Değerli dinleyicilerimiz, Musaabe serimizin birinci cildine ehli dünyadan içtinab babıyla devam ediyoruz. İmam Rabbani buyuruyor. Ehli dünya ile ihtilat semmi katildir. Yani derdi, hedefi dünya olanla birlikte olmak öldürücü bir zehirdir. Bu zehirle maktul olan kimse mevt-i ebediyeye giriftardır. Arife teemmül için işaret kafidir. Onların yağlı lokmaları marazı kalbinin tezayüdüne sebeptir. Ne keyfiyetle ondan felah ve necat me'mul olabilir. Hazar, Hazar, sakının. Onların sohbetinden firar, aslandan daha ziyade gerektir ve onların nimetinden, sohbetinden, muhabbetinden ve rü'yetinden dahi ihtiras olunmak gerektir. Yoksa helak-i ebedi ve hüsranı sermediyi icap eder. Haberde varid oldu ki kim sırf zenginliği sebebiyle bir zengine tevazu gösterirse dininin üçte ikisi gider. Endişe lazımdır ki tevazu eylemek onların gınasından mıdır yoksa başka bir şey için midir?
Şüphe yoktur ki gınası cihetinden, yani zenginliği cihetinden onun neticesi dinin üçte ikisinin gidericisidir. Sen nerede, İslam nerede? Ve sen nerede kurtuluş nerede? Şu sebepledir ki, nac cins ile sohbet ve onların yağlı lokmasını yemek kalbi tezkiri mevaizden ve taakkul-i nesahihten uzak eder. KELİME VE KELAM İLE MÜTEESİR OLMAK İSTEME. El Hazer ve Hazer. Rü'yetlerinden de hazer lazımdır. Mevaizin hülasası ve Nesaifin züpdesi. Ehli tedeyün ve erbab-ı teşerrru ile ihtilattır. Tedeyün ve teşerrru dahi ehli sünnet vel cemaatin tarik-ı Hakk'a salik olmalarına merbuttur. Fırka-i Naciye onlardır. Bu gibi ricale, mutabaatsız necat muhaldir ve onların Rey'lerine ittibassız necat muhaldir, felah mümtenidir. Bu manaya akli, nakli, keşfi deliller şahittir ki tehallüf ihtimali yoktur.
Eğer bilinirse ki, bir şahıs hardal tanesi kadar bu büzürk varanın sıratı müstakiminden ayrılmış olsa, onun sohbeti semmi katil olup onunla mücaditleseti zehri ef'i adde ahiretlerini de berbat eylemişlerdir. Onlar ol kimselerdir ki doğru yolu bırakıp sapkınlığı satın almışlardır. Demek alışverişleri onlara kazanç sağlamamış ve onlar doğru yolu da bulamamışlardır. Yahya bin Muaz buyurur ki, üç sınıftan müçtenib olmak gerektir. Birincisi ulema-i gafilin, ikincisi kura-i Müdahinin, üçüncüsü mutasavvife-i cahili. Bir kimse irşad vazifesiyle meşgul olduğu halde onun ameli sünneti Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme muvafık değilse ve hilye-i şeriatı garra ile mütehalli değil ise ondan uzak olup firar eyleye ve sakin olduğu şehirden dahi hicret eyleye. Ta ki Mururi zaman ile kalbinde iptila peyda olup da itikadına halel gelmeye. Böyle olan kimseye iktida katiyen caiz değildir.
Her ne kadar zahirde istidraç kabilinden harikalar izhar etse bile. Bu gibiler öyle bir sarik-i pinhan ve şeytan tuzağıdır ki, onlarla sohbetten, arslandan ziyade firar eyleye. Cüneyd Kuddise sirruh buyurmuştur ki, Kuran'ı hıfz ve takrir etmeyen ve hadisi nebeviyi ketm ve tahrir kaydında olmayan kimse sofiye nazarında iktidaya şayan ve salih değildir. Zira bizim ilmimiz kitap sünnetle mukayyettir. Sadıkin ve Sabikinin tarikları kitap ve sünnetle mukayyettir ki sofiye-i hakikiye onlardır Ve peygamber-i Huda aleyhi ve ala alihi salatü vesselamın varisleri dahi onlardır ki akval ve ahlak ve ef'alinde ona iktida ve ittiba eylemişlerdir. Adabı Nebeviyi ve Sünen-i Mustafa'yı sallallahu aleyhi ve sellem terk eden kimseyi zinhar ariftir diye hayal eyleme ve onun harika adatına aldanma ve zahiri maarifi tevhidisine aldanma.