Halıkımız dünyadaki olan hadiselerle ve kendi şahsımızla her şeyin geçici ve fani olduğunu ifade bulunduk. Onun bir kısmını ifade etmiştik. Mesela insanın acizliğini hatırlatan birçok hadiseler vardır. Aciz olduğumuzu bildiren. Mesela şüphelerimiz çok sıhhatliyiz, afiyetliyiz ama gözle görülemeyecek kadar küçük bir virüsten veya mikroptan ciddi bir şekilde etkileniyor. Bakıyorsun seksen kilo, yüz kilolu adam bir deri bir kemik kalmış. İnsan aciz. Yahu ne olmuş diyorsunuz adam sıhhatli ve afiyetliydi. Cenabı Hak acziyetimizi bu şekilde gösteriyor. Mesela teknoloji hakikaten gelişmiş durumda. Böyle olmasına rağmen bakıyoruz insan bir mikropla hayatı yok olabiliyor. Mesela bin dokuz yüz on sekizde bir tarih İspanya'da yaşanan bir halde. Yirmi beş milyon insan bir grip mikrobundan gitti. Sadece bir grip mikrobundan. Dokuz yüz elli beşte Almanya'da oldu. Otuz bin kişinin ölümüne sebep oldu.
Ne kadar güçlüyüz, kuvvetliyiz desek bile. Bakın küçücük bir mikrop bizim hayatımıza mal oluyoruz. Sonuç olarak belirttiğimiz gibi dünya Allah'ın yarattığı Celle Celalü bir imtihan yeridir. Yani bura bizim cennetimiz değildir. Biz cenneti buraya taşıyacak değiliz. Orada huzur bulacak hayatı yaşayacağız. Her insan dünyada onu razı edecek iyi işler yapmakla imtihana tabidir. Hepimiz bu imtihana tabiyiz. Böyle bir dünya. Bakıyorsunuz yine iman eden bir insan başına gelen bu gibi olaylar karşısında ne yapar? Allah'a yalvarır yakarır. Ya Rab Efendimizin duası sallallahu aleyhi ve sellem, senin zatı abdestinden Ya Rabbi sıhhat, afiyet ve bir de güzel alet istiyorum buyuruyor. Biz bakıyoruz Kuran-ı Kerim'e İbrahim Aleyhisselam da bu yalvarışın içerisinde eserle. Bana yediren ve içiren odur. Yerine göre yiyemezsiniz de. Bir kardeşimizdi suya bakar ağlardı.
Marolun, marulun suyundan istifade etmeye çalışırdı, su içemedi. Bir gün börek can istemiş. Ev halkına diyor bana bir börek hazırlasanız bir yutu bir parça dahi alamadı. Yediren ve içiren hiç şüphesiz Mevlamızdır. Hastalandığım zaman bana şifa verecek de odur. Yani ona dönüyoruz. Bu gibi haller hastalıklar, defter, sıkıntılar, kazalar, musibetler ona dönüşümüze vesile olmalı diyoruz. Hiç şüphesiz beni öldürecek, sonra diriltecek olan da odur. Sonra Eyyub aleyhisselamın yalvarışına şahit oluyoruz. Mesela kulumuz Eyyub'u da hatırla ki hani bu herhalde şeytan bana kahredici bir acı azap dokundurdu diye Rabbine seslenmişti. Bu tür sıkıntılar müminlerin Allah'a olan bağlılıklarının kemalinin artmasını sağlar. Ona layık bir kul olmanın çırpınışı içerisinde olacağız. Mesela insan hep genç kalmak istiyor. Böyle gençleri görüyoruz, yaşlıları da pek sevmiyor.
Yerine göre anasını da sevmiyor, babasını da sevmiyor. Yok diyor sofraya oturamam. Onun ah buyurun midelerini kullanmasın diye söyleyemiyorum. O yaşlılıktan dolayı meydana gelen halinden dolayı. Onun diyor ye girmesi vesaire düşünüyorum diyor. Aynı hal bizim de başımıza gelecek. Bizzat bulunduğum yere geldi elini arkasına koyarak. Biraz da yokuş bir yerdi, öyle çıktı. Sonra dedi ki derdim ki yaşlılar neden ellerini arkalarına atıyorlar diye öyle yürüyorlar. Şimdi aynı hal benim başıma geldi. Biz bunları hep yaşayacağız. Zamanın yıpratıcı etkisi her şeyde gözle görülür biçimde artık müşahede ediliyor. Mesela bir araba alıyorsunuz, son model alıyorsunuz. Birkaç sene geçtikten sonra o araba artık çaptan düşüyor. Başka bir araba çıkıyor. Mesela imreniyorsunuz, siz artık araştırarak en güzel şekilde bir evi de yaptırıyorsunuz. Beş on sene geçtikten sonra ev yıpranır. Tamir icap.
Bir kardeşimizdi diyor bütün eksikliklerine dikkat etti. Mühendislerle konuştu, görüştü, her şeyini en güzel biçimde ayarladı. Tam diyor oturacağı zaman irtihal etti. Hayat bu işte. Mevla-yı Zülcelal'miz bize bunu Kuran-ı Azimüşşan'da bildiriyor. Yaşlıların halleri ve tavırları bizim bazen sıkıntılanmamıza sebep oluyor derken, ayni hal ne oluyor? Bizim de başımıza geliyor. Mevlamız bunu Rum Suresi'nde bize haber veriyor. Es-Salihbillah. Sizin gücünüz de yoktu, kuvvetiniz de yoktu. Allah sizi güç ve kuvvet yokken halk etti, yarattı Mevlayı Zülcelal'imiz. Güçsüzlükten yaratıldınız. Necm Suresine bakarsak annenizin karnında hiçbir şey değildiniz buyruluyor. Yani nene kibir ediyor, nene kibir ediyorsun diye de geçiyor zaten. Nenize güveniyorsunuz siz annenizin karnında? Hiç tesadüfesindeydiniz. Yani çocuk her şeyiyle anasına muhtaç.
Yiyecek içecek ağlamakla ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz. Sonra güç ve kuvvet buldunuz. Siz güçlendiniz, kuvvetlendiniz, işinizi gücünüzü kurdunuz, geliriniz, artık kazancınız, hizmetiniz, yardımlarınız neyse istifade ilildi, sizden faydalanıldı, birçok hizmetler gördünüz. Daha sonra ne oldu? Sonra zaba düştünüz, ihtiyarladınız. Mutlak yanınıza bir yardımcı istiyor. Sağlığınıza solunuza girecek bir kimse sizi ancak öyle götürebilecek o hale geldiniz. Gözlüğü takmayınca yazıları okuyamıyorsunuz. Kulağınızın dibine kadar gelip yaklaşmayınca sözünde anlayamıyorsunuz, bu alet düşünün. Mevlayı Zülcelal'imiz, o dilediğini yaratır. Hakkıyla bilen ve üstün kudret sahibi olan da odur, mutlak. Bu, hayatımız bununla ibaret. Kısacası insan hayatına çocuk olarak başlıyor.
Sonra okul dönemleridir, okullarını bitiriyor, sonra tekrar güç ve kuvvet buluyor, evleniyor, barklanıyor, askerliğini yapıyor, işini gücünü kuruyor, daha sonra da yaşlanmak suretiyle hayatı, Ölümde neticeleniyor hayatta. O zaman biz ne yapmamız gerekir, ne edeceğiz? Ne yapacağız? Cenabı Hak'ta sonsuz bir teslimiyet içerisinde olacağız. Her gün ölüme biraz daha yaklaştığımızın şuuru içerisinde olacağız. Demek ki ölüme doğru yaklaştığımızı bineceğiz. Buna bir misal vermek istiyorum. Diyorlar ki ölümün alameti nedir? İşte yaşlanacak, dişlere dökülecek, gözleri görmekte zorluk çekecek, dizinde kireçlenmeler, romatizmalar, beli sızlayacak dalı sızlayacak, körükti, ciğerdi, tansiyondu, şekerdi, kalpti hastalıklar. Saçları bembeyaz olacak, üçten kuvvetten düşecek hayır hayır diyor. Ölümün alameti doğmaktır. Rabbi Zülcelal'imiz Ankebut Suresi'nde bildiriyor. Küllü nefsin ve ibatul mevud.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra da, ona döneceğiz. Hiç şüphesiz tamamen nasip ederse. Yalnız insan ölümü de istemez. Rabbimiz bize bunu Cuma Suresi'nde haberi yok. İnsan ölümden kaçıyor. Cuma Suresi'ni ele aldığımız isteseniz de istemeseniz de o sizin başınıza gelecek. Bundan kaçış imkanı yok, bu ölüm gelecek. Sonra da görüneni ve görünmeyen de bilen Allah'u Zülcelal'in huzuruna geleceksiniz. Ne yaptıysanız onu da Cenabı Hak, Ne yapmışsanız o olduğu gibi size haber verilecektir. Yani kaçamazsınız. O zaman ne yapacağız biz, nasib edelim. Sadece dünya hayatıyla oyalanan insanların durumuna bakıyoruz. İnsanlarımız, şöyle bir müşahede ettiğimiz zaman, zenginliği istiyorlar. Yani zengin olmak istiyor. Bu insanın tabiatında mevcut. Zengin olmak istiyor. Sonra mal istiyor, mülk istiyor, şan istiyor, şöhret istiyor. Çoluk istiyor, çocuk istiyor ashabine.
Hadid Suresi'nde geçen Ayet-i Celil'de Mevla-yı Zülcelal'imiz. Bize bakın hayatımızı nasıl haber veriyor. Biz bunun şimdi içini doldurmaya çalışıyoruz. Cenab-ı Hak içini de dolduruyor, dışını da dolduruyor, her şeyiyle en güzel biçimde şu anlatacaklarımızı ifade buyuruyor. Bak insanı Cenabı Hakk'a yaklaştıran nedir? Ölümdür. Bedeninin zaafıdır. Her şeyin bitmek üzere olmasıdır. Şu dünyada bile kaynaklar tükenmeye yüz tutmuştur. Bunun görüşmesini yapmıyorlar. Dünyadaki kaynaklar tükeniyor. Ve tarihler veriliyor bu devre kadar ne olur diye. Evet kıyamet kopacak. Kopacak yahu. Efendimizden surlar eklenildi bu Sallallahü anh bütün alamet çıktı. Haydi koptu kopmadı. Lokman suresinin son ayeti yenesinde Mugayyebatı Hamse. Ama bütün işaretler ruh diye çıkmıştı. Haydi kopmadı kopacak bu. Öldüğümüz zaman ne olacak? Ya adam sapasağlamken, telefon elinden düşüyor.
Yürürken ölüyor diyor ki hiçbir şey yoktu. Akşam oturduk İşte yakın beldemizde olan bir hal. Eviyle çıktı diyor, biraz daralttı bunaldı. Bahçenin etrafına bir tel çekeyim dedi, tel çekerken öldü diyor. Hayat bu. Bak kıyamet kopacak, kopmayacak. Kıyamet ölümle zaten tamamlanır oluyor ve kopacağı da muhakkaktır. Bütün alaka hurdye çıkmıştır. Bundan sonra azami dikkatle çaba ister. Hepiniz gibi bizim de ürktüğümüz tövbelerin kabul olmayacağı zaman gelirse ne yaparız diyoruz. Daha şu, ömür rüzgarı başımızda eserken, hiç durmadan gayret ve çaba gösterelim. Oyalanacak zamanımız yok. Eğer bizi oyalarlarsa, büyüklerimizin aleyhinde oyalarlarsa, kardeşlerimiz aleyhinde oyalarlarsa, birlik ve beraberliğimiz hakkında oyalarlarsa, nefsani, hayvani, şeytani duygularla oyalarlarsa, mesela nedir? Büyüklerimiz. Mesela kalkıyor Cenabı Hak'ın emirle. O, 0 tarihe ahitti diyor.
Bunu tarihsel olarak ele alıyor. Mesela efendimizi, büyüklerimiz dediğim bu, Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in sadece bir haberci. Onu yirmi üç yılın içerisine hapsediyor. Onun dışında kabul etmiyor. Bir İmam-ı Azam hakkında Rahmetullah Ali diyor, o da bir insandı, tamam diyor, o böyle ibadet etmişse biz de şu şekilde ibadet ederiz. Hani bu gibi hareketlerin doğru olmadığını, bunlar bizim kutsi değerlerimizdir. Bir İmam-ı Azam'ın şekli şemaili biçimi değildir. Ve İmam-ı Azam ahlakında, edebinde olan kimseler onun asıl bize lazım olan ilmidir. Lazım olan bize velayetidir. Cenabı Hakk'a yakınlığıdır. Rabbi zülcelal'imizde son derece titremesidir. Bildiğimiz beraberliğimiz dünya artık hak ve batıl olarak ayrılır. Bunu demek istiyorum. Hak ve batıl olarak. Şu veyahut bu değil. Bunu siz biliyorsunuz. Son derece dikkat edecek ve diyeceğiz ki kardeşim benim oyalanacak zamanım yok.
Biz büyüklerimizle aldığımız öğüt ve nasihat ölümün gözün akı ile beyazında beyazı ile siyahından bize daha yakın olduğunun öğüdünü alınır. Bu duyguları da biz gayret ve çaba göstermek istiyoruz. Hayali Cellenin manası şu bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlence, Yani çocuğunuzun eline vermiş olduğunuz bir oyuncak gibidir, dünya bu. Bir süs, aranıza bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı yağmurun bitirdiği ve ziraatçilerin de hoşuna giden bir bitki gibi, önce yeşeri sonra kurur da, sen onun sapsarı olduğunu görürsün. Taptaze yavrunu öpmeye kıyamıyorsun. Sonra ne oluyor elli altmış yaşına geliyor. Çerçup olup koyup gidiyoruz. Sonra da çerçup olur, ahirette ise çetin bir azap vardır, Allah'ımızın emrine uymadığımız, bir azap vardır Allah'ımızın emrine uymadığımız sürece.
Yine orada Rabbi Zülcelal'imizin böyle ihsanı var ki, burada ahirette çetin bir azap vardır buyuruyor. Çetin bir azap var denirken kendisine döndüğümüz zaman mükafatları kat be kat ibadet. Bakın İslamiyet Bak bir azap var buyruluyor. Rahmetinin kendisine döndüğümüz zaman çokluğuna bakın. Ve mağfiret vardır, bağışlanma vardır. Rabbi Zülcelalimizden, onun razı olunması vardır. Kullanan hadisi şerifleri de geçer. İşte bütün nimetleri ikram buyuruyor, daha bir isteğiniz var mı değil de. Ya Rab ne isteyeceğiz ki biz? Göz görmedik, kulak duymadık, kalpten bile geçiremediğimiz türlü nimetler de bize ikram buyuracak ve razı olduğunu ifade edecek. Ve ruvan münaffa I ekbai. Ne büyük bir nimet, ne büyük bir ihsan. Ayet-i Cellenin son kısmı, Dünya hayatı aldatıcı bir geçinmeden başka bir şey değildir. Metahı ulemai kiramız şu şekilde de tarif etmiş.
Böyle bulaşık, böyle kapları temizliyoruz ya biz, temizlerken biz kullanıyoruz. Şimdi o bezler kullanılmıyor da, o bezler şok da fena kovar. Bu kadar ile Cenabı hakk'ın yanında değeri yok. Aleyhisselam ve selam efendimiz bir kuzunun, kuzunun, utanıyorum, atılmış bir yere tahakkül de ediyor. Başına durdular buyurdular ki sizin itibar ettiğiniz dünyaya Cenabı Hak bu kadar bile değer verir. Bu dünya ve ahiret hayatının mukayesesinin mukayesesinin yapıldığı bu ayette, aslında dünya kötülenmemiş, dünyanın kötü tarafları izah edilmiş, onlardan kaçınılması tavsiye edilmesidir. Çünkü dünya ve dünyadakilerin boş yere yaratılmadıkları muhtelif ayetlerde açıklanmıştır. Dünya hayatı kötü değildir, kötü olan onu Allah'a ve Peygambere itaate yöneltmeyen yönüdür. Kötü olan tarafı Allah'ımızdan mahrum eden kısmıdır. Sırf dünya ve dünyanın fenalıklarına kapılmak, onun aşığı olmaktır.
Böyle Al-i İman suresi on dördüncü ayeti celilelere de bildiriliyor. Böyle yaşayan insanlar öldükten sonra bütün ömürlerini sadece bir şey elde etmek üzere harcadıklarını, dünyanın etkileyici ve kendilerini büyüleyen süslerine aldandıklarını, ölümlü olan her şeye hak ettiğinden fazla değer verdiklerini ifade buyuruyor. Yani bunların hepsi bitecek. Dünya bitecek. O bitmese dahi biz gireceğiz. Ya yanıldım, ya seldi, veya Allah'ımız muhafaza buyursun, başka sıkıntılardı, bu bitecek ve görüyoruz da zaten. Haritalar bile değişiyor. Biz demek ki bu dünyayı ebediymiş gibi görmeyeceğiz. Mühim olan budur, hiç şüphesiz. Şimdi tüm ömürlerini sadece bunları elde etmeye harcayanlar, aslında büyük bir hataya düşmektedirler. Dünyayı ebediymiş gibi görüp, bunun geçici olan, değerlerine, değerlerine düşkün olanlar büyük bir yanılgı içerisinde.
Çünkü hayatlarını yalnızca dünyadaki huzurlarını, beraatlarını düşünerek geçinmişlerdir. Gerçek ve sonsuz hayatın ahiret olduğunu tamamen unutmuşlardır ve bunlar huzursuzdur. Sadece dünyayı görüp, dünyanın ahireti kazanmaya vesile olduğunu unutanlar huzursuztur. Tefsirlerde Kuran-ı Azimüşşan'da buyruluyor. Kim ayrılacak olursa, onlar için sıkıntılı bir hayat var. Yani ağız tadıyla hiç yemeklerinde yiyemezler, içemezler de rahat da bir hayat yaşayamazlar. Sıkıntılıdır. Onları kör olarak haşrederiz buyuruyor Mevla'yı Zülcelal'imiz. O zaman ne yapacağız? Nefsini ıslah eden hakikaten kurtulmuştur. Bir mürşid-i Kahilin terbiyesi altında, yıkayici elinde, ömrü gibi tezek. Olun. Nefsini ıslah inmeye çalışan kurtulmuştur. Daha biz bu mertebeleri geçmemişiz, ruhumuzun mertebelerini geçmemişiz, ilmin mertebelerini geçmemişiz. Daha doğru dürüst adım atamamışız. Niye adım akıyoruz? Yürüyoruz biz.
Dağlarına çıkıyoruz, geziyoruz dolaşıyoruz. O adım değil. Bu dediğim adım Bu dediğimiz adın, bu dediğimiz hal ve hareket. Sizi ilgilendirmeyen meseleyi karıştırmayın. Şu gözümüzle, kulağımızla, kalbimizle, bütün yaptıklarından mes'ul bütün yaptıklarından mesuldür. Sonra tevazu ile yürüyün, hepsini bir alarak söylüyorum. Ayet celileleri derliler toplu olarak umum, manasını vermeye çalışıyor. Tevavu ile yürüyor. Bu toprak bir gün beni altına alacak diye yürüyor. Bundan dolayı diyorum biz daha yürümesini bilmiyoruz. Emrionlar gün yürürken, mesela Bişr-i Hafi hazretleri anlatılıyor. Yalmaya hürmet, halkın yalınayak. Yalmaya yürüyor Allah'ınızın nurunu gördüğünden dolayı, asil yürüyen bunlardır. Asıl üreyen, aktığı her adında ahirete yaklaştığını bilen kimsedir. Bizim mürşid-i kamillerimiz bu duyguları, aşılar gönlümüze bunları verir.
Der ki gözleriniz doğru görmüyor, siz kır olmuşsunuz diyor. Yav kör olduk mu biz görüyoruz elhamdülillah. Hadisi de Cenabı Hak, bu gözler kır kıl olmaz ama gaz gözleri kör olur mu diyor? Bizi gören göz, işiten kulak, havralayan el, yürüyen ayak yapmak istiyorlar. Hadis-i kudsiye baktığımız zaman. İşte böyle bir çalışmada diyorum oyalanacak zamanımız yok. Şimdi çocukları biz okula veriyoruz. Bunlar üniversite imtihanını kazanmaları için. Ama çocuk, bakıyoruz haddinden fazla oynamalar, bilmem filanlar, eğlenmeler. Bu internetlerin karşısında, bilgisayarda vesair yerlerde, internet kafelerde, şuradan burada vakit geçirip duruyor. Ne deriz oğlum? Bak önünde bir imtihan var senin, çalış. Hayret göster, başarılı olacaksın inşallah ileride çok güzel günlerin görülecek, insanlığa hizmet edeceksin. Cenabı Hakk'a layık bir kul olmak için çaba göster marifetullahı tahsil için oku.
Allah'ımızı Celle Celalühu tanımak için oku. Ama çocuk oyalanıp duruyor. Bizim oyalanacak hiç zamanımız yok. Önümüzde çok büyük yapacağımız vazifeler var bizim, bunlar bekliyor. Nefsimiz ne mutmain, ne oldu, ne raziye oldu, ne marzınye oldu. Ölüp gideceğiz biz. Bir kardeşimiz ölmüştü de demiş ki, bir rüyada görmüşler, efendim demiş bana anlatıp dururdu. Aslında anlattığımız Sami Efendimizin üstadımıza söylemiş olduğu söz. Hasan Efendi eğer bir kalbimiz zikredecek olursa, o kimsenin vücudunu toprak girmez buyurmuşlar. Eğer bizim kalbimiz zikreder de, bu çocuklarımız nasıl irşaatı olacak düşüncesi hazır olursa zikir açıklamak demektir. Bu evimizde huzur, bu evimizde bizim neşke, İslami neşke nasıl meydana gelecek? Etrafımızda nasıl güzel geçineceğiz? Onları nasıl Allah'ın yoluna kılavuzlayabileceğiz? Gibi hizmetleri hatırlayacak olursak, asıl kurtulan bunlardır.
Rabbi Zülcelal'imizi zikrediyor, ibadette ve taatte. Ünyen sizin itibariyle durduğunuz şu hayatı geçecektir, hem siz buna önem veriyorsunuz buyuruyor. Hayırlı olan ahirettir, bura ebedidir, bura geçicidir. Cenabı Hak daimi olan, ebedi olan hayatta huzurlu olmamız için gayret gösterecek, çalışacak azmi ve çabayı cümlemize lütfetsin, ihsan için.