde iki çörek uzattı. Üçüncüsü nerede diye sorduğunda ezatın iki taneydi dedi.
İsa Aleyhisselam Yahudi'ye yalanını ikrar ettirmeye azmetti. Yola devam ettiler. Biraz gittikten sonra üç parça külçe altın buldular. Yahudi bunları görünce hemen İsa aleyhisselama haydi bunları taksim et dedi. İsa aleyhisselam da şu biri senin, diğeri benim. Üçüncüsü de üçüncü çöreği yiyen arkadaşımızın diye taksim etti. Yahudi sabredemeyip üçüncü çöreği yiyen benim dedi. İsa Aleyhisselam öyleyse benden uzak ol artık. İnsaniyet derecen bu kadarmış. Bu üçü de senin olsun deyip ondan ayrıldı. Çok geçmedi, üç tane hayırsız geldi. Beraberce anlaşıp Yahudi'yi oracıkta öldürdüler. Sonra o sırada acıkmış bulundukları için içlerinden birini yiyecek bir şeyler alıp gelmesi için şehrin çarşısına gönderdiler. O gidince geriye kalan ikisi onu öldürüp üç altını üçe değil ikiye taksim etmek üzere anlaştılar ve dediler ki o çarşıdan dönüp geldiği zaman onu öldürürüz. Altını ikiye taksim ederiz.
Onun nasibini de biz almış oluruz. Çarşıya giden arkadaşları da onları öldürüp altının hepsini almayı düşünerek aldığı yiyecekleri içine zehir koyarak getirdi. Zehiri de bol koydu ki çabuk ölsünler. O çarşıdan dönüp geldiği sırada diğer ikisi el birlik hücum ile onu öldürdüler. Sonra oturup ölüsü yanında onun getirdiği yiyeceği yediler. Daha yiyecekler bitmeden onlar da oracıkta öldüler. Bir müddet sonra İsa aleyhisselamın yolu bunlara uğradı. Üç parça altın yanında yatmakta olan dört ölü. İsa Aleyhisselam hayretler içinde onlara bakarken Cibril indi ve olanları anlattı. İşte dünya budur. Şu insanlar niye bunun ziynetine aldanıp kendilerini böyle perişan ediyorlar dedi. Akıllı olana gerekli olan dünyanın çokluğuna aldanmamak, mal toplamaya ehemmiyet vermemek, ahirette biçmek için dünyada amel tohumları ekmekti. Zira dünya ahiretin tarlasıdır.
Zenginliklerinin gururuyla zenginlerin fakirleri hakir görmemesi ve onlarla alay etmemesi gerekir. Çünkü bu vasıf kafirlerin vasıflarındandır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki ben cennetin kapısında durdum. Cennet ehlinin çoğunu miskinler gördüm. Cehennem kapısında durdum. Cehennem ehlinin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm. Sizden evvelkilerin çektiği sıkıntılara benzer sıkıntılar çekmedikçe cennete gireceğinizi mi zannediyorsunuz? Habbab bin Evet radıyallahu anh söylüyor. Bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme müşriklerin elinden çektiğimiz sıkıntılardan ve işkencelerden şikayet ettik. Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki sizden evvel hükümetlerden öyleleri vardı ki azap ve işkencenin sayısız şeklini gördükleri halde bu onları dinlerinden döndüremiyordu.
Hatta insanı alıp başından aşağıya testereyle keserek işkenceyle öldürüyorlar, diğer birini demirden taraklarla tarıyorlar, iliklerine varıncaya kadar sızlatıyorlar. Bu onu dininden vazgeçiremiyordu. Allah'a yemin ederek söylüyorum ki Allah bu işi tamamlayacak. Sizden herhangi biriniz San Adam Hadramut'a kadar Allah'tan gayrı kimseden korkmayarak sürü sahibi kurttan endişe etmeyerek gönül rahatlığıyla sefer edebilecek. Fakat siz acele ediyorsunuz. İşte sevgili Nevişler, her ümmet başlarına gelen sıkıntılardan, işkencelerden daraldılar, bunaldılar, daha ne zaman Allah'ın nusreti yardımı dediler. Bu hal Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selleme Mekke fethinden evvel geldi. Ahzab gününde yani Hendek Harbi'nde de aynı şekilde bunaldılar. Ashabı son derece bunalıp artık sabırları kalmayınca son çare Nusret talep ettiler, yardım istediler.
Allah bir fırtına ve görünmeyen ordular gönderdi ve küffarı, kafirleri hezimete bozguna uğrattı. Hendek gününde Müslümanların çektiği sıkıntıyı bizzat Resulullah da çekti. Şiddetli sıkıntı, şiddetli soğuk ezanın ve cefanın enva'ı ve neticede yürekleri ağızlara geldi. Eğer bugünün insanları o gün Müslümanlarının maruz kaldığı Yahudilerden gördükleri düşmanlığı, münafıkların türlü ihanetlerini, Müslümanların bunları bertaraf etmek için dört yana davrandıklarını ve Medine'ye hicret ettikleri ilk günleri ve Bedir'e hazırlık zamanlarını Uhud'u bir görselerdi onlara kafi derecede ders olurdu. Zunnu-i Mısri der ki insanlar arasına fesat altı şeyden girmiştir. Birincisi ahiret ameline karşı niyet zayıflığı. İkincisi bedenlerin şehvetleri elinde rehin olması. Üçüncüsü ecelin her an gelebilme ihtimaline rağmen tul-i emeli bırakmamalı, uzun uzun planları bırakmamaları.
Dördüncüsü mahlukların rızasını Halık'ın rızasına tercih etmeleri. Beşincisi heva ve heveslerine uyup nebilerinin sünnetini terk edip arkalarına atmaları ve altıncısı selefin zelle kabilinden olan hatalarını hüccet edinip onların asıl örnek alınacak menakıbini terk etmeleri, ahlaklarını örnek almamalarıdır. Heva, şehvet ve bid'atin yok olması kitap ve sünnette amel sevgisinin kalplerde iyice yerleşmesi için akıllı insanın nefis ve tabiata karşı mücahede etmesi gereklidir. İbrahim El Havvas Kuddise Sirruh demiştir ki ben bir defasında Likam Dağı'nda idim. Orada bir nar gördüm. Canım istedi, yaklaştım. Bir tane aldım. Yardım. Baktım ki ekşi bıraktım yoluma devam ettim. Derken bir tarafa atılmış bir adam gördüm ki yüzüne sinekler konmuş. Selamün aleyküm diye selam verdim. Selamımı sana da selam ey İbrahim diyerek aldı. Beni nereden tanıdın dedim.
Allah'ı tanıyana hiçbir şey gizli kalmaz dedi. Bunun üzerine ona dedim ki görüyorum ki Allah'a berabersin. Allah'a dua etsen de seni bu sineklerin ezasından korusaya. Buna karşılık o da dedi ki görüyorum ki sen de Allah'a berabersin. Dua etsen de seni bu nar arzusundan korusa. Zira insan nar sokmasının elemini ahirette duyar. Sineklerin sokma acısını ise yalnız dünyada hisseder. Bunun üzerine onu bıraktım ve yürüdüm diyor İbrahim El Havvas. Hasenelerin, sevapların en güzeli tevhiddir aziz dinleyiciler. Zira bu her şeyin esasıdır. Bu yüzden o mizanda tartılamaz. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur. İşlediğin bütün ameller kıyamet günü mizanda tartılacak ancak kelime-i tevhid la ilahe illallah hariç o mizanda tartılmaz.
Zira la ilahe illallah terazinin bir kefesine semavat, gökler, yedi kat yer ve içindekiler de diğer kefesine konsa kelime-i tevhid bunlardan daha ağır basar. Bütün salih ameller iman nurunu artırır. O halde taat, hasenat ve ilahi marifetlere vasıl olmaya devam et. Zira Allah'ı bilmek amellerin en faziletlisidir. Bu sebeple Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e amellerin efdalı hangisidir ya Rasulallah denilince cevaben Allah'ı bilmek şeklinde cevap vermiştir. Biz amelden soruyoruz siz ilimden cevap veriyorsunuz denilince Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem amelle az ilim fayda verir fakat cehaletle birlikte çok amelin de faydası yoktur diye cevap vermiştir. Bu da ancak içi tevhid aynasıyla temizlemek ve çeşitli zikirlerle meydana gelir. Bunu ancak alimler düşünüp anlayabilirler. Cüneyt Kuddise Sirruh demiştir ki rüyamda İblis'i sanki çırılçıplak gördüm.
İnsanlardan utanmaz mısın dedim. Cevaben dedi ki eğer bunlar insan olsaydı çocukların topla oynadığı gibi bunlarla oynamazdım. O halde insanlar kimdir dedim. Şeytan cevaben dedi ki onlar Şüneyzi Mescidi'ndeki bir kavimdir ki bedenimi zayıflatıp kalbimi yaktılar. Her ne zaman onları ima etmeye kalksam derhal Allah'ı zikrederler. Neredeyse zikirlerinin nuruyla yanacak hale gelirim. Dikkat kesildim ve bir gece adı geçen mescide gittim. Mescide girdiğimde oturmuş, başları örtülerle kapalı üç kişi gördüm. Beni fark ettiklerinde bir tanesi başını çıkardı ve dedi ki ya evvel Kasım sana herhangi bir şey söylendiğinde kabul eder dinlersin. Bunların Allah yolundaki gayretlerine bak. Allah'tan başka gönüllerinde hiçbir şey yok. İşte bunlar hakiki Müslümanlardır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem İslamiyet garip olarak başladı, garip olarak nihayete erecek buyurmuştur.
Hadis-i şerifte sözü edilen İslam hakiki İslam'dır. Bu İslam'ın sahibi olan Müslüman ebediyen mürted olmaz, dinden çıkmaz. Garip oluşu ise kendisiyle dostluk kurup anlaşacak bir kimsenin bulunmayışıdır. Kıymetli dostlarımız bugünkü İhsan Mikttibi programımızın da sonuna gelmiş bulunmaktayız. Evet bugün sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Sirrahü'l Aziz'in Bakara Suresi tefsirinden iki yüz on birinci ayeti kerimeden itibaren dünya hayatının süsü, güzelliğine dair bir bölüm birkaç ayetin tefsirini aktarmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda inşallah iki yüz on yedinci ayeti kerimeden itibaren haram aylardan bahseden ayetlerle birlikte olacağız inşallah-u Teala. Sultanü'l arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi.
İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.