Dini Duygulardan Mahrumiyet ve İnsanların Değişimi
Dini Duygulardan Mahrumiyet ve İnsanların Değişimi kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. İçinde bulunduğumuz halin bu ortamın değerlendirilmesi. Siz diyorsunuz ya neden insanlar böyle oldu, neden şöyle oldu, eskiden böyle değildi, şimdi bu haller zuhur etti. Bunun sebepleri üzerinde durmak istiyorum. Çünkü en çok dertler insanların bencil olması. Mesela…
Dini Duygulardan Mahrumiyet ve İnsanların Değişimi ne anlatıyor?
Dini Duygulardan Mahrumiyet ve İnsanların Değişimi kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. İçinde bulunduğumuz halin bu ortamın değerlendirilmesi. Siz diyorsunuz ya neden insanlar böyle oldu, neden şöyle oldu, eskiden böyle değildi, şimdi bu haller zuhur etti. Bunun sebepleri üzerinde durmak istiyorum. Çünkü en çok dertler insanların bencil olması. Mesela…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. İçinde bulunduğumuz halin bu ortamın değerlendirilmesi. Siz diyorsunuz ya neden insanlar böyle oldu, neden şöyle oldu, eskiden böyle değildi, şimdi bu haller zuhur etti. Bunun sebepleri üzerinde durmak istiyorum. Çünkü en çok dertler insanların bencil olması. Mesela kendi menfaatini bir başkasına vermekten çok mahrum. Başta nefsimizi tercihi, bundan sonra bir başkalarını bu şekilde zuhur ediyor. Fotoğrafımız bu. Halbuki sebepleri nedir bu bencillik? Sonra menfaatperest olmak. Konuştuğunda, görüştüğünde, oturup kalktığında mutlaka dünyevi hesaplar yapmalar. Sonra acımasızlık, şefkat ve merhametten uzak haller bunlar çok yaşanıyor. Bunların sebebi meydana gelmesi, acımasız insanların merhametsiz, şefkatsiz, zalim olması dini duygudan mahrumiyetten geri gelir. Dini duyguların kalmamasındandır.
Şefkat, merhamet, tevazu bu gibi güzel hasletleri yok eder dinimizden mahrum olmak. Hiç düşünmez. Ölene, alanı zahmet mi vermiş, sıkıntın mı vermiş, aileler berbat mı olmuş bunu hiç düşünmez. Bu dinsizlikten meydana geldi, dinsizlikten zuhuriler bu. Sonra bakıyorsunuz insanlarımızda iyi bir meslek sahibi olma duygusu var. Diyor kişiyi bir meslek sahibi olsun. Sonra mala, mülke erişsem, para kazansam, eğlensem, şöyle lüks bir arabam olsa, sonra iyi bir evim olsa, sınırsız harama doğru gidişte bir hayalçilik. Bu çok, bu tek çok. Olmasının sebebi şu, şöyle bir fotoğraf ortaya koymanın sebebi oturup kalktığınızda birisi çıkıp da Kuran'dan bir ayet okuyalım diyor mu? Yok. Bir hadis-i şerif okuyalım diyor. Yok, bunu içmezler bu, adet değil. İşte bundan dolayı bu yanlışlıklar ortaya çıkıyor. Bu düzensizliklerin tek sebebi bu. Onun sırası derken şöyle bir oturalım demeler.
Hep bu dini duygulardan mahrumiyetten zuhurler. Diyeceksin ki adam abdestsiz gezmiyor. Onu abdestsiz gezmemesine bakma sen. O abdestsiz gezmemenin bizde gerçekleştireceği durumlar yok. Dikkat ediyor ama niçin böyle oluyoruz derseniz yaratıldığımızı düşünmemeli. Ben ne için yaratıldım? Benden istenen nedir bunu bilemem lazım. Kuran-ı Azimüşşan'ı iyi bir değerlendirmeden, mahrum oluşumuzdan ileri gelir bu. Bakın Kuran-ı Kerim'i müşrikler nasıl değerlendirirdi. Onları hayatlarının bütün alanına yaymadıkları için böyle oluyor Kuran-ı Azimüşarı. Mesela ezan okundu, camiye geleceğiz, bununla düşünülüyor. İşte bir ay oruç tutulacak, öyle düşünülüyor. Öyle değil işte bu. Öyle olduğu gibi, o mesela bayram namazında kılacağım, bitti. Cuma namazı. O cuma ile diğer cuma arasını da Allah'ımızın emriyle dolduracağız. İki bayramın arasını da Allah'ımızın emriyle dolduracağız.
Doğuşumuzdan, gönlümüze kadar hayatı Rabbimizin emriyle dolduracağız. Bakın müşrikler nasıl anlıyorlar? Risale-i Nur. Rabbi zülcelal'imiz, size ayat-ı ilahiyesini indirdi denildiği zaman Derler ki, essa tireu'l evveli. O geçmişlerin, işte Musa devrinde, İsa devrinde, Nuh zamanında, Eyyüb vaktinde hikaye dedik, masaldır, dediler. Bunu siz kendi alanınızın dışına çıkmadığınız için bilemezsiniz. Burada kalan, ne bilsin onu? Burada biz birbirimizi bölüyoruz. Bir de bu alanın dışında olanlar, buraları hiç tanımayanlar, bunu konuştu. Rabbimiz Celle Celalü, size Kuran'ı indirdi dendiği zaman, Essahatiu levvehlül. Eskileri, masalları bunlar geçti. Didemsiz çok hayret edeceğiniz manzaralar ortaya çıkıyor. Çok çok. Bunları örtelim, yapalım. Yine de bizim meslektaşlarımızdan olduğu için tek tek. Kuran-ı Kerim'de Nuh aleyhisselamın hadisesi anlatılıyor. Bunu bir gitgide anlatıyor.
Bir diğeri diyor ki Bunlar safsata, geçti bunlar. Geçti bunlar diyor. Kulağımızı hakiki yerlere iyi vermediğimizden oluyor bu. Gerçek yerlere veremediğimizden oluyor. Orayı üstünkörü geçtiğimizden ve resuluhu. Halbuki Rabbi zülcelal'imiz kendisini öyle tanıtıyor ki Yüz trilyon hücrenin uyumu. Şimdi bunları meydana gelir severek Halıkımızı tanımamaktı. Halıkımız öyle bir yaratışla bizi yaratıyor ki onun sırlarını ortaya koymak mümkün değil. Bir tanesini söylüyorum. Yüz trilyon hücrenin uyumu, bölünüp büyümesi ve insanın bu hücrelerle, hücreler birbirlerinden ayrılmak suretiyle, ayrılmak suretiyle, insanın gelişimi, o yüz trilyon dediğimiz trilyonlarca hücrenin bir uyum içerisinde, bir düzen içerisinde devamı. Sen şimdi biri idare edemiyorsun. Biri evi idare edemiyorsun. İki çocuğu idare edemiyorsun. İki geleni idare edemiyorsun.
Rabbi zülcelal'imiz suyun altındaki balıklardan tut, havada uçan kuşlar, o yıldızların birbirleri arasındaki ahengi, ne diyecek, bitmez, tükenmez. Nebatat, hayvanat, insanların yemesi, içmesi, görmesi, duyması bunları bir uyum içerisinde nasıl götürüyor Mevla-yı Zülcelal? Bir düzen içerisinde, bir hücrenin, vücudumuzun yapısını teşkil eden bir hücre. Yapılanmasında biraz yanlışlık olacak olsa, az bir eğrilik olsa gözüm ayağın altında olur. Ulağın şu sırtında olur. Bak bir umum içerisinde Mevla'yı Zülcelal öyle had buyuruyor ashab-ül İlahi ilahya. Usulsuz, o öyle bir Rabbi Zülcelal'imiz ki, o öyle bir Allah ki, usulsuzca o kainatı yarattığı her varlığı, bir düzen intizam içerisinde şekil ve suret veren Mevla-i Zülcelaldir.
İnfetar Suresi'nde de görüyoruz ya Sizi şu düzgün bir şekilde gözünüzü, kulağınızı, evinizi, ayağınızı bir düzen içerisinde, burada adalet kelimesi yetiyor zaten, Bir intizam içerisinde yaratan, Rabbimize karşı sizi aldatan nedir de ibadet ve taat yapmıyorsa o söylüyor? Nedir de o yaban merkepleri gibi buyuruyor Cenab-ı Hakk. Müzzemmin suresinde yalan merkepleri gibi hakikatten kaçıyorsunuz. Esta ive billah. Onlara ne oluyor ki haktan kaçıyorlar. Rabbimiz ürküp kaçan, yaban işekleri gibi. Öyle diyor. Müsteazımız değilim, konunun evinde oluyor. O merkep derdi. Yaban merkepleri gibi nasıl haktan taşıyorsunuz? Nasıl haktan. Böyle bir düzen, insan içerisinde halk eden Mevla'ya karşı geceleri uyu babam uyuyor. Bir tanesinden anlatıldı da Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz uyuyor dendi gece, hiç uyarmıyor. Kulağına şeytan pislemiş buyurdu. Şeytan-ı Hak.
Ah buyurun siz def-i haceti odanın ortasına mı yapınız? Nereye yapınız def-i haceti? Uygunsuz yere yaparsınız. Demek ki şeytan da onu değersiz görerek kulağına pisliyor bunların, pisliyorum. Öyle havadan uçmalara, açmalara bakma. Biz daha bunu yerine yeter. Dün burada biraz görüştüm. Birisi dedi ki: Efendim dedi kulağıma eğildi. Allah dedi size uzun ömürler versin, sıhhat versin, afiyet versin. Senin bu dediğini anlayacak insan kalmadı dünyada Ama anlamaya çalışacağız. Öyle deyip bırakacak değil mi? Anlamaya gayret göstereceğiz. Yaratılış hiç şüphesiz böyle gelişigüzel değildir. Canlılar vücutlarındaki tasarımlara sahip olarak yaratılmıştır. Şöyle söyleyeyim size. Şimdi mesela Allah'ımız bizi bir damla kokar sunan halk edilir. Şimdi o bizim meni dediğimiz, o karşıda ne vardır? Öyle bir program var ki gözümüzün görmesi var bunda. Kulağımızın duyması da var.
Elimizin tutması, ayağımızın yürümesi, onun içerisinde idrak de var. Anlayış var. Akıl var, zeka var, duygular var, düşünceler var. Bu nasıl oluyor? Yani o kokmuşsu, kokmuşsu onun içerisinde akıllı olmanı, idrakli olmanı, düşünceli olmanın, ferasetli olmanın, gözün ve fuların meydana gelmesinin programını, okumuşsu mu meydana getiriyor? Hiçbirsiz onu hazırlayan bir güç var. Resulullah. Rabbi Zülcelal'imizdür o, hiçbiresiz. Sonra beynimizin bir ses diye duyduğunu, kulağımız duyduğu zaman kulaktaki sinirlerin uçları beyne haber götürürken işte bu bir hafızın sesi. Bu ilahi okuyan, kaside okuyan bir güzel seslinin meydana getirmiş olduğu bir ahenk. Ondan sonra bir güzelliği görüyoruz. Bu ne kadar güzel. Şu tabiat, şu uçların ötüşündeki o güzellik, kulağımız bunu duyuyor. Gözümüz de o yeşilliği de görüyor, o denizi de görüyor, ormanı da görüyor, dağı da görüyor, o ahengi görüyor.
Burnumuz, o güllerin, o çiçeklerin, o menekşelerin, o sümbüllerin kokusunu da alıyor. Bunu nasıl alıyor? Burun üç binin üzerinde bir kokuyu ayırt edebilecek özellikte yaratılmış. Ne kadar hassas yaratmış Cenab-ı Hak. Hak. Burnumuzdaki o sinirlerin uçları üç binin üzerindeki kokuyu nasıl ayırt edebilecek? Bu bir sinir. Şuraya getirdiğin zaman bir ettir, bir yağdır, moleküller onlardan meydana gelmiştir. Ne bilsin? Göz sayamayacağımız kadar renkleri birbirinden ayırt edebiliyor. Şu burnumuz hava alırken, hava alırken, hava alırken o havayı direkt ciğerimize aktarmadan, orada kılcal damarlar ve burnun içerisindeki süzgeç, yürü söyleyeyim artık, burnumuzun içerisindeki o killar ve daha birçok sayamayacağımız hikmetlerle Halık-ı Zülcelal'imizi donatarak, onları ciğerlerimize ısıtarak. Tam soğuk olarak değil. Öyle olsa insanın hayatına çok iyi zararlar açar.
Şimdi biz ağılgan hava alıyoruz da burnumuzun yaptığı vazifeyi bilmiyoruz. Öyle bir faydası var ki onun, bir kardeşimizin burun damarlarını kanamadan dolayı bir gün kapattılar. Diyor ki ben bilmiyordum bunu ama böyle diyor bir musibet olduğunda, burnumu yirmi dört saat kadar pamukla tıkadılar. Ne büyük nimetmiş o zaman anladım diyor. Daha bunun öyle hikmetleri var ki, arz ettiğim gibi o sıfırın altındaki yirmi derecede Ağrı'da, Erzurum'da, Kars'da otuz derecelerde ve soğuk havada geceleri elbette sıfırın altındadır. Şimdi onu terenfü silerken direkt girmiyor ciğerlerimize. Onu süzerek süzgeç vasıtasıyla iniyor. Öyle bir klima yerleştirilmiş ki Cenab-ı Hak. Öyle bir hassak klimayı yapan, hiç şüphesiz Mevla-yı Zülcelal'dir. Bunu neden anlattığımı size söyleyeceğim. Abdülkadir Geylani efendimiz, Hudse sirruh buyuruyor. Şimdi Abdülkadir Geylani efendimiz değil mi?
Sadece onu postunun üstünde oturan bir gerviş gibi buyuruyor. O öyle bir gerviş biz onların bu yönlerini görmemişiz, anlamamışız. Buyuruyor Abdulkadir Geylani Efendimiz, kainatın her zerresinde Allah u Teala'nın özel sanatı vardır. Allah Allah. Bunların hepsi, Hak Teala'ya ulaştıran delillerdir. Sonra söyleyeceğim, şimdi söyleyeyim size. Essane, Ey iman edenler, Allah'tan korkun, ona kavuşmaya vesileler arayın. Nedir o vesile dediğimiz? O vesilelerden birisi de kainatta yaratılan varlıkların sırrını bilmektir. Bu nedir? Bu hikmettir işte. Devamlı anlattığımız Bu. Aman diyoruz istikamet üzere yaşayalım, iç gözlerimiz açılsın, ondan sonra hikmete gelişelim. Bunun için söylüyor bu. Bunları görelim diye anlatıyoruz. Bunları bilelim diye elhamdülillah. Bunları çok iyi kavrayan kardeşlerimiz mevcut. Çok iyi bilen.
Dünkü kardeşimizin dediği gibi burada bir kardeşimiz, efendim dedi anlattın da bu hakikat derdimi anlayacak. Kimse yok işte. Kırsal kesim dediğimi hiç eleştirmeyin. Bak kırsal kesim diyorum. Allah'ımız kırsal kesim dediği için diyorum. Kırsal kesimde oluyor bunlar diyorum. Niye dediğimi bak açıklayacağım. Kuran-ı Kerim'le. Öyle bizim mürşid-i müf kırsal kesimde bulundu ama kafası çok ilerideydi. Müthişti efendimizin zekası. Aklı böyle boğulup kalmadı. Ben kırsal kesim derken boğulup kalanları söylüyorum. Daha beni konuşturursan peygamberler köylerde de yaşamamıştır. Şehirlerde yaşamıştır. Evet efendim, anlatıyorum. Kuran-ı Kerim'e gidip atacaksınız. Bakın, yerini söylüyorum. Tevbe Suresi doksan yedi. Bakın büyüklerimiz bize derlerdi ki oğlum size bu meseleleri anlatırken bize bize böyle kan bir içinde kalıyorum derdi ama üniversitede okuyor Bir öğretim görevlisi.
Asistan olmuş, yardımcı doçent olmuş. Doçent, profesörler, onlar benim oğlum, çok iyi anlıyor dedi efendimiz. Çok iyi anlıyor dedi. Niye biz efendimizi yorduk? Bakın şimdi Esselam. El-Arabu, eşhedü tufan ve nifaka ve Kesirler'e bakacaksınız. El-A'raf gibesi bedeli demek. Dağıdaki adamlar demek bu, Davuddaki adam. Veysel Garani müstesna. Onun gibi olanlar müstesna. Onlar Allah'ın resulüne kulak vermiş insanlar. Bu dediğim bir sar kesimde Allah akillar versin, elin hanımının karnında kaç aylık çocuklar onu konuşan, nerede ne gün ne yemek yiyeceğim diyen o derde düşen, başkasının servetiyle meşgul olan hasetlik içerisinde gıybetle vaktini geçiren kimselerdir bu. Anlamaz bunlar. El-A'rabu. O bedeviler var ya Habibim, eşeddü küfran ve nifaka münafıklıkta ve küfürde su şiddetlidir der. Sebebinde söyleyeceğim. Tefsirleri alarak söylüyorum. Allah'ın Resulüne nedir? Bilendir.
Hakim, her yarattığında sonsuz hikmetler vardır. Onu anlatümdedir. Şimdi nedir burada? Onların anlamama sebebi nedir? Kırsal kesimin anlamama sebebi kültürden mahrum. Okun diyor. Kuran-ı Kerim'den hafız olanlarımız bir yüz. Manasını bilerek. Böyle okuyan da yanlış olur mu? Allah'ın Rasulüne indirilen hükümleri anlayan da katiyen yanlış olmaz. Hatasını derhal bilir. Ondan sonra, ikinci esas olarak İsmail Buhari Hazretlerinin altı yüz bin hadis-i şeriften seçerek üç yüz bin hadis-i şerifi ortaya koyduğu ve hadis-i Muhammediye, en son kısmından alayım. Son değil. Bunlar sıralama olarak son diyorum. Yoksa hepsi birbirlerinin baş tacı olan, Mürşid-i Kamilimizin yazmış olduğu zahiri ve batıni şifa tarifi ve daha sohbetleri. Gezmemizde tozmamızda bunlar olsak ne olur? Hırsar kesim dediğim bu. Bunları Sami Efendimizin yirmi beş, en az yirmi beş tane eseri.
Bir, yine üstadlarımızdan üç yüzün üzerinde, ay ışığında ve mum alevinde yazmış olduğu İmamı Şarani hazretlerinin eserleri. Şimdi bunları okumayan kültürden mahrum olan insanlar kafir demiyorum. Münafık da demiyorum. Anlayış bakımında çok zayıftır. Biz okumadığımız için, talim bilmediğimiz için bizde büyüklerimiz zorlanıyor ama karşılarına bilen insanlar geldiği zaman yorulmuyor. Hatırlayacaksınız, bir damla terim çıkmadı derdi. Bir damla. Niye? Karşısındaki anlıyor ki dini ama biz anlayamıyoruz. Eğer biz de talim içseydik, biz de okusaydı, onlar medreseler mi bitirdi? Faküleler mi bitirdi bizim efendilerimiz? Evet okuyanları var. Bunun yanında bir gün mektep görmedim diyen efendimizin elinden kitap düşmez. Biz yemeğe oturulacağı zaman derlerdi ki aman elinden kitabı alın kaçın derlerdi. Elinden kitabı alırdık, yemeğe zor otururdu. O da böyle bir yerde yaşadık.
Amma velakin Allah'ımızın ilim sıfatından istifade ederek üstadlarımızın eserlerini bir bir okudular. Şahidim köyün birinde Uhuvvet Risalesi'ni oturdular. Başından başladı, sonuna kadar talim etti. Okudular. Sure-i Yusuf Azdei bir davet olundu Erenköy'de. Bir kardeşim bahçeli eviydi. Sami Efendimiz hazretleri teşrif buyurdular. Yanına fütağız mısın? Ben de çok gerilerdeyim. Bak benim de okumadığım ortaya çıktı şimdi. Biz de okumaz. Ama şöyle okumadım. O anda dedim ki bu kitabı nerede olsa bulurum. Bu kitap bulurum ama Allah'ın Rasulünün vekili, bu gutbull aktabın ben yüzünü bulamam dedim. Daha çocuğum, kafama, gönlüme gelen düşünce. Doya, doya dedim, şu mübarek cemaline bir bakayım. Bakıyorum, bakıyorum. Ne olduğunu bilmem dışarı çıktığımda çok ağladım. İçmedim. Ne oldu? Ağladım. Sure-i Yusuf'u orada bir sohbette bitirdi.
Etrafımızdaki insanların gergin, kaba ve saygısızlığı Rabbimizi tanımamaktan ileri gelir. Basit düşünceler. İçinden geçirmeler, kurgular, hep bunlar Kuran-ı Kerim'de okumayan anlayışsız bedeviler olarak haber verilir. Edebiyata, estetiğe, kültüre sahip şehirli Arapların karşısında onların daha Allah'a işsiz olsun. Allah'ımızın nuru her tarafa doğuyor ama bizim istifade etmemiz lazım. Bizim kayda almamız lazım. İmanla derinleşmemiz gerekir. Cennetteki makam ve mertebeler de bununla alakalıdır. İmanda derinleşmemizle alakalıdır. Bak hep bunun üzerinde duruyor. İmanda ne kadar derinleşirsek yakin haline gelir, tereddütsüz bir hale gelirse, o zaman cennetteki makamlar da ona göre hazırlanır. Müminlerin sahip olduğu tefekküre göre tespit edilir. Hakiki müminler anlatırken, Rabbi Zülcelal'imiz anıldığı zaman kalpleri titriyor. Bak üstadımız diyor, hafta geçmez, dersini gelir görüşürler diyor.
Ayda bir görüşürüm diyor. Bizi mazur görün. O kalbin titremesi işte letaiflerdir bunlar. Onları söyleyin. Ondan diyorum burada bulunan kardeşlerimiz bulunduğu yerlerden çok güzel anlatsınlar. Hepiniz güzel güzel bildirin. Şu defteri beraber paylaşalım. Şu gafletten kurtulalım. Olmaz böyle. Bak bizim saçlar, sakallar ağırdı arkadan gelmesi lazım. Zaten ben gelirim Allah'ın izniyle. Ama benim çocuğum da gelsin, torunum da gelsin, yakınım da gelsin. Allah'ın ayetleri okunduğu zaman imanları artıyor. Rablerine teslim oluyorlar. Allah ımızın nutsetmiş olduğu nimetlerden infak ediyorlar. Namazı dosdoğru kılıyorlar. Onlar gerçek müminlerdir. Onlar için büyük bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır bugün. Demek ki bu Rabbimizi tanımakla alakalıdır. İmanda derinleşmeyle alakalıdır. Sonra tefekkür, şimdi muratebeleri anlatıyoruz. Müratebeler tefekkürdür. Bak dikkat edin Eshabne.
Allah'ımızın semava tarzı yaratması. Gece ile gündüzün bir uyum içerisinde, bak hiçbir şaşırma yok, devam ediyor. Akıl sahipleri için bu ne büyük bir hikmettir. Ne büyük bir nimettir düşünen kimseler için ne sırlar vardır bunda. Ne hakikatler vardır. Burada il ile zikre işaret var. Bir manaya göre. Onlar ayaktayken, otururken, yanları yataktayken Rabbizi Celal'ı zikrederler. Onlar tefekküre dalıyor, murakabeştullah ile yaparken, yaparken, yaparken, yaparken, ondan sonra muhasebeye doğru yöneliyor. Bak, bizi ne hale getiriyorlar. Yani şu taş içerisinde Yakup taşı haline, zümrüt haline getirmek için büyük bir çabaları var. Öyle mi diyorlar? Güneş ve hain hiç şaşmadan doğuşu ve batışı bizim imanımızı güçlendirecek Cenabı Hak'ın. Halık sıfatını tefekkür etmek suretiyle.
Sonra kainatta ne kadar insan bir araya gelse, insanlar, cinler, arz ettiğimiz gibi bir damla suyun içerisinde, bizde hasıl olacak olan gözü, kulağı, idraki, anlayışı, tefekkürü, aklı nasıl bir idareci? Mümkün değil. Bu Mevla-yı Zülcelal'dir. Siz mesela bir geriden geçiyorsunuz, vitrinde ayakkabı görüyorsunuz. O vitrinde ayakkabıya bakarken, şimdi bu ayakkabı kendi kendine oldu diyebilir misiniz? Hayır diyemezsiniz. Bu ayakkabının dersiniz, bu diğeri, bunu işleyiş. Ayağa gören hazır güzel tespit ediliyor. Bunun bir ustası vardır dersiniz. Bu bir ayakkabı. Kainat hiç şüphesiz bir ustası var. Onun da, kainatın da, semavat ve arzın ustası da hiç şüphesiz Mevla-yı Zülcelal Celal'dir. Kendi kendine değildir.
İmamı Gazali Sultanımız buna işaret ediyor Gaddes Allah Tevhidi Öyle bir füyuzat-ı ilahiye manevi doğuşlar, dünyaya ilginin azalması, ahirete yönelmeler, bu gibi güzel düşünceler hasıl olmak suretiyle iman şuhud haline geliyor. Bunları nasıl hasıl edeceğiz derseniz, tefekkürle, bilgiyle yüce kudreti öğrenmeye çalışacağız. Tefekkür, murakabelerle, bilgiyle, anlayışla, yemekle, okumakla, öğrenmekle bu sırlar ortaya çıkacak. Rabbi Zül Celalimiz, Zümer Suresi'nde, dokuz ucu ayet-i celîlede cahilleri bize şu şekilde haber veriyor. Cahil şu. Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu habibim ayeti celilesinde ulema-i Kiramımızın izahı şu. Bilenlerle bilmeyenler derken illa şu eserleri, kitapları yüzünden okuyup geçenler değil, Allah'ı ve resulünü, onların emirlerini bilip tutanlarla, bilmeyip, onları tanımayıp kibirleriyle hiç ulas ardı edip onlara tenezzül etmeyip iman etmeyenler bir olur mu?
İzahını bu şekilde yapmışlar. İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Dini Duygulardan Mahrumiyet ve İnsanların… | Mihmandar