Dinî Hayatta Nefis Terbiyesi ve Ruh Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Dinî Hayatta Nefis Terbiyesi ve Ruh Arınması
Dinî Hayatta Nefis Terbiyesi ve Ruh Arınması kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz latif pak münevver mutahharim celle ruhu ulvilerine ehline ashabına peygamberanı zan ve piran-i zamın ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif…
Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz latif pak münevver mutahharim celle ruhu ulvilerine ehline ashabına peygamberanı zan ve piran-i zamın ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif Burada Ulema-i Kiram'ın, Rahmetullahi aleyhim ecmain, Meşayı i'zamın, Kaddesallahu esrarahumul Aliye ve tabii başta ayatı ilahiye ve ehadîsi Muhammediye ile çok güzel tespit buyrulmuş tulul emel uzun endişe Buradan okursak daha faydalı olacağına inanıyoruz Çünkü sözleri çok güzel Şöyle düşünelim Bazen böyle bal petekleri oluyor bal petekleri O peteği sağma derler mi ona bilmiyoruz Cam kavanozlara Onu sızdırıyorlar Efendimiz aleyhissalatu vesselam Allah'ımızın Kitabı Kerim'inden sızdırarak, Ondan sızarak, Ondan gelerek ehadisi Muhammediye.
Kuran azimüşşan'ın tefsiri yerine göre. Bakıyoruz. Ulemayı kiram, meşayayı izam. Onların sözleri de şeye benziyor. Kuran-ı Azimüşşan'dan ehadisi Muhammediye'den süzülmüş. O kavanozlara inmiş. Biz şimdi kavanoz olarak diyoruz ya gönüllerine inmiş. Mesela büyüğümüz, üstadımız buyuruyor ki bir gün mektebim yok. Mektebe ihtiyacı var mı? Zaten gönlün nur, her kaba yemek konmaz. Her kaba her bardağa da çay konmaz. Çünkü kaba bakılır. Temizse ama tertemiz, pırıl pırıl Ona yemekler konur Çünkü tadılacak Çay koyacaksa çay bardağı da böyle yıldız gibi parlayacak Onların gönülleri Allah'ımızın nuruyla, ibadetiyle, taatiyle, ihlasıyla, ihsanıyla, takvasıyla nur olmuş. Onun için o kalbe iniyor. Rabbi Zülcelal'imiz melekleri var. Hadis-i Şerif bu. Melekler seyyah olan melekler var. Yeryüzünde dolaşıyorlar. Mevla'mızı zikreden nere varsa burayı ihata ediyorlar.
Ve dekerahumullahu fi men inde orayı kaplıyor kuşatıyor olduğu gibi sarıyor ve Cenabı Hak Melekleri katında affı ilahiye mazhar olduklarını ifade buyuruyor. Aynen bunun gibi gönül de öyle. Mesela daha bir seçkin sınıf rical denen bir sınıf var. Bu sınıfı bu şekilde tespit ediyorlar. Bunun birkaç usulü var. Birisi Levh-i Mahfuz. Orada ne yazıyorsa. Diğeri de Levh-i Mahfuz'da ne yazıyorsa ama geceleri ihya eden gönlü muvafık olan kimseler bunun özel artık kendilerine mahsus çalışmaları vardır. Biz o alanlara giremeyiz. Saygı duyarız, sevgi duyarız, muhabbet ederiz ama onların da vasıfları var. Dört tane zahiri vasıfları var. Dört tane de batıni. Mesela okulu alacaklar. Okula alacağı kimseyi o müessese şartlarını haiz sağlıyor. Mesela burada ilkokulda okuyacağız. Üstadımız öğretmene demiş ki yavruma da kaydedin. Hocam demiş, parmaklarını sayarsa alırız demiş. Yolda denk geldi. Bildiğim yok.
Dinî Hayatta Nefis Terbiyesi ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
Dinî Hayatta Nefis Terbiyesi ve Ruh Arınması kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz latif pak münevver mutahharim celle ruhu ulvilerine ehline ashabına peygamberanı zan ve piran-i zamın ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 22 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Say dedi. Sayınca aldı. Bak okulda bile çok basit bir misal ama bir şart istiyor. Bir giyim kuşam merkezi böyle ama sayılı bir yer. Dedim bir namaz kılacağız. Böyle tekstileli, meşhur bir yer. Dedi ki taban katta yerimiz kılarsınız Oraya indiğinde duvarda bir levha gördüm Burada çalışabilmek için şu şartları haiz olmak gerekir diyor. Dedim kendi kendime dedim mümin olmak için de şartlar olmaz mı? Müslüman olmak için şartlar da gerekmez mi? Diyelim ki imanın ve İslam'ın ihsan ölçüsü içerisinde yaşandığı o ilahi mektebin de elbette ki bir şartları olacak. Şimdi emniyeti alacak şart arıyor. Askeriye alacak şart arıyor. Diğer kurumlarda da öyle şartlar aranıyor. Bir kere bunlar o şartları haiz, biliyorlar. Yani öyle gelişigüzel kendiliğinden olmuyor. Mesela Mevlana Halid Gaddesallahu Sırri Hazretleri'ne diyorlar ki efendim Allah size uzun ömürler versin.
Ahirete göçerseniz var mı bir işaret ettiğiniz kimse? Bir İsmail var o da yarım diyor. O kadar dikkat ediliyor ki. Mesela biz ölçüp biçme durumumuz olamaz. Fakat ehli hakkın görüşü üstadımızı dediler ki cildi sani. Bu ne demek? Sami Efendi Hazretlerinin cildi sani'si. Sanki ikincisi gibi. Niye? Şartlarını haiz onun için. Bu Kemal Elif Kırpçıoğlu'nun Sami Efendi Hazretleri hakkında çok güzel bir şiiri var. Orada bir söz söylüyor. Muhakkak yere denk gelmiştir ama hayran kalıyoruz biz. Böyle bir er, böyle bir halife bırakır diyor. Yani böyle bir es'adi erbili Hazretleri böyle bir sağım efendi bırakır diyor. Şimdi bakıyoruz. Böyle bir sağım efendi, böyle bir Hacı Hasan efendi bırakır. Doktorlarımız mutlak bilecek. İnsanın böyle vücut bilgisini neyden öğreniyorlar? Bunun çok değişik usulleri var, şekilleri var.
Bizim alanımız o değil ama gördüğümüz kadarıyla şöyle bir kanla diyelim şekerini ölçecek vesaire. Bütün vücut heyetindeki durumu ölçecek bir kan alıyor. O kandan vücudunda ne rahatsızlıklar varsa ne durumda sıhhatte mi, afiyette mi ortaya çıkarıyor? Bu bir makine. Bildiğimiz makine. Yani bir Ehlullah'ın kalbi makineye benzemez. Ittebu ferasetel mümin feinnehu yunguru bin nurillahi azze ve celle. Allah'ın nuruyla baktığı için biliyor biiznillahi Teala. O nur ile görebilmek. Hep bunlar Kuran-ı Azimüşşan ile tespit edilmiş hususlardır. Hiçbirisi bunun dışında olamaz zaten. Şunu unutmayalım biz bu bir gerçek ama Cüniri Bağdadi hazretlerinin bir sözü. Yani bunlar ekseriyetle hep aynı sözü söylerler. Biraz kabı değişik olduğu için tadında da bir değişiklik oluyor. Mesela siz burada Hacı Hasan efendimizi, Katdesallahu Sırra dinlesek, Sami Efendi Hazretleri de aynı noktaya işaret eder.
Bir Esad Erbili Hazretleri de öyle. Bir Şah-ı Nakşibend, Kaddafi Allah'ın Sırrı Hazretleri de öyle. Bir Eba Bekr-ü Sıddık Radıyallahu Anh diyor. Çünkü bunların kaynağı Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Hepsinin kaynağı Cenabı Hak. Onun ilim sıfatından damlıyor. Zaten ilim budur. El Alim. El Alim sıfatından damlarsa ilimdir. Hani faydasız ilimden Allah'a sığınırım buyuruluyor ya. İşte bu noktada faydalı ilim, Allah'ımızın ilim sıfatından damlayacak. Bazı ikramlar olur. Mesela biz gideriz kurumlardan artık nereye ise bir maaş alacak belli merkezlerden alır. Bir de bu gizli ödenek olur. Mesela bir başbakan da olur. Bir reisücü cumhur da olur. O bunda serbesttir. O istediği kimselere bu ikramı yapabilir. Bir hak tanınmışlar. Şimdi Allah'ımızın bir sıfatlarından istifade var. İsimlerinden istifade var. Bir de zatından istifade var.
Dikkat edersek öyle bir söz söylüyorlar ki biz bunu düşünürsek iyi bir tefekkür edersek ancak Allah'ımızın lütfuyla anlaşılıyor. Mesela üstadımız diyor ki bir gün mektebim yok. Şiirinde geçer. Oradan gelir söz bizdedir. Arada tercümandır bu diyor. Bu bizim kafamızda, gönlümüzde çok şeyi yankılanıyor, yankılanıyor bizde. Hani beynimizde, kalbimizde. Bir gün mektebim yok deyince, Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem bir mektebe oldu ki müdavim, Allah idi zatına muallim. Bunu getiriyor hatıra. Sonra bu söz bayezid idi. Bistami hazretlerinin. Yalnız şunu söyleyeyim. Mesela bir Bayezid-i Bistami Hazretleri dendi mi sadece menkıbeler hatıra geliyor. Hiç öyle değil. Oradan nakledeceğim zaten. Allah izin verirse. Mesela diyelim ki kimi söyleyelim? Abdulkadir Geylani, bir İslam hukukçusu. Çok muazzam bir ilim erbabı.
Biliyorsunuz onun kitapları üzerinde Muhammed Fazıl Ceylani çok güzel araştırmaya bu tahintistana gider uzak ülkelere gider kitaplarını temin etti Tefsirü'l Ceylani diye bu sizin internetlerden neden sayfalarınıza düşebilir? Bak Tefsirü'l Ceylani Abdülkadir Geylani efendimizin bir tefsiri. Abdülkadir Geylan efendimizin sadece menkıbesiyle tanıyamayız. Güzel. Onlar bir zevk verir, bir neş'e verir. Bu da Kuran-ı Kerim'le. Bu menkıbe de menkıbe de Kuran-ı Azimüşşan ile tespit edilmiş, esrarı. Habibim biz sana geçmiş peygamberlerin hadiselerini anlatıyoruz ki kalbi rahat ya. Çünkü Efendimizin çekmediği yok. Öyle sözler söylüyorlar ki bir beşer olarak daraldığı oluyor. Esselamü. Ve la tahsen aleyhim ve la teku fi dahitnim minma yem kuru. Demek ki daralıyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların söylemiş olduğu sözlerden dolayı habibim sen kendini daraltma buyuruyor Cenabı hak.
Üzülme sen kendini. Onların tabiatı ol. O onu söyleyecek. Yılan nedir? Yılan sığır. Sukar yılan. Akrep nedir? Sukar. Müşrik şirkliğini yapacak. İşte nifak ehli ise nifakını göstereceğim ama müşrik şirkliğini ortaya koyunca nifak ehli münafıklık sıfatını İbrahim Aleyhisselam'ın Halil oluşuna ne zarar verdi? Nemrut Nemrutluğunu yaptı da İbrahim Aleyhisselam'ın Halil oluşuna ne gölge düşürebildi abi şöyle. Sonra Firavun Musa Aleyhisselam'ın Kelimullah oluşuna bir zarar getirdi mi? Yok. Şerefini arttırdı. İşte eskilerin masalıdır. Buna benzer Ondan sonra Sahir dediler Sahir dediler Daha durmadılar Neler saydılar Şair dediler. Müşriklerden birisi sözü dağıtıyorum ya bir yere getirir inşallah. Müşriklerden biri dedi ki gelin kafayı toplayalım arkadaşlar dedi. Müşrik bakın dedi. Biz şiirin bütün kalıplarını biliriz. Muhammed'in dedi. Okumuş olduğu Kuran'da şiir diye bir şey yok.
Zaten Yasin-i Şerif'te bildiriliyor. Sihirbaz diyorsunuz. Kahin diyorsunuz. Bunun kendini kaybetme durumu da yok. Şöyle bir düşünelim dedi. Gelin bir düşünelim. Bir karara varalım. Yanlış yapıyoruz dedi. Hak her zaman tebeyyün eder. Mesela dört yüz sihirbaz çıktı diye Allah'ımız Musa Aleyhisselam hak olduğu için hepsini olduğu gibi yuttum. Yani Efendimiz de üzülüyordu. Necm suresindeki ve acaba hangi sure olsa gerek Mevla-yı Zülcelal'imiz Habibini teselli buyuruyor Esselamü Habibim Sen gönlünü onların sözlerinden dolayı daraltma. Biz onların ne demek istediğini biliyoruz. En güzel şekilde. Ta niyetlerine kadar biliyoruz biz onu. Ve meen ta aleyhim bir cebbar. Efendimiz de öyle bir insanlığın kurtuluşu için gayret var ki çırpınıyor. Şundan anlayalım. Ve bunu biz ta işte asırlar geçti. Ta o zaman da demeyelim. Kuran-ı Azimüşşan haydır, diridir.
Bunu Muhyiddin Arabi Hazretleri, KaddeSallahü sırra Kuran Azimüşşan'ı okurken dikkat edin diyor, kendinizi okuyorsunuz. Ama ne muazzam bir söz söylemiş. Kendinizi okuyorsunuz diyor. Acaba Kuran'ı Azimüşşan'a uygun bir tavrımız var mı? Yok mu? Bunu düşünün diyor. Ne kadar güzel söz söylüyorlar. İşte nurun damlaması budur. Ayetlerden ve Hadis-i Şeriflerden. Ne güzel damlamış. Sen bir zorlayıcı değilsin. Allah'ın azabından şiddetinden vereceği cezadan çekinen kimseler için sen bir öğütçü, nasihatçi bu kelimeler çok basit kaçıyor ama anlaşılsın diye. Yoksa gerçekten Kuran azimüşşan'ın bir manası değil bu bizim ifadelerimiz. Yabancılaştığımız için bu dile izah gerekiyor. Yoksa tebliğ, cis ne güzel. Oturmuyor. İnsanın içine oturmuyor ilk başta. İsmini desem çok tenkit edersiniz ama kim olursa olsun hakkı söylediği için kabul edilebilir. Hakkı söylüyor.
Rahman kelimesinin bir ara bir münakaşa yapıldı. Dedi ki olsun yanlış yeri Allah Allah kendi arasında ama burada hakkı söyledi. Dedi ki Rahman kelimesinin biz dedi anlamını Türkçede bulamıyoruz dedi. Doğru söylüyor. Dikkat buyurulursa Ashab-ı Güzin efendilerimizin bir ifadesi var. Mesela Efendimizin sorularında Sallallahü Teala Aleyhisselam Allah ve Rasulü en güzelini bilir diyorlar. Ne kadar güzelsin. Usul! Yani bu bize Tev'ille hu İllallah ve rrasikune fil alim Al-i İman Suresi'ndeki baştaki ayetler Bazen bir hususlara giriyorum anti parantez diyoruz ya şunu da demek isterim Kuran'ı azimüşşan ile münasebetimizi çoğaltalım Aşk, şevk güzel ama aşk, şevk bütün Kitabı Kerim'de Oraya dayanmazsa bu Allah korusun istidraca doğru gider Bak dedik ya, büyüklerimizden Cüneyd-i Bağdadi hazretleri. Bizim bir ayağımız Kuran-ı Azimüşşan, bir diğeri, Ehadisi Muhammediye. İnsan zevke ermek istiyor.
Bu doğru ama bu zevki nasıl anlayacağız? Bu zevk ihlastır, ihsandır, takvadır. Allah'ımızı görür gibi ibadet etmekte duyulan haz kadar nerede bir haz lezzet olabilir? Onun için aman ha diyor. Baştan nefsimiz, hepimiz Kitabı Kerim ile münasebetimizi çoğaltalım. Elhamdülillah bilen kimselerimiz çok sohbetlerden verin ellerini. Güzelce açıklasınlar deyin mesela Murakabe ayetlerini, murakabe ayetlerini verin. Güzel güzel tefsirlerden incelesinler. İlk Taberani'ye bakarlar zaten. Ondan sonra İbni Kesir'e bakarlar. Ondan sonra Bahrülmedidlere, Nelere, Sülemiye bakarlar. Kuşeyriye bakarlar. Mesairlerine bakarlar. Nimetullah Nahcuvani Hazretlerine kadar. Bakın güzel güzel izah ederler. Bir nur yağar. Ilim halkası Cennet bahçesidir Bu arada bir tabi et yemeği bazen midenin hazmin de zor oluyor bir salata da istiyor Böyle güzel bir menkıbe ile.
Çünkü Aleyhisselatu vesselam Efendimiz kalbinizi menkıbelerle rahatlatın buyuruyor. Bak her şey Kitabı Kerim. Kerim. Çokça anlatıldığı için bildiğimizi tekrar etmek istemiyorum. Yalnız Ashab-ı Güzin efendilerimizden diyebilirim. Ben diyor devemin yuları kaybolsa diyor kitabı Kerim'le bulurum diyor. Hepsi bu. Ne diyorsunuz mesela neyi izah edeceğiz biz? Neyi konuşacağız buraya geldik mesela değişik yerlerden gelindi bu var mı Kuran-ı Azimüşşan ve sünneti Muhammediye'de hakkabeti lil mütehabbinefiye vel mütezeviri nefiye vel mütebairi nefiye buradaki lil mütehabinedirken isneğin beyninde müşarakettir. Yani tek kimse tarafından yapılmaz. İki kişi arasında tecelli eder. Mesela rabıta da öyle. Rabıta tek şahıs olarak olmaz. İki kişi arasında gerçekleşir. Yani kelime anlamı bu. Mesela biz Kuran-ı Kerim'e bakarız.
Besmelerinin altında bir nokta var B Ulema-i Kiram efendilerimiz buyurdular ki Kuran azimüşşan sadece Kuran azimüşşan da değil Tevrat Zebur İncil bütün suhuf sahifeler Kuran azimüşşan da O da Fatiha'da buyuruyor Fatiha'da besmelede Besmele de o bağının altındaki nokta Bunun için demelerinin sebepleri bu. O nokta Süveydai Derune kadar ifade edilir. O bağ, bayi ilsaktır. Allah ile celle celalühü kul arasındaki bağdır. Her zaman Rabbimizle münasebeti kurmanın işaretidir o. Yani o zaten bizden gafil değil katiyen. Bu ne demek? Bizi bizden daha iyi biliyor. Bizim onunla münasebetimizi kurabilmektir. Burada mühim olan bu. Mevla-yı Zülcelal ile alakamızı kurmak. Bunu arıyorum da. Zaten ipimiz kaçmaz inşallah. Toplarız, bir araya getiririz. Ta oradaki giyim Merkezindeki şeyden başladık. O levhaden. Hani bir kimliğimizin olması gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Hani Müminliğin de bir kimliği var. Müslüman olmanın da bunları ihsan ölçüsü içerisinde yaşamanın da nesi var? Bir kimliği var. Burada aradığım Ahzap suresi. Ahzab suresi otuz beş. Ayet-i Celile bizim kimliğimizdir. Biri bu. Hani yazar ya kimliğimizde ana adı, baba adı. Işte memleketi doğum tarihi başka nedir bunları yazar işte medeni hali vesaire dini nedir yazar Yazıyor Allah'ımızın Kitabı bizim kimliğimize eser. İnnel müslimin evvel müslimat tahammül edecek gibi değil de Allah'ımızın Kitabı bu. Bizi nasıl tavsiye ediyor Cenabı Hak? Yani geniş şu güzel bir varlık değilsiniz. Bize Muhyiddin-i Arabi'nin o sözü, hatırımızdan çıkmayacak şekilde gönle işliyor. Eshabü.
İnnel müslimine vel müsimat Rabbimiz Müslüman erkekler ile Müslüman kadınlar biz bunu zahiren böyle diyoruz ama bunu incelendiği zaman bir Müslüman kelimesinin itikadi boyutu, ameli yönü, ahlaki yönü, bunun bize yansıması bunun bununla ele alınır. Böyle hemen bizim dediğimiz gibi şüphesiz Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar denmez. O kelimenin içerisinde kastedilen mana ne? Mühim olan o. Bunun itikatla alakalı olan yönü nedir? Atiullah'a ve atiyurrasul vevlilem rimin com. Uzar da uzar. Onlar inançlarında zerre kadar şüphe içine düşmezler. Sadece bir örnek olarak söylüyorum. İşte Müslüman erkek ve Müslüman kadınlar, Mümin erkek ve mümin kadınlar, itaatkar erkek ve kadınlar işte doğru olan erkek ve kadınlar oruç tutan erkek ve kadınlar en son kısmında da vezakirînallah ve zakirat Allah'ımızı zikreden erkek ve kadınlar diye ifade buyur.
Bu bayi insakta da demek ki o nokta Allah ile Celle Celalühü kul arasındaki bir bağdır. Biz bundan kopamayız. Kopsan ne olur? Ana karnındaki çocuk olur. Ana karnında bir çocuk, gıdasını göbek bağıyla temin eder. Bizim göbek bağımız Allah'ımızın kitabıdır. Resulünün sünnetidir. Onların yolunu takip eden ehli tahkik, hakikat ehli ulema-i kiram ve meşay-ı zandır. Hep bununla kayıtlı, ifade edilmiş. Demek ki Rabbi Zülcelal'imiz her zaman kuluyla beraber. Fakat burada çıkan aradım şey çıktı. Nüceba ve nükaba'nın özellikleri çıktı. Demiştik ya onlar manevi erlerdir diye. İsterseniz şey yapalım. Nasıldır vasıfları? Çünkü bir kimliğin olması gerekiyor. Burada ebdalini anlatıyor. Bunlar muteber kaynaklardan alınarak ifade edilenlerdir. Öyle gelişigüzel değil. Onun için Hazreti Ömer Radıyallahu Anh bir söz söyledi Ashab-ı Güzin efendilerimize. Duyuyorum dedi. Duyuyorum. Tebliğ yapıyor musunuz?
O tebliği yapanlar yapanlar ashabı güzün efendilerimiz. Dedi hepiniz tebliğ yapamazsınız dedi. Hazreti Ömer karşı çıktı radiyallahu anh. Tebliğ yapabilmek için yani tebliğ anlarız herhalde. Öğüt veriyor, nasihat veriyor. Mesela biz bunun usullerini bilmezsek gözünü kör, kulağını sağır eder çıkarız. Ama onlar usullerini Kitabı Kerim'e ve ehadîsi Muhammediye'ye göre çok güzel tanzim ediyorlar. Çok güzel ifade ediyorlar. Koskoca Hazreti Ömer radıyallahu anh'ın Ashab-ı Güzin efendileri de bunu söylüyor. Şimdi tabii insan görmek ister. Bu kırkları da görmek ister. Nüceba'yı da görmek ister. Evtadı da görmek ister. Fakat onları biz farklı zannetmeyelim. Aynı bizim gibi kimseler ama hal, tavır, yaşantı, huy olarak müstesna.
Bunu elde etmişler bunu Rabbi Zülcelal'imiz ihsan etmiş Kendileri gayret göstermiş zaten Aradım oydu ama bulamadım Buradan bir geçiş yapalım ennücebe en nüceba fe erbaun ve gile şebun vehum meşkulüne bih hamli eskalil halk Bunlar kırk kişidir bir rivayete göre de nüceba yetmiş kişidir. Bunlar insanların üzerine gelmesi melhuz olan yani halkın üzerine gelecek olan bela ve musibet bunlar hürmetine hüp. Bunlar devamlı münasebetleri Mevla ile. Onun dışında bir münasebet olmaz. Yani şöyle mi anlıyoruz bunu işini gücünü tel, o işin de gücünde de mesela ticaretinde helal rızık temini olsa Mevla ile münasebet demek bu. Uzar gider. Sekiz tane özellikleri var hemen diyeyim. Bunun dördü zahiri dördü Batınidir. Zahiri olan el futurva. Bunu anlatmakla bitiremeyiz. Bu ahlak kitaplarında sekiz on sayfa de değil bir kitap kadar geniş bu füttuve. Şahsiyet demek. Özellik demek. Numune insan. Örnek.
Bir başkalarının kendisini Takip ettiği kişiler demek Hiç basit değil Herhalde bir sürümüzü de her çobanın önüne katmayız Bilen bir çoban. Hakikati anlayan bir kimse. Burada Hacı Zühtü Efendi Hazretleri bir kimseyle karşılaşmış demiş ki ilim ehli bir zat ben demiş Sami Efendi hazretlerine intisaplıyım Elhamdülillah demiş muhaddis kendisi Bir haramiye demiş. Allah korusun. Bir hırsıza demiş kapılmamış. Onun için ölçülere dikkat edelim. Duyduklarımız hiç hoş değil. Sadece anımsatın Sadece Süleyman Aleyhisselam kime meyletti kitabı Kerim O Belkıs'ın tahtının getirilmesinde hemen ayağa kalktı cinnilerden biri. Hiç iltifat buyurmadı. Kime iltifat etti? İlim ehli asaf bin asaf bin berkiyaya. Cinnilerden ayağa kalktılar. Biz getiririz dediler. Süleyman Aleyhisselam onlara meyletmedi. Süleyman Aleyhisselam'ın meyli kime oldu? İli meyli bir kimseye. Onun için dikkat edelim. Neler duyuyorum?
Dedem Rahmetullahi gerçekten Eshadı Erbili Hazretleri'nin Halifesiymiş gerçekten o Kemal edip kırkçıoğlu'nun dediği gibi böyle bir er böyle bir halife bırakır Zaten Sami Efendi Hazretleri öyle buyurmuş. Üstazını birkaç defa daha görürse zamanın kutbuydu demiş dedeme. Rahmetullah Ali. Buraya Laz İbrahim Efendi gelmiş Esali Erbili hazretlerinin kulefasında intisab için demişler ki Musa Efendi siz münasip bir kimsesiniz intisab dedim hayır demiş Şer'i noktasına bakacağım demiş. İşte gerçek alim. Gerçek Mürşid-i Kamil. Diyorlar ki Esad Erbili Hazretleri'ne efendim burada yirmi otuz senelik dervişler var bu Mustafa Efendi daha dün geldi halife oldu neden oldu bu kalplerinden geçiyor öyle bir Ocak kurmuş ki bir kibrite ihtiyacı var bu Ocak dediği şu bildiğimiz şömineler değil o bu Ocak şerhi Şerife dinimizin emirlerine o kadar riayet etmiş ki o kadar riayet etmiş ki bir kibrite ihtiyaç.
Onu da demiş çalmayalım mı? İşte bu. Sütüve, mettevdu, alçak gönüllülük. Biz anca böyle diyeceğiz. Yoksa bu saydıklarımız gönülde olur. Sonra azaya sirayetidir. Ahlakın tarifi, tarifi ulemai kiram beyninde şu şekilde tespit buyrulmuştur. Halbe yerleşiyor. Mesela tevazu sıfatı gönlünde olmasa zahirde yapışı zor olur. Zorlayarak yapar kendisini. Allah korusun mütevazi desinler diye de yapar. Ama gönülde olursa bu, bu güzel huylar. Gönülde, kalpte tevekkül ediyor, yerleşiyor. Ondan sonra zahirde kolaylıkla yapılıyor. Zorlukla değil. Mesela cömertlik sıfatı. Gönlünde yoksa elinde olmaz onu. Çok zorlanır onu. Bundan biz evrad ezkarımıza, rabıtamıza, zikrimize, murakabemize çok eğileceğiz. İyi eğileceğiz ama. Şuradan hesap edelim. Mesela Esad Erbili Hazretleri'nin zamanında yirmi beş istiğfar var. Oursak mektubatı yirmi beş istiğfar var. Ondan sonra yüz lafzai celal, böyle kısa.
Sami Efendi Hazretleri onu yüz on bire çıkarmış. Diğer dualarla, nelerini hep desteklemiş. İşte Ayasofya düşünelim. Mimar Sinan'ın nasıl destek vererek ayakta tutmaya çalıştığı. Güne göre değişiyor. Mesela bir hastalık diyelim zuhur etti. Bunun için nasıl önlemler alınıyor? Şu son zamanda deniyor. Allah korusun daha bir tehlikeli oldu. Belki öldürücü olmuyor ama bayağı da sıkıntılı geçiyor. Yani üç virüs bir araya geliyor diyorlar, Allah korusun. Buna göre ne yapılıyor? Tek bir alınıyor. Bu böyle olunca şu zamanda ne kadar dikkat edeceğiz düşüneceğiz. Yani şimdi demeyin ben o hadise o durumları hiç açmıyorum. İtikadi noktalarda yanlışlıklar meydana geliyor. Allah'ımızın varlığı tartışılıyor. Bu Fatiha suresi tartışılıyor. İşte bu durumda ne kadar dikkat edeceğiz?
Gerçek bulan, ehli sünnet vel cemaat görüşü üzere olan ulema-i kiramımıza ne kadar dikkatli, ne kadar riayetkar olacağız, bunu düşüneceğiz. Öyle gelişigüzel düşüncelerle, fikirler de olmaz bu üstadlarımıza. Eğer rabıtamız güçlü olursa Allah'ın izniyle şaşırmayız. Alaka kurmuş oluruz. Çünkü rabıtalar, murakabeler aynileşmek demektir. Şimdi ilmen bile, ilmen bile aks üzerinde durur diyor, aks. Bizim yolumuz zaten akistir. Nakşibendi, Kaddafi Allah resulullah nakristir. Bu ayrı bir konu. Hatta bu internetlerden de bu bilgisayarlarda mesela aks etmek suretiyle bunun üzerinde duruluyor çalışmalar yapılıyor. Bizim rabıtamızda aynileşme var. Nasıl anlatayım? Bir ana sütü. Ana sütüyle çocuğa ananın karakteri aks ediyor. Yani rabıta da bunu çok soruyorlar. Bu şunu icap ettiriyor bu soru. Demek ki Ahdak Risalesindeki rabıta bölümüne bakmıyoruz.
Esad Erbili Hazretlerinin Mektubatındaki rabıta bölümlerine bakmıyoruz. Halbuki elimizde bu kitaplar. Sonra Risale-i Esadiye'de gerçekten ilim ehli Esad-ı Erbili Hazretleri gerçekten bütün ulema-i Kiram'mızdan nakiller yaparak, hem mezhep imamları hem de mezhepte müçtehid, ulema-i Kiram'mızdan nakiller yaparak bilin. Okuyacağız ve öğreneceğiz. Hepsi beyan edilmiş. Yani anlatılmayan hiçbir şey yok. Öğreneceğiz. Ondan sonra bilemediğimizi çıkaracağız. Onlar nedir? Der ki kardeşim, rabıta yaptığın insanın özellikleri. Nedir o özelliği? Bir kere fenafillah olmadıkça rabıta yapılmaz. Bekabillah olmadıkça rabıta yapılmaz. Hepsinin üstünde fakri kainatın sallallahu teala aleyhi ve sellem müsaadesi olmadıkça olmaz bu. Gelişigüzel bir iş değil. Yine mürşidimizin dediği geliyor hatırıma. Her argın suyun içme diyor. Her artan su içilmez. Herhalde bunun mineral değerleri vardır.
Onlar bu değerleri elde etmiş ve destekçileri çok kuvvetli. Öyle ki, öyle bir yardımcıları var ki Esselamü, Onların destekçileri Allah'tır. Resulü'dür. Namaz kılan, zekat veren, rüku eden müminlerdir. Bu. Onlar Allah'ı ve Resulünü ve kamil müminleri dost edinmeleri sebebi ile sarsılmayan, güçlü, kuvvetli nefsine karşı yenik değil şeytana karşı yenik değil nefsani arzulara karşı yenik değil Allah'ın taraftarlarıdırlar. Ne güçlü. Demek ki rabıta dağda ta sıddık-ı azamdan beri gelen meşay-i izamın özellikleri yansıyor. Nedir o özellik derseniz niyazımız şey söylüyor bunu. Bu Niyazi'den de Mevla görünür. Bitti. Kendilerinden bir eser yok zaten. Bak menkibe olarak anlatıyoruz. Çok güzel. Bir İbrahim bin Ethem, Kaddesallahu Sırrı Hazretlerinin Mescidi Aksa'da İşte kapılar, pencereleri kapalı. Böyle olduğu halde içeriye erler giriyor. Onlardan bir tanesi diyor ki efendim beşer kokusu geliyor.
Demek ki beşer kokusu kalmıyor. Nedir bu beşer kokusu? Kulum bana nafilelerle yaklaşır. Gören gözü, işiten kulağı kavralayan, eli yürüyen ayağı olurum. Hepsi kitabı Kerim'le, e Hadis-i Muhammediye ile ve kutsi Hadis-i Şerifler de tespit ve beyan buyrulmuş. Bunun dışına çıkamayız. Biz hep bunu derken anlayamadığımız Efendimiz hatırıma geliyor. Bana şeriatsizlik çirkin görünür diye sohbetlerinde duyardım oturduğumda. Şeriatsizlik bana çirkin görünür derdi ve misaller verirlerdi. Biz süre olsun tamamlayalım belli bir noktaya geleceğiz inşallah. Birisi fütüvvet, şahsiyettir, önemli. Tevazudur, edeptir, çokça ibadettir. Batıni olan, biz bunu sıraladık ama onlar bunu içselleştirmiş. Artık onlar da tabiat ve hul haline gelmiş Gelişigüzel değil. Ve emmel batını, gönül aleminde kalpteki özellikleri sabırdır, rızadır, şükürdür, hayadır. Velhasıl güzel ahlak ve irfandır.
Bir bir misal vereyim sadece Allah'ımızın izniyle. Mesela rıza hali. Allah'ımızdan gelenlerine razı olmak. Bu bizim eski evimizin önünde bir havuz var. O zaman böyle koruma duvarına de yoktu, yoktu. Jeeple gelmiş. Efendimiz Hazretleri kasabadan yukarıya çıkmış. Geldiklerinde nasıl olduysa o kimseyi de tanıyorum. Frene basacağı yerde gaza basmış. Bilmeyerek onu. Havuza düşmüşler. Tabii teyze dediğin gibi. Havuz bizim derelerimiz yaptırmış onu zaten. Allah'ımız koruyacak ya su olsa tehlike, olmasa da tehlike. Şöyle bir metre gibi veya ne kadarsa o suyla muhafaza olunmuş. Doktor gelmiş. Doktor demiş ki, tansiyonunu yüzmüş, biliyor çünkü rahatsızlıklarını. Hocam demiş hiç kaygılanmadın mı? Doktor biz Allah'tan gelene razı oluruz demiş. İşte bu haller bunu bizzat gönül olarak yaşamak.
Elimizden geldiği kadar dikkat edelim özellikle üstadımız hazretlerinin zahiri, batıni şifa tahribini getirdim. Getirdim. Hepsi ilim, hepsi irfan, hepsi hikmet, hepsi marifet. Şöyle bir düşünmemiz gerekiyor. Hani öyle kolay değil. Bir dörtlüğün içerisinde Ayet-i Celile'yi yerleştirmek, Hadis-i Şerifleri yerleştirmek öyle kolay değil. Bir dörtlüğün içerisinde yerleştirmiş. Biz bunu anlatırken diyoruz ki üstadlarımız, mesela biz yakın tarihten alalım. Es'adi El Bibi Hazretleri. Ne kadar güzel yazmış. Bir bilim ehli, irfan ehli, Hakikat ehli. Hayran kalıyoruz biz. O eserlere baktığımız zaman ve yönümüzü buluruz bak. Ona göre ayarlarız kendimizi. İnsan yine efendimizin dediği kendini veznetmek gerekir diyor. O vezin dediği tartı aleti değil. O metreler değil. Kuran-ı Azimüşşan sünneti Muhammediyle kendimizi veznedelim diyor, evliyaullah'ın sözleriyle.
Mesela açlık bilir, mağrur olma dünya malına, itme Karun'un yoluna, Uğrama nefsin seline, bentlerini bozandır bu. Hepsi hikmet dolu. Kasas suresindeki Karun'a bakacağız burada biz. Karun, kamer yüzlü birisi. Çok ibadetli. Çok taatli. Kendisini bir yere hapsetmiş saatte. Şeytan yolunu bulup giriyor. Diyor ki birkaç gün ibadet ediyor zaten öyle görünüyor diyor ki Karun diyor aslında biz güzel yapıyoruz yalnız bize yiyecekler dışarıdan getiriliyor Biz de böyle bir çalışsak, yine ibadet edelim de bizim artığımızdan başkaları da istifade etse. Öyle bir giriş yapıyor ki aslında makul. Kendisinin Kuran Azimüşşan'da ifadeleri de makul. Ben ateşten, o topraktan diyor. Doğru. Yalnız burada yanlışlık Allah'ımızın ilim cihetini inkar var burada. Yani bunu çözebilmek gerekiyor ve uydu. Karun da öyle bir zeki ki, zeki ki dünya malı arttı ya arttı. Bak dünya ile onu vurdu. Efendimiz bunu söylüyor.
İşaret ediyorum. Bir dörtlüğün içerisinde Kasas suresindeki geçen bir buçuk sahife kadar ona yakındır. Çünkü o bir sahifenin biraz alt kısmına doğru. Ondan sonra devam eder. Hatta ona imrenenler bile var kitabı kerimimize baktığımız zaman. Sonra diyorlar ki, çünkü balıyla, mülküyle, her şeyiyle girin, tire. Çok güzel ifade etmiş çok güzel tanımlamışlar Biz dur da tullu l emel uzun endişe dedik Çok az bir kısmını diyeceğiz Çünkü namazda geçmesin Tulu lemel uzun endişe bize ölüm var kabir var mizan var sırat var mahşer var hatırlatmaz ve yuzdeki erud dünya Hep dünyayı hatırlatır. Hep sabittir dünya işlerini. Ve yuhşinuha ve yuhabbbi buha. İlik. Bize dünyayı çok şirin gösterir. Ona bizim gönlümüzü kaptırır. Sonra hasetlik de miğlana getirir. Asıl tulul emelin izahı budur.
Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem helekel müsavvifu ileride yaparım diyen helak olmuştur vah diken böyle avukattı kendisi üstadımızdan ders almak istedi Bizim mürşid-i kamilimiz gerçekten usullere çok dikkat eden bir mürşid-i kamildir usullere çok dikkat eder Bunu Sami Efendi Hazretleri de söylermiş zaman zaman usule dikkat ediliyor mu Evlatlarımızın beyinleri nasıl? Yani araları nasıl muhabbetli mi diye sorarmış bunu. Çok sorarmış usulün emri. Üstadımız dedi ki bulunduğun yerde de var Kıymetli insanlar oradan tavsiyeler alırsınız. Çok akıllı bir kimse. Dedi ki efendim dedi şimdi ben vazifeyi oraya havale buyurdunuz. O zamana yetişemez de yetişemez de ölürsem ne yapayım dedi. Bana dedi tarif edin. Onun demek istediği şuydu. O cevherin kimde olduğunu biliyordu. O kimse akıllıydı. Madenin kimde olduğunu biliyordu onun için alışverişini, gelişigüzel yerde değil.
Aynen o muhaddis olan mübarek zatın dediği gibi, mayanı bir haramiye kaptırmamışsın dediği gibi onlardan çekiniyor ve aldı. Söylediği söz önemliydi. Efendim dedi haydi oraya ulaşamazsam ben bu nimetten mahrum olarak mı öyle diyordu. Bak bunlar da gayretli olmak. Ve yukavil heva tulül emel böyle nefsani arzuları neleri şimdi ruh tarafını da ihmal edince o tarafı güçlendirir bu O tarafı güçlendirir. Ve yuksiru şeehevat, hayvani duyguları da insanda artırır. Şimdi izahına girmeyeceğiz ama konuyu ele almışken böyle yarım bırakmakta olmaz. Bu tulul emel, uzun endişe bakın bizde dört tane fena hasleti ayağa kaldırıyor. Dört tane fena hasret. Ehaduha terkuttaevel kesanı, ibadeti terk ettiriyor ve tembelliğe götürüyor. Diyor ki ileride yaparım ben. Daha yaşım da genç. Yaparım. O gelecek tez dedi biz bunu. Davud-u Tai buyuruyor ki kim azabı ilahiden çekinirse, çekinirse o uzak dinen yakın olur.
Yani ahiret ölüm dindiği zaman iki kaşının kaşının arasında gibi olur. Sonra ikinci, birinci ibadet ve taat terk ettiriyor. Tembelleştiriyor Yahya bin Muaz Rahim Allahu Teala. Bu uzun emel bütün hayırdan alıkoy ve tamau manu min külli hakk'tan da sizi engeller. Ve sabrussairun ila külli vafer, sabrederseniz zafere de ulaşırsınız. Yani muvaffak bulursunuz. Ben nefsü dayetün ila külli şer, nefis şerre götürür. İkinci olan tulul emelin bizde gerçekleştirdiği terkit-Tevbe. Tevbeyi geciktirir ve tesvifuha, tekul sevfe etubu fileyem siyatun ve eneşebun. Ben daha gencim ve sonra önümde uzun günler vardır boyalar durur. Üçüncü olarak El hal sualel cem. Vel iştigalü bitdunye anil ahira. Üçüncü olarak uzun emel bizde dünya malını çoğaltmak için hıfz içine girer. Nasıl çoğaltırın? Bir başkasında şu var, ben de neden yok düşüncelerine daldırır.
Ve'l-istihgalu biddünya ilahire Ahiret düşüncesinden bizi mahrum kılar. Tekul, ahaful fakr, fil kibir, tekulu. Der ki ehaful fakir ben fakirlikten korkuyorum fil kibar böyle bir yaşım ilerlediği ne yaptığı zaman ne yapacağım ben çalışamam da der. Evet dördüncü olarak el gasvetü bilgal, tulul emel, uzun endişe, kalbi karartır. Ahiret düşüncesini unutturur. Ölümü ve kabri bize hatırlatmaz. Bayezid-i Bistami, Gaddesallahu sırra buyuruyor ki ben diyor dünyanın hepsini kanaat, kanaat ipiyle şöyle bir bağladım. Ve va da tuha fi mancinikıs sıdk, doğruluk mancınığına attım. Ondan sonra rahat ettim. Dünya, dünya, li ehli dünya vururun fi vurur. Dünya öyle ki, zaten bu İnfetar suresinde de geçer. Şeytanın bir sıfatı da garur'dur aldatır o hayy. Şimdi bu Lokman suresinde de geçer. Aldatması çok olan şeytan sizi aldatmasın diye ifade ve maabbetullah Allah'ımızın muhabbetiyse sürurun min nurin.
O ilahi nurla büyük bir neşedir. Tarifi de yok zaten. Onu tarif edemeyiz biz. Dünyada garip gibi yaşa. Ve adüd nefseke minel mevte kendini ölmüş kabul et. Feyide esbahte la tuhaddis, nefseke bilmese veide emseyte Sabaha ulaştığın zaman işte ben akşam ne yapacağım deme. Belki yetişemezsin. Akşama erdiğin zaman da sabahı düşünüp durma. Belki içemesin. Li segamik, şu hayatını, hayatını hastalıktan önce ganimet bil ve min şebabikeli heramik yaşlanmadan önce de gençliğin kıymetini bil ve min hayatikeli ve Fatih şu hayatı ölümden önce ganimet bil bil yarın ismin ölüleri defterinde mi? Sağlar defterinde mi? Belli olmaz. Resulullah buyurdu Sallallahu Aleyhi ve Sellem min alameti Şekavet alameti nedir? Cümüdü'l ayn, gözün yaşarmaması ve gasvetü'l kalbimizin siyahlaşması Allah korusun ve şiddetü'l hırsı fi talebir rızk, rızık talebinde çok hırslı olmak.
Vel'l-israu aledeen, hatada da ısrarcı olmak, tevbeyi hatırlamamaktır. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.