Meyilden kimse olma. Dünya da gönlünü kaptırma. MTBAL, Andre ve Ibliha, dünyanın lezzetlerinden çok uzaklar. O tadı gelen Mevla olarak değil demek istiyor. Elbette tadılacak insanın. Gelecek, içerecek ama o yediğimiz içtiğimiz tamamı. Güzel bir ahlaka nail olmak. Yoksa yemeyin, içmeyin, gitmeyin, üşenmeyin, üşenmeyin, değil mi? Bakın gezin, dolaşın ama gezip dolaştığımız her yerin, Allah korusun, hayvan gibi diyor birbirlerine uyumayı terk Menhebe hakim, Cenabı Hak'tan üzülüyor. Tuttu lisanlığı. Bunu yaşadığın zaman bu insan, dünya gözünde iç mesabesinde Bütün dünyaları verseler, bunun yanında bunun zorla şöyle bakmak. Öyle bir alem. İnsan tabii giyim kuşamı da tabiat olacak, sever. Fakat, birbası takva olan elbisesi, takva olan kimse ona niyet etmez. Mesela, yeme içme insanı, al götürürüm. Fakat marifetullah'tan Allah'ınızı tanıma nimetine girerse, bu onun yanındayım.
İç mesabesinde kalın. Kıymet, eğer elbette hepimiz isteriz. İnsanların yanında kıymet yok mu demek ki? Eğer, Salih Hak'tan ve Salihlerden bir kimse değilse, sana birkaç gün değer verir, kıymet. Böyle bir, ne diyelim, irtibatta bulunur. Az bir yanlışlık görse yüzünü çevirin, bir edin. Yerine göre kırk senelik dostu da fikir. Bak, Allah öyle mi? El Mecid. O kadar hatalarımıza rağmen dünyandan Fatih baş gösterse, ondan sonra nefsani arzuan olsa, nefsine öyle dokunacak bir hal olsa, olur. Bak Allah'ım! İnsan, bu harekete düşse, Cenabı Hak, Cenabı Hak, her zaman ikramlı insan, işte şu dünyada şöyle düşündüğümüz zaman ortaya çıkar. Mesela, inanan var. İnanmayan var. Ondan sonra, daha değişik, Allah'a yalan isnat edenler var. Biz onları açmıyoruz, söylemek istemiyoruz. Siz bunları bilirsiniz.
Allah'ımız, bu bana isyan etti diye bunun havasını kesiyor Nefes alamazsın, bunun havasını keseyim, demiyor. Bu bana isyan ediyor. Ben bunun suyunu da vermeyin, O kadar can, semavat, arz, onun içerisindeki bütün nimetleri, insan oğlunun böyle meselenir. Bir sofraya, bir sofraya, beni bir böcekler koyarım. Ama Allah'ın izniyle bir sofra açmış ki, o bahçemize girdiğimizde, domates, salatalığı, Onun yanında buz gibi. Soğuk sular kaynatıyor. Devam. Ne nimetleri sayamam diyor. Öyle mi? Bak, omuzlardan Genimi de veriyorum. Etimi de veriyorum. Kemiğimi de veriyorum. Hatta gübremi dahi veriyorum, istifani gördüm. Ama bunun bir sebebi vardır mesela. O kulum söylüyor. Senin kulluk variyelerini Cenabı Hak'ta yapman için ben bunları veriyorum.
Biz de beynimizi Cenabı Hak'ta tefekkür et, müze kudretine, kalbimizi onun muhabbetine, onun teşeflerine, onun muhamahatlı, Onun aşkına, muhabbetine, gözümüzü ibretle bakmaya, onun yüce hüccetini bölmeye, kulaklarımızla eşyanın zikrini duymaya, Nasıl bilelim? O bunlar, her insanın, hem dünyevi hem de uhrevi, vücut bir nimet ve ihsandır insana bağış. Çekip kılıyor. Güzel abi. Allah'ımızın Yerine göre, sırtını, bir duvara veya yastığa dahi dayayan. Ayağını şöyle rahat uzatamıyor. Bak bunlar bize şimdi çok garip gelir Ne vardı? Dayansa ne olur? Ayağını uzattığında ne olur? Bak bize böyle gerek yok. Çünkü biz, onların görmüş olduğu ilahi aleme gözlerimiz kör. Onların kendi aralarındaki müsahharine karşı kulaklarımız salır. Nasıl salır? Nefsine can çıkma. Meydana gelir. Evladım da bir araba sordu. Öyle okul yükünü sırtımızda taşımıyoruz. Evlerimizin her odası doğal gazla ısınır haliyle.
Ocağa kuracağız da, üzerine saç koyup, ekmek Dillerimizle onu sena edip, hamdetmek, şükretmek, kulluk vazifemizi yapmak. Yoksa bunları düşünmezsek, ne kadar nimete erersek söyleyeceğimiz söz yok. İşte Selman-ı Farisi ile bir Allah'ın vali olmasına rağmen bilmiş olduğu bir Asırlar geçmiş. Şimdi o devir değil demek. Acaba Kuran-ı Kerim'de Fatiha'yı okurken namazı da nimet verdiğim kullarım, nimet verdiğim kimselerin yolunda kıl derken. Peygamberlerimiz Onların hayatı bize ölmesi değil mi? Bunu mesela, evde de anlatsak ve Şahin yerinde de konuşsak herkes olmaz diye ahlakten kullanmak. Elbette mi? Evgahını dinlemiştim de, zaman aynı zaman Elvan değişti. A Hacı Hasan Efendi devri. Devir aynı devir. Zaman aynı devir. Zaman aynı zaman. Değişen bir şey yok. Öyle olsaydı sıddık ki Azam efendimizin bir iki ayinde. Bunlar, bizi tembelliğe götüren sözler.
Biz buna değil, Rabbımızın emrine sımsıkı sırrımıza sayılır. Çok kısa bir askerlik, Peygamberimiz oldu. Efendimizin o sözü, bu dediklerimizi kulasa edin. Oturduk mesela, bunlar Müslüman yani. Elbette, en azından. Ama oturduğumuzda, rüyadu's Saliheyn'de şöyle bir bölüm okudum. Onu bir bir tane daha demin mi dese? Haydi be. Şöyle bir rahatlığımızı bozup. Şöyle bir oturduk konuşacağız, Duru dinle. Onun için durum şuna benziyor Diyelim ki, Adam denize düşmüş. Veya bir çamura katmış, Balçinin içerisine. O balçinin içerisinde olan kimse, bir düşeni kurtarması mümkün değil. Zaten kendi düşünmüş. Oğlun olsun içerisinde. O zaman ne olacak? Onu çok seviyorum, haberlerini de ciddiyim. Sahilde olanlar, yani o suya bakmayan, sahilde olanların bize uzatacağı elle kurtulan bir ürün var. Sadece bunu elinin uzatma olarak da düşünmeyelim.
Yani önümüzde, mesela Boğulanmak üzere O zaman, Saim'de bulunan, yani, Şuheda Hanım. Salihlerin, sadıkları ellerinden geçer. Onların emirlerini, onların sözlerini sığınmaktır. Ve öyle olan insanların da, şeffaf da yakıyorlar. Haydi be şuradan deyince dinleyin. Yolunu kulluk nasıl anlatabilir dersek, anlatacağız. Çünkü, bu kullar Allah'ımızı kultar edin. Bu kainatı Cenabı Hak yarattı. Yeri altımıza düşen bu olarak Essahih lillah