Dini Bilgiler ve Manevi Terbiye kaydında Kelimesi, rağbet etmek, bir şeyi istemek manalarına geliyor. Sevmek anlamda, ona ninz gibi manalar belli de bilmiyor. Kuran-ı Azimüşşan'da değişir. Ayet-i Celiyyelerde işlenmiştir. Mesela bizim kolayca bildiğimiz Bu ayet çeyreğe baktığımız zaman, sadakallahülazim, müminin hiçbir zaman boş vaktinin olmadığını görüyoruz. Her vakit o. Bunu…
Kelimesi, rağbet etmek, bir şeyi istemek manalarına geliyor. Sevmek anlamda, ona ninz gibi manalar belli de bilmiyor. Kuran-ı Azimüşşan'da değişir. Ayet-i Celiyyelerde işlenmiştir. Mesela bizim kolayca bildiğimiz Bu ayet çeyreğe baktığımız zaman, sadakallahülazim, müminin hiçbir zaman boş vaktinin olmadığını görüyoruz. Her vakit o. Bunu İmam-ı Rabbani Hazretleri, Kaddafi Allah-u Teala çok güzel bir izah buyuruyor. Bir tabir var, zikir daim, devamlı zikir tabiri var. Şimdi, düşünün bizim evimiz var, ailemiz var, eşimiz, dostumuz, akrabamız, gücümüz, gücümüz birçok meşgalelerimiz var. Ne yapacağız bu meşgalellerin içerisinde? Bunu tarif ederken, İnsan bir damla kan ve bin türlü endişe diye haber verilir. İnsan, bir damla kan ve bin türlü endişe. Meşkalesi çok, çok. Bu arada zikri daim olacak ki devamlı bir talebe çekilecek. En tespihi zikrini yapacak. Nasıl olacak bu? Bu?
Buna İmam Rabbani Hazretleri Huddise Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki sizin dünyevi işlerinizi de Rabbamızın rızasını talep etme düşüncesi ile yaparsınız, yaparsanız. Mesela ticaretimizde Ya Rabbi bana helal lokma iyidir ve helal yerlere de sarf ettin dersek o zaman zikir olur. Bunu belki çok zor anlatıyoruz önemli de olduğu için köylü bir tip. Ondan da böyle bir sözün zuhurunu insan beklemiyor. Beni Arabiye aldı, gidiyoruz. Ayrılırken bir söz söyledi ama o bilinmeyen bir insanın sözü değildi. Şunu dedi. Helal kazanalım, helal yerlere harca. Efendimizin hadisi şerifi sadece Allahü tealanın. Kişi bir yerden diğer bir yere adımını atmadan bunlardan sorulacak. Filisine nereden kazandı, nerelere hac etti? İşte ticaretimizde, bu duygularda olduğumuz zaman, mesai işlerimizde her zaman zikirli olmuş oluruz. Şöyle bir düşünceye asla değer vermemeliyiz.
Çünkü, Rabbimiz Kuran Azimüşşan'da İslam'la, Ya Rabbi, bize dünyada da güzellik ver, ahirette de güzellik var. Acaba bu dünyadaki güzellik nedir? Bu dünyadaki güzellik, yaptığımız her işin Mevlamızın emrine Havibi Kibriya'nın, Sallallahu teala anh, tavsiyesine uygun olarak yapmaktır. Çünkü bu dünyadan da nasibini unutma derken tek notuma, tek ırka anlayışını tamamen kaldırır. Biz tabii okullardan geçtik, o gençlik döneminde duyulanları insan pek utanmıyor. Mesela, hepimiz olur mu? İlkokul döneminde bize hocalarımızın öğretmiş olduğu hususlar ve söylediği sözleri unutamıyorsun. O biraz daha insanda canlı kalmıyor. Çünkü, gençlikte alınan bilgi mermere kazınan yazı gibi. Aleyhissalatü Vesselam, benim gibi. Yaşlanınca suyun üzerine, uzun üzerine yazılan yazı Bak, muhafaza edemiyor kendini.
Çok ilerideyim zanneden kişilerde bile çok üst düzeyde yaşının ilerlemesiyle, yaşının ilerlemesiyle şaşırmalar bir tane geliyor. Eve gideceğini başka geliyor. Yalnız, burada bir incelik var. Bu incelik, Allah'ımız salih kulların zekasını muhafaza buyuruyor. Salih olan kimselerin. Onlar korunuyor ve çok iyi biliyorlar, hissediyorlar ve anlıyorlar. Demek ki Allah'ımızın vermiş olduğu imandan gelen, ibadet ve taatten gelen, ona olan sadakatten gelen bir düşünün. Biz ayrı bir konuya dalmayalım. O fetahanite kadar gider peygamberlerde olan özelliklerden biridir, Aleyhisselam. Şunu demek istiyorum. Şimdi okul döneminde durduğunu diyorum insan gençliğinde, unutamıyor. Onun için yanlış bölüşleri hep ortadan kaldırmamız lazım. Mesela, ne dediler? Ruhumuzun eğitimi olan bu mübarek yolda vur bakalım. Çoluğun var, çocuğun var, işin var, gücün var.
Dini Bilgiler ve Manevi Terbiye kaydında Kelimesi, rağbet etmek, bir şeyi istemek manalarına geliyor. Sevmek anlamda, ona ninz gibi manalar belli de bilmiyor. Kuran-ı Azimüşşan'da değişir. Ayet-i Celiyyelerde işlenmiştir. Mesela bizim kolayca bildiğimiz Bu ayet çeyreğe baktığımız zaman, sadakallahülazim, müminin hiçbir zaman boş vaktinin olmadığını görüyoruz. Her vakit o. Bunu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bunları tamamlamadıktan sonra şimdi başlarsan bitiremezsin. Bu, cahillerin ifadesinden başka bir şey değildir. Bakın, mahalli bir tabir imamlar çok yerinde bir söz. Ağaç yaş iken eğilir sözü ne kadar bir şey. Mesela İslam'da terbiye ele alınırken şimdi Batılılar bunun yaşını üçtür, dörttür belki ama bizde doğmadan önce başlar. Doğmadan önce başlar. Bir eğitim, bir evladın yetişmesi, sağlıklı bir şekilde gelişmesi. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz Kuran-ı Kerim'de zengin, hür, müşfiker bir kadından, Müslüman bir cariye daha hayırlı oluyor. Bak, çok evvelden başlıyor. Şimdi, köylü olabiliriz, kentli olabiliriz. Bunu kendimize bir bahane olarak bulmayalım. Düşünelim, aleyhissalatü vesselam Efendimiz geldiği ortamı düşünelim. Bir ba'dir gaydi viyzeran. Ekin dahi bitmeyen bir yere geldi Allah'ın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ekin bile bitmeyen bir yer.
Oradaki abadile dediğimiz, böyle İslam fıkhında çok seçkin dört tane Abdullah, onlar deve çobanı iken bu güzel hallere geldiler. Radıyallahu anhü ve Raduhu'l denecek bir duruma geldiler. Onlar okumuş bir kimse değildi ki, Vali Arapları var. Hiç böyle metni yok, gelmesine iman etmek suretiyle onlar öyle bir hale gelmiş ki o madeni zaten aleyhissalatu vesselamlerin insanlar madenler gibi buluyor. O maden öyle bir işlenmiş ki, altıl olmuş gümüş olmuş imamıyla, sadakat ve teslimiyeti ile. Onun için hiç bahane bulacak bir şey yok. Bak, hocalarımız var. Dünyevi olan işlerimizde araştırmadığımız yer kalmıyor. Her şeyi en ince teferruatına kadar öğreniyoruz. Bunu da kıymetli olan hocalarımızın izahları ile biz nasıl bir kitap okuyabiliriz, ne deriz diye düşüneceğiz ve tatbik edeceğiz. İşte Mürşid-i Kamillerimizin eserleri Anlayamıyoruz değil mi? Arkasında bu bahçeleri de var.
Birbirimize bu sadeleştirmiş olarak da veriliyor. Onun için öğreneni istiyorum. Allah'ımızın kitabını çok mahaller var, tefsirler var. Burada bizim yanlışlığımız ekseriyette bir yoğunlaşma oluyor. Çok suratlı bir şekilde gidiyoruz ondan sonra oturuyoruz. İşte kaybettiğimiz. Efdalü'l-havale, efiza İbadetin eftali, az da olsa devamlı olandır. Mesela, mübarek gündür canım, beş yüz okuyalım. Ondan sonra bitti mi Kuran-ı Kerim Bakanı öyle değilmiş. Bu, yapabileceğimiz kadarıyla ama aksatmadan devam etmek. Bu, bize çok büyük kar getirilir, çok istifade verir. Devam olun. Artık öyle hale geldik ki bu okumaların azlığından olduğu, tahvil kağıtları okuyalım demiş. Tahvin kağıtları nasıl okuyalım? Demişiz. Bir talim istiyor. Bak Mürşid-i Kamil'imize rabıta böyle sır şekliyle olmaz. Ben size ona rabıtayı bir noktada anlatayım eve.
Bak derinin altına kalbimizi koyuyoruz direk rabomuzdan alıyoruz zaten onu. Celle Celalüh, öyle kendi başına bir iş değil o. Bütün Ayet-i Celil'i ve Hadis-i Muhammediyye ile ortaya konan bir risaltır. Bak, kendisinin de dişleri vardır bunu anlatayım mı? Mübarek dişlere dürbüldü o yavaları yazacağım. Rızkımı helal edin tekmiyor. Evde bizim Ulaştıysak son zamanına ulaştık. O zaman da ne yapsın Efendimiz? Bütün defterin içerisindeydi, ümmet-i Muhammed'in derdi üzerindeydi. Okurdu. Mübarek gözlerinin biraz böyle katarak olduğunda Kuran-ı Kerim'in yüzüne okuyamıyorum diye böyle yayınlardan, radyolardan, teyplerden vesaire yerden hep dinliyordu. Şimdi, bazı sorular soruluyor, okuma dediğin ortaya çıkıyor. Bu hiçbir bahane olmamalı bizim için. Diyeceğim çünkü, biz okuldüğenler de bölünmüştük. Hazreti Ömer Efendimiz mescitte bir grup görüyoruz ve herkes ayrılmış, onlar oturuyorlar.
Sormuşlar, ne yapıyorsunuz diye. Onlar da demişler ki, Ya Ömer biz tevekkül ehliyiz, Allah'a tam tessiniz, burada taahhütle meşgulüz. Buyuruymuş ki siz tevekkül ehli değil, tevekkül ehlisiniz, yiyicilersiniz ve kırbaç da çıkarmış. Şimdi cuma günündeyiz. Cuma ile alakalı, cuma günü ile alakalı olan Ayet-i Celilede Sami. Namazı eda ettikten sonra siz rızkınızı helalinde temin için yayılın, rızkınızı temin etmek için. Dinimizi inşallah tüm anlarız, iyi anlarız. O zaman huzura ereriz. Bir işten boşaldığınız zaman. Mesela biz ne yaptık? Mübarek geceyi ihya ettik. İşte devamında diyelim, değişik bazı zalimlerden birlikte bu dualar edildi. Bazen Zikrullah yapıldı, tabii ki Zikrullah'ın yapılış işlettiği var. Bunu Efendimize uymayan yönünü devamlı bertaraf etmek vazifemiz olmalı. Bu da ayrı bir konu. Biz de üstadımız zamanı tutkulduk, onun hüsn-i ağzına kul olmaktırdır.
Mübarek dilinden duydu, mübarek dilinden duydu. Nasıl Zikrullah yapılacağı? Bir kere Allah derken de La ilahe illallah derken de yanlış yapın. La ilahe illallah hayır buradaki illaçı mu Bu la var ya, fenafillah'a götürür insanı. Fena fillaha götürür. La ilahe illallah. Mesela ölüyoruz sağkumuzda la ilahe illallah. Şimdi, bir şeye alıştık, bunu bırakamıyoruz. Zaten bu zor olur. Bir alışkanlığı terk ettirmek kadar zor bir şey yoktur. Yine aynısına gelir. Aynısını yapar. Biz eğer o merak uygun olacaksa La ilahe illallah, La ilahe saunumuzdan, saunumuzdan kalbe doğru illallah onun daha öteleri vardır. Allah derken bir kere lafza ince laf tam çıkacak ağzımızdan. Elhamdulillah, Şimdi, hafi tercih olduğu için kalben yapacak. Şimdi kalben yapacak durumumuz olmadığı için yoğunlaşmamız bu noktada olsa olur.
Mesela, dıştan okuduğumuz Ravza-i Celali, Cami gönülden okuyup azalarımıza sahip olsak olur. Kalp durmaz tünfüh ve jilet oluyor. Yine bir Allah ve jilet oluyor. Kalple harekete geçiyoruz. Harikamızın korkusunu taşıyor, Celle Celaluhu. Bu bulduğu zaman gerek yok hatta Muhammed Bahaüddin hazretlerine, Kaddafi buyuruyor ki Ziplullah'a oturduğunuz zaman siz çıkın. Bunu bilmeyenler, ta Şah-ı Nakşibend Efendimize kadar geliyorlar, kalitesizullah'a o sırlar. Efendim, biz oturuyoruz ama Bahaüddin zikre başlayacağımız zaman kalkıp gidiyor. Siz buna dokunmayın diyor. Şimdi daha bir öteleri dediğimiz muhakkak olabilirsek, bir de tevhidin okunacağı zaman var. Gerçek bir şekilde şuhuda inerek. Allah'ımız bu sözü ihsan etsin, o zaman anlaşılır zaten. Onun, murakebelerden sonra hem sağumuzda bütün illallah halde olur diyor. Bunu açıktan söyletirler.
Öyle bir hale gelir ki açıktan söylemek ona çok zor gelir. O zaman derhal derler Aman ha kendi haline dön, kendi haline dön. Şimdi bunun ehli olmadığı için Meşşa-i Zam Efendilerimiz üzerinde duruyordur, ifade ediyorlar, anlatıyorlar. Diyorlar ki efendim niye siz hafi bir talih, kalbi gün tercih eden bir talih buraya ifade buyuruyorsunuz. Yalnız açıktan anket ediyor bunu. Şunu söylüyorlar. Bizim gibi Gafiller uyanalar diye buluyor. Uyuyan bir adama elbette ki seslenilecek. Kalbimiz, o halden uyanması için bu şekilde. Mesela, Zipullah'ın darp şekli vardır. Bunu yarım saatte anlatırlar o darp şeklini. O, sadra yazılışını ve onun, onun darbını tam bir tesirini, şimdi yaşanan bir hal. O der zaten benim yazılıyor, sadrıma tamamen işleniyordur. O artık kabuğu delmiş, kabuğu delmiş, meyvenin özüne dahil olmuş. Bu bütün taatlerimizde var bizim.
Mesela biraz önce konuştuğumuzda dünyanın zahir ve batını. Zahiri nedir? Kabuktur. Bunu İbrahim bin Ethem Kadri Sallallahü Hazretleri şu şekilde izah bulunuyorlar. İki vehi eserden müessire geçer. Eser, işte şu gördüğümüz dağlar, taşlar, semavat, ağrısı insanlar, ağaçlar, yollar, beliler, sular vesaire. Ama bir de bunun iç batın yönü var. Nasıl anlayacağız bunu? Muhakkak bilmemiz de gerekir. Şöyle, şu gözümüz Allah'ı nasip etmiş, ihsan etmiş, ne büyük bir nimet. Ne yapıyor? Bu dış alemi seyrediyor. Bak, biz sizi görüyoruz. Ondan sonra dışarılarda, ağaçları da görüyoruz, bazı ivlerinde. Dağları da biraz ilereği varsa görürüz ama kalp gözleri, görünmeyen alemleri bize gösterecektir. Yapmış oldukları çalışmak bu. Bu olursa ne olur? Hadis-i Şerif gerçekleşir. Akıllı olan mümin kimdir?
Akıllı olan mümin, dünya gözünde basitleşen, ahirete dönen kimsedir ve bu dönüşün bizde meydana getireceği bereketler o kimseyle alakalıdır. Bir misafir, kabuğu delmiş bir tanesi Ankara'da ben diyor Zikrullah ile meşguldüm. Öğretilen bir tevhid, aynı okuduğumuz tevhid ama bu umum akabelerden sonra okuyor. Bir okudum diyor, kendimden geçtim diyor ve hiç okumamışız diyor. Ağlaya ağlaya gözlerim delidir, verilmez. Ağladım diyor, M hiç yapamamışız diyor. Geldim diyor, Huzur-u Aliyyelerine, hemen huzuruna aldım. Doğrudur mu? İnşallah o rabıtalarımızla alakalı derslerimize çok güzel bize ilaç tarif etmişler, çok güzel. Bu reçeteyi tutarsak aydınlanacağız. Çünkü iki gün denk olan İki günü denk olan zarardadır. Bu yirmi bir saat mi iki günde? Anbean değişir, Anbean değişir o. Bir nefes aldığında ikinci nefes ondan çok farklı olur. Biraz daha izah etmek gerekirse, on tane hakkın dostu var.
On tane hakkın dostu. Bunu, bunları devrin idarecilerine, en yüksek makama şikayet etmişler. Efendim bunlar memleketi karıştırıyor, zaten öyle olur. Bunlar karıştırıyor. Şu tatlı bir ortamı, güzel bir ortamı geriyor bunlar çünkü kıyametin alametlerinde var. Azizler zelil, zeliller aziz gösterir, değil mi? Alişan tabiste mi? Beni memleketimde huzursuz çıkaran kimseler çağırmış. Çağırmamış, hemen cellada emretmiş. Bunların boyunlarını vur, benim ülkemde böyle her tarafı karıştıran kimse bulunamaz. Seyrediyor tabi. Seyrederken acayip bir hale vakıf olurdu. Mesela birisinin başlarını hiç çekilmiyor. Allah'a öyle bir teslim ki Celle Celalühü, oyununu uzatmış, arkadaki onu iteliyor kendi başını uzatıyor. Böylece on kişi devretmiş. Padişah cellada emretmiş zaman bırak, bu hali bir sorayım, çok acayip hiç görmediğiniz bir durum. Sorduğunda ne deseler? Beğenirsiniz demiyorum, Diyecekleri söz şu.
Efendim, biz öyle bir hale geldik ki eğer bu dünyada bir nefes daha fazla alma imkanı olsa bizim halimiz değişecek. Biz, İslam ahlakında ihhisar var. Kendi menfaatini kardeşine verme duyardığı. İstiyorum ki öndeki bir nefes daha alsın da o güzelliği daha bir hat be hat artırsın diye. Siz demiş padişah, hayırlı kimse değilseniz alemde hayırlı bir kimse yoktur diye. Bu Biz Ashab-ı Güzin Efendilerimizden bir hususu hatırlıyoruz ve büyüklerimizden, hocalarımızdan, bavulızla, sohbetten de dinliyoruz. O da nedir? Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Nasıl sabahladın ey Zeyd? Diye soruyor. Bu ne demek? Akşam rahat yaptın mı? Bir sıkıntın yoktu değil mi? Güzel buyurunuz. O değil işte. O gün hangi tecelli-i İlahiye mazhar oldun? Esma-i İlahiye'nin mi, Ef'al-i İlahiye'nin mi, Sıfatı İlahiye'nin mi, Zati Tecevilere mi geçti? Bu soran bir kere sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz.
O kimseler bize yol gösteren semadaki yıldızlar gibi uyuduğumuz zaman hidayete götürecek kimseler ve böyle bir dur sallallahu teala aleyhi ve sellem, iki günü denk olan zarardadır, buyuruluyor. Onların karı işte burda kar üzerine kar, kar üzerinde kar. Allah'ımız zararı da ifade eder muhafaza buyursun, Bakara Suresi'nde geçer. Karlı bir ticaret için bu mübarek yola girmiş bulunuyoruz. Allah'ımız bereketlendirilsin. Velhamdülillahi Rabbil Alemin et Fatiha.