Dua ve Tevhidin Derinliği ve Ruhun Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Dua ve Tevhidin Derinliği ve Ruhun Arınması
Dua ve Tevhidin Derinliği ve Ruhun Arınması kaydında Üstecebil. Şimdi kişi duasını hemen kabul olunmasını istiyorum. Anında. Hemen duam kabul olsun diyor. Böyle demedikçe şimdi duanın kabul olmama şekli değil de mesela kişi duayı diyor, yuvam müstakil de bir taat zaten. Müstakinle bir taattir dua yalvarmak yakarmak dua ediyor. Şimdi ona da icabet alınmuyor. Huzur-u ilahinde ona ecir ve…
Üstecebil. Şimdi kişi duasını hemen kabul olunmasını istiyorum. Anında. Hemen duam kabul olsun diyor. Böyle demedikçe şimdi duanın kabul olmama şekli değil de mesela kişi duayı diyor, yuvam müstakil de bir taat zaten. Müstakinle bir taattir dua yalvarmak yakarmak dua ediyor. Şimdi ona da icabet alınmuyor. Huzur-u ilahinde ona ecir ve mükafatlar gösteriliyor. Ya Rabbi bu nedir diyor. Sen dua ederdin de işte kabul olmuyor dediğin yalvarıp yakarmalar. O zaman kişi diyecek ki diyor, Ya Rabbi keşke dualara hiç kabul olmasaydın. Hani dua için bir Allah'a dökülmesi demektir. Dönün Cenabı Hak'a dökülmesi. Yalnız tabii dua edecek derler ya bir hal ister, bir ağız ister. Çok müstecap dualar var müstecap pekal ne bilmem ne denir. Kabul olunan dualar var. Çok tehlikeli dualar denir. Kişi der ki yapıyorum yapıyorum bir türlü kabul olmuyor halbuki yazıyor mutlak kabul olur diye.
Onun kabul olması bizim gönlümüzle alakalı. Eğer kalbimiz düzgün olursa Rabbimize dönüşte elbette ki makbul olur. Önemli olan bu. Bu sebeple şüpheye düşmememiz gerekir. Şimdi acelenin doğru olmadığı belki burayla münasebet olmaz ya. Acele şeytandır. Acele etmemekte Rahman olan Allah'tandır. Şimdi böyle acele edilecek yerler de var. Mesela misafirimiz geldi diyelim, geldi ona bazı yerlerde hiç sormazlar bu bir edeptir işte yemek hazırlayalım mı hiç sormazlar hazır getirirler bazı bölgelerde var mı Demek oradaki ilim ehli mübarek insanlar yok gösteriyorlar. Misafir geldiği zaman hemen önüne ne buyurlarsa yiyeceklerden koyuyorlar. Belki utanır, belki çekinir. Sonra ölünün defne hususunda çünkü şekli değişebilir. Allah'ımız muhafaza buyursun. Eğer salih bir kimse ise o anında kavuşmak ister Rabbimizi Celalimize.
Yok eğer Allah konusunun aksi ise suretinin dönmesinden dolayı şeklinin dönmesinden dolayı acele edilir. Mesela bir kız çocuğunun kocaya verilmesinde bu gibi şey olan yerler var ruhsat verilen yerler var. Bunun dışında alelacele mesela bir söz duymuşuz birinden bu nasıl böyle bana yapar diye hareket edersek çok yanlış ederiz. Birçok kimselerin de aralarının bozulmasının sebebi bu. Bize de gelir tabii haberler, biz de sizin gibi. Duyuyoruz. İnsanlar tavır ve hareketlerimiz belli. Şimdi kırıveriyor, bundan sonra birbirine cefalıveriyor. Sorun araştırıldığı zaman sonunda o işin hak olmadığı da ortaya çıkıyor. Diyor bana bunu nasıl yapmış diyor. Bu bizim başımıza çok verir bu. Çünkü araştırılmadığı için araştırılmadığından sonunda da hak tebeygün ediyor belli oluyor büyük sıkıntılar hasıl oluyor. Halbuki baksak biz Hucurat suresinde Cenabı Hak, Eshabübillah.
Ey iman edenler, fasık size bir haber de geldiği zaman şimdi bunlar pek pek çoğal. Allah'ımızın korkusu azalınca şundan diyorum. Böyle olmamızın sebebi, en önemli sebebi şu. Bir anamız var. Bizim kırk sene bu Kuran-ı Azimüşşan'la konuşmuş. Diyorlar ki demek ki çok malumat sahibi, arife bir anamızymış ki müstesna bir anlamdaymış. Neden demişler böyle hep Kuran-ı Kerim'de bir su isteyeceksin, Kuran-ı Kerim'de ne bileyim her hususta kitabı Kerim'de konuşuyorsun, şu ayetciliğinden okumuş Gaf suresinde İslam'da. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmez. Ben demiş nasıl yanlış konuşabilirim ki? Şimdi şu oluyor. Arz ettiğim gibi hepinizin, hepimizin başına geliyor. İki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır. İslam hukukunda mesela bir kimseyi dinlediniz. Hani o kadar haklılığı ortaya çıkıyor ki. Ona hak vermemek konuştuğuna göre mümkün değil.
Dua ve Tevhidin Derinliği ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
Dua ve Tevhidin Derinliği ve Ruhun Arınması kaydında Üstecebil. Şimdi kişi duasını hemen kabul olunmasını istiyorum. Anında. Hemen duam kabul olsun diyor. Böyle demedikçe şimdi duanın kabul olmama şekli değil de mesela kişi duayı diyor, yuvam müstakil de bir taat zaten. Müstakinle bir taattir dua yalvarmak yakarmak dua ediyor. Şimdi ona da icabet alınmuyor. Huzur-u ilahinde ona ecir ve…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ama bir de karşı tarafı dinlediğiniz zaman iş tamamen değişiyor. Bak dinimizde bu usta kurallar bulmuş. Ne güzel. İşte fasık sahibi haberine geldiği zaman, araçtırınız gibi. Hemen anında hareket etmeyin, durun bakalım bir görünelim. Şimdi efendimiz Hazretleri sırra Cenabı hak ona genç yaşta lütf etmiş. Geçen bir kimseydi Tillo'dan. Şunu anlattı bize, Tillo'da binlerce Evliyaullah varmış. O iki bindir. Binlerce veliler on bir yaşında Mücahit isminde bir ismi var mı dedim de varmış İbrahim'miş bir ismi de demek ki İbrahim Mücahit veya Mücahit İbrahim on bir yaşında Cenabı hak buna buna hutbiyet ihsan buyurmuş. On bir yaş. Allah'ın ihsan ettiği nimettir. Bunu İpek hocamızdan duyardım.
Muhammed Masum Hazretleri'nin on iki yaşında hutbiyete geldiğini, bu kardeşimizden de duyunca şimdi sahih haber dedi ama sahih haber dedi ve bu killo velileri diye de killo velileri diyerek kitaplarda çıkarmışlar. Şimdi bu zat arz etmek istediğim şu. Bu mübarek bir kimse manevi seklin içerisindeymiş. Artık nasılsa biz bunu hesabı veremeyiz. Manevi bir o kelime düzgün olmadığı için diyen manen kendinden geçmiş. Şimdi mecnun denmez. Mesut denmez. Nasıl tarif edilir? Zamanında bir mutlu on bir yaşında ama Allah'ım ihsan buyurmuş, vermiş Cenabı hak çok güzel de sözleri varmış. Çok güzel sözleri varmış. Bu on altı yaşında ve ihlal etmiş. Bir husus daha duymuştum mürşid-i kamilimizden. Bunu çuvallardı efendimiz güzel. Demek ki çok acı bir hadise olmuş. Çok acı bir hadise. Van'da olmuş. On iki yaşında bir yavruya Cenabı hak bu velayet sırrı artık. Yedilerin mi kırkların mı içerisine karışmış.
Şimdi akıl payi olunca bazı değişmeler meydana gelmiş. Ondan da kabul buyurmamışlar. Tabii ki çok genç. Çok akü. Bu kardeşler buluştuklarını bu kimseyle buluştuklarını anlatırlardı oradaki kimseler. Demiş ki öyle bir hale erişmiştim ki gözümü yumsam istediğim yerde bulunurdum diye. Allah'ımız verdiği milleti de elimizden almasın, sahip olacaksın. Dikkat et. Diyeceğim şu. Yani ağzımızdan hiçbir söz çıkmaz ki melekler kaydetmesin. Bunu bilen insan ne yapar? Bunu bilen insan yanlış yapmaz. Bu verdiğinin en çok dikkat ettiği hususlar buralarmış. Ağızlarından çıkan sözlere çok dikkat ederlermiş. Hatta gözlerinin bakışlarından bile boşa bakmamak. Böyle buyuruyor ya bir işten boşaldığınız zaman tekrar yorulun. Onlar anillah ve muriyyun, boş işte boş sözlerden uzaktırlar.
Ondan dolayı ayaklarını atarken de böyle kulaklarının işittiğinde de, gözlerinin gördüğünde de boş bir iş yapmamaya çok gayret ediyorlar. Demek ki bir fark hasıl oluyor. O ince bir anlayışla mildane geliyor. Şu Hadis-i Şerif'i iyi düşünmemiz lazım. Cenabı Hak bir kimseye hayır murad ederse dinde çok ince bir anlayış sahip oluyor. Tabii bu örneği göründüğü zaman belli oluyor. Örneğini görmezsek zor. Fakat bunun örneğini biz şeyde görürüz, tezkiretü evliyada görürüz. İşte tabakatül Kübra'da görürüz. Onların hayatına baktığımız zaman çok ince bir yaşantılarının olduğunu müşahediler. Zaten önemli olan da budur. Çok hassas davranıyorlar hareketlerinden nelerinden ancak böyle bir kurtulur. Tabii bu aşama aşama derken biz aşama aşama dediğimizde ömrümüz Aşaması ne yok bunun? Anında. Anında.
Hayırlı işlerde hayırlı işlerde bu tacil durumu yalnız normal işler diyelim bir söz geldi birinden araştırmak gerekiyor. Sonra da o işin hak olmadığı ortaya çıkınca tamamen işler bozuluyor. Şimdi on bir yaşında dedim size Mücahit hazretleri çok da kerametlerini anlattı kardeşimiz. Çok derken, bazen çok olan kerametlerinin bir kısmını da beyan etti. Efendimiz hazretlerine de çok gençliğinde Cenabı Hak itham bulunmuş. Öyle. Olur mu? Şunu düşünelim biz. Efendimizin cemaati, şunu özellikle söylüyorum. Söylenen sözlerin içerisinde şu bana bu bana gibi şeyler yapılmayacağına inanıyor. İşte sözü bize dayandırdığına demeyin. Bundan çok çekiniyoruz biz. Çünkü üst ağzımızdan da vasiyetliyim bu hususta. Ama bir kimseyi kast ederek, sıkıntı açacak sözler söylemeyin diye çok tembih buyurdular. O zaman konuşamıyoruz hiçbir şey çekiniyorum. Efendimizin bu güzel tavsiyelerine uyamıyor muyuz diye.
Şimdi tam inanan sıddıkı Azam gibi cemaati var. Ondan sonra inkar eden de var. Bir de ortalığı karıştıranlar gelmişler Sami efendimize, o zaman da çok sıkıntılı bir zaman. Efendim işte elli altmış kişiyle bir araya geliyor ha. Annemiz heyecanlanmış. Demiş efendim küp genç bir kimse, vazifeyi de gencecik yerdinmiş. Ne yapacağız başımıza bir iş açar mı? Bakın burada Sami efendimizin İslam'ın kurallarına nasıl dikkat ettiğimi. Buyurmuşlar ki hanım bekleyelim, acele etmeyelim, kendisiyle bir görüşelim. Bak söz geliyor. O söz geldiğinde bir de kendisiyle görüşelim. Görüşüyorlar efendimizle. Üstadımızın anlattığı şekli şu. Aynen bir oda gibi buyuruyordu şu detayitleri. Kapenizden bela edilir biz eski ifadeyle. Bakınca içeri giriyor. Hal odasını bir dolaşmışlar. Aynen diyor hissediyorum. Mübarek ayaklarım da diyor sesimi duyar gibi oluyor. Oradan ruh bütün letaitleri dolaştı.
En sonunda elhamdülillah kınayanın kınamasından çekinmeyin. Vazifenize devam edin. Acele etmediğiniz zaman, bir işi beklediğimizde derhal hasıl oluyor. Efendimizin bu şifa tarifini çok söylüyorum. Arkadaşlar okur inşallah. Söz getirmek fenadır bu diye. Ben şunu gördüm. Efendimizin bu böyle yakını olarak bildiğim kimselerde hiçbir şey anlamaz gibi ama çok şey anlamışlar. Buna da meşhur oldum. Şahit olduklarım var. O efendimizin sözleri kalplere naksolulmuş gibi. Böyle bir söz olduğunda biri dedi ki, baktı efendimiz buyururlardı ki, ben İhvan'ımın arasına, Aleyhissalatü Vesselam efendim, öyle buyurmuşlar. Ashapımdan bana söz getirmeyin. Ben onların yanlarına çok arı, duru böyle bir şüphesiz karışıksız bir gönülle varmak istiyorum. İşte bilgisi hakkında bizim söyleyince tabii kalp karışacaktı. Kalbim karışmadan varmak istiyorum ki. Bunu efendilerimizle söylerler mi? Bak onu söylerim.
Ne güzel, ne güzel ifade eder. Zaten dünya hali malum. Bizim kendi iç alemimizdeki dünya da malum. Hayatımız belli. Ne zaman emri hat, zuhur verecek bilemiyoruz. İki husus başıma geldi. Birisi Beytullah'ta tavaf ediyoruz. Tuhaf esnasında önümüzde birisi bir anda yıkıldı. Bizim bu kasabadan bir tanesi hemen ayağını yokladı. Vücudunu şöyle bir kontrol etti. Efendim dikmiş dedi. Çünkü soğumuş dedi vücudu dedi. Soğumuş. Tam anda hiç hatırında mıydın acaba? Tavaf beslensin. Bir de o güzel mekanda, o güzel niyetleri tavaf ile ettik. Bir de müezzinlik. Onun tam aklı kısmı değil de, dönüp kenarında. Ulan dedi. O anda secdeye varacağımız vakit bir tane az yaşlı şöyle orta yaş da diyemem biraz daha yaşlı gidelim. Hemen şu torba olur ya torba, içinde hiçbir şey bulunmuyor. Onun gibi böyle yığıldı kaldı. Hemen yanındakiler demek ki arkadaşlarımın inmiş. Sutıver. Ağını hiç belirsin.
Buradan bir kimseyi anlatırlar ya. Yedi mescitler. Şimdi o mescitleri hep bir araya getirirler. Orada Kruş Han'da diye bilirler burada kimseler. Kasabadan iki kimse. Şimdi bu yedi mescitlere gelmiş hiçbir sıkıntı da yok. Hiçbir sıkıntısı yok. Çantalar almış. Yanındakilere de biraz latife de yapmış. Yapmış. Tam o latife esnasında konmuş gitti. Hani böyle bir hayat olunca diyoruz ne zaman göçüleceğini belirsiz. Dikkat edelim yaşantımıza demek istiyorum. Rivayet edelim. Üstatlarımızın emrine çok azami gayret gösterelim tutmak için, yerine getirmek için. Bak sizi tebrik ediyorum. Biz burada konuşuruz ama asıl sizin gezdiğiniz mekan önemli. Bu mekan artık sizin malumunuzdur. İnsanın irşadına, ısrarına bizim hakkı bulmamıza vesile olan mekanlardan birisidir. Dinlem mutlu size. Efendim burada İşte yaptığım dua da kabul olmadı demeyiniz, buyuruluyor. Bir ikinci dua ediyor. Yalvarıyor.
Yalvardım ama olmadı. Arz ettim ya, o dediğim hadisi şerif de Ebu Hüreyre Hazretleri'nden rivayet olunuyor. Kişi diyor hiç yoktan ecir ve mükafat görüyor. Nereden bu Ya Rabbi? İşte dua edenler de kabul olmazdı. O kişi de diyecekmiş ki keşke hiçbir duam kabul olmasaydı da böyle ecir ve mükafata gelişseydim diye. Çok güzel ifadelerde bulunuyor. Ahmed Er Rıfai hazretleri. Bu çok güzel konuşmaz mı? Evet, Mevla'nın Zül Celalimize diyor öyle bir ifade etmiş ki demek ki Ayet-i Celileler mucize olduğu gibi Efendimizin Hadis-i Şerifleri de buluruz. Manaları bitmiyor. Yoksa bize kalsa böyledir geçer. Diyor ki Mevla-yı Zülcelal kast edilmek sizi. Hiçbir zaman hatırınızdan onu çıkarmayın diyor. Böyle yapılan bir işin hayır getirmediğine işaret buyurmuş. Arif öyle bir kimse ki hiçbir şey onu Mevla'dan alıkoymaz. Ekseniyette halkımızda şu görülüyor.
Böyle güzel meclisler olsun, sohbetler olsun, zikirler olsun, tarikatı adiye yine İpek hocamızı diyeyim size anlatırdı bize. Tarikatı Hadiye diyoruz. Büyük insanların yolu. Kamil insanların yolu derim. Gerçekten öyle. Bakıyoruz bu yol eğer ihsan yoluysa elbette ihsan yoldur Allah'ımızı görür gibi taat kılmak büyük insanların işidir. Sonra aynel yakin bilmekse, hakkal yakin bilmekse bu çok üst sınıfta hayırlı kimselerin işi. Tarikat takvaya göre yaşamaksa gerçek demiyor. Muttaki olmak ne demek? Allahımızın sevdiği kullardandır. Daha tabii icatları var. Bunun hiçbir şeyi onu Allah'tan alıkoymaz Celle Celalühü. Bu geliyor kafalara. Ben Tarikatı Aliye'ye girerim ama benim oğlum evlenecek, kızım çıkacak, ondan sonra damadı, taşıdı, ondan sonra başka işlerimdir, bunları halledeyim, ondan sonra hep böyle oluyor işte.
Halbuki bunların hiçbirisine manevi İmam Rabbani Hazretleri çok güzel izah etmiş çokça da dinlediniz, biliyorum. Zikri daima anlatırken işlerinizi diyor sırf Allah için yapmak belki taatlerimizden korkunuz zor olabilir de asıl konuşacağımız taatler bir belki ticaretimizi şer'i mübine uygun şekilde yaparız. İşte bu ticaretin de elde ettiklerinde yolunda sarf eder, sarf ederiz deyip veririz. Belki o kravple akkuluruz. En çok da bugünleri tercih buyurur. Mesela o çocuklarımızı güzelce yetiştirebilmek, o kız çocuğuna hayırlı bir evlat bulabilmek, hayırlı kimselere vermek, yavrumuz için aynen o şekilde. Bunlar hep ibadet ve taahhüt. Bunda bir kimse vardı. Böyle rahatsız olduğunu duyuyordum. Çok rahatsızdım ben. Nasıl oldu bilmiyorum. Gönlüme düştü. Bireyim dedim, bir ziyaret edeyim. Birim öyle bir yakınlığı da yok ama gidin dedim. Bir ziyaretim falan hastaymış.
Vardım ama çok kıymetli bir kimse. Görünce anladım bir İzmir daha ithal. Dedi ki torunlarına, benim dedi, lürtümü getirin dedi, yataktaymış. İşte haber verilince kalkmış getirin dedi. Böyle tesettürlü bir anne. Üzerinden dürttü, şöyle oturur. Bir şey anlattı ama onu bir edebiyat hocası dahi öyle güzel ifade edemez dedi. Ünlü bir düzen ifade ettin bir kadın ya bu üniversite sülop bilmem filan yok ama çok güzel anlattı. O anlattığın şehre hiç hatırından çıkmaz. Çok güzel beyan etti. Ben dedi işte işimi gücümü her şeyimi bitireyim, çocuklar evlensin, bazıları işlerimiz var. Onları da yerine getirelim. Garip hacı Hasan efendim'imle bir ders alayım dedim diyor. Sonra huzuruna gelmiş. Nasıl geldiyse, tabii herhalde evden de bir kimseler var ki yalnız görüşmezler. Kızım buyurmuş. Ben diyor demedim kızım böyle bir sürü düşün. Sürü düşün. Önünde çobanı var.
Sonra o sürüyü muhafaza eden böyle tortlu denir biz. Tortlu denir. Af buyurun köpekleri var. Bu sürü ne yapıyor? Önünde çoban olduğu için kurttur vesairedir. Onlar da muhafaza oluyor köpekler vasıtasıyladır ve çoban da önünde zaten. Bir de koç düşün buyurmuş koç. Bu da sürüye katılmamış da kendi başına korkluyor. Koç da olsa onu kork yeter. Çünkü sürünün içinde değil. Bak kızım, Sıddıkı Azam'ın ona emanet edilen hafi kalbi zikrin talim edildiği manevi topluma gir demiş. Ali Kerim Allahü ve teala efendimize çünkü bütün yollar iki yerde zuhur eder, Bu mübarek yola cehri olarak öğretilen zikri bunun müdavimlerinin içerisine gir, önünde mürşid-i kamil. Ondan sonra onların koruyucuları çok olur. Bunu gözlerimiz görmez de muhafızları çok gururlarım. Ricalü'l-gayib olunur. Üçler, yediler, kırklar hep etrafında daha başka bilmediğimiz mübarek kimseler bulunurlar.
Böyle bir mecliste bulun ki seni nefsin kurdu, şeytanın kurdu, dünyanın kurdu, şeytan sıfatı insanların kurdu. Evladım yemesin buyurmuş. Ama bizi yiyor derseniz dikkatsizliğimizden. Ağzamı dikkat istiyor. Şu çok zoruma gelirdi. Bazı nasihat eder efendimiz. Yalnız ayaklarınızda kura doluydu. Böyle dili mi Efendimize olan bir müridin de efendisine saygısı sonsuz olur ve yolunun her zaman müdafihi olur. Çünkü bizim yolumuzun Berenel Derneği'miz var. Ondan sonra Safa Genç teşkilatımız diyelim var. Bunun yanında dergimiz var vesaire var. Her türlü yapılacak hizmetlerin cümlesi yolumuzda var. Yani sen yolumuzu terk et in başka hallerin içerisine gir, buna da Allah'ımız razı olmaz. Yolumuz nihayet. Biz bir olacağız, beraber olacağız. Sonra beraber olduğumuz yol bir kere Sıddıyı Azam'dan gelen bir yol. Ali efendimizden gelen yol. Sonra sonra bu yol bütün ricalullah ile muhafaza edilen bir yol.
Kutsi ve ulvi bir yol. Bir aidiyet gerekir. Bak Rabbimiz ashab ediyor. Bu bir aidiyettir. Bir Allah'tan geldi. Allah'a döneceğiz. Bak burada anlattığı bile aidiyetti. Rabbimizin diyor kast edilmediği bir hareketin doğru olmadığını, arifin de tarif edilirken bak aidiyet tarif ediyor. Rabb'imle hiçbir şeyi alıkoymaz. Rabbimize aittir biz. Bize şeytana ait olamaz. Nefis ait olamaz. Semtimizden bile geçmemeli. Belki burada ifade edecek denk gelir gibi de oldu. Burada şeytan bir müride bir müride öyle bir sataşmış ki öyle bir sataşmış ki kendisine ait kılmak için bakın ne diyor. Diyor ki ey Derviş sen ne yersin? O da demiş ki ölüm yerim. Aldatacak işte şeyde yemek yerim, böyle yemek yerim. O demek ki arife billah'mış ki ölüm yerim demiş. Şeytan oradan ümmicini kesmiyor. Demiş ne giyersin? İşte şimdi mura'lar neler var ya biliyorsunuz. Dememe gerek yok. Renk olarak da dememe gerek yok.
Ancak şu modayı diyebilirim. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz yeşil ve beyazı tevcih buyururlardı. Bizim modamız da her şeyimiz de olması icap eder. Niye giyersin deyince kefendir. Nerede kalırsın? Nerede hangi Kürtlerde hangi bahçenin borsasındaki saraylarda nerede kalırsın? İşte Boğaz'da bir yalıda mı kalırsın? Nerede kalırsın? Gafir demiş. Meskenin de gabi. Defolmuş gitmiş. Onu ait kılmayacağız. Yolumuz mübarek bir yol. Her şeyiyle teşkilatlı bir yol elhamdülillah ve efendimiz ifade buyurdu. Tezgahımız kurudu. Aynen devam edecekti. Efendim, şimdi zekatı verirken adam ne yapar? Şeriatimize göre. Evvela yakınındaki fakirlere verir. Başta bir kendi yolumuza dikkat ederiz. Diğer insanlara bakış açımız akilla konuşuldu. Bir genç kardeşimiz çok da idraklı. Efendim dedi bakıyorum dedi tarikatlarda birbirlerine çok mu hal? Haklı. Ben dedi şahit oldum. Burayla münasebetim de yok ama dedi.
Mesela diyorum dedi hemen dedi günlerini çeviriyorlar. İşte bizim memleketimizde de şöyle bir yer var. Burunlarını diyor kaldırıyorlar. Ondan sonra yüzleri ekşiyi veriyor. Neden efendim diyor. Bir bayram ziyaretiydi. Bir kimse geldi. Dedi, efendim diyor büyükler niye anlaşamıyor diyor bize. Birden demişim büyük olmadığı için. Büyüklerde anlaşamama diye bir şey olmaz. Çünkü nefsinin Firavun'un nefsinden yetmiş derece aşağı gören nasıl anlaşamayacak? Sonra bu anlaşmama benlikten gelir. Şeytan ne dedi? Esselam. Ben ateştenim. O da topraktan bir üstünlükten dolayı kavga çıktı. Rabbimiz affedecek. Bunu da gördüm bir kayıp olarak. Çok da hayret ettim. Rabbi Zülcelal'imiz kabri ne olsun demiş onu kıble ittihazetle kurtarayım. Meyuna kurtarayım Rabbimiz. Etmemiş. Dilisine etmedim ki ölüsünü vereceğim diye. Allah'ımız muhafaza büyütsün Allah'ın. Ne kötü bir imtihan.
Düşürmesin, Rabbamız hiçbirimizi bu hallere düşürmesin. Çok ürktüğüm bir hadisi şerif var. Ondan dolayı insan işte akıllı kimdir denince aleyhissalatü vesselam vermiş nefsini kontrol altında tutuyor ve hiçbir zaman da bir teminat içinde değil, kurtulurum diye böyle bir demav içerisinde değil. Devamlı beyinle halk verecek korkuyla ümit arasında. Kişi buyuruluyor tam ölümüne yakın diyelim nasılsa artık ölümüne yakın. Öyle bir hayatı var ki şarap gibi kötü bir hayatı var. Tövbe ile, Allah'ımıza döner, cennete. Çok hayırlı bir insan görünür ama cehenneme bir adım kala cennete bir adım kala o da tersine Allah korusun ateş yaranı onlar, bul gider diye buyuruyor. Ondan dolayı devamlı titreriz, devamlı çekiniriz. Ya Rab ne olacağız? Esadi El-Hidi Hazretleri gibi mübarek bir zat. İki mahv diyor. Efendimiz çok dilinde onun mübarek sözleri hatırda kalıyor insan. İki mahvoldu, yani iki ay oldu.
İçime ölüm korkusu girdi. Acaba nasıl kurtuluruz, dua edin dediğimi çok anlattılar. Bu tevhid çok önemli. İman çok önemli. Adem Aleyhisselam cennette Tevhid'in derecelerinden birine ermek istiyor. Artık bilemeyiz künyünü. O zaman Rabbimiz buyuruyor ki bura gözyaşı yeri değil ya Adem, yeryüzüdür. Ancak o tevhidin basamaklarına, basamak dediğimiz o tevhidin zerresi zuhur için alem nur ile aydınlanır. Yani tevhid dendiği zaman öyle kısaca beyan edilecek bir husus değil o. İmanın nurunun cerresi insanı kendinden geçirir. İşte bundan dolayı ümitsizliğe düşeriz diye korkuyorum. Şu şekli bir imandan, taklidi bir imandan tasdike geçmek için çok çalışacağız. Çok gayret edeceğiz. Onun için şununla bununla bir alakam bık diyen olacak gibi değil. Biz daha kendimizi böyle sureti imandan tasdike geçirmemenin ızdıradını du duyacağız. Onu duymuşlar.
Hele Esad Elbili Hazretleri'nin tevhidi okumaya alışıyoruz demesi bir bu, bu azam bir ayet. Sonra Tevhid risalesi var. Bu Elif Efendi Hazretlerinin de var. Hayran kalıyor. Orada en çok işledikleri konulardan birisi Ayet-elliler olarak Risale-i Nur'de bu Ayet-elliler'i çok almışlar ama bunu bizzat yaşıyorlar. Rabbi zülcelal'imizin zatından başka her şey bitecekti. Zaten burada da onu söylüyor. Hiçbir şey kendilerini Rabbamızdan alıkoymuyor. Bu imanın artık kemaline giren bir yoldur. Bunu bize ne hocalar anlatılır, ne acılar anlatır. Bunu ancak müşriklerimizden duyuyoruz. Onların ifadelerini tabii eksiklerimiz pek çok nakletmeye çalışıyoruz. Hadisi şerif bu ve bunun üzerine çok izahlar yapılmış. Beyan gitmişler. Çok güzel ama.
Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam efendimizin ruhu taifelerine ehline ashabına, peygambere nizam ve piranizan bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına El Fatiha.