Bismillahirrahmanirrahim. Kayseri İmam Hatip okulunda yatılı'nda yatılı okuyoruz. Orda da bir mahalle var. Oraya zamanın aynı zamanda büftüsü, vaiz olan bir kimse geldi. Bize bir söz söyledi. Onu hiç Allah'ımızın izniyle unutmam. O da dedi ki bu din hizmet bekliyor. Aman ha yetişin. Okullarınızdan mezun olun. Bitirin dinimize hizmet edin. Yine kıymetli hocalarımızdan bir tanesi bir faizinde şöyle anlattı. Dedi ki insanın en çok sevdiği malıdır. Malını insan çok sever. Mahkemelere gitseniz en çok davalar bundandır. Malından, mülkünden ona daha sevgili olan olur mu? Olur. O da nedir? Azasıdır. Mesela deseler ki Gözünü kaybediyorsun. Aman ha gözüm kaybolmasın diye, gözüm kaybolmasın diye malını, mülkünü feda eder. Yeter ki gözüm aydınlansın göreyim der. Kişinin böyle azasından daha kıymetli olan bir şey var mı? O da canlıdır. Canını çok sever.
Allah korusun bir kangren olacak olsa doktor der ki, biz senin şu azanı kesmek mecburiyetindeyiz. O kolum kesilecek. Eğer kestirmem dersen bütün vücudumdan da canından dolursun. O canının uğruna azasını feda eder. Kişinin canından da kıymetli olan bir şey var mı? O da dinidir. Din uğruna, İslam uğruna, Kuran uğruna her şeyini feda eder. Canlı gözü görmesin. Yeter ki İslam hakim olsun. Kuran-ı Azimüşşan hakim olsun diye, hakim olsun diye feda eder canlı. Din elbette kıymetlidir. Cihat'da malum, Allah'ımızın dininin yüceltilmesi için cihad edilir. Edilir. Demek ki dinimiz elbette önemlidir. Bizim memleketimizde kıymetli hocalar vardı. Böyle mütevvis durumunda olan hocalarımızdı onlar. Hatta bu okullarda mesleğinde, bu İslami ilimlerde profesör olanlar bile onun gelir huzurunda otururdu. Öyle kıymetli hocalarımızdı. Onlardan bir tanesi şunu anlattı.
Dedi ki, biz İstanbul'da, Mecidiye Köyü'nde okuyorduk ama çok sıkıntılı okumuşlar. Çok sıkıntılı, devir, bambaşka bir devir. O zorlukların altında biz diyor Sami Efendi Hazretlerini gördük. Bizi diyor görünce dedi ki evlatlarım pek evlat kelimesini kullanmaz o. On beş yaşındaki çocuğa dahi efendi tabirini kullanır. Çok müstesna bir sultan. Çünkü onlardaki esas diyelim ki bizce mübah olan bir şey. Mübah. Yani yemek yemeden bir sıkıntı olmaz yiyince günah yok. Uyuduğu zaman da günah yok. Ama tarikat-ı Aliye'de sanki günah-ı sahire gibi olur. Tarikatte günah-ı sahire olan, sahire olan, marifette kebair gibi olur. Kebair demiyorum. Öyle görür. Günahı kebair yani bu günahlar demek. Zaten günah, Allah'ımızın Kitabı Kerim'inde azabı belirtilen bir husustur. Günah dendiği zaman mesela adebün elim diye buyruluyor. Fakat hakikatte neredeyse küfür gibi onlara zor gelir.
Yani dinimizin emirlerini çok ince yaşarlar. Çok ince. Zaten kazandıkları da budur. Bir ticaret ehli şunu söyledi. Usam Efendi Hazretlerinin Kaddafi Allah'u sıra dediğini söyleyeceğim. Dedi ki, şimdi aldı ve şey edilmiyor dedi. Üç kuruş, beş kuruş. Hiç gözleri görmüyor insanların ama dedi, o üç kuruş dediği, beş kuruş dediği bu müessesenin elektrik parasını öder, Suyunu öder. Birçok ihtiyaçlarını giderir. Şimdi şu kadarı da bizden uzsun. Bu kadarı da bizden uzsun. Bundan da ne olacak demeye kalkarsa yara büyür. Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri ilmi ledün sahibi. İlmi ledünle ermesinin sebebi de şu. Kendisi medreselerde okuyor. Yalnız bir başkasının talimi için daha çok önem verilmiş. Demişler ki Mustafa Efendi bak kendi dersin var. Onu bir yap. Dermiş bunlar Allah'ımızın kulları şefkat merhamet içinde onları da talim etmem lazım kendisi zeki malumat sahibi.
Onları da öğrensin diye kendi dersini unuturmuş. Aman ha bunlara ben talim edeyim diye. Bu sebeple? İlmi ledün'üne mazhar olmuş. İlmi ledün, Hak tarafından verilen ilim. Onun sonu olmaz ki. Kardeşimiz bilecektir. Hambur'da, Hambur'da büyük bir kanal var. Bir Körfez mi diyeyim? Nasıl? Dediler ki Bu denizden, okyanustan bir kanal ayırdılar buraya bir su. Emin ol deniz gibi. Şimdi biz okuruz. Çalışırız. Onlar bizim beynimizde kalır. Ama Allah tarafından verilen bunun sonu yok. Vesiat esrarle. Vesiat ilmi kulle şey. Bak bir şeyin ziyadesi istenir. O da ilimdir. Esar ne? Rabbi zidni ilme. Ya Rabbi ilmimi artır. Bak ziyadesi istenen bu. İlmi artarsa irfanı da artar. O zaman hikmete de mazhar olur. Kendisi Rahmetullah Ali, ilmi ledünne de mazhar. Mesela Mürşid-i Kamilimiz şunu çok söylerdi. Ben misal daha çok veririm diye. Bu misal Allah tarafından verilen ilimden gelir.
Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de dolu misalle alakalı misalle verilen hakikatler var. Esselamü. Daraballahume selen kelimeten tayyibeten keşi ceratim tayyibetin asluha ehabitun ve peru af sema. Dolu. Kuran-ı Kerim'de. Misalleri de veriliyor. Mesela dünya anlatılıyor. Bu ilim ehillerinden kıymetli bir zat gelmişti bize. Daha öğrenciydi. Öğrenciydi. Metin, Balkanlıoğlu diye mübarek Cuma gününde anıldı Cuma arefesinde gecesinde. Ruhu şad olsun. Bu üstadımıza geldi. Orada öğrenciler de sabah kahvaltısında yemenin edeplerini anlattı. Dedi ki bir şeyden alacağınız zaman iki parmakla almak kibre delalet eder. Üç dili parmakla tutun. Güzel güzel anlatıyor. O öğrenciler yanında. Sonra Mürşidimizin huzuruna geldi. Daha sonra anlattı bunu bize. Benim dedi, kafamda dedi, keramet mevzuu vardı dedi. Hüsna'sımız anlatmışlar işte mucize İsharı Vacip'tir. Çünkü bir dinden diğer din değil.
Bir peygamberden bir peygambere geçişteyim. Din Adem aleyhisselamdan aleyhisselatu vesselam fenre gelinceye kadar birdir İslam'dır o. Onun için İbrahim I din, bilmem filan böyle bir şey yok. Onların hepsi İslam. Efendimiz de kerametin gizlenmesinin vacip olduğunu ifade buyurdular. Sonra Kuran-ı Azimüşşan'dan oku evladım buyurdu. O da bu Ayet Celle öyle bir güzel okudu ki böyle tegannine yapmadan hoş. Oradan, o Ayet-i Celile bir de Allah'ın sevgili bir dostunun yanında okunması da bir başka oluyor. Tesir etti. Bu ayet celleye yi bakayım dedim. Ondan dolayı hatırımla biiznna haydaane Allah'ımız misalle dünyayı anlatıyor. Bak bir ekinle anlatıyor. Ekincinin hoşuna gider. Ondan sonra ekin ne yapıyor? Sararıyor. Sonra da çer çöp oluyor. Dünya böyle anlatıyor. Misaller de bilir. Daha Kuran-ı Kerim'de çok hadis-i şeriflerde de misali. Mesela Kuran okuyan kimseler misallerle anlatılıyor.
Bakıyorsunuz. HELAPULİKİR, zikir halkası ne ile anlatılıyor? Anlatılırken bir bahçeyle anlatılıyor. İza merartun bir riyadil cennet ferteu. Bir cennet bahçesine uğradığınız zaman meyvesinden istifade edin. Nedir o meyve, o cennet bahçesi? Zikir halkası. Zikir halkası. Hep böyle misallerle. Demek ki mürşid-i kamillerimizde bir de o kanaldan geliş var. Bir tabir kullanırlar. Derler ki ZULCANAPHAYIN Hiçbir zaman kuş tek kanatla uçmaz. Çift kanaat. Zaten bu çift kanaate Cenabı Hakk ashabı Hem de hasır ifade ediyor. Allah'tan anca ilim sahipleri saygı ve tazim içinde bulunurlar. Bak, haşyet. Demek ki kuru kuruya bir ilim değil. İlmin yanında haşyeti biz beden olarak anlatamayız. Bu kalbidir. Efendimiz aleyhissalatü vesselam mescide girdiler, mescide girdiler. Birisi saçıyla, sakallı ile oynuyor. Buyurdular ki, bismillahirrahmanirrahim.
Eğer bunun kalbinde haşyet olsaydı, kalbinde haşyet olsaydı, azasında da olurdu buyurdu. Yani bu haşyet, gönülde oluyor. Demek ki kalpte olan bir husustur. Bedende değil. Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, diye mübarek kalplerini gösteriyor. Şimdi, Tarikat-ı Aliye, zevk. İlahi bir zevk. Bu anlatılmakla bitmez. İnsan zevki olmasa, zevki olmasa, namaza nasıl dursun? O zevk olmasa ibadetini, taatini, cihadını, tebliğini, davetini nasıl yapsın? Bir tadı var. Eba Eyyub El Ensari Hazretleri radiyallahu anh bu tadı almış olmalı ki, dedi ki ben cihada doyamadım. Seksen yaşını mütecaviz. Doyamadım. Beni mücahitlerim artık en son nokta ne ise oraya defnedin. Mücahitlerin atlarının, ayaklarının böyle nazlarının altında cihada doyuyum diyor. Bu bir zevktir.
Şimdi Allahu alem Veysel Karani Efendimiz, sırra Allah'ımız Celle Celalühu bana ömür verirse, ta kıyamete kadar başımı secdeye koysam kaldırmam. Bu, bu zevki, bu zevki yaşamasa bunu demez. İlahi bir zevk. Mesela biz burada bu çay içiyoruz. Bismillahirrahmanirrahim. Çayın nesi var? Bir tadı var. Taat yaptığımız zaman Allah'ın yolunda birbirlerimizle olan sevgi, birbirimize olan muhabbet bunun tadı olmasa insanlar birbirini arar, birbirini sorar, birbiriyle konuşur, görüşür, karşılaşır. Bu Uhuvvet Kadındır. Bu Maide Suresi'ndeki baştaki ayet, celilede bildirilen son kısmına doğru haber verilen ilahi haber o zevktir o. Bak bunun bir zevkini alıyor ki kardeşini arzu ediyor Allah için. Sonra emri bil maruf nehyi anil münker yapılacak. Nedir? Bunun da bir tadı var. Bunun da bir lezzeti var. Onun tadını almasa onu yapar mı? Şimdi doktorlar üstadımıza dediler ki efendim on beş dakikayı geçmeyin.
Konuşuyor bir buçuk saat. Rahatsız olacağı demeyin olmaz inşallah ama sonra rahatsız oluyor. Doktorlar geliyor. Doyamıyor. Demek ki zevkine erişmiş. Sami Efendi Hazretleri, futbol aktababımız. Ona doktor gelmiş. E demiyor rahatsızlığını hiç demiyor. Size anlattım ya. Günahı kebair, onlarda Allah korusun küfür gibi geliyor. Bunun şer'i ölçüler içerisinde tabi değerlendirmemiz gerekir. Doktor demiş ki eğer bu rahatsızlık bir başkasında olsa başını bir şu duvara vurur bir de bu duvara vurur. Niye hizmetin diyor. Onun tadını almış ibadet ve taatin lezzetini almış. Ashabı Güzin kitabı Ashabı Kiram kitabı yeni çıkmıştı. Yeni çıktı. Bu kitapta bu kitapta Mukaddimesinde diyor ki Müellif Hazretleri gündüz hazırlık yapar gecede yazmaya çalışırdı. Öyle olur, Lut ediyor. Öyle olurdu ki uyku kanepesiyle yer yer kalemlerin kalemin oraya buraya çizgilerinin uzandığı müşahede edilmişti.
Bizim efendilerimiz böyle çalıştı. Eğer üzülüyorsam bundan dolayı üzülüyorum. Hiç kimse alınmasın. Geçelim o tarafa. Şimdi efendim, dost şakalalım diyor ya. Bu dost çakalmak değil. Bizim yüzümüze gülmek dost çakalmak değil. Hakkı göstermek, dinimizin ilası için ilim mi? İlim. İrfan mı? İrfan. Hikmet mi? Hikmet. İslam davası uğruna kendimizi feda edebilmek. Bu söz olarak değil. Bu fiilen kendimizi gösterebilmek. Neyse. Efendim, tadını ve lezzetini almış olmalı ki doktor diyor ki bir başkasının dosyası bir bu duvara vurur, bir de diğer duvara vurur. Yine de doymuyor. Tadını almış. Bir secdenin tadını almış. Bir fakir ve yoksula hizmet etmenin. Allah korusun isyanda olan bir kimsenin isyandan kurtulması için çaba ve gayretin tadını almış. Tarikatı Aliyye bu demek. Halk demektir. İhsanı nasıl anlatacağız biz Cibril hadisinde en önemli hususlardan birisidir. Bu bir zevkdir.
Allah'ımızı Celle Celalühü görür gibi taat etmek. Göremesek dahi onun gördüğünü bilerek. Bizim Mürşid-i Kamilimiz. Şimdi hep bu misalleri veriyoruz da yollarında daim olalım diye. Bizim Mürşidimiz şu kadar destektik, şu kadar ibadet buna memnun olurdu. Fakat en çok memnun olduğu ben şuraya, geleni elli yılı geçti, bir Kuran kursu açıldı mı? Eğer açılırsa bir Kuran kursu ona sevinirdi. Eğer bir ilim müessesesi olursa, dinimize hizmet edecek bir yuva olursa onlara sevinirdi. Böyle şuradan buradan hiç basit. İşler onlar çok iyi bilirler Allah'ın izniyle. En çok sevindikleri dinimize olan hizmet. Şimdi dedem Rahmetullah Ali Hazretleri günahı anlatırken bu bir kaidedir aslında. Mesela küçük günah da ısrar, ısrar büyük günaha inkılap olur. İşte tam tövbe edersek, istiğfar edersek dilerse, işte biz bu kadar hata edeceğiz, gideceğiz, gideceğiz bir ömre yaparız.
Bilmem filan Allah'ımız umulur ki buyuruluyor. Hem de Tevbei nasuh bir daha işlememek üzere vazgeçiyoruz. Bunda bile umulur ki buyruluyor, bir garanti yok. Ondan dolayı Arifani İlahi bize korkuyu anlatırken böyle iki tane aslan, onun kişi tam ortasında. Bir başka ifade var da onu şu mescitden dolayı söyleyemem. Edemem mescide olan saygımızdan dolayı. Orada ne kadar ittika eder, korkar ya parçalayacaktır ya yalayı unutacaktır ya da ne bileyim hayatının sona girmesine vesile olacaktır. Ondan daha ziyade Rabbi Zülcelal'imizden korkun. Bu neden gerçekleşmiyor? Sözümüz bununla bitsin. O misali verdikten sonra. Bunun bizde hasıl olmaması aleyhüssalatü vesselam Efendimiz Cenabı Hakk'ı en çok tanıyanınız benim, en çok korkanınız da benim, buyuruyor. Onu tanımakla alakalı. Onu tanıyan üstadlarını memnun etmek için dediği hizmete koşar. Evrad ve Ezker bunu gerektirir.
Böyle kıymetli işlerle olmaz o ve hizmet edenin önüne de takoz olmaz. Kim olursa olsun yeter ki şeri-i İsa'sa uygun bir şekilde hizmet veririz. Bu din hizmet verir. Dedemin dediği şuydu, böyle küçük taş bir havuza atılıyor, ülkelerden atılıyor. Orada dağ gibi olur buyurmuş. Mesela küçük dediğiniz, önem vermediğiniz diyor, önem vermediğimiz hatalar yarın dağı gibi olur. Temizliğimiz bizim neye bağlıdır? Dinimize olan hizmete bağlıdır. Okuyalım büyüklerimizin hayatlarını. Mesela buyuruyor ki büyüklerimiz işte nasıl Cenabı Hak sana muamele etti deyince ben diyor çok saatte de bulunurdum. Amma velakin isyanda olan bir kimsenin kurtulması için yapmış olduğum çalışma beni kurtardı diyor. Gençlik mi? Gençliğin bir kısmı tamamen inkarda, bir kısmı Cenabı Hak'kın varlığıyla yokluğunu tartışıyor. Bir kısmı Rabbimizin varlığını kabul etmekle birlikte hüküm de kabul etmiyor.
Bu kardeşinizi mazur görün. Çıkınmamız bu. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.