Merhabalar sevgili dinleyicilerimiz. İhsan Mektebi Programımızın bugün de yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Bugün sizlere Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan dua konulu sohbetten bir bölüm aktararak devam etmek istiyorum. Şeyh Ebu'l Kasım Kuşeyri şöyle demiştir. Oğlum ağır hasta olup ölüm mertebesine vardı. Bundan pek muzdaripken rüyamda Fahri Kainat Efendimiz Hazretleri'ni gördüm. Ya Resulallah, oğlum kati zebun hastadır. Bu cihetten gayet muzdaribü'l halim diye arzı hal eyledim. Şifa ayetlerinde niçin gafilsin diye buyuruldu. Uyandım, fikre vardım, hatırıma geldi ki şifa ayeti Kitabullah'ta altı yerde vaki olmuştur. Allah Azze ve Celle buyurmuştur. Hemen bu ayetleri yazdım. Su ile ezip içirdim. Hak Celle ve Ala Hazretleri şifa verdi.
İbni Mace naklinde Hazreti Ali Radıyallahu Anh'dan merfuen rivayet olunmuştur ki, Devanın en hayırlısı Kuran'dır ama bu makamda gafil olmayıp mütenebbih olacak bir mühim nokta vardır. O da şüphe yoktur ki ayat, ezkar ve duaların her biri hakikatte faydalı ve şifa vericidir, fakat şu kadar ki şeraitine riayetle kullanmak lazımdır. Nitekim cismani mualece'de yani ilaç kullanımda perhize riayet etmek şarttır. Perhize riayet olunmadığı takdirde ilaç kullanmaktan fayda hasıl olmaz. İşte ilahi ilaçların da kullanım şartları vardır. Evvela o kişinin itikadı dürüst ve pak olmak gerektir ve haramdan ve zulümden kaçınmak, dua ederken kalbi de gaflet üzere olmamak gerektir. Teveccühi tam ile müteveccih olup niyaz ve tazarru üzere olmak gerektir, yoksa faide bulamaz.
Hakim Rahimehullah'ın rivayetinde varid olan Hadis-i Şerif'te buyrulmuştur ki, biliniz ki Allahutaala gafil kalple yapılan bir duayı kabul etmez. İlaçların en faydalısı duadır. Dua belanın nüzulünü men eyler ve nazil olanı hafifletir. Dua müminin silahıdır. Şu kadar ki huzur-i kalp ve cemiyeti hatır ile olmalı ve müstecab olacak vakitlerde dua etmeli. Mesela gecenin son üçte birinde kıbleye karşı huzur ve inkisar ile ve tazarru ve niyazla ve paklık ile Hak Tebarıkehu Teala hazretlerine hamd ve sena ve Resulüne salat ve selam etmeli ve önce tövbe ve istiğfar edip bir miktar sadaka vermiş olmalı ve duasında da İbrahim ve ilha etmelidir. Değerli dinleyiciler, böylece dua konulu sohbetin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Şimdi aynı eserimizin, Musahabe isimli eserimizin üçüncü cildinde bazı fitneler konulu sohbetle devam ediyoruz programımıza.
Adiy bin Hatim radıyallahu anh'dan şu haber rivayet edilmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanındayken huzur-ı saadete iki kişi geldi. Bunun birisi ortalığın fakr ve ihtiyacından yana yakıla bahsediyordu. Diğeri de yol kesildiğinden emniyet ve asa işin bulunmadığından şikayet ediliyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki, ama kat ı tarih meselesi çok sürmez. Az sonra bir zaman gelir ki o vakit ticaret kervanı kimsenin himaye ve kefaletine muhtaç olmayarak ta Mekke'ye kadar çıkar gider. Ortalığın uzay yakasına gelince sizin biriniz elinde sadakasıyla kapı kapı dolaşıp da kendisinden bir sadakayı kabul edecek bir kimse bulamayacak bir halde müreffeh günler gelmedikçe kıyamet kopmaz.
Sonra sizden biriniz ahirette Allahutaala'nın Divan-ı Sübhanesinde muhakkak durur hem de Allahutaala ile kendi arasında ne bir hicap ne de Allah kelamını tercüme edecek bir tercüman bulunmayarak duracaktır. Sonra Cenabı Mevla o kuluna sana ben mal vermedim mi diye herhalde sorar. O kul da evet verdin Allah'ım diye muhakkak cevap verir. Sonra Hak Teala sana ben peygamber göndermedim mi diye elbette sorar. O kul da evet gönderdin Rabbim diye şüphesiz cevap verir. Bu halde o kimse sağına bakar, cehennem ateşinden başka bir şey göremez. Sonra soluna bakar cehennem ateşinden başka bir şey göremez. Ashabım şimdi sizin her biriniz tek bir hurmanın yarısıyla bunu da bulamazsa güzel sözle olsun kendisini cehennem ateşinden kurtarsın.
Abdullah bin Ömer radıyallahu anh'tan rivayet olunduğuna göre Nebiyi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ilahi, Şam'ımızda Yemen'imizde bize bereket ihsan et diye dua buyurdu. Bazı kimseler Necidimizde de diye niyazda bulundular. Tekrar ilahi Şam'ımızda Yemenimizde bize bereket ihsan et buyurdu, onlar yine necidimizde de deyince zelzele fitneler oradadır. Şeytanın karnı yani hizbi de orada çıkacaktır, buyurdu. İbn-i Ömer'in bu haberi nebeviden dolayı ehli ırak'a teveccühü pek az imiş. Bir kere, ey ehli Irak, küçük günahları öğrenmekte amma da ince eleyip sık dokuyorsunuz. Sonra büyüklerini irtikapta da amma pervasızsınız demiştir. İbni Ömer, Hazreti Hüseyin Radıyallahu Anh'ın faciai şehadetlerinden sonra hacca gelmiş bazı Iraklıların ihramdayken pire öldürene fidye lazım gelip gelmediğini sual etmeleri münasebetiyle bunu söylemiştir.
Duahi Celili Nebevi'de Yemen'le Şam'ın Tahsisan zikredilmesi iki beldenin mübarek olduğuna delalet eder. Necid'in daha doğrusu ehli meşirık'ın duadan hariç bırakılmasındaki hikmette metni hadiste beyan buyrulmuştur. Orası gazabı ilahi asarından olan şiddetli zelzeleler yatağı, fitne ocağı, şeytan yuvası olduğu malumu ali risalet penahileri olduğu için rahmet ellil alemin orası için dua buyurma dilleri varmamıştır. Çünkü sebkaden kaderi ilahiyi bilip dururken onun hilafına dua etmemek gibi ali verince bir edep gözetmişlerdir. Değerli dostlarımız İhsan Mektebi program mısın bugün de sonuna geldik. Bugün sizlere Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan doğa konulu sohbetin sonunu ve bazı fitneler konulu sohbetinde bir kısmını aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki programımızda bazı fitneler konulu sohbeti aktarmaya devam edeceğim.