Dünya Hayatının Geçiciliği ve Ahiret Hazırlığı kaydında Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin ruhu tayyibelerine ehline ashabına peygamberan nizam ve piran nizamın ve bütün geçmişlerimizin ruhları için bir Fatiha üç İhlas şerif. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem buyurdular. Dünya muhabbeti bütün hataların başıdır. İzzet, fitdünya. Dünyada ona meyleden kimse olma. Dünyaya…
Dünya Hayatının Geçiciliği ve Ahiret Hazırlığı ne anlatıyor?
Dünya Hayatının Geçiciliği ve Ahiret Hazırlığı kaydında Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin ruhu tayyibelerine ehline ashabına peygamberan nizam ve piran nizamın ve bütün geçmişlerimizin ruhları için bir Fatiha üç İhlas şerif. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem buyurdular. Dünya muhabbeti bütün hataların başıdır. İzzet, fitdünya. Dünyada ona meyleden kimse olma. Dünyaya…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin ruhu tayyibelerine ehline ashabına peygamberan nizam ve piran nizamın ve bütün geçmişlerimizin ruhları için bir Fatiha üç İhlas şerif. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem buyurdular. Dünya muhabbeti bütün hataların başıdır. İzzet, fitdünya. Dünyada ona meyleden kimse olma. Dünyaya gönlünü kaptırma ve tebaat an leda idihe, dünyanın lezzetlerinden uzaklaş. Şimdi su içeceğiz. Suyun bir lezzeti var. Bir çorba içecek kişi. Çorbanın bir lezzeti var. Peynirden alınacak, zeytinden alacak tadı. O tadı veren Mevla olarak bil demek istiyor. Elbette tadılacak, insanız. Yenecek, içilecek ama o yediğimiz içtiğimiz taamı ve yutuimun yü ve eskin. Bana yediren ve içiren Allah'tır Celle Celalüh diye İbrahim Aleyhisselam'ın ifade ettiği gibi güzel bir ahlaka nail olmaktır. Yoksa yemeyin, içmeyin, giymeyin, kuşanmayın denmiyor.
Bakın, gezin, dolaşın ama gezip dolaştığınız her yerin bir emanet olduğunu bilin, diyorlar. Burası bize ebedi değil. Geçici. Biz burada en güzel konaklarda bile olsak buraları terk edip gideceğiz deyin, diyorlar. Ve iyike ve nevmel leyl, ketdappe. Allah korusun hayvan gibi diyor geceleri uyumayı terk edin. Bu Ahmed er Rufai hazretlerinin çok kıymetli bir eserinden alınmıştır. Ve iyyake seni sakındırırım. Ve nevmelley, gece bütün uykuyla geçirmekten kettabbe, böyle bir hayvan gibi. Allah korusun. Bu ilk okuduğumuz bir hadisi şerif vardı hocamızda. Allah'ımız rahmetler eylesin. İlk okuduğumuz hadisi şerif bu tarzaydı. İşte kişi yatağına girdiği zaman şeytan üç tane düğüm atar ve her düğüm atışta da senin için uzun bir gece var, rahat uyu, der. Fakat o kimse kalkar, abdest alır, namaz kılar. Allah'ımızı zikreder. O zaman düğümlerin hepsi çözülür diye. Bir hadisi şerif de şu şekildeydi.
Bir tanesi sabaha kadar uyuyor. Böyle bir kalkıp saatte bulunmuyor, gidi. Buyuruluyor ki onun kulağına şeytan pislemiştir buyuruyor buyuruyor ve bunu uzun uzun ulema-i kiramızdan misallerine verilir. Sanki o hadisi şerifin açılımı gibi. Zaten o. Onların söylemiş olduğu söz mutlak o pencereden ışık alır. O kaynaktan su aktarır. Ve innel lillahi fil leyl tecelliyatin ve nefahatin. Bilin ki diyor o uyuyarak geçirmiş olduğunuz gece Allah'ımızın tecelliyat ı ilahiyenin olduğu andır. Tecelli nedir? Tecellinin tarifi yok. Onu yaşayan bilir. Ve nefehatin, Cenabı Hak'tan bir lütuftur, ihsandır. Hani bunu yaşadığı zaman insan, dünya gözünde hiç mesafesinde kalır. Bütün dünyaları verseler bunun yanında dönüp de ona şöyle bakmaz. Öyle bir alem. Bu gece ashabı, gece ibadet ve taate alışmış, onun için bir gıda olan kimseler geceyi ganimet bilirler. Ve yuhramu semerate he, ehli telezzüzdi bilmene.
Artık o nimete ermişse, ermişse bu uykudur, yemedir, içmedir, zevktir, dünyanın süsü püsü onlara haramdır. Çünkü mesela biz elbise giyiyoruz. İnsan tabii giyim kuşamı da tabiat olarak sever. Fakat libası takva olan elbisesi takva olan kimse buna meyletmez. Mesela yeme içme insanı arzusudur. Fakat marifetullah'tan Allah'ımızı tanıma nimetine girerse bu onun yanında. İç mesafesinde kalır. Artık bunu düşünürüz. Kişilik şahsiyet Allah yanında Celle Celalü kıymet, değer. Elbette hepimiz isteriz. İnsanların yanında kıymet ne olacak ki? Eğer salihattan ve salihlerden bir kimse değilse sana birkaç gün değer verir. Kıymet. Böyle bir ne diyelim iltifatta bulunur. Az bir yanlışlık görse yüzünü çevirir gider. Yerine göre kırk senelik dostluğu da bitirir. Bak Allah öyle mi? Celle Celalühü. O kadar hatalarımıza rağmen haydi şuradan çık git buyurmuyor Cenabı Hak.
Ey nefislerine, onun arzu ve isteklerine düşmüş olan kimse Allah'ın rahmetinden ümidini kesme yine gel buyuruluyor. Ama bu insanoğlunun başından geçen hadiseler. Mesela hiç ayrılmadığı kimse. Hiç ayrılmadığı kimse şöyle bir dünya menfaati baş gösterse ondan sonra nefsani arzular olsa nefsine böyle dokunacak bir hal olsa dostluğu bitebiliyor ama Allah'ımız da Celle Celalühü. Haddiyen öyle değil. Nur suresinde de geçer. Mesela Aişe I Sıddıka validemize radiyallahu anh'a ifk hadisesi ver bir iftira oldu sıddık ika Azam radiyallahu anh efendimiz bir fakirdi ona ikram ederdi O da bu iftiraya karıştı diye onun rızkında bir kesinti yaptığında Cenabı Hak razı olmadı. Bak Allah'ımız İnsan bu harekete düşse Cenabı hak Cenabı hak her zaman ikramda ve ihsanda. İşte şu dünyada şöyle bir düşündüğümüz zaman ortaya çıkar. Mesela inanan var. İnanmayan var.
Ondan sonra daha değişik Allah'a yalan isnat edenler var. Biz onları açmıyoruz, söylemek istemiyoruz. Siz bunları bilirsiniz. Allah'ımız bu bana isyan etti diye bunun havasını kesiyor mu? Nefes alamazsın, bunun havasını keseyim demiyor. Bu bana isyan ediyor. Ben bunun suyunu da vermeyeyim demiyor. İbrahim Aleyhisselam için anlatılır ya, böyle ikram ediyor. İnançsızın birine ikramda bulunmamış. Allah'ımız derhal ikaz buyuruyor. Ya İbrahim seni peygamberlikten silerim. Onu ben yarattım. Rızkını veriyorum. İnanmadığı halde onun yiyeceğini, içeceğini, yiyeceğini, içeceğini ben veriyorum buyuruyor. Böyle bir Rabbimiz. Onun için Kuran-ı Azimüşşan'da insan Rabbine karşı nankördür buyuruyor. Lekenut diye geçer. Bu lekenute buyurulması çok nankör. O kadar ikram, semavat, arz onun içerisindeki bütün nimetleri insanoğlunun önüne sermiş. Bir sofra.
Biz sofraya belli yiyecekler koyarız ama Allah'ımız öyle bir sofra açmış ki, o bahçemize girdiğimizde domatesi, salatalığı, latıcanı, nohudu, mercimeği, üzümü, kavunu, karpuzu sayamayacağımız nimetleri bahsetmiş. Onun yanında buz gibi soğuk sular kaynatıyor devamlı. Ne nimetler sayamayız. Böyle bir Rabbımıza karşı şu uzun gecelerde bile halimizi düşünelim. Anlatmaya gerek yok. Böyle bir Rabbımız razı olmuyor işte. Cenabı hak bu kadar ikram ve ihsanda bulunduğu halde, saatte bulunmayışımıza razı olmuyor. Rızkını veriyor. Her türlü ikramını yapıyor ama bu ikramın yapılış sebebi kulluk vazifemizi yerine getirmek. Biz konuşamıyoruz. Ah bir sema ile konuşsak, yer ile konuşsak, şurada ahıra girdirdiğimiz koyunla konuşsak koyun bize nelerdir? Der ki bak tüyümü veriyorum. Derimi de veriyorum. Etimi de veriyorum. Kemiğimi de veriyorum. Hatta gübremi dahi veriyorum.
İstifade ediyorsunuz ama bunun bir sebebi var diyor bize. Okuyun söylüyor bunu. Senin kulluk vazifeni Cenabıhakk'a yapman için ben bunları veriyorum diyor. Biz de beynimizi Cenabı Hak'ta tefekküre, yüce kudretini, kalbimizi, onun muhabbetine, onun tecellilerine, onun ilhamat-ı ilahiyesine, onun aşkına, muhabbetine, gözümüzü ibretle bakmaya, onun yüce kudretini görmeye, kulaklarımızla eşyanın zikrini duymaya, nasıl veremeyiz? Bak bunlar hep insanın, hem dünyevi, hem de uhrevi büyük bir nimet ve ihsandır insana bağışlamak. Ne demek eşyanın zikrini duymak? Şu bitkilerin zikrini duymak. Hayvanatın zikrini duymak. Mahlukatın zikrini bunu bilemeyiz niye bunu tatmadığımız için ne bileceğiz bu sebeple demişlerdir ki ne bilsin tadını anın. Asel göster, basal göster. Eğer diyor tatmamışsa diyor soğanı da göstersen, balı da göstersin, bilemez diyor. Diyor. Tatmamış. Niye tatmamışız biz?
Bunun sebebi ne? Hep nefsani arzuları tattığımız için. Başka ne olacak ki? Demeye gerek yok. İnsanlık şu dört şeyledir, buyuruyorlar. Hüsünul huluk. Güzel ahlak. Bu arz edilen durum mesela marifetullah'ı tatmadığımız için bize dünyanın yiyeceği, içeceği hoş görünüyor ve bunun için de insanlar birbirleriyle çekişip duruyorlar. Güzel ahlak. Mettevatu. Allah'ımızın azamet-i ilahiyyesi karşısında kendisini hiç biliyor. Başka izah bulamadım. Bundan başka da izah olmaz. Görmediğimizden, bunlar bilmediğimiz için. Mesela okuyorsunuz biz de mütalaa ediyoruz Rabbimizin izniyle velilerin hayatına bakıyoruz çırpındıklarını görüyoruz Yerine göre sırtını bir duvara veya yastığa dahi dayamıyor. Ayağını şöyle rahat uzatamıyor. Bak bunlar bize şimdi çok garip geliyor. Ne var da? Dayansa ne olacaktı? Ayağını uzattığında ne olur? Bak bize böyle gelir.
Çünkü biz onların görmüş olduğu ilahi aleme gözlerimiz kör, onların kendi aralarındaki müsahabetine karşı kulaklarımız sağır. Nasıl sağır? Bir gün Sami Efendi Hazretleri, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok neşeli. Kelime-i muhteremeleri baba diyor çok neşelisin kızım İbrahim Aleyhisselam'la öyle bir sohbetimiz oldu ki diyor işte bunlara kulaklarımız sağır olduğu için bir İbrahim Aleyhisselam'ın ruhaniyeti ile görüşüyor bu sadece diriltleri Ves sehha ve cömertlik sıfatı ve muhalefetün nefs. Nefsine yan çıkmayışı ve gal. Et-tevazu. Tevazu ne yapar insana? Alçak gönüllü olmak. Kendisinde bir varlık görmemek. Gerçekten varlık görecek gibi değil ki. Elimizse Allah'ımızın ikramı. Gözümüzse Allah'ımızın ikramı. Aklımızsa Cenabı Hak'ın nimeti, onun ihsanı. Her şey ona ait. Tevazu, Allah'ımıza muhabbeti meydana getirir.
Vel ganaa kanaatkar olmak mesela az ile bile yetinip Allah'ımıza şükretmek hiç layık değildik Cenabı Hak ne nimetler verdi Evimiz biriken, yazın da bizim evimiz var. Arabamız biriken hanımın da bir arabası oldu. Kızın evladın da bir arabası oldu. Öyle odunu, kömürü sırtımızda taşımıyoruz. Evlerimizin her odası doğal gazla ısınır hale geldi. Ocağı kuracağız da üzerine saç koyup ekmek edeceğiz diye derdimiz de kalmadı. Her şey hazır bir vaziyette. Difrizlerimize ne de. Kış gününde sanki Meryem validemizin önüne konan meyveler gibi biz taze taze kış gününde meyveler de yiyoruz. Bu nimet değil mi? Bu ikram değil mi? Bunlar şükür istemez mi? Şükür Rabbimize rükua ve secdeye varıp dillerimizle onu sena edip hamdetmek, şükretmek, kulluk vazifemizi yapmak. Yoksa bunları düşünmezsek ne kadar nimete erersek erelim söyleyeceğimiz söz şudur.
İşte Selman-ı Farisi radıyallahu anh vali olmasına rağmen giymiş olduğu bir pardüsü veya palto diyelim. Hem yatağıydı hem yorganıydı. Evi barkı yok. Bir ağacın altında yatar kalkardı. Canım bu ta asırlar geçmiş. Şimdi o devir değil demek acaba Kuran-ı Kerim'de Fatiha'yı okurken namazda, Bütün müfessirini izam, nimet verdiğim kulların nimet verdiğim kimselerin yolunda kıl derken ulaike maallezine en amallahu aleyhiim mine nebiyyin. Peygamberlerimiz aleyhisselatu vesselam Efendimizin Ayşe-i Sıddıka validemiz dürülüp bükülen elbisesi yoktu buyuruyor. Bunu takip etmeyecek miyiz? Sonra şüheda şehitler ve salihler Bir Selman-ı Farisiş salihlerden değil mi? Onların hayatı bize örnek değil mi? Bunu mesela evde de anlatsak vesair yerlerde de konuşsak herkes olmaz. Riayetkar olanlar elbette mevcuttur. Fakat ekser ya söylenen söz geç orayı. Geç orayı. Bu o zamandı.
Bizim işte o zamandı diyecek diyecek zamanımız değil. Zaman aynı zaman. Üstadımızın şairi Elvan aşık bir ebiyatını dinlemiştim de. Zaman aynı zaman Elvan değişti diyor. Ah Hacı Hasan Efendi devri. Devir aynı devir. Zaman aynı devir. Zaman aynı zaman. Değişen bir şey yok. Böyle olsaydı Sıddıkı Azam Radıyallahu Anh, efendimizin irtihalinde Sallallahu Aleyhi ve Sellem Muhammed dedi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir beşerdir. Habibim sen de ahirete göçeceksin, onlar da. Allah bakidir kulluğumuz Rabbimize dedi. Bunlar bizi tembelliğe götüren sözlerdir. Biz buna değil Rabbimizin emrine sımsıkı sarılacağız. Çok kısa bir askerlik devremiz oldu. Efendimizin o sözü bu dediklerimizi külasa ediyor. Buyurdu ki siz Allah'a saygılı olun, sevgili olun, muhabbetli olun. Biz de sizi sevelim. Bak her şeyi Rabbimize irca ediyor.
Bu tembellikleri atalım da biz canı gönülden Allah'ımızın emrine, sarılmaya, Allah'ın dostlarının eserlerini de okuyarak kendimize yol bulalım. Yoksa bu insanların arasında boğuluruz. Aynen şuna döneriz biz. Çünkü kime varsanız siz karar verin. Hiç Cenabı hakk'ın altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiyesinden hangisini okuyorlar? Varın yanlarına oturalım. İşte Nebe suresinde öyle hakikatler bildiriliyor ki Rabbimiz nimetlerini anlatıyor. Ondan sonra ahiretten bahsediliyor. Kıyametten, haşirden, neşirden diyen var mı? Oturduk mesela. Bunlar Müslüman. Elbette. Elhamdülillah ama oturduğumuzda Riyadüs Saliheyn'den şöyle bir bölüm okudum. Onu bir mütalaa edelim mi desem? Haydi be. Şöyle bir rahatlığımızı bozma. Şöyle bir oturduk, konuşacağız, görüşeceğiz. Ekseri ya böyle. Onun için durum şuna benziyor. Diyelim ki adam denize düşmüş Veya bir çamura batmış balçığın içerisinde.
O balçığın içerisinde olan kimse bir düşeni kurtarması mümkün değil. Zaten kendi düşmüş. Boğuluyor o suyun içerisinde. O zaman ne olacak? Bunu çokça görüyoruz. Haberlerde de işitiyoruz. Sahilde olanlar yani o suya batmayan sahilde olanların bize uzatacağı elle kurtulabiliyoruz. Sadece bunu elini uzatma olarak da düşünmeyelim. Yani günümüzde mesela boğulmak üzere olan kimselere nasıl anında yetiştiklerini, biz bu ellere muhtacız, çamurun içine batmış, suyun içine gömülmüş insanlardan medet ummak bizi de batırır. O zaman sahilde bulunan enbiyanın, şühedanın, salihlerin, sadıkların ellerine yapışacağız. Onların emirlerine, onların sözlerine kulak vereceğiz ve öyle olan insanlarımıza da şefkatle yaklaşacağız. Haydi be şuradan demeyeceğiz. Yolunu bulup nasıl anlatabilirsek anlatacağız. Çünkü bu kullar Allah'ımızın kullarıdır. Bu kainatı Cenabı hak yarattı.
Yeri altımıza düşengi olarak asabi billah, Vahşi suresinde geçer. Hayır bu ayrı. Beled suresinde. Bu da onu vurgular. Size göz kulak vermedik mi? Size hakkı, hakikati göstermedik mi? Biri hak biri batıl. Seçici olan biz olacağız. Biz Allah'ımıza muhabbetle, habibine saygıyla, yolundan gidenlere hak yolu bulacağız. Diyeceğiz ki bak sen konuşuyorsun. Sen bu konuşmanla beni iftiraya götürüyorsun. Gıybete götürüyorsun. Dedikoduya götürüyorsun deyip kendimizi kurtaracağız. Çünkü batmış. Batmış insanlarla batmanın ne anlamı var? Ondan derhal Evliyaullah'ın, Ehlullah'ın hayatlarına bakacağız. Zaten onların hayatları Allah'ımızın kitabı, Resulünün sünnetidir. Anca böyle kurtuluruz kafamızı toplayalım şu binimizi, şu azıcık hayatımızda Allah korusun, değerini kaybetmiş insanlarla biz de değersiz olmayalım.
Bir kömürün dahi öyle bir madde var ki o maddeyle bir araya geldiği zaman bazı elementler var. Bir madde var, kömür değil. Bir elementlerden biri var. Bir maddeyle bir araya gelince kömür olur. Bir maddeyle bir araya gelirse altundan da kıymetli olur. Demek ki biz salihlerle olursak çok değerli oluruz. Yok Allah korusun, fasıkların yoluna uyarsak helak eder misin? Allah muhafaza buyursun. Diyoruz ya Allah'ımız onları da kurtarsın, bizi de kurtarsın. Son bölümü et tevatu alçak gönüllü olmak. Söz şuradan ileri geldi nasıl alçak gönüllü olmayız? Allah'ımızın kudretini göremiyoruz ki. Gören insan, Ehlullah'tan biri diyor ki ben Allah'ımızın diyor azamet-i ilahiyesinden zerre kadar diyor bana malum oldu sinek kadar kaldım o azamet-i ilahiyenin karşısında diyor. Hazreti Ömer'ler develerinden indi de yerilere kapandı.
Hazreti Ömer ben kim oluyorum Allah'tan kork denince, Ömer de kim oluyor diye yüzlerini topraklara sürdü. Bu tevazu muhabbeti meydana getirir. Ganaat de turih sürah, rahat olur. Yoksa ne yaparız? Deriz ki şu daha zengin, şu daha ileri. Bak o nasıl yaşıyor? Kulaklarımızı, duyduklarımızı burada anlatmak edebe de uymaz erkana da uymaz üstadımızın sözüne de uymaz bize tavsiyesi fitne çıkaracak söz söyleme diye. O mana genel ifade edin Genel anlatın. İnsanların yapısı değişir. Şu söz bize dokundu. Bu söz bize buna dokundu. Bu hale geldiğimiz için Allah korusun nefsimize uymakla genel ifade edin. Halbuki hiç onlarda öyle bir şey olmaz. Ta, nedir taat? Etta sebilün nece, kurtuluştur. Tutunacağımız budur. Diyoruz ya bir deniz misali verdik. Denize adam düşmüşse muhakkak tutunacak bir şey istiyor. Bazen gemilerden neden düşüyorlar? Böyle kurtulmak için o simitleri nelere uzatıveriyorlar.
Ona tutunup kurtuluyor. Bizim ölürken de kurtulmamız kabirde de kurtulmamız mizanda mahşerde ancak rıza-yı ilahiyesini bularak yaptığımız taattir. Bak. Taatlerimizde de değil. Taatte rıza-yı ilahiyi bulmuşsak nedir? Taatte rıza-yı ilahiyi bulmak Ayranın içerisinden yağı çıkarmaktır. Yaptığımız, kıldığımız namazda ikinci rekatta okunan esav ve gad efli hal müminun, kurtulan kimseleri Cenabı Hak namaz kılarak ifade buyurmuyor. Namazda huzur ve hufua erenler, Allah'ımızla gönül olarak bir araya gelenler, azamet-i ilahiyesini müşahede ederek, haşeti ilahiyeye, ancak budur tabir, ona erenlerdir. Ve la illü mühvet delil alesebil. Böyle namaz dediğimiz için farzını, vacibini, sünnetini, müstahabını öğreneceğiz. Bak yine birinci rekatta okunan Sure-i Celile-i cemile neydi? Birinci rekatta oruç hakkında. Hatta orucun tutulma anı, iftar anı, bir iplikle misal verildi.
Bu tefsirlerde uzun ifade verildi. Sonra zorlanıldığında orucun nasıl iftar edileceğini, bunlardan bahis buyruldu, her şey anlatılmış. Feaslutta, taatin aslı nedir? El vera. Helalde bile dikkatli olmak öyle haram ne değil? Haram işlemiyor zaten. Helalde bile acaba bundan bir sıkıntı olur mu benim uhrevi hayatıma diye tir tir titriyor ve aslül vera, bu veranın helalde bile titiz olmanın temeli nedir? Ettakva, Allah korusun. Celle Celalühü ve astü takva, takvanın aslı nedir? Muhasebetün nefs, nefsimizi hesaba çekmek. Yoksa şu cemiyette nasılsa şu cemiyet, çünkü Asr-ı Saadet hayatı inşallah olur ama cemiyetin durumu belli. Şu cemiyette helak olur gideriz biz. Kendimizi hesaba çekmezsek.
Ben şu işleri yapıyorum ama bu yaptığım iş şuna göre, buna göre, bunlardan kurtulup da Allah'ımızın kitabına göre, Rasulünün sünnetine göre, yolundan giden, hayırlı kimselere, takvada önder olan kimselere göre mi yapıyorum? Yoksa kendi kafama göre mi gidiyorum diye bir muhasebe ister. Kendimizi sorgulamak gerekir. Yoksa yol bulamayız biz. Kendi başımıza hareket edersek böyle canım değişik iş yapmayın. Eski köye yeni adet getirmeyin derler ve böylece de hayatımız mahvolur. Eski köye yeni adet getireceğiz. Allah'ın kitabını hakim kılacağız. Resulullah'ın sünnetini beynimizde ve hayatımızda, aile hayatımızda ve çevremizde hakim kılacağız. Muhasebetün nefs, onun aslı nedir? El havu ver reca, Allah'ımızın azabından korkacağız rahmetinden de ümitvar olup böyle ye'se ümitsizliğe düşmeyeceğiz ve deli lüle muhasabetin nefs. Nefsimizi muhasebeye, kendimizi muhasebeye çekmek. Bu nasıl olacak?
El-ail, ilimle olacak. En azından ilmihal kitapları çok güzel Hasan, Ömer Nasuhübilmen Hocamız'in diyanetini de çok güzel çıkarmışlar. Onları okuyarak, mütalaa ederek günlük bu zaman almaz, eğer programlı bir hayatımız olursa Kuran-ı Azimüşşan'dan da okuruz durumumuza göre. Ondan sonra o muteber eserlerden üstadlarımızın okuyarak malumatımızımız olur. Ahiret hayatımızı kurtarmak için. Yoksa burada efendimizin tarifi sallallahu teala aleyhi ve sellem dünyaya haber verirken bir deniz, denize insan iğneyi batırıyor, hadisi bu. İğnenin aldığı su dünya geriye kalan ahirettir. Ebedi, ebedi. Bir daha çıkışta yok. İnşallah biz emri ilahiye uyarsak bu nimetlere mazhar oluruz. Velhamdülillahi Rabbil alemin. El Fatiha.
Kaynak: Genel
Dünya Hayatının Geçiciliği ve Ahiret Hazırlığı | Mihmandar