Dua ve İmanın Kemali: Tevhid ve Tasdikin Önemi kaydında Şimdi kişi duasının hemen kabul olunmasını istiyor. Anında hemen duam kabul olsun diyor. Böyle demedikçe şimdi duanın kabul olmama şekli değil de mesela kişi dua ediyor. Dua müstakil de bir taat zaten. Müstakille bir taattir. Dua, yalvarmak, yakarmak dua ediyor. Şimdi ona da icabet olunmuyor. Huzur-u ilahide ona ecir ve mükafatlar…
Dua ve İmanın Kemali: Tevhid ve Tasdikin Önemi ne anlatıyor?
Dua ve İmanın Kemali: Tevhid ve Tasdikin Önemi kaydında Şimdi kişi duasının hemen kabul olunmasını istiyor. Anında hemen duam kabul olsun diyor. Böyle demedikçe şimdi duanın kabul olmama şekli değil de mesela kişi dua ediyor. Dua müstakil de bir taat zaten. Müstakille bir taattir. Dua, yalvarmak, yakarmak dua ediyor. Şimdi ona da icabet olunmuyor. Huzur-u ilahide ona ecir ve mükafatlar…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şimdi kişi duasının hemen kabul olunmasını istiyor. Anında hemen duam kabul olsun diyor. Böyle demedikçe şimdi duanın kabul olmama şekli değil de mesela kişi dua ediyor. Dua müstakil de bir taat zaten. Müstakille bir taattir. Dua, yalvarmak, yakarmak dua ediyor. Şimdi ona da icabet olunmuyor. Huzur-u ilahide ona ecir ve mükafatlar gösteriliyor. Ya Rabbi, bu nedir diyor. Sen dua ederdin de işte kabul olmuyor dediğin yalvarıp yakarmalar. O zaman kişi diyecek ki, diyor, ya Rabbi keşke dualarım hiç kabul olmasaydı. Hani dua için bir Allah'a dökülmesi demektir. Gönlün Cenabı hakk'a dökülmesi. Yalnız tabii dua edecek derler ya bir kalp ister, bir ağız ister. Çok müstecab dualar var. Müstecab belki anlaşılmayabilir. Kabul olunan dualar var. Çok tesirli dualar denir. Kişi der ki, yapıyorum yapıyorum bir türlü kabul olmuyor. Halbuki yazıyor mutlak kabul olur diye.
Onun kabul olması bizim gönlümüzle alakalı. Eğer kalbimiz düzgün olursa, Rabbimize dönüşte elbette ki makbul olur. Önemli olan bu. Bu sebeple şüpheye düşmememiz gerekir. Şimdi acelenin doğru olmadığı, belki burayla münasebet olmaz da. Acele şeytan da. Acele etmemek de Rahman olan Allah'tandır. Şimdi böyle acele edilecek yerler de var. Mesela misafirimiz geldi diyelim. Geldi. Ona bazı yerlerde hiç sormazlar. Bu bir edeptir. İşte yemek hazırlayalım mı? Hiç sormazlar. Hazır getirirler. Bazı bölgelerde var bu. Demek oradaki ilim ehli mübarek insanlar yol gösteriyorlar. Misafir geldiği zaman hemen önüne ne bulurlarsa yiyeceklerden koyuyorlar. Belki utanır, belki çekinir. Sonra ölünün defne hususunda çünkü şekli değişebilir. Allah'ımız muhafaza buyursun. Eğer salih bir kimse ise o anında kavuşmak ister Rabbi Zülcelal'imize.
Yok eğer Allah korusun aksi ise suretinin dönmesinden dolayı şeklinin dönmesinden dolayı acele edilir. Mesela bir kız çocuğunun kocaya verilmesinde bu gibi. Şey olan yerler var. Ruhsat denilen yerler var. Bunun dışında alelacele mesela bir söz duymuşuz birinden. Bu nasıl böyle bana yapar diye hareket edersek çok yanlış ederiz. Birçok kimselerin de aralarının bozulmasının sebebi bu. Bize de gelir tabii haberler biz de sizin gibi duyuyoruz. İnsanlar, tavır ve hareketlerimiz belli. Şimdi kırılıveriyor. Ondan sonra birbirine cepalıveriyor. Sorup araştırıldığı zaman sonunda o işin hak olmadığı da ortaya çıkıyor. Diyor bana bunu nasıl yapmış diyor. Bu bizim başımıza çok gelir bu. Çok gelir. Araştırılmadığı için araştırılmadığından sonunda da hak tebeyyün ediyor. Belli oluyor. Büyük sıkıntılar hasıl oluyor. Halbuki baksak biz Hucurat suresinde Cenabı hak, Ey iman edenler.
Fasık size bir haber de geldiği zaman. Şimdi bunlar pek çok pek çoğaldı. Allah'ımızın korkusu azalınca şundan diyorum. Böyle olmamızın sebebi en önemli sebebi şu. Bir anamız var bizim. Kırk sene bu Kuran-ı Azimüşşan'la konuşmuş. Diyorlar ki, demek ki çok malumat sahibi, arife bir anamızmış ki müstesna bir anamızmış. Neden demişler, böyle hep Kuran-ı Kerim'le bir su isteyeceksin, Kuran-ı Kerim'le. Ne bileyim? Her hususta kitabı Kerim'le konuşuyorsun. Şu Ayetcelleyi okumuş. Gaf suresinde. Estağfurullah. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Ben demiş nasıl yanlış konuşabilirim ki? Şimdi şu oluyor. Arz ettiğim gibi hepinizin, hepimizin başına geliyor. İki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır. İslam hukukunda mesela bir kimseyi dinlediniz.
Hani o kadar haklılığı ortaya çıkıyor ki ona hak vermemek konuştuğuna göre mümkün değil ama bir de karşı tarafı dinlediğiniz zaman iş tamamen değişiyor. Bak dinimizde bu usta kurallar kurmuş. Ne güzel. İşte fasık size bir haber de geldiği zaman etebeyyenu araştırınız buyuruyor. Hemen anında hareket etmeyin. Durun bakalım. Bir öğrenelim. Şimdi efendimiz Hazretleri, Kaddesallahu sırra Cenabı hak ona genç yaşta lütfetmiş. Geçen bu bir kimseydi Tillo'dan. Şunu anlattı bize. Tillo'da binlerce Evliyaullah varmış. O iki bin dedi. Binlerce veliler. On bir yaşında Mücahit isminde bir ismi var mı dedim de varmış. İbrahim'miş bir ismi de. Demek ki İbrahim Mücahit veya Mücahit İbrahim mukaddes Allah'a sonra on bir yaşında Cenabı hak buna buna kutbiyet ihsan buyurmuş. On bir yaşında. Allah'ımızı ihsan ettiği nimet. Bunu İpek hocamızdan duyardım.
Muhammed Masum kalpte Hazretleri'nin on iki yaşında hutbiyete geldiğini, bu kardeşimizden de duyunca şimdi sahih haber verdi ama. Sahih haber verdi ve bu Tillo Velileri diye de Tillo Velileri diye de kitaplarda çıkarmışlar. Şimdi bu zat arz etmek istediğim şu. Bu mübarek bir kimse manevi sekrin içerisindeymiş. Artık nasılsa biz bunu hesap edemeyiz. Manevi bir o kelime düzgün olmadığı için diyemiyorum. Manen kendinden geçmiş. Şimdi mecnun dinmez. Meczup dinmez. Nasıl tarif edilir? Zamanında bir kutbu on bir yaşında ama Allah'ımız ihsan buyurmuş, vermiş. Cenabı hak çok güzel de sözleri varmış. Çok güzel sözleri varmış. Bu on altı yaşında da irtihal etmiş. Bir husus daha duymuştum Mürşid-i Kamilimizden. Bunu şu anlattı efendimiz bize. Demek ki çok acı bir hadise olmuş. Çok acı bir hadise. Van'da olmuş. On iki yaşında bir yavruya Cenabı Hak bu velayet sırrı artık yedilerin mi? Kırkların mı?
İçerisine karışmış. Sonra akıl baliğ olunca bazı değişmeler meydana gelmiş. Ondan da kabul buyurmamışlar. Tabii bu çok acı. Çok acı. Bu kardeşle buluştuklarını, bu kimseyle buluştuklarını anlatırlardı oradaki kimseler. Dermiş ki, öyle bir hale erişmiştim ki gözümü yumsam istediğim yerde bulunurdum diye. Allah'ımız verdiği nimeti elimizden almasın. Sahip olacağız. Dikkat edeceğiz. Diyeceğim şu. Yani ağzımızdan hiçbir söz çıkmaz ki melekler kaydetmesin. Bunu bilen insan ne yapar? Bunu bilen insan yanlış yapmaz. Bu velinin en çok dikkat ettiği hususlar buralarmış. Ağızlarından çıkan sözlere çok dikkat ederlermiş. Hatta gözlerinin bakışlarından bile boşa bakmamak. Buyuruluyor ya bir içten boşaldığınız zaman tekrar yorulun. Onlar anillahi nuriun. Boş düş ve boş sözlerden uzaktırlar.
Ondan dolayı ayaklarını atarken de böyle kulaklarının işittiğinde de, gözlerinin gördüğünde de boş bir iş yapmamaya çok gayret ediyorlar. Demek ki bir fark hasıl oluyor. O ince bir anlayışla meydana geliyor. Şu Hadis-i Şerif'i iyi düşünmemiz lazım. Cenabı Hak bir kimseye hayır murat ederse dinde çok ince bir anlayış sahibi oluyor. Tabii bu örneği göründüğü zaman belli oluyor. Örneğini görmezsek zor. Fakat bunun örneğini biz şeyde görürüz. Tezkiletü'l Evliya'da görürüz. İşte tabakatü'l Kübra'da görürüz. Onların hayatına baktığımız zaman çok ince bir yaşantılarının olduğunu müşahedeleriz. Zaten önemli olan da budur. Çok hassas davranıyorlar hareketlerinde nelerinde. Ancak böyle bir kurtuluş. Tabii bu aşama aşama derken biz aşama aşama dediğimizde ömrümüz bitti. Aşaması neyi yok? Bunun anında. Anında.
Hayırlı işlerde hayırlı işlerde bu tacil durumu yalnız normal işler diyelim bir söz geldi birinden. Araştırmak gerekiyor. Sonra da o işin hak olmadığı ortaya çıkınca tamamen işler bozuluyor. Şimdi on bir yaşında dedim size Mücahit Hazretleri. Çok da kerametlerini anlattı kardeşimiz. Çok derken bazı çok olan kerametlerinin bir kısmını da beyan etti. Efendimiz hazretlerine de çok gençliğinde Cenabı hak gitsem buyurmuş. Böyle olur mu? Şunu düşünelim biz. Aleyhissalatü vesselam efendimizin cemaati, şunu özellikle söylüyorum. Söylenen sözlerin içerisinde şu bana bu bana gibi şeyler yapılmayacağına inanıyorum. İşte sözü bize dayandırdı demeyin. Bu. Bundan çok çekiniyoruz biz. Çünkü üstadımızdan da vasiyetliyim bu hususta. Aman bir kimseyi kast ederek böyle sıkıntı açacak sözler söylemeyin diye çok tembih buyurdular. O zaman konuşamıyoruz hiçbir şey. Çekiniyorum.
Efendimizin o güzel tavsiyelerine uyuyamıyor muyuz diye. Şimdi tam inanan Sıddıyı Azam gibi cemaati var. Ondan sonra inkar eden de var. Bir de ortalığı karıştıranlar var. Gelmişler Sami Efendimize. O zaman da çok sıkıntılı bir zaman. Efendim işte elli altmış kişiyle bir araya geliyor ha. Annemiz heyecanlanmış. Demiş efendim çok genç bir kimse vazifeyi de gençken verdiniz. Ne yapacağız başımıza bir iş açar mı? Bakın burada Sami efendimizin İslam'ın kurallarına nasıl dikkat ettiğini. Buyurmuşlar ki hanım bekleyelim, acele etmeyelim, kendisiyle bir görüşelim. Bak söz geliyor. O söz geldiğinde bir de kendisiyle görüşelim. Görüşüyorlar. Efendimizle üstadımızın anlatı şekli şu. Aynen bir oda gibi buyuruyordu şu letaifleri. Kapının zembereğe gireriz biz eski ifadeyle. Basınca içeri giriyor. Kalp odasını bir dolaşmışlar. Aynen diyor, hissediyorum.
Mübarek ayaklarında diyor, sesini duyar gibi oluyor. Oradan ruh bütün letaifleri dolaştı. En sonunda Elhamdülillah la yakafune levme telayım. Kınayanın kınamasından çekinmeyin vazifenize devam edin Buyur. Acele etmediğimiz zaman, bir işi beklediğimizde derhal hasıl oluyor. Efendimizin bu şifa tarifini çok söylüyorum. Arkadaşlar okur inşallah. Söz getirmek fenadır bu diye. Ben şunu gördüm. Efendimizin böyle böyle yakını olarak bildiğim kimselerde hiçbir şey anlamaz gibi ama çok şey anlamışlar. Buna da mesrur oldum, şahit olduklarım var. O efendimizin sözleri kalplere nakşolunmuş gibi. Böyle bir söz olduğunda biri dedi ki, bak dedi efendimiz buyururlardı ki ben ihvanımın arasına aleyhissalatü vesselam Efendimiz öyle buyurmuşlar. Ashapımdan bana söz getirmeyin. Ben onların yanlarına çok arı, duru, böyle bir şüphesiz, karışıksız bir gönülle varmak istiyorum.
İşte birisi hakkında bize söylenince tabii kalp karışacaktır. Kalbim karışmadan varmak istiyorum. Bunu efendilerimizle söylerlermiş. Bak onu söylerim. Ne güzel, ne güzel ifadeler. Zaten dünya hali malum. Bizim kendi iç alemimizdeki dünyadan malum. Hayatımız belli. Ne zaman emri hak zuhur edecek bilemiyoruz. İki husus başıma geldi. Birisi Beytullah'ta tavaf ediyoruz. Tuhaf esnasında önümüzde birisi bir anda yıkıldı. Bizim bu kasabadan bir tanesi hemen ayağını yokladı. Vücudunu şöyle bir kontrol etti. Efendim gitmiş dedi. Çünkü soğumuş dedi vücudu dedi. Soğumuş. Tam o anda. Hiç hatırında mıydı acaba? Tavaf esnasında. Bir de o güzel mekanda, o güzel yerde tavaf ederken bir de müezzinlik. Onun tam alt kısmı değil de şöyle kenarında. İmam Semihaallah hurimen hamide dedi. O anda secdeye varacağımız vakit bir tane az yaşlı şöyle orta yaş da diyemem. Biraz daha yaşı ileri.
Hemen şu torba olur ya torba, içinde hiçbir şey bulunmayan. Onun gibi böyle yığıldı kaldı. Hemen yanındakiler demek ki, arkadaşları mıymış neymiş? Tutuverdiler. Anında. Hiç Melis. Buradan bir kimseyi anlatırlar ya. Yedi mescitler. Şimdi o mescitleri hep bir araya getirirler. Orada Pürüz Hamza diye bilirler buradaki kimseler. Kasabadan iki kimse. Şimdi bu yedi mescitlere gelmiş. Hiçbir sıkıntı ne yok? Hiçbir sıkıntısı yok. Çantalar almış. Yanındakilere de biraz latife de yapmış. Yapmış. Tam o latife esnasında koymuş gitti. Hani böyle bir hayat olunca diyoruz. Ne zaman göçüleceği. Belirsiz. Dikkat edelim yaşantımıza demek istiyorum. Rivayet edelim. Üstatlarımızın emrine çok azami gayret gösterelim. Tutmak için, yerine getirmek için. Bak sizi tebrik ediyorum. Biz burada konuşuyoruz ama asıl sizin geldiğiniz mekan önemli. Bu mekan artık sizin malumunuzdur.
İnsanın irşadına ıslahına bizim hakkı bulmamıza vesile olan mekanlardan birisidir. En ne mutlu size. Efendim burada işte yaptığım dua da kabul olmadı demeyiniz buyuruluyor. Bir kimse dua ediyor. Yalvarıyor. Yalvardım ama olmadı. Arz ettim ya. O dediğim hadis-i şerif de Ebu Hureyre Hazretleri'nden rivayet olunuyor. Kişi diyor hiç yoktan ecir ve mükafat görüyor. Nereden bu Ya Rabbi? İşte dua ederdim ve kabul olmazdı. O kişi de diyecekmiş ki keşke hiçbir duan kabul olmasaydı böyle ecir ve mükafata gelişseydim cin. Çok güzel ifadelerde bulunuyor. Ahmet Er Rufai hazretleri. O güzel konuşmaz mı? Evet. Mevla'yı Zülcelal'imizi diyor öyle bir ifade etmiş ki. Demek ki ayeti celileler mucize olduğu gibi Efendimizin Hadis-i Şerifleri de mucize manaları bitmiyor yoksa bize kalsa böyle der geçer diyor ki Mevla'yı Zülcelal kast edilmeksizin Yani hiçbir zaman hatırınızdan onu çıkarmayın diyor.
Öyle yapılan bir işin hayır getirmediğine işaret buyurmuş. Arif öyle bir kimse ki hiçbir şey onu Mevla'dan alıkoymaz. Ekseriyette halkımızda şu görülüyor. Böyle düzen meclisler olsun, sohbetler olsun, zikirler olsun, tarikatı adiye yine İpek hocamızı diyeyim size anlatırdı bize. Tarikatı adiye dedi büyük insanların yolu. Kamil insanların yolu dedi. Gerçekten öyle. Bakıyoruz bu yol eğer ihsan yoluysa elbette ihsan yoludur. Allah'ımızı görür gibi taat kılmak büyük insanların işi. Sonra aynel yakin bilmekse hakkal yakin bilmekse bu çok üst sınıfta hayırlı kimselerin işi. Tarikat takvaya göre yaşamaksa gerçekten öyle. Müttaki olmak ne demek? Allah'ımızın sevdiği kullardandır. Daha tabii izahları var. Onun hiçbir şeyi onu Allah'tan alıkoymaz Celle Celalühü. Bu geliyor kafaları. Ben kafalara. Ben tarikatı Ali'ye girerim ama benim oğlum evlenecek. Kızım çıkacak. Ondan sonra damadı, taşıdı.
Ondan sonra başka işlerimdir. Bunları halledeyim. Ondan sonra hep böyle oluyor işler. Halbuki bunların hiçbirisine mani değil İmam Rabbani Hazretleri çok güzel izah etmiş çokça da dinlediniz biliyorum. Zikri daima anlatırken işlerinizi diyor sırf Allah için yapmak belki taatlerimizden kurtuluş zor olabilir de asıl kurtulacağımız saatler belki ticaretimizi şer'i mübin'e uygun şekilde yaparız. İşte bu ticaretim de elde ettiklerimle yolunda sarf eder. Sarf ederiz deyip veririz. Belki o sebeple affolunuruz. En çok da bu yönleri tercih buyurulur. Mesela o çocuklarımızı güzelce yetiştirebilmek, o kız çocuğuna hayırlı bir evlat bulabilmek, Hayırlı kimselere vermek. Yavrumuz için aynen o şekilde. Bunlar hep ibadet, meta. Burada bir kimse vardı. Böyle rahatsız olduğunu duyuyordum. Çok rahatsızdım ben. Nasıl oldu bilmiyorum. Gönlüme düştü. Gireyim dedim bir ziyaret edeyim.
Bizimle öyle bir yakınlığı da yok. Ama gideyim dedim bir ziyaret ettiğim adam hastaymış. Vardım ama çok kıymetli bir kimse. Görünce anladım. Biriznillahi Teala. Dedi ki torunlarına benim dedi örtümü getirin dedi. Yataktaymış. İşte haber verilince kalkmış getirin dedi. Böyle tesettürlü bir anne. Üzerinden göttü şöyle otururdu. Bir şey anlattı ama onu bir edebiyat hocası dahi öyle güzel ifade edemez dedim. Öyle bir güzel ifade etti ki bir kadın ya bu üniversitesi yok bilmem filan yok ama çok güzel anlattı. O anlatı şehre hiç hatırıma çıkmaz. Çok güzel beyan etti. Ben dedi işte işimi gücümü her şeyimi bitireyim, çocuklar evlensin, bazıları dedi işlerimiz var, onları da yerine getirelim. Varıp hacı Hasan efendimden bir ders alayım dedim diyor. Sonra huzuruna gelmiş. Nasıl geldiyse tabii herhalde evden de bir kimseler var ki yalnız görüşmezler de. Kızım buyurmuş. Ben diyor demedim.
Kızım böyle bir sürü düşün. Sürü düşün. Önünde çobanı var. Sonra o sürüyü muhafaza eden böyle torklu deriz biz. Torklu deriz. Ah buyurun köpekleri var. Bu sürü ne yapıyor? Önünde çoban olduğu için kurttur vesairdir. Onlardan muhafaza oluyor köpekler vasıtasıyla deve çoban da önünde zaten. Bir de koç düşün buyurmuş koç. Bu da sürüye katılmamış da kendi başına kurtluyor. Koç da olsa onu kurt yer. Çünkü sürünün içinde değil. Bak kızım Sıddike Azamın ona emanet edilen hafi kalbi zikrin talim edildiği manevi topluma gir demiş. Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimize çünkü bütün yollar iki geriden zuhur eder. Bu mübarek yola cehri olarak öğretilen zikrin bunun müdavimlerinin içerisine gir önünde mürşidi kamil. Ondan sonra onların koruyucuları çok olur. Bu bunu gözlerimiz görmez de muhafızları çoktur onların. Ricalü'l-gayib olur.
Üçler, girdiler, kırklar hep etrafında daha başka bilmediğimiz mübarek kimseler bulunurlar. Böyle bir mecliste bulun ki seni nefsin kurdu, şeytanın kurdu, dünyanın kurdu, şeytan sıfatlı insanların kurdu. Evladım yemesin buyurmuş. Ama bizi yiyor derseniz dikkatsizliğimizden. Azami dikkat istiyor. Şu çok zoruma giderdi. Bazı nasihat eder efendimiz yalnız ayaklarınıza turap olayım der. Böyle dilimiz Efendimize olan bir müridin de efendisine saygısı sonsuz olur ve yolunun her zaman müdafihi olur. Çünkü bizim yolumuzun Beren El Derneği'miz var. Ondan sonra Safa Genç Teşkilatımız diyelim var. Bunun yanında dergimiz var vesair var. Her türlü yapılacak hizmetlerin cümlesi yolumuzda var. Yani sen yolumuzu terk et Başka hallerin içerisine gir. Buna da Allah'ımız razı olmaz. Yolumuz nihayet. Biz bir olacağız, beraber olacağız. Sonra beraber olduğumuz yol bir kere Sıddıyı Azam'dan gelen bir yol.
Ali Efendimiz'den gelen yol. Sonra sonra bu yol bütün ricalullah ile muhafaza edilen bir yol. Hutsi ve ulvi bir yol. Bir aidiyet gerekir. Bak Rabbimiz ashabler. İnna lillah ve inna aleyhi raciun. Bu bir aidiyettir. Biz Allah'tan geldik. Allah'a döneceğiz. Bak burada anlattığı bile aidiyetti. Rabbimizin diyor kast edilmediği bir hareketin doğru olmadığını arifin de tarif edilirken bak aidiyet tarif ediyor. Te innel arife la eşkulhu an şey la eşkulhu şeyun an rabbi, Rabbimden hiçbir şeyi alıkoymaz. Rabbimize aittir biz. Bize şeytan ait olamaz, nefis ait olamaz. Semtimizden bile geçmemeli. Belki burada ifade edecek denk gelir gibi de oldu. Burada şeytan bir müride bir müride öyle bir sataşmış ki öyle bir sataşmış ki kendisine ait kılmak için bakın ne diyor? Diyor ki ey derviş sen ne yersin? O da demiş ki ölüm yerim. Aldatacak işte şöyle yemek yerim böyle yemek yerim.
O demek ki arifi billah'mış ki ölüm yerim demiş. Şeytan oradan ümiceğini kesmiş. Demiş ne giyersin? İşte şimdi modalar neler var ya biliyorsunuz dememe gerek yok. Renk olarak da dememe gerek yok. Ancak şu modayı diyebilirim. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz yeşil ve beyazı tercih buyururlardı. Bizim modamız da her şeyimiz de o. Olması icap eder. Ne giyersin deyince kefen demiş. Nerede kalırsın nerede hangi köşklerde hangi bahçenin ortasındaki saraylarda nerede kalırsın? İşte Boğaz'da bir yalıda mı kalırsın? Nerede kalırsın? Kabir demiş. Meskenim de kabir. Defolmuş gitmiş. Onu ait kılmayacağız. Yolumuz mübarek bir yol. Her şeyiyle teşkilatlı bir yol elhamdülillah. Efendimiz ifade buyurdu. Tezgahımız kuruludur, aynen devam edecek diye. Efendim şimdi zekatı verirken adam ne yapar? Şeriatimize göre. Evvela yakınındaki fakirlere verir. Başta bir kendi yolumuza dikkat ederiz.
Diğer insanlara bakış açımız. Akşamla konuşuldu bu. Bir genç kardeşimiz çok da idrakli. Efendim dedi bakıyorum dedi tarikatlarda dedi birbirlerine çok muhali. Haklı. Ben dedi şahit oldum burayla münasebetimde yok ama dedi. Mesela diyorum dedi hemen dedi yönlerini çeviriyorlar. İşte bizim memleketimizde de şöyle bir yer var. Burunlarını diyor kaldırıyorlar. Ondan sonra yüzleri ekşiyi veriyor. Neden efendim diyor. Bir bayram ziyaretiydi. Bir kimse geldi. Dedi ki efendim dedi büyükler niye anlaşamıyor dedi bize. Birden demişim büyük olmadığı için Büyüklerde anlaşamama diye bir şey olmaz. Çünkü nefsini Firavun'un nefsinden yetmiş derece aşağı gören nasır anlaşamayacak. Sonra bu anlaşmama benlikten gelir. Şeytan ne dedi ashable? Ben ateştenim. O da topraktan bir üstünlükten dolayı kavga çıktı. Rabbimiz affedecek. Bunu da gördüm bir kayıt olarak. Çok da hayret ettim.
Rabbi Zülcelal'imiz kabri ne olsun demiş onu kıble ittihazetle kurtarayım diyor şeylıkla. Meluna kurtarayım Rabbimiz. Etmem demiş. Didsine etmedim ki ölüsünü edeceğim diye. Allah'ımız muhafaza buyursun Allah'ımız korusun. Ne kötü bir inkar bu ya Allah. Düşülmesin. Rabbimiz hiçbirimizi bu hallere düşürmesin. Çok ürktüğüm bir hadisi şerif var. Ondan dolayı insan işte akıllı kimdir denince Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz el keyyus mendane nefse nefsini kontrol altında tutuyor ve hiçbir zaman da bir teminat içinde değil kurtulurum diye böyle bir eman içerisinde değil. Devamlı korkuyla ümit arasında. Kişi buyuruluyor tam ölümüne yakın diyelim nasılsa artık ölümüne yakın. Öyle bir hayatı var ki şarap gibi kötü bir hayatı var. Tövbe eder Allah'ımıza döner cennete.
Çok hayırlı bir insan görünür ama cehenneme bir adım kala cennete bir adım kala o da tersine Allah korusun ateş yaranı olur gider diye buyuruyor. Ondan dolayı devamlı titreriz. Devamlı çekiniriz. Ya Rab ne olacağız? Esad Erbili Hazretleri gibi mübarek bir zat. İki mahv diyor. Efendimiz çok derin de onun mübarek sözleri hatırda kalıyor insan. İki mahvoldu. Yani iki ay oldu. İçime ölüm korkusu girdi. Acaba nasıl kurtuluruz? Dua edin dediğini çok anlattılar. Bu Tevhid çok önemli. İman çok önemli. Adem Aleyhisselam cennette tevhidin derecelerinden birine irmek istiyor. Artık bilemeyiz gününü. O zaman Rabbimiz buyuruyor ki bura gözyaşı yeri değil ya Adem yeryüzüdür. Ancak o tevhidin basamaklarına basamak dediğimiz o tevhidin zerresi zuhur etsin alem nur ile aydınlanır. Yani tevhid dendiği zaman öyle kısaca beyan edilecek bir husus değil o. İmanın nurunun zerresi insanı kendinden getirir.
İşte bundan dolayı ümitsizliğe düşeriz diye korkuyorum. Şu şekli bir imandan taklidi bir imandan tasdike geçmek için çok çalışacağız. Çok gayret edeceğiz. Onun için şununla bununla bir alakam katiyen olacak gibi değil. Biz daha kendimizi böyle sureti imandan tasdike geçememenin ızdırabını du du duyacağız. Onu duymuşlar. Hele Esradi Erbili Hazretleri'nin tevhidi okumaya alışıyorum demesi bir kutbuazam nihayet. Sonra Tevhid Risalesi var. Bu Elif Efendi Hazretlerinin da var hayran kalıyoruz. Orada en çok işledikleri konulardan birisi Ayetcelle olarak ashab ne? Bu Ayetcelleyi çok almışlar. Ama bunu bizzat yaşıyorlar. Rabbi Zülcelal'imizin zatından başka her şey bitecektir. Zaten burada da onu söylüyor. Rabbi hiçbir şey kendilerini Rabbımızdan alıkoymuyor. Bu imanın artık kemaline giren bir yoldur. Bunu bize ne hocalar anlatılır ne hacılar anlatır. Bunu ancak mürşitlerimizden duyuyoruz.
Onların ifadelerini tabii eksiklerimiz pek çok nakletmeye çalışıyoruz. Hadisi şerif bu ve bunun üzerine çok izahlar yapılmış. Beyan etmişler. Çok güzel ama. Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam efendimizin ruhu taifelerine ehline ashabına peygamberanizan ve piranizan ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına El Fatiha.
Kaynak: Genel
Dua ve İmanın Kemali: Tevhid ve Tasdikin Önemi | Mihmandar