Elhamdülillah. Hazreti Selman'ın sözleri. Radıyallahu anh bizim gibi bir insanla konuşsanız neyi konuşur? Kendi mesleğinden konuşur. Biz bayizler olarak müftüler olarak biz buna layık olmasak dahi ilim ehli ile görüştüğümüz hep İslami meseleler olur. Dinimizin konuları olur. İtikadi konular olur. Amele dahil konular olur. Ahlaki hususlar olur. Bir çiftçinin yanına varsa elhamdülillah bugünlerde de güzel kar yağdı, iyi oldu, ekinlerimiz korunmuş oldu. Hele bir Akdeniz mikrobu var ki bunun yok olması için derecenin sıfırın bayağı altında olması gerekiyor. Bu da biiznillahi Teala temin oldu diye bunlardan konuşur. Bir amir amiriyetinden konuşur. Bir memur memurluğundan konuşur. Bir doktora varırsınız. Görüştüğüm bir doktor dedi ki bundan yıllar öncesi benim yaptığım ameliyat iki bini geçti dedi. İki bini geçti yaptığım ameliyat dedi. Artık bu hususta da iyi olmuş.
Herkes mesleğine göre konuşuyor ama mesleğini ilahi meslek edinen kimseler ise şunu konuşuyor. Hz. Selman sözleri şu. Biz elma ağacından elmayı, şeftali ağacından şeftaliyi elde veririz. Ama diyelim ki zakkum ağacı ise ondan da zehir alınır. Bunun gibi Resulullah'la bulunan Hazreti Selman'ın radıyallahu anh sözleri ne olacak? Elbette ki hakikat olacaktır. İnsan böyle hayırlı meclislerde bulunsa bunu bizzat yaşarız. Çıktığımızda konuşmamız hep hayır olur. Hatta kitaplarda olmayan ilahi kelamlar konuşmaya başlar. Çünkü gönüller yıkanmış, yıkanan gönüllere Cenabı Hak nurunu ihsan buyuruyor. Bakınız ne buyuruyor, üzerinde Rabbin, kendin, ailenin, komşuların hakları var. Böyle bir salik dendiği zaman işte güzel bir yol, takva yolu, ihsan yolu buraya dahil olunca evini, barkını, ailesini, çoluğunu, çocuğunu, işini, gücünü terk edecek değil, ne güzel bir misal verdi.
Asıl ibadetimiz yüzde yirmi beşken, muamelatımız yüzde yetmiş beştir. Asıl muamelattır önemli olan. İnsani ilişkilerimizdir. Böyle gece olur evrad ve ezkarımızı okuruz. Tabii okuyacağız, okuruz ama bunun yanında okuduğumuz evrad ve ezkar beşeri münasebetlerimize de düzen verecek, intizam verecek. Mesela oruç tuttuk biz. Oruç tuttuğumuzda beşeri münasebetimiz ne olacak? Bir mümini dilimizle işte kovculuk gibi yalan gibi iftira gibi dedikodu gibi vesaire bunlardan muhafaza edeceğiz. Mümin kardeşimizin namusunu lekeleyecek sözler söylemeyeceğiz. Onu rencide edecek sözlerden de kendimize imsak edeceğiz. Onu imsak tutma manasındadır. Sonra ailevi hayatımızda da tutacağız, onlara en güzel Resulü Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz nasıl davranmamızı icap etmişse o şekilde davranacağız. Şeytani bir tavırdan, nefsani bir hareketten kendimizi imsak edeceğiz, tutacağız.
Bu yanlışlığa gitmeyeceğiz. Taahhitlerimiz bize bunu gösterir. Çokça bilirsiniz namaz hususunda diye buyuruyor. Namaz insanı Fuhşiyat dendiği zaman bu ayrı bir konudur. Her türlü azgınlıklardır bu, azgınlıklardır. Bunlardan ve kötülüklerden ne yapar? Korur. Bakın namaz kılın buyurmuyor Cenabı Hak. Aslında düşünecek olursak, Rabbi zülcelal'imiz, buyuruyor. Namazı dosdoğru kılın. Namazı dosdoğru kılmak namazdan nasip almak demek. Namazdan nasip alan kimsenin hayatında hep şerhi esasa riayet ve istikamet görünür. Üzerinde buyuruyor, Rabbin hakkı var. Şöyle bir düşünecek olsak neler çıkacak bu sözlerin altında? Ne demek Rabbimizin hakkı ne demek? Şu gözümüzün bir görme nimeti, duyma nimeti, bu gönülle alakalı, tefekkürle alakalı, kendin hakkı vardır. İşte ben mübarek bir yoldayım artık yemem, içmem, uyumam, yatmam, kalkmam demek değil.
Ölçüler içerisinde yiyeceğiz ama israf etmemek üzere yiyeceğiz. Yalnız yediklerimizle Cenab-ı Hakk'a isyan etmemek, ibadet niyeti ile yiyeceğiz ve diğer hususları buna kıyas ederiz. Kendin, ailenin hakkı var ihmal edemezsin. Sami Efendi Hazretleri, valide sultan'ın rahatsızlığında dört tane doktor getirir. Kendisine şikayette bulunanlar olur hanımlarından iyi olur inşallah iyi olur derler. Aslında iyi olması biz iyi olursak evladımız da bize itaat eder. Evimizde muti olur. Bir tanesi at alacak demişler ki at çok serkeş, varmış kulağına bir şeyler söylemiş atın ve ayrılmış. Ne dedin deyince ben Allah'a ve Resulüne itaat edersem sen de bana itaat eder misin demiş. Şimdi hep çocuklar çok azdı, itaat etmiyor, beni babaanne olarak hiç tanıdıkları yok, benim hiç esamem, bu ifade kullanırlar, hiç etkinliğim yok diyoruz da bir de kendimizi düşünmüyoruz.
Acaba bizim Rabbimize karşı görevlerimizde ne haldeyiz? Bunları da tefekkür edersek aile hayatımız da düzelir. Meşayizamdan bir tanesi çok edebi, çok hayalı evlatlarının böyle kusurlarını hiç söyleyemezmiş. Edebi o. Malum olur gönlüne fakat diyemezmiş. Gider onların yerine gizli bir yerde istiğfar okur, tövbe eder, gözyaşları döker, Allah'ımız ona istikamet nasip edermiş. Buyuruyor ki üzerinde Rabbin hakkı var, unutma. Kendin hakkı var. Ailenin hakkı var. Komşuların hakları vardır. Çünkü dinimiz bizim böyle bir yönüyle din değil, her yönüyle dindir. Böyle tırnak kesiminden devlet idaresine kadar kadar her şeyi içerisine alan bir dindir. Tarifi yok, her türlü konuyu ele alır. Sahiplerine vakti vakti ile haklarını vermelisin. Meşru olarak dinimize uygun bir şekilde ye, iç, oruç tut, namaz kıl, uyu, hayat yoldaşın ile bulun fakat dinimizin ölçülerinin dışına çıkma.
Fazilet ilmin kesretindedir, insan üstünlüğü yumuşak koyuluğundadır, ilmin menfaatindedir, faydalı olan ilimdedir. Kul Hakk'a tam itaat ederse, hatta onun isteğini muhakkak verir buyurdu. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.