Dünya Hayatında Garip Olma ve İmani Değerler kaydında Rabbi zülcelalimiz, ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın. Zekatın verilmesini…
Dünya Hayatında Garip Olma ve İmani Değerler ne anlatıyor?
Dünya Hayatında Garip Olma ve İmani Değerler kaydında Rabbi zülcelalimiz, ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın. Zekatın verilmesini…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Rabbi zülcelalimiz, ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi birinize ölüm gelip de rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın. Zekatın verilmesini emreden bu ayete göre, üzerinde zekat ve hac borcu olanların, ölüm anında üzüntü ve pişmanlık içinde hayata dönmeyi isteyecekleri rivayet edilmiştir. Esribillah, ve Allah celle celalühü, eceli gelince, eceli gelince, hiçbir nefsi geri bırakmaz. Allah ta'ala ve Tekaddes hazretleri yaptıklarınızdan haberi olandır. Ve ravel Buhari an ibn-i Ömer radiyallahu anhme Buhari'den İbni Ömer radiyallahu anhuma rivayet ediyor. Gal dedi ki efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem benim omuzumdan tuttu.
İnsan bir şey söyleyeceği zaman böyle elini ya dizine kur, ya omuzuna kur, beni bir dinle dediği gibi mübarek ellerini omuzuna koymuşlar, beni bir dinle der gibi ve burada dikkat de çekmiş oluyor efendimiz aleyhissalatü vesselam, önemli bir hususu, önemli bir hususu söylemiş oluyor. Omuzundan tut, omuzundan tuttu diyor. Sonra efendimizin, onun omuzundan tutması sallallahu aleyhi ve sellem birçok güzellikler meydana getirir. Onun eli bir başkasının eline benzer mi? Ve sonra Allah'ın Rasulü iltifat buyuruyor. Mübarek ellerini omuzuna koyuyor bu. Aynı zamanda bir yakınlığı da ifade eder. Bir sevgiyi de ifade eder. Muhabbetinden dolayı tutar. Ve gad buyurdu. Kün fitdunye kenneke igaribun buyurdular ki ey Abdullah, dünyada garib gibi ol. Yahut da bir yolcu gibi ol. Garip memleketinden azade olan kimseye gariptirler. Adam ta karşıdan gelmiş, buraya yerleşmiş garip bir kimse dersiniz.
Buradan gitmiş, Edirne'ye yerleşmiş, garip olarak karşılanır. Gariptir denir. O zaman bizim burada garip olmamızın anlamı nedir? Bizim Bizim garip olmamızın anlamı, biz nereden geldik? Biz herhalde bu dünyadan gelmedik. Ya nereden geldik? Dünyada olan anne ve babamızın bir araya gelmesi suretiyle dünyaya doğduk. Nereden geleceğiz? Allah'ımız Celle Celalühü bizim gelişimizi Araf suresi yüz yetmiş birinci ayeti celile de şu şekilde bildiriyor, Rabbi zülcelalimiz Kıyamet gününde biz bundan habersizdik demeyesiniz diye. Kıyamet gününde biz bundan habersizdik demeyesiniz diye rabbin celle celalüh, Adem oğullarından, onların billerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şahit tuttu, galu şahit tuttu ve buyurdu ben sizin rabbiniz değil miyim? Galu bela. Onlar da evet rabbimizsin dediler ve şehidna biz şahit olduk, sen bizim Rabbimizsin. Bunu ne için?
Kıyamet gününde biz bundan habersizdik demesinler diye, nereden gelmişiz biz? Bu ayette geçen kalü bela ifadesi hakkında farklı görüşler vardır. Bunun ezelde mi, ana rahminde mi, yoksa büluğ çağında mı olduğu hususunda görüşler vardır. Bu konuda geniş bilgiyi siz Ahmet Hamdi Yazır hocamızın tefsirinde görürsünüz, Hak dini Kuran dili adlı eserinde orada mütalaalara göre bizim ruhumuz aşktan gelmiştir. Demek ki biz burada garibiz biz. Bizim ruhumuz aşktan gelmiş Eshable. Ben ruhumdan ruh üfledim diye buyuruyor. O zaman biz burada garibiz. Garip olan kimse ne yapar? Eşini, dostunu, hemşehrisini, memleketinden gelenleri diyelim memleketinden bir mesaj gelmiş, annesinden babasından, akrabasından, yakınından, arkadaşından bir mektup gelmiş. Ne yapar? Garip bir kimse buna sevinir. Biz arştan geldiğimize göre ilahi alemden geldiğimize göre bizim burada gurbetimizi giderecek olan nedir?
O alemle alakalı olan ne ise odur. Mesela Kuran-ı Azimüşşan arştan yeryüzüne inmiştir. Demek ki bizim yakınımız o. Sonra nedir yakınlarımız? O alem ile alaka kuranlardır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemdir. O alem ile ünsiyet kuran, kimisi umlardır. Kimdir bizim dostumuz? Demek ki o alem ile münasebet kuranlar, o ilahi alem ile münasebet kuranlar nedir? Bizim hemşehrimizdir. Çünkü biz bu alemden geldik, ilahi alemden buraya geldik. Biz garibiz. Garibin yoldaşı kimdir? Memleketinden olan kimselerdir. Onun konuştuğu ancak Allah'ın vahyettikleridir. Onlar bizim dostumuz. Sonra o ilahi alemle münasebet kuran kimselerdir. Bunu biz bunu biz Maide suresi elli beşinci ayeti celilede görüyoruz. Kimler bize dost, essayiler. Sizin dostunuz ancak Allah'tır. Celle Celalü. Resulüdür sallallahu aleyhi ve sellem. İman edenlerdir. Gaybe iman edenlerdir.
Görmedikleri, görmedikleri hususlara görür gibi inananlardır. Onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar ve zekatı da verirler. Demek ki o alem ile münasebet kuranlar bizim dostlarımız. Diğerleri hususunda ne olacak? Onlar da hiç şüphesiz hepimiz o alemden geldik. Geldik ama o alemle münasebetimizi koparmamaya gayret ederiz. Koparmış olan kimselerle münasebetimiz ashable, pela, tekut, ibadet, ikra, mal kavmi zalim bir kavim ile bir işi görüştükten sonra fazla oturmayın buyuruyor. Çünkü çalışıyorsun, yiyeceğimiz, içeceğimiz bir ticaret erbabıdır. Bakkalı var, dükkanı var. Bir maslahatı, bir işi görüştükten sonra fazla durmayacağız. Ancak irşad ve ıslah müstesna. Dünyada garip veya bir yolcu gibi. Şu anda biz hep yolcuyuz. Şuraya oturduğumuz andan itibaren hep sefere devam ediyoruz. Çünkü bir önce aldığımız nefesi geri getirmenin imkanı yok, mümkün değil.
Mesela dün bize yeni bir gündü ama onu tekrar yerine getirmek mümkün değil. Bütün varlığımızı versek yine getiremeyiz. Değil o günü, değil bir saati, değil bir dakikayı, bir saniyeyi, bir nefesi dahi geri getiremez mümkün değil, gelmez. Seferideyiz devam ediyoruz çünkü nereye doğru devam ediyoruz İnna lillah ve inna aleyhi raciuhuz Biz Rabbi zü'l-celal'imizden geldik, tekrar ona dönüyoruz, nereye gideceğiz başka. O aleme doğru gidiyoruz. Derler ki her gelen yakındır. Biz çıktığımız yol mesela buradan hareket edip bir başka yere gidiyoruz. Çıktığımız yere uzaklaşıyoruz, gideceğimiz yere ise yaklaşıyoruz biz. Demek ki inna lillah biz Allah'tan geldik, Allah'u zülcelal'e döneceğiz. Ona doğru gidişlerimiz nedir? Artık yakındır. Bunu istesek de istemesek de mutlak mutlak ve mutlak gideceğiz.
Ayağımızı diretsek, ben gitmem, ben ölmek istemiyorum, ben yaşayacağım desek dahi biz oraya doğru gidiyoruz. Çünkü Rabbimiz Cuma suresinde bize ashable. De ki sizin kendisinden kaçtığınız ölüm var ya muhakkak sizi bulacaktır. Ne kadar kaçarsanız kaçın. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir. Mutlak ve mutlak gideceksiniz, ne kadar ayağını dilersen gidin. Buyuruyor ki Sen eğer akşama erişmişsen, sabahı bekleme. İşte şunu edeceğim, bunu edeceğim deme belki ulaşamazsın. Yattığında kalkamayabilirsin. Sabaha ulaşmışsın. Zaten tavır edilmese akşamı bekleme. Bu ne demek? İleride yaparım, akşam yerine getiririm, namazı kılamadım ama ben akşam kaza ederim deme yap, vaktinde yap. İşte oruç daha sıhhatliyim, ileride tutarım deme. İşte tut onu eğer şartlarını haiz isek sıhhatimiz, afiyetimiz yerinde ise tutun.
Zekatın daha güçlüyüm, kuvvetliyim, veririm ileride değil mi belki yetişemezsin. O bir seneye değil belki bir saniye dahi geçmeyebilir. Ondan vaktinde yerine getir demek istiyor bize. Diyelim ki evradımız ezkarımız yaparım ileride deme vaktinde yap demek istiyor bize. Mesela yavruları daha çok genç, biz de böyleydik, düzelirler ileride deme, ne yapılması gerekiyorsa bilen insanlara sor, eğitimcilere sor. Bilhassa çocukların eğitimi üzerinde duran kimselerle münasebet kurarak, de ki ben yavrularıma tesir edemiyorum, etmiyor. Ben bir şey diyecek olsam, onun kafasına böyle ters geliyor, dinlemek istemiyor çocuk. Ne yapayım, nasıl edeyim, siz bu hususta bir uzmansınız. Çocukların eğitimi hususunda ne yapabilirim, ne ederim sor. Çünkü bu bizimle olmuyor, bu bilenlere sormak suretiyle. Onlar da diyecek ki, bir kere çocuğun zaruri olan ihtiyaçları var, çocuktur, eğlenecek, oynayacak.
O eğlenecekleri kimseleri, gezeceği, tozacağı kimseleri iyi kimselerden seçin. Çünkü o seninle gelmez. Ister. Olmaz. Sen erken yatayım dersin, o bilgisayarın karşısında internetlerde ne de böyle bütün dolaşmak ister, dünyayı dolaşmak ister. Olmaz. Zorla eğer sen sohbete zikre oturmazsan seni öldürürüm. Bu olmaz işte. Şimdi biz işi bozduk, onu bilene soracağız. Diyeceğiz ki nasıl yapalım, nasıl edelim. Onlar yol gösterecek. Diyecek kişiyi bir çevre oluşturun. Aman ha çocuğun kendi yaşında eğer on altı yaşındaysa on altı yaşında Salihlerden kimselerle ünsiyet peydah ettirir. Bir de onların durumlarını çok iyi izle, çok iyi gözetle. Onun ihtiyaçlarını çok iyi bilin. Biz yaşlı da olsak büyüklerimiz diyelim ki bir pikniğe çıkıldı, bir saat kadar eğer ve Allah'ın gönlüne indirmiş olduğu ilhamattan bahsettikten sonra ne yaparlar serbest bırakırlar.
Şimdi bir buçuk saat kadar hem gezin dolaşın hem de abdestlerimizi alalım, namazlarımızı kılarız. Bak bu imkanı tanımazsam oturmaz o. Bunu altmış yaşına ne yaptıramayız biz. Oturmaz. Öyle ayakları hareket etmeye başlar. Şöyle bir gezsemdir, şu alemdeki güzelliği görsem, dağları görsem, dağdaki çiçekleri koklasam, gezsem, dolaşsam, şakalaşsam, latifesi bunu ister. O ihtiyacını şerdi ölçüler dahilinde giderirler. Ondan sonra bir buçuk saat, bir müddet diyelim artık ne kadar olursa toplanırlar, bir namaz kılarlar. Der. Ondan sonra yemeklerini gelirler. Onun müteakip belki yemekle çay arası birkaç kelam ettikten sonra Allah'a ısmarladık derler, ayrılırlar. Yani bu insanın tabiatında fıtratında var. Yaratılışında var. O çocuğu getirdik, biz şadırvana kadar gelir, ondan sonra kaçar o. Bu anlayışsızlığımızdan olur bizim.
Bunun üzerinde çalışma yapan, eğitim yapan kimselere soracağız ne yapalım biz çocuğa baş gelemiyoruz. O bize anlatacak artık. Bak diyecek sen bunu alıyorsun on altı yaşındaki çocuğu altmışlıkların içerisine gerdiriyorsun. Bu kendi yaşında kimseleri bul. Onlar da desinler ki bak biz gezdik dolaştık, abdest alalım, namazımızı kılıverelim. Hadi sen bir imam ol, bilen birisine, o geçer bir imam olur. Yarı gülerler, yarı oynaşırlar. Namazlarını kılarlar. Ondan sonra gelin bir gençliğimizin gereği olan ihtiyacımızı da mesela dinimizde atıcılık, binicilik, yüzücülük bu nedir? Bu dinimizde mevcut olan spor tiplerindendir. Şimdi çocuğu tutmuşuz on altı Eylül, biz böyle ilahi görüşmeler yaparken çocuk gülüyor gülme. Ne yapıyorsun huzuru bozuyorsun yapma. Dizine de vururuz, olmaz. İşte berbat ettik biz. Çocuğum şöyle otur. O çocuk bir daha oraya gelmez.
O anda gelir der ki ben azarlanıyorum, niye varıyor? Accık dizimi oynatacak olsam gözüme keskin keskin bakıyorlar. Ben bu cemaat içerisinde de görüyorum. Bir yabancı gelecek olsa böyle dik dik bakılıyor, görüyor musun? Böyle saçı biraz uzun olsa bakılıyor. Yani ona iltifat eder insan. İkram eder insan. Bir çocuk gelecek olsa dolaşacak olsa çok acayip hareketleri biz kendimiz yapıyoruz. Yavrum biz de böyleydik desek tamam. Daha çocukken bizim mahallemizde arkada çocuklar namaz kılıyoruz. Namaz kılarken bir gülüşme başladı. Bir tanesi eski mestler altı tahta gibi olurdu, çok sert. Beş yaşındaki bir çocuğun ayağı ne olacak ki? Öyle bir bastı ki ayağımı. Tabii kanadı. Eğer dustazımız bizim psikolojik durumumuzu bilmeseydi mürşidi kamilimiz, bilmeseydi kolay kolay camiye girmezdik ya girsem ne olacak. Adam beni dövüyor diyeceksin.
Şimdi bazı imam kardeşlerimiz odalarında veya ona mahsus dolaplarda çocuklar için almışlar, meşrubatlar almışlar. Çocuklar mescide geldikçe veriyorlar. Mescide geldikçe veriyor, çocuk alışıyor. Ama gözüne bir dik dik bakınca mümkün değil o çocuk girmez oraya. Sen bizim gibi insanı bile getiremiyorsun yahu varsan bana çok şiddetli bakıyorlar. Ne yapmış? Adam sığar içiyor. Gelmiş çok kötü kokuyor be. Böyle dediğiniz girer mi o? Girmez tabii. Biri doktor, biri mühendis. Bunlar mescide hiç girmiyorlar. Kendi aralarında konuşuyorlar, diyorlar ki yahu mescide girelim. Biri diyor ki doktor, yahu varsam diyor tozun toprağın için. Böyle iki yüz elli gram toz toprağıyla kalkıyorum diyor. Bir diğeri de diyor ki cami kokuyor. Kokuyor. İnsanlar kokuyor. İşte hayvanlarının bakımını yapmış bilmem filan kokuyor ve elbiseni temizle ve konuşmaya başlıyor doktor.
Diyor ki Ayet-i celileden alarak mescide girerken temiz elbiselerinizle girin. Ahıra girdiğin elbise ile değil, ahıra girdiğin ayakkabı ile değil, camiye mahsus elbisenle gir. Ondan sonra Cebrail aleyhisselam bana öyle emirler getirdi ki misvep her namazda farz olacak zannettim. Ağız temizliği çok önemlidir. Bayezid Bistami Hazretleri ağzını gül suyuyla yıkarmış, çalabımı zikrediyorum diye, temiz ağızda zikredeyim diye. Aman ha diş temizliğine dikkat edelim. Anlatmaya başlıyor. Dişimiz tertemiz olsun. Koltuk, hası temizliğine dikkat edelim. Cuma günleri yıkanalım. Söylüyor artık temizliklerden anlatıyor. Bir diğeri de insanlar arası münasebette bir Firavun'e dahi giderken Musa A. S ile Harun A. S. Ashab ile. .Firavun'a gidin çünkü o iden iyiye azdı. Çünkü ben sizin rabbınızım diyor. Daha nasıl olacak. Biz otururken bir diğerinin dizine değil o görüyorum. Zaten o endişelerle geliyor.
Gireceğim ama bana nasıl muameleler der diyor. Bir kardeşimiz geldi hep dışarıda dolaştı, girmedi içeri. Dedi efendim seni bekliyorum içeri girse, bana dik bakacaklar, birbirlerine işaret edecekler, bu hiç görünmezdi, neden geldi diyecekler, seninle ayrı görüşelim. Mesela bir kardeşimiz yine anlattı, dedi giremiyorum ama sizin ben çok geniş hareket ettiğinizi biliyorum, şöyle yatsı bir geçsin, o dediğin tipler dedi evlerine bir ayrılsın, ben gizlice gelir, seninle saat birlerde ikilerde görüşürüm. Bu neden? Bizim muamelemizin yanlış oluşu. Hiç unutmam üstadımız burada, Kayseri'ye o zaman bir otobüs mü ne çalışıyordu giderken yolculuk boya yanına tam kendisine muhalif bir kimse düştü, bütün aleyhinde konuşan bir kimse düştü. Düştü ve sonra o zaman şarkılar türküler çok çalınırdı radyoda.
Dediler ki hocam kapatalım mı, siz bilirsiniz, hiç razı olmayan mürşidimiz böyle seslere, siz bilirsinizdir. Hiç bundan edep almadık mı biz? Siz bilirsiniz buyuruyor. Adam bu güzelliğin karşısına derhal kapattı. Kapat bu şeytanın ezanıdır dese, belki daha fazla açacaktı. Sonra yanına tam ters düşen bir kimse ters. Baktı üstadımızın o latif halini önünü düğmeledi oturdu. Belki de onun aleyhte konuşması bizim yüzümüzden oluyordu. Bizim hareketlerimizden, tavrımızdan oluyordu. Sonra tatlı tatlı görüştüler, ayrıldılar, gittiler. İbni Ömer radiyallahu anh ibadet ve taatini yapacağın vazifeleri mesela Kuran okuyacağız her gün. Diyeceğiz hayırlı eserler takip ediyoruz. Bunları okuyacağız, bunu ileride yaparım demeyin okuyun. İşte yaz günü gelin. Yaz günü geldiğinde de hava sıcaktır, çalışıyoruz, yorulduk bunu diyeceğiz.
Vaktimizi çok güzel ayarlayacak olursak Ehlullah bunu çok güzel tanzim buyurmuşlar, değişik tarzlarda. Mesela demişler ki altı saat uyku. Onun iki saatini ibadet ve saate vermişler. Ondan sonra ihtiyaçları için vesair hizmetler için ayarlamışlar, tespit etmişler bir program dahilinde devam edin. Böyle olursa biz ileride yaparız ne diye bir düşünceye kapılmayız zaten alışmışız. Hem istirahatımızı temin ediyoruz. İstirahatımızı temin ettikten sonra okuyacağımız kitabı Kerim, takip edeceğimiz eser bu hiç vaktimizi de zamanımızı da değerlendirir, boş yerine harcamamış oluruz. Çok güzel bir şekilde devam eder. Yeter ki böyle bir planlı programlı bir şekilde olsun. Mesela biz çok hatamız oluyor, taatlerimizde fıkhi bilgilerimiz çok zayıf. Bunu bir arkada namaz kılacak olsak görürsünüz secdeye yatışlarımızı, iki secde arasındaki duruşlarımızı, bir hiçbir şey yok. Hepsi haber verilmiş.
Mesela çok kısa kısa İslam ilmi hallerinde itikadımızı, ibadetimizi, ahlakımızı, mesela fikri konuları ele almıştır. Bunları ele alırken peygamberlerin nesini anlatıyor? Hayatında anlatıyor. Peygamberlerin hayatını da anlatıyor. Kısa kısa vermiş Adem aleyhisselamı, İdris aleyhisselamı vesaire. Peygamberler bunları öğreniriz. Çünkü dinimizde itikadi kaideler inanılması gerekli olan şeyleri ve bunlara nasıl inanılacağını bildiren esaslar olarak ifade edilirken ameli kaideler ibadete taalluk eden ilmihallerle bize beyan olunan hususlardır. Ahlaki kaideler hareketlerin batın yani görünmeyen yönünü tayin eden esaslardır. İçtimai kaideler insanoğlunun cemiyet içerisindeki yaşayışını ve insanın diğer mahlukat ile münasebetini tayin eden kaidelerdir. Dini teşkil eden kaidelerden biri de fikri esaslardır. Birçoklarımızın yabancısı olduğu yön budur. Acaba fikri kaideleri dediğimiz şey nedir?
Aklın hareket tarzını düzenleyen kaidelere fikri kaideler denir. Şimdi kim ile konuşursak konuşalım, Şimdi kim ile konuşursak konuşalım ne diyor? Ya ben ondan daha iyi biliyorum. Şimdi çocuğu diyelim malumat sahibi, oğlum sen yaşın kadar konuş diyor. Ben senden akıllıyım diyor. O zaman dikkat edeceğimiz nedir bizim? Herkes akıllı şimdi. Sen bir yere geliyorsun, bir hususu konuşmak istiyorsun, benim senin hayatın kadar tahsidin var diyor. Bunu nasıl ayarlayacağız biz? Herkes çünkü ben akıllıyım diyor. Aklın hareket tarzını, aklın hareket tarzını düzenleyen kaidelere fikri kaideler denir. Aklı kendi başına bırakamayız. Aklın, aklın riayet edeceği neler vardır, esaslar vardır. Öyle ben biliyorum demek ki olmaz bu. Neye göre hareket edeceğiz biz? Bir kere, bir kere vahye dayanacak.
O aklımızın hareket tarzını nasıl ki arabaya bindiğimiz zaman ne yapıyoruz, arabanın yönünü direksiyonla tayin ediyoruz. Direksiyon elimizde, Elimizle sağa sola gidiyoruz yol işaretleri var zaten. Hızımızı da haber veriyor, virajda nasıl döneceksek onu da haber veriyor. Diyelim ki diğer yerlerden gelen yollar orada nasıl dönüşü temin edeceğiz, ışıklarda nasıl duracağız hepsine haber veriyor. Aklımızın da nasıl hareket edeceğini haber veren kaide ve esaslar vardır. Dinimizi tarif ederken itikat, ibadet, ahlak, içtimai ve fikri esaslardır. O demek ki aklımızı bizim hareketini tespit Allah'ın kitabıyla olacak. Resulünün sünnetleri sünneti mi olacak? Yoksa biz irşadımızda ve ısrarı asla başarılı olamayız. Bir şeye yok diyorsak neden buna yok diyoruz. Var diyorsak neden var diyoruz. Şimdi konuşuyoruz, her şey konuşuluyor. Konuşuluyor ama konuşmanın da bir usulü bir kaidesi vardır.
Allah'ımız Nisa suresi yüz on dördüncü ayeti celile de bize konuşmanın şekillerini haber veriyor. İyiliği emir, kötülükten kaçındırmak, müminler arasını ıslah, başta Allah'ımızı zikir. Biz bir kere konuşmanın şeklini usulünü bileceğiz. Nasıl bileceğiz, nasıl tespit edeceğiz biz bunu, konuşmanın şekil ve biçimini nasıl ayarlayacağız. Mesela bu Nisa suresindeki yüz on dördüncü ayeti celile de dört tane husus bildiriliyor. Biz mutlak insanlarla yaşamak mecburiyetindeyiz, ayrı olamazsın. Yaşayacağız ama yaşarken bunlara dikkat edeceğiz. Rabbimiz buyuruyor bize. Allah'ımızı zikredeceğiz. Zikir sadece dille de olmaz. Tüm azalarla olur. Tüm azalarla nasıl zikredeceğiz, nasıl zikredecek? Hırsızlık yapmayacak. Muhtajına infak edecek. Münker ne demek? Ne demek? Haram olan şeylerin tümüdür. Maruf ile de emrediliyor, o ne demektir?
Allah Resulünün yapılmasını güzel gördüğü, emrettiği şeylerdir sallallahu aleyhi ve sellem. Müminler arasını ıslah, İki kişinin arası bozulmuş aman ıslah edelim uzat elin. Uzat uzat. Uzat şöyle bir helalleşin. Olmaz. Buna ıslah dinmez. Adam kalkmış onun malına tasallut etmiş haksız yere. Nedir ıslah? Ona en güzel bir uslu bile. Sen bak Müslümansın. Bir Müslümanın takip edeceği esaslar vardır. Bu esasa göre Efendimize örnek olarak ifade buyruluyor, hareket edeceksek bir karış toprak eğer biz haksız yere almış isek yedi kat yerin dibine kadar boğazımıza geçirilecektir diye bu bir kere anlatılır. Senin yaptığın bir kere anlatılır. Senin yaptığın iş bu nedir? Hemen helalleşin helalleşin, bir kucaklaşın. Öyle kucaklaşma olmaz, bu yanlış. Buna ıslah denmez. Islah onu o kötü fiilden kurtarmak demektir. O gün sen onu kucaklaştırırsın tekrar düşmanlık başlar. Bir başkasıyla da aynısını yapar.
Ne yapacağız? Aman kardeşim bu yaptığın hareket dinimizde doğru değil. Efendimiz buyuruyor, yarın huzuru ilahiye çalmış olduğunuz koyunları sığırları, diveleri sırtınıza alarak ya Muhammed ya Muhammed diye bağıra bağıra gelmeyin buyuruyor Sallallahu aleyhi ve sellem. Sen bir kere kardeşim bu yanlışlığını bil, bu yaptığın hareket doğru değildir. Gel tövbe et, bir araya gelin demek suretiyle olur. Bu aksi halde yanlış yanlış yapmış oluyoruz. Müminlerin arasını ısla, mesela iki kişi arasında bir dövüş var. Bu nasıl olmalı? Yerine varacağız arkadaş kusura bakma, sen vazgeç bundan, Sen de şunla vazgeç. Ya affet şeklinde olmaz buna ıslah denmez. Çoğumuzun yaptığı bu. Neden? Kitabı Kerim'i bilmiyoruz ki. Ulema'mızın koymuş olduğu esastan haberimiz yok ki. Yapılmış bir haksızlık varsa buna haksızlığa alet olma denir. Sen bu kötülüğü yapmışsın daha da devam ettir demektir ona. Nasıl olacak?
Eğer malumat sahibi ise o meseledeki anlaşmazlığı Allah emrine getirebilmeye çalışmaktır. O yanlışı çok güzel bir şekilde ifade ederek kötülükten kurtarmaktır. Adamın şimdi namusuna hücum etsin. Aynen namus kelimesi geçer gıybetini yap. İftirayı da git. Bilmediğin her şeyi de karıştır. Ondan sonra var birilerini öp, var bir buna ıslah dinmez. Bunu kötülüğe teşvik demektir. Daha devam et, nasıl olsa anlaştırıyoruz ve geçmez isimler. Ona ne dinecek? Bak sen bu kimsenin, namuslu kimsenin aleyhinde konuşuyorsun. Buna bir şahidin var, bunun şahidi de yok, ispatı da yok. Duymuşum bir yerden, hareketi bu yanlıştır diyebilmektir. Sabah akşama ulaşmışsan sabahı bekleme hemen vazifelerini Rabbimizin emretmiş olduğu görevleri icra et. Ve sabaha ulaşmışsa verilmese akşamı bekleme. Sıhhatliyim, afiyetliyim diyorsun ama Allah korusun bir feşt olabilir. Olmadık yok. Başımıza neler gelir.
Sapasağlam bir kimse anında hasta oldu, anında hasta oldu. Bunun için buyuruluyor ki hastalık için sıhhatli vaktini iyi gözetle ibadet ve taatini yap. Nasıl olsa öleceğiz, kaçması da mümkün değil. Onun için bu hayatı aman ha boşa geçirme diye bize tavsiye de buyur.
Kaynak: Genel
Dünya Hayatında Garip Olma ve İmani Değerler | Mihmandar