Öyle gayret göstermişler ki şu dünyanın çokluğundansa, çünkü aldatır bizi nefis, kötü niyetli insanlar, bak adamın hiçbir şeyi yoktu ama fabrikalar da oldu. Hiçbir şeyi yoktu ama dükkanları, hatta bir çarşıya bilen malik, birçok nimetlere mazhar diyerek bizi aldatır ve dünyaya meylettirerek ahireti umuttur. Allah'ımız olsun. Bundan dolayı Ehlullah ne yapmış dünyanın çokluğundansa azlığı ile kanaat etmiş. Bir ateş yakmışlar, demişler ki Dünya varlığını sayarak buradan kim atlayabilir ateşin üstünde? Hiç kimse atlayamamış, evi bir değil ki. Hem kışlık var, hem yazlık var, Araba hem kendinin var, Hem hanım kardeşimizin var, Hem de evlatleri var. Sayamamış, dükkanlarım de sayamamış, Burada iş yeri var, büyük şehirlerde de var, atlayamamış. Behlülü'l-vely atlamış. Peynir ekmek, don gömlek demiş atlamış. Bunun mutlak bir hesabı var.
Ama çok mal olsa bile yolunda sarf edebilirsek, o zaman kurtuluşumuz inşallah gerçekleşir. Vel ittifakau bil butillezi la buddemi, kendisine yetecek kadar yiyeceği, içeceği vesaire ihtiyaçlarını karşılayabiliyor, bununla yetiniyor. Diğerlerini de yolunda sarf ediyor. Haccasın Efendi KaddeSallallahu sırra üstadımız bir ahiret kardeşi ile şöyle bir anlaşma yapar. Bak diyor, biz dünyevi yiyeceğimiz, içeceğimiz, çoluğumuz, çocuğumuz bunların rızkını ayarlayalım. İşte ne kadar ihtiyacımız varsa evin elektriği, suyu idi, bunun yanında doğal gazıydı, ekmeğimizdi, böreğimizdi, yağımızdı, ekşimizdi, bulgurumuzdu vesairdi, pirincimizdi. Bunları tespit edelim. Bunun dışındakileri de Allah'ın yolunda sarf edelim. Gördün mü gözümle gördüm. Bir öğretmeni görevden aldılar. Yalnız bir iftiraya uğradı. Aslında görevinden alınacak bir kimse değildi ama aldılar.
Bunun çocuğu, çocuğu tabii biraz geçimini sağladı ama ondan sonra biriktirdiği ne varsa bir memur nihayet tükenmeye başladı. Üstadımız bir derde düştü, dolaba açtı. Bu elli yıla varıyor. İki yüz yetmiş beş lira olarak hatırlıyorum. Çıkardı, onlara gönderdi. Sonra dokuz yüz yetmiş beşte Numune Hastanesi'ne tedavi için geldiler. Tabii ziyaretine geliyorlar. İnsanın halleşeceği, dertleşeceği bir kimse de olur. Kendisine artık yaş itibariyle meslek olarak yakın olan birisiyle dertleşir insan. O günlerde parlamenterlerden Cemal Cebeci, hem de Ata dostları. Onunla halleşir. Cemal ben hasta değilim der. Efendim hasta değilsin desen yatıyorsun burada. Bir kardeşimizi görevden aldılar. O nasıl geçecek? Acaba çoluğu çocuğu nasıl bir hayat sürüyor? Bunları düşüne düşüne ben bu hale girdim. Efendim, bu kolaydır.
Demek ki onlar Gazze'yi görselerdi, bunun yanında Lübnan'ı görselerdi, vesair Suriye'yi görselerdi, birçok ülkeler sıkıntı çeken acaba ne olurdu bunlar? Elhamdülillah yine onların ruhaniyeti gördü, Verenel derneği, tırlarla refah kapısına yiyecekler götürdü. Yeter mi? Çünkü az da olsa belki bir yaraya merak olur. Az da olsa. Çünkü milyonlarca insan. Demek ki Ehlullah zamanın kutbu, belaya indiği zaman ilk onların başına idi. Ondan sonra dağılıyor. Bu sebeple onların başları alır. Dert ve elem içindedirler. Çünkü kendi etrafında bile başı ağrısa görüpini üstasından ister. Evinde bir geçimsizlik olsa hemen üst ağzına gelir. Bunun için diyor ki, bak nasıl bir ders çekiyorlar. Kimi eviyle etmiyor geçin. Ailesi avlar. Nedir suçum? Sizleri düşündüm, ağardı saçım. Kimseye diyecek sözüm kalmadı. Cemiyetin derdi, sıkıntısı hep onların başladı.