Osman Doğan'ı biz bir görmedik ama içimizde bir sevgi, bir muhabbet kaynamaya başladı. Ziyarete geldiler. Zannelerim zevce-i muhteremeleri, kıymetli bacımız, o bizim bacımızdır. Zaten acısı bizim gönlümüzdedir onun. Ve kayınvalideleri ve etrafı ile geldiler ama bambaşka bir zevk bir muhabbet hasıl oldu. Gelişleri çok zevkli, gidişlere de bambaşka bir zevkti. Osman Efendi'nin telefonunu istedim. Öyle bir heyecanlıyım ki, şimdi Osman Efendi'yle nasıl konuşacağız diyor. Açtığımda, galo dediğimde, esselamu aleyküm dediğimde acaba Osman dayanabilir mi diyor. Bu kadar sevsinler. Sonra buraya insanları o kadar meydettiriyor ki irşad olalım, ıslah olalım diye. Onlar gelmeden önce telefon açıyor. Efendim şöyle kimseler geliyor, onlara şöyle muamele gidersek çok iyi olur. Efendim işte bir kimse daha geliyor. Bunun tesiriyle birçok insanların ısrarına vesile oluruz. İnsanlığa faydalı olurlar.
Hayırlı hizmet verirler. Ona da şöyle bir muamelede bulunursak güzel olur, diyor hep teşekkül. Ediyor. Şimdi insan sevince, Ali Keremullah vechi Efendimiz, dostluğun üç alameti vardır buyuruyor. Birisi, birisi irtihal bittiği zaman cenazesinde bulunur. İkincisi, ondan sonra yavrularını, geçimini, onun dünyevi ve uhrevi bütün hallerini düşünür. Üçüncüsü, onun aleyhinde konuşturmaz. Biraz mevzu değişik oluyor birbirini takip etmediğini biliyorum. İnsan, sevdiğini anarken de çok heyecanlanıyor. Anadolu yakasında Seyhanî Derneği'nde üstadımız için bir program icra ediliyor. O programın icra edildiğinde de biliyor. Buraya vardım, daha gelmeden önce Mahmut Sami Hozan telefon açtı. Hacı bir haberimiz var dedi. Osman Efendi iftihar etti. Artık Osman doğanın üzerine hiç getirmiyorum bunu. Dedim kara kulüp mu acaba? O doksan yaşına yakın. Tabi onu da seviyoruz. Osman dedi.
Üstadımızın şu sözü hatırıma geldi. Buyururlar ki evladım, biz intihal edene değil de kendimize üzülürüz. Zaten mukadder. Esselamü. Ölüm geldiği zaman ne bir adım ileri, ne de bir adım geri attırır. Fakat bizim halimiz ne olacak diye. Bu hatırıma geldi. Ashab-ı Kiram'dan şehit olanları hatırladım. Bilhassa hatırladığım Mus'ab bin Umeyr oldu. Rasulullah'ın Uhud muharebesinde Efendimiz bir ara yalnız kaldılar. On iki kişi onu muhafaza ediyordu. Hazreti Musa'nın kendisini düşman tarafından atılan okullara hedef etti. Rasulullah'a bir şey dokunmasın diye. Fakat Hazreti Musa'nın şehit olmuştu. Efendimiz Musa'nın diyor hiç ses çıkmıyor. Musa'nın diyor hiç ses çıkmıyor. Meğer Melaike-i Kiram'dan birisi o şekli alıyor. Osmanlı'nın şehadeti bize bunu hatırlattı, diğer Ashab-ı Kiram'ı hatırlıyorum. Cenab-ı Hak teselli etti elhamdülillah.
Ali Efendimiz'in buyurduğu dostun, dost üzerindeki haklarından birisi aleyhinde konuşturmaz, İkincisi cenazesine iştirak eder. Üçüncüsü de çoluk ve çocuğunu düşünür. Burayı anlatamam. Onunla olan maddi bildiklerimizi anlatamam, haya ederim ve bunun çok iyi bir şekilde devamını arzu ediyorum.