Dini Evlilik ve İmanlı Birlikte Yaşama Sanatı | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Dini Evlilik ve İmanlı Birlikte Yaşama Sanatı
Dini Evlilik ve İmanlı Birlikte Yaşama Sanatı kaydında Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ı iman olan kalplerimizi, nur-u iman ve ibadet ve taatle, takva ile, razı olduğu amellerle meşbu kılmayı bizlere nasip ve müyesser kılsın. Ahlaki hususta İslam'da ahlak ele alınırken, diğer ülkelerde dört veya beş altıncı yaşlar derken dinimiz olan İslam'daki ahlakın…
Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ı iman olan kalplerimizi, nur-u iman ve ibadet ve taatle, takva ile, razı olduğu amellerle meşbu kılmayı bizlere nasip ve müyesser kılsın. Ahlaki hususta İslam'da ahlak ele alınırken, diğer ülkelerde dört veya beş altıncı yaşlar derken dinimiz olan İslam'daki ahlakın güzelleşmesi daha evlenmeden önce başlar. Çünkü Halık-ı Zülcelal es-i İman etmedikleri sürece Rabbimiz iman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Şundan emin olun ki imanlı bir cariye sizin hoşunuza gitse de müşrik bir kadından iyidir. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle de kadınlarınızı evlendirmeyin. Anlıyoruz ki ancak Müslümanlarla evlenmenin icap ettiği beyan buyuruyor.
Bunu, Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin şu hadis-i şerifi te'yed buyurur Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyorlar, Kadın şu dört şey için nikah edilir. Birincisi malı için, ikinci olarak hasebi, nesebi için, üçüncü olarak güzelliği için, dördüncü olarak da dini için, fazfer, bize din, teribe, yederken. Siz dini yönünü tercih edin ki, her tarafınız bereketle dolsun, buyuruyor. Burada bazı ehli tahkir şuna işaret gitmişler, dört şey için nikah edilir, buyurulurken dini yönü en sonraya bırakılmıştır. Bu da insanlarımızın dini yönü tercihte çoğu geri kaldıklarını beyan ediyorlar. İşte malını soruyorlar, hasebi, nesebi, güzelliği ama bunun yanında dini yön en sonraya kalıyor. Halbuki tercih edilecek olan nedir? Dini yönüdür. Rabbimiz Kuran-ı Azimüşşan'da Nur suresi yirmi altıncı ayet-i celilede.
Başta okuduğumuz ayet-i celile, Bakara Suresi'nde iki yüz yirmi birinci ayet-i celile. Esraili bille. Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara yaraşır. Aynı şekilde iyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yaraşır. Peygamber de sallallahu teala aleyhi ve sellem Aişe de radiyallahu Anh'a, Safvan da son derece radiyallahu Anh'a ahlakı ve iffeti, hem ahlak hem de iffet yönünden seçkin müminlerdir. Bu tertemiz insanlar, o iftiracıların ortaya attığı asılsız suçlamalardan tamamen masumdurlar. Bu yüzden Rab'leri katında onlar için hazırlanmış bir bağışlanma ve cömertçe bahşedilen nimetler vardır. Belki hadise anlaşılmayabilir, ifk hadisesi İslam tarihinde Aişe annemize yapılan bir iftira. Cenabı Hak da onun temizliğini, böyle bir şeye katiyen bulaşmadığını kitabı Kerim'inde haber veriyor.
Essamu'l mubigdat diye yedi tane tehlike haber verilir hadis-i şerifte birisi de suçsuz, günahsız, hiçbir şeyden habersiz kadınlara yapılan iftiralarıdır. Yagulul-ul-hab Celle Celalühu, El-habisat, kötü kadınlar, minennise, kadınlardan, dil-habisim, minerrice, kötü erkekler onlara yaraşır. Kötü kadınlar kötü erkeklere yaraşır. Yine kötü olan yine kötü olanlara derken burada El-Ahlakul Habise, Burada Halık ve Zülcelal, mesela kibir gibi şirke yakın günah buyruluyor, kibir. Çok kötü bir günah. Allah muhafaza buyursun. Buraya bir sahih Hacı Zühtü hocamız, Rahmetullahi aleyh teşrif buyurmuşlar. Dedemle çok görüşürmüş, gelirlermiş. Dedem de üstadımıza buyurmuş ki ileride başına şöyle bir iş gelebilir, sana şöyle bir soru sorabilirler. O da şeytan işte neden şeytan unuttu? Kimi diyecek ki kibrinden, kimi diyecek ki haz ettiğinden, kimi şu, kimi bu diyecek.
Dini Evlilik ve İmanlı Birlikte Yaşama Sanatı ne anlatıyor?
Dini Evlilik ve İmanlı Birlikte Yaşama Sanatı kaydında Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ı iman olan kalplerimizi, nur-u iman ve ibadet ve taatle, takva ile, razı olduğu amellerle meşbu kılmayı bizlere nasip ve müyesser kılsın. Ahlaki hususta İslam'da ahlak ele alınırken, diğer ülkelerde dört veya beş altıncı yaşlar derken dinimiz olan İslam'daki ahlakın…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Aman demiş, sen ilim sıfatını inkarından de demiş. Gerçekten dedem ahirete göçmüş, ahirete göçmüş. Hacı Zühtü efendimiz gelmiş, etrafını hocalarımız atmış. Üstadımız da daha genç, ne kadar dedemi seviyorsa, üstadımızın elini elinin içine almış demiş, babayım kokusunu senden alıyorum diye, böyle sevgiyi de bu soruyu da sormuş, şeytan neden şeytan oldu diye. Hemen birisi hasetle inmiş. Demiş ki, şu memlekette haset olmayan kimseyi göster demiş. Ondan bir diğeri işte kibrinden, Kibritmeyeni göster, demiş. Fakat o arada üstadımız muhterem pederi alilerinin dediğini hatırlamış, söylemiyor, depremir gibi olmuş. Herhalde sen bir şey söyleyeceksin, demiş. Efendim söyleyeceğim ama siz mübarek bir insansınız. Etrafınızdaki kimseler de hep hocalar, müderris, kıymetli insanlar cesaretli demiyorum, demiş. O zaman buyurmuş ki, sen kulağını göster, ben onun deli olduğunu bilirim, demiş.
Efendim, demiş, ne kibrinden, ne hasetliğinden, ilim sıfatını, inkarımdan demiş. Hoca efendi galeyana gelmiş, demiş ki kiminiz kim bekliyor, kiminiz hasetlik, bu yavru kader olsun bir mütalaanız olmadı mı, demiş. Böyle dedemin gösterdiği çöp yollar olmuş. Şunu anlıyoruz dedem çöp talinde olunmamış, gördüğümüz ol. Böyle yanındaki öğrencileri onlar da bizim gibi talebelerdir. Mahcup olmasınlar, mahzun olmasınlar, onlar da talim etsin diye buna çok çalışmış. Hatta demişler, Mustafa Efendi sen kendi dersine bak, ne kadar bir şefkat varsa, merhamet varsa, bu merhametinden dolayı Allah'ımız kendi tarafından ilim mühletmiş. Müstesna zaten. Burada demek kibir gibi, ucu kendimizi beğenmek, Allah korusun, riya, gösteriş, süm'at, yapmış olduğumuz bir iyiliği, bir hayır yapıyorsak onu duyurmaya çalışmak. Bu hipt ve'l hased bu kin, kibir, hasetlik, bu manaları taşı. Çok kötü bir ispat.
Akşamdı burada müezzinlik yapan Mehmet Efendi, namazda da okudu İslam'ı. Elletdülhısam diye çok kötü bir sıfat. Sin kadar kötü bir sıfat. Bu Doğu'dan neden? Böyle kan davaları ne olur? Allah korusun. E bizde bulunduk var. Çünkü bir tanesi dedi ki ben yolda yürüyorum. Yolda yürüyorum. Şöyle bir döndüm. Şurama soğuk bir madde değdi. Meğer silaha dayanmış. Yahu düşmanım zannettim demiş. Vuracakmış. Biz yine gidiyoruz arabanın içerisinde bıçaklar, homalar vesaire. Nedir bu dedim. Dedi ki, düşmanımız varsa denk gelirse diye aldırdık. Böyle bir hal. Böyle bayram olduğunda anlatıyor kardeşimiz de hiç diyor, böyle bir mesele kalmaz, barışırlar diyor. Ya bakmıyorum, bazı kimselerimize on sene geçmiş, yirmi sene geçmiş. Hala kim? Bu çok kötü bir sıfat. Bu efendimiz hazretleri bayramlardan, mübarek gecelerde affı ilahi, her o tarafı kaplar deyip, bir şey anlatırlardı.
O kaplar dedi mi, sanki kaplanmış gibi olurdu. Hem yaşıyor hem de yaşatıyor bir dinle-i tane. Yalnız şu dört kimselerdir, sıralar onlar affı ilahiden mahrumdur. Kim o? Birisi de Müslümanlara kim bilir. Efendimiz Hazretleri, bilen olur, şimdi burada Yirköy var, çok uzak değil. Daha çocuktum ama insanın çocukta gördüğü de, Hadis-i Şeriflerde de var, mermere kazılan yazı gibi buyuruyor, unutmuyor insan. Orada bir uğraşırlardı, bayram gününde neden? Mesela birbirleriyle dargın olanlar var, tarla davası var, vesair var, Öyle uğraşırlar, anlaştırırlardı. İşte haydi bakalım haydi sen musafaha ait ne diye. Bu sülük durmaz yani. Bu çöplü bir sıvaydı. Bu niçin buyuruyor? A'raf Suresi'nde Cenabı Hak hemen hemen Sure-i Cellenin baş kısmına doğru pek de başlar değil de Esselam ve nizana mafi sudurin minviliyim. Biz onların kalplerinden kimi, kibri, hasedmeyi kaldırdık, buyuruyor.
Efendimiz hazretleri Konya'da bulunuyor. Konya'da bulunuyor. Bir kimse var ki evladı. Hatta şahidim, onun dersine niye de şahidim? Böyle nefr-i ispat dersinden Efendimiz'den talim etti. Sonra bu, şu yangın ateş gibiyken ters oldu. Yanındaki şoför kardeşimize diyor ki amcamıza yaşlı gider. Ne diyorum diyor ziyaretine gitsek? Efendim, siz biliniz diyor. Halbuki, evladı şöyle buyurdular, baktım dedi, gönlümde hiçbir sıkıntı diye bir şey görmedim dedi. Bizzat şahit olduğum bir hali var. Bir gün dedi ki ben hasetlik nedir bilmem dedi. Allah'ımızı temizlemiş, nur olmuş. Tayyip! Buyur ki ve varmışlar tabi. Hatta Hacabtilla amcamız onun üvey kardeşi olur. Ona dermiş Hacabtilla bize Darwin olan var mı? Abi, dargın bilmem de şimdi biraz duruşun, acayip alalım. Pek öyle sıcak görülmüyor. Haydi onun evine gidelim. İş böyle düzelir. Yani bayramlar, seyranlar düğündür, nişandır, bunlar vesiledir.
Allah'ımız muhafaza buyursun, bu dil habitiyim, çirkin hayatı düzgün olmayan kimseler için. Böyle baş olma arzusu var. Mal mülk bu sebepten. Hasetlikten, kinden, kibirden, bununla meşgul olan ve bu halin içerisinde olanlar bu tarzları güldü. Vel habisune lil habizat. Bunlar da, fehhul muttasifune bihhe, nedir o? Bunlar da yukarıdaki saydığımız kötü sıfatlar için. Bir de, ve'l ahlakut tayyibat güzel ahlak, tevazu gibi, alçak gönüllülük. Vel'l İhlas, her şeyi Allah için yapıyor. Ve selametu sudur. Böyle düşün de bu gibi sıfatlar, bu gibi haller hiç yok. Ve züğürt dünyaya da gönlünü kaptırmıyor. Vera, helalde bile çok dikkatli, Saha, cömert, kerem, iyilik. Vehayun zelik, diğer güzel huylar nedir? Güzel kimseler içindir, buydu. Allah'ımızın kitabı, Kerim'i. Bunu almamızın sebebi şu, siz de şahit oluyorsunuz. Ülkemizde birçok huysuzluklar müşahede ediliyor.
Hiç arzu etmediğimiz halleri görüyoruz. Neredeyse böyle çarşıya, pazar, insanın hiç çıkması gelmiyor. Böyle bir hava. Bu neden zuhur ediyor ki Allah'ımızın kitabı kerimine baktım. Nasıl ıslah oluruz, nasıl irşad oluruz, bunlar neden oluyor diye. Bir de demek ki evlatlarımızın düzgün olması, güzel ahlak ile mevsuf olması niye bakıyor? Daha evlenmeden önce araştırılıyor. Saliha bir hanım. Erkeğin salih, kadının da saliha olması. Bu cihetinin gözetilmesi. Sonra, anne ve babanın düzgün olması, çocuğun karakterine büyük tesir bırakmıyor. Esaille. Hadiseyi bilirsiniz. Bu Musa Aleyhisselam ile Hızır Aleyhisselam'ın kıssası. Şuna inanalım, oradaki ulemai kiramımıza göre bilhassa ehli takip Hızır aleyhisselam olduğunu beyan etmiştir. Orada, mesela minnedünna ilme kendi tarafımızdan ilim verdiğimiz kimse diye. Ruhani hayatla hayt, temiz ruhlu insanların şeklinde görünebilir.
Efendimizle münasebet kuran, biz peygamber olduğunu kabul ediyoruz, bir peygamberdir. Bunu şu şekilde de ele alırlar. Essadi El-Bina Hazretleri, sohbetler, böyle onu Sami Efendi Hazretleri sohbetlerini devrlemiş. Musahabe altıda bir kitap haline getirmiş. Yarısı Esad Erbili Hazretleri'nden dinledikleri. Burada şu geçiyor. Bir İrşad-ı Şer'i, bir de Ricabü'l Gayb tarafına almışlar. İrşad-ı Şerhi bizim şeriatımıza haber veriyor. Mesela büyüklerimiz, Efendimiz Hazretleri bir yerde vaazu nasihat ederken, demişler ki hep böyle İslam tarihinden sahneler, onları anlatıyor, fıkhi konulara pek temas etmiyor demiş. O zaman efendimiz hazretleri de fıkhi konulardan da işlemeye başlamış. Başlayınca, imam efendim demiş ki efendim ben bunu yatsıdan sonra cemaate anlatıyorum. Siz yine mevzunuza dönün. Öyle anlatmış ki guslü, guslü üç farzının yanında on bir edebe dikkat edilecek diye.
Hatta kadınlar bölümünden çıkanlar olur. Bizim guslümüz gusül değil diyorlar. Tek tek, emin olun öyle anlattı ki burada söyleyemiyorum ben. Keşke efendimizin bir kürsüsü var, onu kaldırmasalardı. Yani bunu niye kaldırmıyorlar ki? Şeyde gördüm Tarsus'ta, alim bizzat onun kürsüsünü muhafaza ediyorlar, koruyorlar. Şimdi efendimizin o kıble kısmında, bu develde de cami, çarşı camisinin, böyle ön kısmında da vardı öyle bir kürsü. Böyle bir kürsü. Ben daha çocuğum. Kış günü yüz yüze zaten çocuğum ama geriyordum camiye, böyle minberin dibinde dinliyordum. Efendimizin konuştuklarının bir kısmı hatırımda. Ayağa kalktı. Bir bir. Tek bir nasıl getirdi? Şimdi baktım da imam kardeşimize hoşuma gitti. Tek bir de bakıyorum kafa eğiliyor, bir de bakıyor. Hiç bozmuyor. Bak böyle. Namazda zaten boşluk diye bir şey yok. Elimizi buradan kaldırıyoruz ya, Allah'ın entüberruh.
Çoğumuzun alıştığımız bir şeyi terk edemiyoruz. Böyle kafamız inip akıyor, öyle olmayacak. Orada öyle bir tarif etti. Bize misafirler geldi, onun anası da profesördü diyeyim size, babası da profesördü, kendi de profesördü. Geldi, ruhu şad olsun. Üste ağzımızı bulunca haga değildi ve yanında kimseler var, namazı tarif etti. Yine çocuğum, çocuğun bu Taşan diye bir köyümüz var. Orada bulunduğu mecliste hoculanlar da vardı. Haydi dedi, Allahu ekber demenin fıkhi yönünü anlatın dedi. Herkes konuştu. Efendimiz ele aldı. Allah'ın Musa I celali farzdır. Ekber vaciptir, elleri kaldırmak sünnettir. Bir zahittin, elin şu parmakları kıbleye karşı olması. Böyle hoca kesimleriyle bir araya geldiler mi hep bu konuyu işliyordu. Bak yine bir köyümüzde, memleketimizde bak hocalarımız vardı. Orada bir konu, fıkhi bir konu ele alındı. Çocuk olduğum için onların okuduğu kitapları nerede mütalaa edeceğiz?
El-Hidayet'den konuşuyorlar vesaire. Bize de dediler ki abdestin farzını anlat. Anlattım. Hatırlıyorum biiznna italya. El, yüz, baş, ay diyorum elleri dirseklerle birlikte vesaire. Sonra yüzleri şık kıl, bittik yerden diye böyle kolayca üretirlerdi. Çenemizin altına alır, yıkanacak. Orada dediler ki haydi adamın başında tüy yok, Bu nasıl olacak? Adet olunan yerdendir de. Şu hatırıma geliyor, bunu anlatılırken, İbrahim suresinde Cenabı Hak es-selamü Hurmayla misal veriyor Cenabı hak, onun her zaman meyve verdiğini. Mümin demek de her zaman meyve verecek. Şimdi biz burada camideyiz. Camide olmak meyve vermek zaten. Evimize gittiğimizde de o olacak. Diyelim ki bizim misafirlerimiz gelecek, onlar mümkün. Yani, en çok rahatsız olunan şey şu, ortaya bir metdahatı bir söz söyleyin, hep birden görüşmeler. Bu tarikat, girdiğimiz tarikat takva günüdür. Son derece dikkat edelim.
Sonra, akşam hoca olan kardeşlerimiz konuştular, çok güzel. Bir kitaptan tarif ediyorum, takip ediyor, bitti bu kitap. Şimdi, şeye döndüler, başka bir esere döndüler. Buradan, burada günümüzdeki konuları da ele almaya başlarlar. Dediler ki biz kitaptaki konuları işleriz. Ondan sonra kalan kısmını da insanlarımızın beyni bazen bulandırabiliyor. Acayip. Kurban konusunu aldılar. Kurban konusunu mezheplere göre nasıl olduğunu, bir hayvanın kesire bilmesi için ne icap ettiğini tek tek tek anlarlar. Sonra, efendim konuşacak mısın dediler. Hatırıma şu geldi, dedim kulun ricasını kabul edersek Allah da bizim dileğimizi kabul buyurur. Biz de nasıl kelam edelim diyor. İbadetlerde şu var, Mali taatler. Mesela kurban getireceğiz, mali itaat. Mala dayanır anlayacağımızı. Ondan sonra, bedeni. Mesela namaz kıldım. Hem mali hem bedeni. Kurban da öyle. Mesela hac.
Fakat burada kalbi olan saatler işlenmiyor. Halbuki Cebrail Aleyhisselam aleyhissalatü vesselam efendimize geliyor. Mel isle, mel ilme, mel ihsan. İhsanı nasıl anlatacağız biz? İhsan herhalde bakkal ihsan değil. Allah'ımızı görür gibi ibadet etmek, onu göremesek dahi Rabbimizin bizi gördüğünü bilerek taat yapmak. Bunu bedenen nasıl anlatabiliriz? Bu kalbin hali. İşte tarikat bu. Düşünüyoruz, hayır o dönemde dertli olmamak mümkün değil. Şunu duymuştum da ne kadar doğruymuş? Sami Efendi Hazretleri, İstanbul'da bazen seyrüsefer yaparlarmış. Bir hafta kendisine gelemezmiş efendim, düzelceğim gördüğü kötülükten dolayı. Mürşidimiz gemide bir hal görmüş, demek ki bugünü görseler ne olurdu onlar? Onu bütün sohbetlerde anlatırız. Girdi ki cemiyet bildiğiniz gibi değil, dikkat edelim, yarın huzur iddiayı yapacağız. Hal bu. Gittikçe bunlar memleketimizde yokken memleketimize de girmeye başladı.
Memleketten evimize de sirayet etti. Böyle yavaş yavaş yavaş gidiyor. Şeyi hatırıma geldi Afganistan. Afganistan'da onlar çok mutaass. Çok hassas aile konusunda. Mesela bir kimsenin ailesinin adını sorsan çok büyük bir hata ol. Yani Fatma Hanım desen buna razı olmam, bu kadar dikkatli. Ehl-i küfür diyorlar ki biz bu memleketi nasıl bozacağız? Bir gayret var, bir çaba var. Biz onlardan mi hız alıp da çalışacağız? Bizim elhamdülillah kitabı kerimimiz var. Ve Hadis-i Muhammediyye var. Mezhep imamlarımız var. Mezhepte müçtehid olanlarımız var. Ahzab Risalesi'ni bak okuyalım, her okuyuşta değişir o, nurdur o. Öyle bir eser hazırlanmış orada şimdi burayı kaybederim, bir konu buldum, Arapçasında şeyin, Behçet-ü Seniyye. Hayranlar kaldım, biz bakmamışız, Sami efendimizin tavsiye buyurduğu bu kitaba diyor. Bu çok alim, on iki yaşında ilme başlamış bir kimse.
Benim demiş, bütün odam kitaplarla çakılı demiş. Sami efendimiz kitaplarını oku ama adap Risalesine dikkat et. Onunla pek Türkçeyi okuyamazmış, okurmuş da tat almazmış. Demiş bu Hasan Efendi de olabilir, onun ihvanında olur. Adam yaşlanır, kitabı kalır, okuyan da olmaz, ondan isteğim, demiş. Kitabı almış, okumuş. Bak, burada bir satır. Kaç yeri aldın burada? İnsanın fıtratında mevcut olan diyor marifetullah, evliyaullah diyor, bu Rabbimizi tanıma. İnsanın tabiatında var, yani hatırımızda var. Bunun için diyor, selef-i salihin çok gayret gösterdiler diyor. Nasıl işlenmiş, nasıl ifade buyurmuş, bak bir cümlesi. Bizim yaratılışımız zaten nurdu. Şuradan anlayalım. Daha bedenlerimiz yaratılmadan önce, El-estübi rabbikum, ben sizin Rabbiniz değil miyim, hitabına galu bela evet Rabbimizsin, dedi. Yani insanda yeknuz gizli olan bu güçleri, bu manevi halleri ortaya koymak istiyor.
Mesela, ne deniyor? Memleketimizden petrol fışkırıyor diyor. Sonra madenler, hiç bilmezdik yani bu bor madenleri, Risaleler bilmezdik. Şu yakın çevremizden altın madenleri, vesaire. Daha birçok, ismini sayamam, dolu madenler var. Bak, bunlar ne yapılıyor? Maden mühendisleri var. Onlar tespit ediyorlar ve çıkarılıyor. Bir uranyumu gördüm, hatta defalarca baktım. Dedim bir hata da olmasın. Bir uranyumu madeninin bir gram, bir gram yüz trilyon dolara bedel. Bir hata mı olur herhalde? Baktım, baktın bu. O zaman düşünüyorum, insandaki maden hem de hadis-i şerif olarak geçer. Bu cezbe dediğimiz zaman, o sıçramalar ne değil o? 0 cezbe, onun put tarifi yok bunun. Bunun tarifi yok. Kalbinde öyle bir hal yaşar ki dünya gözünde hiç kalır onun. Bakın, birbirimizi dinlediniz. Dünyanın en güzel kızını verelim deseler istemem. Bunu boşuna demedi.
Mazını, mülkünü size tapu ver, istemem, istemem, diyelim. Rıza-yı ilahini isterim, diye. Hep bundan dolayı söylüyor, kalbindeki muazzam bir huzur anlatılamaz o. Bak yine geliyor, bu gibi konular oldu mu Ehlullah diye giriyor. Bizim o dirgahtaki Muhammed abimiz gerçekten müstesna imiş. Bize şunu anlattı. Böyle kemale eren bir kimseye kemale erimiş ama bir, hilat giydirilmiş. Filat giydirilmiş. Sonra denilmiş ki, ne hissediyorsun? Anlatamam, demiş. Öyle bir huzurun içindeyim ki, anlatamam, demiş. Bu mübarek yol o. Bak, içimizde mevcut o cevherler. Ne demek o uranyumu dediğimiz, vesair dediğimiz bor madenlerini diyoruz ya, bunlar hep bitecek ama bitmeyen madenleri Cenabı Hak insana lütfetmiş, ihsan etmiş. Bir mürşid-i kamilin görevi madeni çıkarmak için şimdi ne kullanılıyor bilmem siyanürler bilmem planlar biz kazma kürek diyoruz da anlaşılsın diye, bozerdi bilmem filandı.
Şimdi efendilerimiz biz bu madeni çıkaralım diye silsilei şerifeyi okuyun diyor. Başka bir himmetlerini almamız gerekiyor. İnsan kendi başına hiçbir şey yapamıyor. Belli bir noktaya kadar yapıyoruz. Mesela bir vagondur, onu rayların üzerinde iteliyoruz diyor. İtelediğimiz kadar veriyoruz. Ama ne komik eder bağlanırsa, ne oluyor? O onu çekip götürüyor. Biz eğer efendilerimizin, sadatı kiram efendilerimizin yollarını izlersek, onlar mesela şu kurban tatilinde nasıl, nelere dikkat etmiş, bir kurban eve girmesi de önemli ama bunun yanında bir bakıyoruz, oruç tutuyorlar, sadece bir iftarlık olarak alıyor, geri yanığı bahşediyorlar. Mesela, yani bu yol diyor, hep kıymetli bir yol ki. Şimdi geliyorum, kıymetli hocalarımıza hak vermemek mümkün değil. Bizim hocamız şunu söyledi. Dedi ki, Tarikatı Aliye kamil insanların yolu dedi. Gerçekten mi? Mi?
Yarabbim, benim kendimi boğazımın caiz olmadığı için bu hayvanı kendi yerime boğazlıyorum. Bunun her bir azasına karşılık beni de affeyle mağfiret eyle. Hatta kurban kesilirken idefleri var Risale-i Nur'da. Mesela, kesen kimseler akşamki komşuları söndür. Koca kardeşlerimiz, beni çok mesrurum, Abdestli olarak kesilmesini. İşte abdestsiz kesseler nasıl olur, ne? Münakaşası yapıyor. Sonra, o hayvanın bacağını tutanın da abdestli olması evladır diye, güzel güzel. Güzel. Onlar işlenmiyor. Yani eskileri hep hatırlıyoruz da, insan öyle olmuyor, eskileri çok hatırlıyor. Böyle biz Kayseri'de okurken bile, esnaflar ne hep konuşurlardı, Şu hocam şöyle buyururdu, bu hocam böyle buyururdu diye. Okuldaki derslerimizde bile hep onlar bunu verirlerdi. Ne yapacağız? Bakın efendimiz ne güzel yol göstermiş. Fıkıh ile hadisi öğren, nefsini yıkmaya davran, mürşidebinde bir oran sakal altı sualdir bu, diye.
Bak, kendisinin mütalaasını Rabbimizin izniyle biliyoruz. Nimeti İslam, Mehmet Zihni Efendi. Bunu efendimiz çok kalındı. Böyle parça parça bölümlerini ayırdı. Taharet, namaz, ordu, zekat diye. Bütün mütalaa ettiğini gördüm. Bir kadın geldi. Kadın dedi ki, Efendimize oyun ölmüş, dedi. Bunu da yiyebilir miyiz? Orada şunu söyle, dedi ki, külleri böyle dikilmiş mi, dedi. Ondan sonra gözünü sordu. Gözünde dedi böyle sormuş bir hal var mı? Dedi. Ayağını dedi şöyle bir attın mı? Dedi. Bütün delilleri ortaya koydu çıkar. Burada bir cenaze namazı kılındı. Olur. Bazı kimseler var, kerahat vaktiydi, neydi? Hasan hocamız da var. Efendimiz sırala alırdı. Efendim, daha ne diyeceksin, dedi. Gerçekten, dedi, İslam'ın fıkhılı, dedi, tam ortaya koydunuz. Yani bizim gibi insana efendimiz ne anlarız? Köyden gelmişiz, kentten gelmişiz, tahsilimiz yok.
Bizlere bu gibi menkıbelerle, nelerle yola getirmeye gayret ettiler. O şeyi dedim herhalde efendimizin kürsüsü alınmasa, ben üzülüyorum. Çok sevdiğim için efendimizi siz de seversiniz. Hatırası durması lazım. Yani neydi yani bunu kaldırmanın? Çok üzüldüğümde biraz üzüntümü gidereyim diyor. En iyisi, hepimiz onun hatırası olduğumuza göre edebe, erkana, ahlaka, takvaya, veraya dikkat ediyor. Haccasın efendimiz bu. İstersen bir hadis-i şerif okuyorum. Hadis-i şerif de, Haccasın efendi gibi olun, buyuruyor. Sami efendi gibi olun, buyuruyor. Es'adi Erbili gibi olun diye hadis-i şerif var. Hani nerede? Bir çocuğun babasına benzemesi nimettir, buyurdu. Burada kalkıp da isim mi verecek? Bak, bizim manevi babalarımız bir hayat edeceğiz. Ortalık böyle oldu deyip de yangın, bacağı sarmış durumda şu anda. Bak, çocuklarımıza sahip olamıyoruz. Belli bir yaşa kadar. Akıl baliğ oldu mu? Mümkün.
Bakın, görüyorsunuz ellerde telefon. Biz bunu bile hep hoş görülüyoruz. Neden hoş görüyorsun diye bir kötülük hoş görülmez. Buraya gençler bir ara toplandık. Yedi yüz tane genç toplandı. Belki daha fazlaydı. Bu gençlerin elinde hep telefonlar maç seyrettiler. Dedik ki buna da şık. Neden? Daha bir beterine gitmeyelim de, dedi. Hadise bu. Ondan ne yapacağız? Elimizden geldiği kadar riayet edeceğiz. O bir çocuğun ahlakının güzelliği hususunda, evlenmeden önce saliha bir, ondan sonra anne ve babanın düzgün olması, hatta bir kadının verdiği süt bile çok önemlidir. Sütü verirken yavrusuna, o anda karakteri çocuğa geçiyor. Onun için bak, rabıtalar diyoruz ki rabıta, layık olun gelen, ana sütü gibi. Şimdi hazır sütler de var. Onlar ana sütüne benzemez. Mesela ananın çocuğunu bağrına basarak, onun onu emzirmesi, bu da bir ayrı bir nimettir çocuğun hareketlerinde çok önemli.
O çocuğun şefkat ve merhamet duygularına ilişmesi sebep bu bağrına basması. Ne yapıyor? O sütte artık ne varsa olduğu gibi çocuğun karakterine yansıyor. Bak, rabıta da rabıta yaptığımız kimse bir kere fenafir resul, fenafillah ve Kabillah olmadıkça rabıta yapmak caiz değil zaten. Yani beşeri diye bir şey yok. Beşeriyetten kurtulmuş. Efendimizin sallallahu teala ve sellem, Yemen tarafına mübarek burunlarını çevirip de bana rahmani bir koku geliyor, buyurması gibi. Bu illa şöyle bir tefekkür edelim. Yemen tarafına burun çevrilecek de oradan Rahmani koku. Biz bu Rahmani kokuyu her şeyde duyacağız. Suda duyacağız. Suda Rahmani kokuyu nasıl duyacağız? Bunun devamlı akması nedir? Bu nereden kaymıyor? O sudaki letafet, suyun az bir kalın olması, kalın olması öyle damarlar var ki insanda çok hassas damarlar var, ince damarlar var. Bunu bilirsiniz, bilirsiniz. Bura tıkandır, Allah korusun.
Öyle bir nimet bahşediyor ki, şu havai teneffüs ettiğimizde bu hava rahmani bir koku değil de nedir? Kim mürtediyor bu? Adamın boğazına tükürse, tükürse nedir? Tam neredeyse hayatına hatime çekinecek. Yahu bir nefes azim da bütün malım mülküm senin olsun der, bu nimeti bahreden. Cenabı hak demek rahmani kokuyu almak demek. Ateşte o. Bak, güneş. Bir hanemizi ısıtmak için ne yapıyoruz? Sadece oturma odamızı ısıtmakla kalın burada. Ondan sonra yatak odasında ısıtıyorsun. Pek mutfak ısıtırmaz. Ondan sonra giriş yerini asıl önemli olan da o zaten. O soğuğun girmemesi için, mesela onu kapatanlar da o açık duracak. Soğuğun girmemesi için. Neyse, her odaya da ayrı ayrı petekler koyuyoruz. Bir evin ısınması için Allah'ımız bir güneşle bütün alemi ısıtıyor ve ısıtıyor. Bu Rahmani kokuyu almak değil de nedir?
Şu üzerini basıp çiğnediğimiz, geçtiğimiz bu toprak, bak bize nasıl cömertçe bir tavırda bulunuyor. Ekiyoruz, dikiyoruz ve sonra Allah'ımız öyle nimet veriyor ki o memleket halkına göre, tabiatına göre, fıtratına göre veriyor. Bazı yerlerde turunçgiller, bazı yerlerde daha başka nimetler insan buyuruyor. Sonra nimetler, ilk ne yaptı? Böyle veremem, sırasınıdım ama bildiğim kadarıyla. Çilekler oldu. Ondan sonra kirazlar oldu. Bak, mevsimi mevsimler nasıl lütfediyor Cenabı Hak. Bir anda hepsini vermiyor. Ondan sonra kayısılar, ondan sonra şeftaliler, armutlar, elmalar. Hey Ya Rabbi. Bir de kışın veriyor Cenabı Hak. Yer elmaları, vesairiller, ne bileyim, kırdığıdır, fıstığıdır. Yani her şeyde rahmani koku mevcut demek istiyorum. Sadece bunu alıp da Yemen tarafına çevirip bana, Veysel'imin kokusu geliyor derken, her şeyden Veysel'in kokusu geliyor, mukaddes Allahu Sırrı.
Mesela çoluğumuz çocuğumuz onlardan Rahmani koku gelmez oluyor mu? Allah'ımız yaratmış. Bak bu kokuyu efendimiz hissetmiş. Bak gençlerin alımlarından öperken dediği sözü biliyoruz biz ne? Allah'ım ne güzel bir göz, ne güzel bir kaş lütfetmiş diyor. Nasıl alıyor bu kokuyu? Eserden müessire geçmiyor. Hiç eşyada kalmıyor. Yani niyaz-ı Mısri'nin bu eşyada da esma görülür, diyor. Bak, biz hiç anlamamışız. Burada Hacı Abdullah amcamız irtihal etti, bir mevli dokundu. O mevlidde söylediği söz, rahmani koku değil de neydi? Bir tanesinin sesi, çok muazzam sesi güzel demedi. Bak dikkat ettiysek, hepimiz dinledikçe oluruz. Allah'ımız ne güzel ses lütfetmişti. Bunlar bu. Aslında çok büyük bir fark yok. Bakış açışlarımız, açılarımız anlayışımızın düzelmesi gerekiyor. Onun için, tarikata, aliyede müdrik olmak çok önemli. İdrak etmek çok önemli. Bu dereke fiildir.
Dereke derin demek, derin düşünmek gerek. Bak yolda gidiyor, efendimiz yolda giderken Rahmani kokuyu alıyor. Nasıl alıyor? Pis'e gidiyoruz. Oradaki taşları görmüş yolun kenarındaki taşları böyle normal taş. Onun üzerinde de bir kırmızı işaret var. Oradan Rahmani kokuyu nasıl çıkarıyor bakıyoruz. Eğer diyor, sol tarafa arabayı kıracak olursak, o taş kan işaretidir. İnsanın parçası bile kalmaz. İşte sağ tarafa çekerse, sağa çektiğinde niye tehlike olacak? Fitnatler onu anlatıyor. Mesela Ramazan-ı Şerif'te bir gün, Kurban Bayramı'nda dört gün oruç tutulmaz. Canım ben müttaki bir adamım. Ben oruç tutmadan duramam. Yapamaz işte. Ondan sonra buna ne güzelmiş, rahmani kokuyu her şeyi de duymuş. Biz zannediyoruz ki seccadenin üzerinde seccadenin üzerindeki vazife, onun dışındaki bütün yaşantımızda da Rahmani kokuyu almak için. Anlatmakla bitiremem.
Demek ki Allah'ın Resulü'nün sallallahu teala ise bakışı ibretti bu oluyor. Biz bunu okuyup geçiyoruz. Ama tefekkür ettiğimizde, şöyle tanıyor. Yolu anlatıyor işte. Daha çok, bakın bizi irşad için düşünüyorum. Ben misalciyim diyordu. O misalciyim demek, ledünni ilme sahip demek. O herkesin gönlüne düşmez. Bizde şiir yazardık. Şiir yazardık, yazardık. Efendim mesajlarını yazardık. Böyle ne iş yaptığımı sordu. Durum anladım. Oğlum şiir yazma, dedi. Bazen dalgalanırsan yaz, dedi. Şükür bu kadar bir müsaade oldu. Ondan sonra misal gelirse gönlüne onu yazdı. Misal gelirse Mesela, Mevlana'mız ilimdir, yazın. Bakıyorsunuz, tilkiyle, çakalla misal veriyor. Amca anlayışımız bu. Burada Musa aleyhisselam ve Hızır aleyhisselam yolculuk yapıyorlar, yolculuk yapıyorlar. O uçuk gibi bir duvar, onu düzeltiyorlar. Bak, buradan çok manalar çıkarıyorlar, Çok manalar.
Burada diyor ki, Musa aleyhisselam, bak diyor, ücret atsa idin, Hızır aleyhisselamın bu tavrını Hanaat diye, hem de muteber eserlerde, Hadaiku'l Hakaid diye bir eser var. Orada dün düzelttiğim o duvara gelince, o şehirde yaşayan iki yetim çocuğa aittir ve yıkılmak üzere olan bu duvarın altında vaktiyle onlar için saklanmış bir hazine gömülürdü. Rahmetli babaları da çok iyi bir insandı. Bu yüzden Rabbin, çocukların ergenlik çağına ulaşıp hazinelerini çıkarmalarını diledi. Bu sebeple buyuruyor ki, ve kane ebuhumma saliha. Babaları salih insandı. Bunun tersi olur mu? Vakit geldi biliyorum. Onu da aldım. Hem de Ayet-i Celilelerle aldım. Neden? Mesela çok iyi bir kimseydi ama evladı zehirden beraber çıkıyor. Çok kötü bir insan ama evladı salihlerden oluyor. Buna iki misali tefsirlerden, vesair eserlerden gördüğü. Biri şu: Ebu Cehil. Malum. En büyük düşmanı İslam'ı.
Oğlu Abdullah, yok İkrime, Efendimizin en güzeli saadeti. Bak, efendimizdeki bir inceliğe bakalım sancaları. Şimdi, İkrime Hazretleri gelecek, bakın ne diyor, aman ha babası hakkında yanlış bir söz söylemedi. Sanki bu ki dokunur, buyuruyor. Babası, İslam'ın düşmanı gitti de kurtulduk, ne demeyin, buyuruyor. Bu evladına dokunur, buyuruyor. Yani bir kimsenin annen şuydu, babam şuydu demeyin. Mesela, Hz. Selman'a diyor ya, sahabeden bizzat, diyor, ey siyah kadının çocuğu çekiliyor. Ona çok üzülüyor. Bu rengi ben mi boyadım diyor, ben mi verdim? Mesela, Ebu Cehil'den böyle bir Efendimizin çok sevdiği kimsenin olması. Hatta burada onun hallerinden yazmışız. İkrime, yok, İkrime radiyallahu anh'da öyle bir güzellikler varmış ki bir mücahit, İslam mücahidi sonra Abdullah bin Übeydün Selun, en büyük münafıklardan birisi. Oğlu, Hz. Abdullah Biz iman etti. Hatta babamı güldürüyor mü diyor.
Rabbimiz Kuran-ı Kerim'den Tohumu ve çekirdeği parçalayıp içinden yemyeşil filizler çıkaran Allah'tır. Çünkü o, öldüren ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Hal böyleyken nasıl oluyor da Rabbinizin mesajından yüz çeviriyorsunuz? Sonra tefsirlerden almışız, çok uzun. Kevser suresini almışız. Fakrettin Razi hazretlerini okuyalım. Buradaki izahına hayran kaldık. Bir kevseri işleyişini. Sure-i celile-i Cemilelerden alınmış. Dedim, hepsine baş gelemem, dedim. Mümkün değil, bitmez. Bu kevser hususunda biraz konunun dışı olacak ama Afrettin Razi Rahmetullah Ali Hazretleri Asr Suresi'ni almış. Burada diyor, üç tane kevser var hatırlayabildim. Bir iman, ikincisi salih amel, üçüncüsü de, üçüncüsü de hakkı tavsiye etmek, sabrı tavsiye etmek. Bunun yanında diğer sureleri de alın.
Gerçekten bize, kardeşimiz burada değil, karşsaydı, sadatı kiram efendilerimizden bir eser gönderdi. Efendilerimize anlatıyor. Orada mürşid-i kamillerimizden biri buyuruyor ki bana, huruku mukattaah, bu elif, lam, mim. Bir diyor harfin sırrı açıldı, altında denizler, deryalar yatıyor bitmez, diyor. İnşallah bunu derinleşirsek olacak, rabıta da bir derinleşsek aslında kolay. Bak, dersimize hep bir çekelim de demiyoruz. Diyoruz ki, gece kalktı, Sallallahü's-selamı yetiştiremedik. Onu da diğer vakit dokuruz. Rabıtanızı böyle ala rasul usul yapmayla olmaz. Esad Esad-ı El-Gibi Hazretleri'nin rabıta risalesinde geçiyor, yüz binlerce diyor. Veli, rabıta-ı Şerife ile yetişti. Ondan sonra da rabıta döneminde aynen süt emen çocuk. Devamlı herhalde anasını emen yut durmuyor. Belli bir hale yaşa geldikten sonra bu Ahkaf suresinde ifade veriyor. Belli bir yaşa geldi mi anası onu sütten kesiyor.
Aynen bunun gibi. Mürşid-i kamilimiz belli bir noktaya gelince çekiliyor zaten. Rahuta da yapamaz. Kalbini arşı, azama açıyor. Kim şu dünyada zenginlik istemiyor? Yarış bu. Oturmadaki konuşmalar bu. Asıl zenginliğin ahiret zenginliği olduğunu ne güzel beyan etmişler. Burada bir köyümüz, oturuyoruz, karşımızda bir leylek yuva yapmış, daha bir baharti yuva yapmış, yavruları var, dışarıya giriyor, gözlerimizde gördük. Çok ibret alacak bir hal. Ağzından onlara yiyecekler veriyor. Bunu görünce insan dikkate geliyor. Allah'ım diyorsun, şu hayvandaki şefkate, o yavrularına bir bir yiyecek veriyor. Sonra, bak Allah'ımız bize ne yiyecekler veriyor, onu bilmek istiyorum da o da bitmez. Burada otururken, bir müddet sonra o yuvadaki kuşun biri, kuş değil, beylik yavrusu uçtu gitti. Bu tekrar anasından, ağzından yiyecek mi alacak? Bu rabıta dönemi demek diyoruz.
Ondan sonra kendisi rızkını bulmaya başladığı zaman, buyuruyor Allah'ın Resulünü. Murakebeye kalbinizi alıştırın. Kalplerimiz Allah'ımızın cemalini seyredecek olan bir yer. İnşallah bu ancak böyle konuşuyoruz konuşuyoruz da bir çözüm gerekiyor. Çözümü dersimizi güzelce çekelim. Efendimizin zahiri, batıni, şifa, arifini çok güzel okuyalım. Ezberleyelim onu. Ondan sonra Sami Bendi Hazretlerinin musahabesi, kitapları. Kaç okuduğumu bilmiyorum. Bakara suresinde on üçüncü, on dördüncü ayet-i celîledeyim. Bu konuları hazırlamak için üzereler içindir. Gördüğüm hayran kalıyorum nasıl bir eser hazırsınız. Bir müsveddesini hocamıztık kendisi, vefat etti. Müteala ettik ilim ehlinin eseridir. Hayran kalmamak mümkün değil. Ne nimet bahşetmiş. Biz bir yere gittik. Böyle çok manzaralı bir yer İstanbul'da ismini veriyorum. Üsküdar'da denizi seriden yüksek bir manzara.
Orada oturdular, herkes bir kitap aldı. Kitap aldı, onu mütalaa ettiler, bıraktılar. Hani o bitti, ondan sonra yemek faslına geçtiler. Düşündüm, dedim onların bir, iki, üç kitap var. Bizim efendilerimizin sayılamayacak kadar kitapları var, okuyalım, mütalaa edelim. Yoksa şu cemiyette boğulup kalmayalım, gördüğüm bir hadiseyi, bak size bunu söyledim, Sami Bende hazretlerinin. Bir İstanbul turu bir hafta kendisine gelemiyor. Sonra alışıyor insan, Allah korusun. Kendimizi böyle rıhtıma çekmeyince Kuran ve sünnet rıhtımına, Allah olsun bu dalgaları götürüyor. Bak, yavrularımız gidiyor. Kızlarımız gidiyor. Bir yaşantılarına bakalım. Bir Fatıma annemizin yaşantısına bakalım. Bir ehlullahın yaşantısına bakalım. Bir de yavrularımıza, bizim hocamız böyle yazı tahtasına vefat etmiş, bir uşak olsun. Bir nokta koydu. Bu elli senelik geçti. Belki elli seneden de fazla. Koydu oraya bir nokta.
Dedi ki bundan dedi milimetrik bir sapma olacak olsa gittikçe açık çoğalırım dedi. Biz dedi, hakikatten dedi az bir sapacak olsak yahu bu bayezid zamanı sizin anlattığınız, bu geçmiş zaman versek dedi, çok uzaklaşırız. Hayatımız, batılların hayatına döner Cenabı Hak aleyhisselam vela terpenu ilellezine vela mukte messekun min rab, bu ayeti celleyi çokça okurlar. Zalimlere rupün olmayın. Onların yaşantısı gibi bir hayat yaşamayın. Mesela, diyecek, üstadımızın anneleri kefenimi de diyor. Erkekler görmesin diyor kefenimi de. Öyle işte zaten Aişe anne olmuş. Böyle olduğu için ta Bağdat meşayifından mektup geliyor. Mustafa bende sizin iki ay önce bir hanımınız vefat etti mi? Nedir deyince, Resulullah'ın huzurunda sallallahu aleyhi ve sellem bir kadın gördü mü? Kim ya Resulullah? Şeyh Usta efendinin hanımı. Nasıl bu hale evde size hizmet edeceğim?
Kadınlığa ait bir bez parçasını dahi erkeklerin göreceği yere asmadı ve uzaklaşmayacağız. Yani imanımız, düşünüyorum. Tabii, herkesin bir derdi var. Bizim de bir derdimiz var. Düşünüyorum, Allah'ım imanımızı nasıl kurtaracağız? Allah'ım imanımızı nasıl kurtaracağız diye düşünmeye daldık ya. Diyorum, Yarabbim o iki taşın arasına gireceğiz. Biz ne diyeceğiz? Gittiler, onları da bizim gibi yaşıyordu. Son netice o. Bunları atlıyor, baktım. Çok uzun bir hazırlık yapmışız. Kevser Suresi hakkında diyorum tekrar, Fahreddin Raci Hazretlerinin belki tefsirinden Türkçeye çevrilmiş olabilir. Baktığımız zaman göreceğiz orada. Nasıl bir kevser anlatılıyor, mesela burada Nedir Kevser? Mucizedir. Her peygamberden almış hemen. Mesela buradan, buradan Davud Aleyhisselam'a o kuşlar. Neml Suresi'nde Allahu alem on altıncı ayet celle olacak. Efendimize ise Burak bahşiş olurmuş diye tek tek tek işlemiş.
Sonra bunu yine bir okuduk bir yerde. Dedik ki bizim yapacağımız peygamberimiz müstesna bir peygamber Sallallahü aleyhi ve sellem. Ona iyi bir ümmet olmanın yoluna bakalım. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El-Pati.