Davet ve davette bulunma edepleri. Her şeyin bir zekatı vardır. Evin zekatı da misafir ağırlanan odadır. Her şeyin bir zekatı vardır. Evin zekatı da misafir ağırlanan bir odadır. Bunu zaten düşünürler. Bir ailenin oturma odası, misafir için bir salon mutlak düşünülür. Günümüzde de bunlar çok basitleşmiş durumda. Eskidenmiş misafirin gelmesi, alınması, ağırlanması elbette güçtür. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz saadet alameti olarak ifade buyurduğu hususlardan birisi de geniş evdir. Geniş ev olması misafir geldiğinde rahat etsin diye. Bir dağın başındaki evde dahi kaloriferli haneler müşahede ediliyor. Artık rahat. Kış günüydü. İşte bir tane sobasılar yapıyor. Diğer yerler bundan mahrum bir şekilde oluyor bunu. Şimdi ise böyle bir durum yok. Her taraf aynı sıcaklıkta. Buradaki sıkıntı sadece bizim misafiri kabul edip etmeme durumumuz.
Derler ya misafir odası aman ha orayı her zaman temiz tutalım. Düğünde icap eder, nişanda icap eder vesair. Günlerde merasimlerde mutlak icap eder. Ziyaretçisine ikram etmeyen ne Muhammed'den, ne de İbrahim aleyhisselam'dan değildir buyuruyor. Ziyaretçisine ikram etmeyen ne Ahmed'den, ne de Muhammed'den, ne de İbrahim Hadiyimüsselam'dan değildir. Ne yapar? İkram eder, ne varsa. Zaten bugünlerde mevsim itibariyle, meyvelerin toplandığı zaman, en azından bir ceviziydi onu kırıverip pekmezle sunar. Onun daha bir katkı kısmı ile daha çok ikramını yapar. Elması ile, üzümüyle vesair yiyecekleriyle ikramın bolca yapılacağı bir mevsimdir. Size cennete girmenize vesile olacak şeyleri haber vereyim mi? Nedir bunlar cennete girmeyi kim istemez? Büyük bir hasrettir, büyük bir hasrettir, büyük bir nedamettir. Cenab-ı Hak kafirlere, asilere cennetin kapısını bir açacak. Onlar koşuşacaklar.
Tam girmek istedikleri zaman kapanacak. Bu diyor onlar için çok büyük bir hasret, çok büyük bir nedamet olacak. Bize söylüyorlardı işte ibadet taatte bulunursanız karşılığı cennettir. Biz bunu kulak arz ediyorduk, hiç dinlemiyorduk. Ama ne kadar önemliymiş, ne kadar düzeltmiş deyip, büyük bir nedamet içerisinde olacaktır. Hatta çıkmayı isteyecek. Rabbimiz müsaade etmeyecek. Artık ibadet ve taatin yerinin dünya hayatı olduğu bildirilecek. Cennete girmenize sebep olacak şeyleri haber vereyim mi? Bunlar cihad etmek. Allah yolunda savaşmak. Bu cihadın batıni yönü nefis ve şeytanla, zahiri yönü de, eddin düşmanlarıyla yapılan muharebedir. Çeşitleri pek çok. Dil ile de vardır, mal ile de vardır, can ile de vardır. Dil ile nedir? Hak da davet eder. Etrafına hep özellikler aksettirir. Hep hayırlı sözler söyler. Mesela, der ki bir müminin karakteri, özellikleri şunlardır der.
Sıraları Kuran-ı Kerim'den sıraları. Bir müminin karakterini anlatır. Al-i İman suresinden son ayetleri de okur. Geçer Tevbe suresinden yüz on ikinci ayeti celile'yi de okur. Öyle müminlerin vasfını haber verir. Her tarafından güzellik akar. Bir ticarethaneye varsa, dünyada geçimimiz için mutlak icap eden bir mekan olduğunu, ahiret için de ticaretin çok mühim olduğunu beyan eder. Güzel güzel anlatır. Her nerede bulunursa bulunsun. Sen misafir diyorsun, adam babasına bakmıyor. Anasına bakmıyor sen. İşte her şeyin bir zekatı var. Evin zekatı da bir odayı misafire tahsis etmek. Misafir şöyle dursun, misafir şöyle dursun adam, kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan babası, yaşlı, ihtiyar, bakıma muhtaç, belki şu anda kendi ihtiyaçlarını görebiliyor ama evladını yanında bulmak istiyor. Kızını, gelini görmek istiyor. Haftada bir, ayda bir, gerekirse. O ağlıyor orada.
Ben bunları yetiştirdim, bunları okuttum, iş sahibi ettim ama şimdi böyle oldu. Birisi anasına düzgün muamelede bulunmaz. Anası bir şiir almış. Kendisine muhalefet eden yavrunun dörde koymuş. İşte bu ulu. Dokuz ay karnımda zorluk üzerine zorlukla seni taşıdım. İki yıl bağrımda götürdüm getirdim. Bir ömür senin, sızın, sezin senin, endişen, acın benim kalbimin içinde. Bak şu beşikte seni büyüttü. Bir tanesi babasını almış, böyle dağlarda dolaşıyor. Demiş oğlum beni şuraya defnet. Babası hayatta. Çok yaşlanmış. Beni buraya göm. Neden baba? Çünkü çalma ilin kapısını çalarlar kapını. Ben babama senin yaptığın gibi, sırtıma alıp, onu defnedeceğim yeri aradı ve şuraya defnettin. Demek sen babana böyle mi muamele ettin? Evet ben böyle yaptım ki, sen de aynısını bana yapacaksın. Babasını götürür ikramlar, ihsanlar. Her türlü güzel muamelelerle gereken vazifesini yerine getirir.
Onun evladı da ona saygı ve sevgi duyulur. Bu iş böyle. Derler ki yaşlanmış bir kimsenin yüzüne şeytan kül atar. Yani onu çirkin gösterir. Yaşlılığın icabı burnunu temizleyecektir, Ağzını temizleyecektir. Belki yemiş olduğu taan hazminde bazı uygunsuz sesler de çıkacaktır. Altından da alınacaktır. Altından alırken kerih halden dolayı üf bile demeyin. Çünkü onu rencide edersiniz. Çok yumuşak konuşun. Hele böyle mübarek bir yolda sıddık-ı azamın yolunu izleyen bir kimse babasını evinde yalnız bırakmaz. Gözyaşlarını akıtmaz. Ukbebi namir radıyallahu anh anlatıyor, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki, misafir ağırlamayan kimsede hayır yoktur. İbrahim aleyhisselama diyorlar ki ya İbrahim sana Cenabı Hak, hadi dostum diyor. Sebebi nedir bunun? Dostum diyor, ben hiçbir taamı yalnız başıma yemedim. Eğer misafir olmazsa çıkardım dışarılara, misafir arardım.
Bunu onunla beraber girdi. Benim Allah'a dost olmam bundandır. Halatımız Celle Celalü İbrahim Aleyhisselam'a misafirine ikram et, misafirine ikram ettiği develer kesiyor, artırıyor. İkramiyet artırıyor. Sonra kalkmış bir de hizmet etmiş. O zaman misafirine ikram ettin buyrulur. Alıp da kendisini baş köşeye çekmeyecek. Demek ki kalkacak. Haşıydı, bıçağııydı, çatalıydı, tabağıydı, ekmeğiydi, aşıydı bunları getirip ötecek. Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem her vesile ve fırsatta, Müslümanlar arası dayanışma, saygı ve sevgiyi artırma, yardım gibi, güçlendirme yolunda emirleri ve uygulamaları olmuştur. Efendimiz davet vermelerini, misafir ağırlamalarını tavsiye etmiş ve misafir ağırlamayan kimse de hayır olmadı. Hayırlı insan olamayacağını, beyan buyurmuştur. Hiçbir şeyim yok. Cenabı Hak lütf eder, ihsan eder. Eğer çok samimi olursa bu noktada, o gelmeden zaten rızkı gelir onun.
O gelmeden elbet gelir buyurulduğu üzere bir tanesini yer. Dokuzunu bırakır, ev sahibinin de günahını bağışlatır. Şimdi davetin çeşitleri de var. Mesela herhangi bir sebep olmaksızın bir ziyafet verir adam. Bulun. Ziyafet çeker. Mesela bir defter, bir meşakkattir, bir sıkıntıdır. O sıkıntıdan kurtuluş için de bir ziyafet verir. İşte İşte bu beladan, bu musibetten kurtulalım diye ikramda bulunur. Demek ki misafire ikram, kazayı ve belayı da defediyor. Diyelim ev yaptırmış. Ev yaptırdığı için, o meskenden dolayı, o eve girmeden dolayı bir ziyafet yok. Şimdi bizim geçmişlerimiz ev yaptırdıkları zaman, hafızını, hocasını, hakirini, yoksununu davet ederler, çağırırlar. Bir hatmi şerif yapılır. Kuran cüzleri dağılır. Kuran-ı Azimüşşan hatmidir. Bu çok güzel bir adettir. Hem de eve bir bereket gelir. Evin duvarları olsun kapısı, penceresi, halısı, kilimi hep Kuran sesim duyar ve bereket olur.
Mesela diyelim bir hac dönüşü ziyafet verir. Hacca gidecek ziyafet verir. Bu memleketimizde güzel bir adettir. Diyelim hakikat, çocuğun yeni doğmuş, belli bir vakte iliştiği zaman, olur. Unutulmuş güzel adetlerdir bunlar. Unutulmuş. Şimdi yapanı az görülüyor. Mesela çocuğu dünyaya gelmiş. Onun bile ziyafetini verdik. Doğum ziyafeti. Yine bizim beldemizde bir adettir. Çocuğun dişi çıktığı zaman bulgur halinde Nohut. Bunu ikram ederler. Ceviz içi ile beraber verirler, ikram edilir. Mısır kaynatırlar, bulgur. Bunun yanında dediğim gibi çok iyi gider ceviz için. Bundan ikram ederler. Tabak tabak dağılır. Mesela hacdan geldi ya, şimdi o temur, hurma dolu. Her yerde var. Pazarlarda dolu, marketlerde dolu. Kına getirirler. Bir gazete kağıdının arasını kınadan korlar. Yanına iki tane hurma Bunu dağıtın. Diyelim ki Adana'dan geldi. Geldiği zaman konuya, komşuya portakal, yanında limon dağıtırlar.
Bu olmadığından değil, belki daha fazladır ama sevgiye ve muhabbete vesile olur. Hediyeleşin ki muhabbetleşersiniz. Sevgiye medar olur. Mesela o hacdan gelişte çantalar, akraba davet edilerek aralarında açılır. Onlara ikram edilir. Ya biz onun için mi gireceğiz? Ne kadar güzel bir niyet, ne kadar güzel bir düşünce. Onun belki yüz katı en güzelini alabilir ama, o beldenin kokusudur diye bir bağrına basar, koklar. Onunla memnun ve mesulul. Mesela sünnet ziyafeti. Çocuğunun sünnet merasını. Bunda da fakiri ve yoksulu çağırır. İkramda bulunur. Düğün ziyafeti. Bizim ikram oldu. Her taraftan getir. Bahçenin, evin ve etrafta bulunan her yerde zikirler, sohbetler, hanelerde yakmıyorlar kıymetli bir yere geldik diye orada da sohbetle zikirle vakit geçiriyorlar ve ikram ediliyor. Bütün mahalleye ikram. Böyle yaşlı hocalardan bir tanesi üstadımıza gelir. Efendim torununuzun düğünü ne zaman olacak?
Hafıza benim torunum daha beş yaşında. İşte çok güzel bir ikram oldu, bize de yemek göndermişler. Acaba torununun düğünü de ne zaman olacak? Biz de o düğün vesilesiyle yemek yiyebilir miyiz diye söyledim dedi. Demek ki bunlar vasıta, bunlar vesile. Daha çok fakirlerin edep olan da budur. Davet edilmesi icap eder. Şimdi biz bundan haberdar olmuyoruz. Neden? Görmüyoruz. Burada sevgili bir kardeşimiz, çok sevdiğimiz muhabbet ettiğimiz bir kardeşimiz, fakirleri tespit etti. Tespit etti. Yirmi beş tane tespit etti. Bunlar kabri'yi açacak mecali de yoktu. Bunları sefer taslarıyla yemekler ayarladı. Şimdi bu alanla meşgul olmazsak onları ziyaret etmez, ölmez. Kalbimizde bunu de edinmezsek hiç gidemez. Bundan dolayı bizim zeytinlerin adeli de belirtisi olur. Peynirlerin adeli de belirsiz olur. Evde yemeğin çeşidi neden az diye kavga da çıkar.
Geçenlerde binbaşılıktan emekli olmuş, çok iyi bir insan, doktor. Bu yazıhanesinde, muayenehanesinde ameliyat da yapıyor, bazı ameliyatlarda yapıyor. Aynen hastane gibi, üç kat. Orada yazmış. Cuma günleri muayene parasızdır. Şu günleri fakirlere şöyle yardım edilecektir. Sıralanmış. Hepsini yazmış. Biz oradayken alttan göçmenlerinden bir kadın geldi. Yanında da bir kız çocuğu. Biraz da zor konuşuyor Türkçeyi. Derhal anladı. Üzerinde tuttu o aleti. Doktor dedi ki bunlar öyle bir edepli kimseler ki üzerini hiç açtırmaz. Ben dedi hep elbiselerinin üzerinden muayene ederim. Bunların dedi kışın ne sopası var ne de odunu var. Yiyeceği içeceği de çok az. Ben dedi hep bunlara yardım ederim. İlaçlarım, ne gerekiyorsa onları ben dedi temin edin. Eğer o alana girersek, girersek bunu def dilersek öleceğiz. Böyle bir kimse sofrasına iki katı koyamaz. Çünkü yiyip içen bulamıyor.
Yoksa şikayet eder durur. Neden tatlı olmadı, neden? Bak ben yemek kitabı da aldım burada nasıl yemek yapılacak bakıp görsen de buradan güzel güzel yemekler demeye başlar. Eğer okursak İslam tarihini Efendimiz'in Aleyhisselatu Vesselam Aişe Sıddıyka validemizin rivayet ile arpa ekmeğiyle karnını doyurmadan çıkıp gitmiştir diyor. Demek düğünde verilen ziyafetler, bilhassa fakirlerin davet edilmesi lazım. Şimdi başka davet şekilleri de var. Mesela diyelim ki kadınların bir günü var. O günde siz yiyeceği içeceği sayamazsınız. Eğer kendini bilmezse, birbirlerine karşı övünme vesilesidir o. Bak ben o komşuda daha güzel yiyecekler içecekler hazırladım diye. O da ona buna hırslanıyor. O da daha güzel hazırlamak için kibir bir benlikle devam etti. Ama fakiri olursa, yoksulu olursa onda bereket vardır. Bizim halamız anlatırdı, bir gün kardeşimin evine geldim.
Baktım ki mahallede ne kadar bu kadın var hepsini çağırmış. Onlara ikram ediyor dedi. Buydu bizim üstadımız. Bir gün bir bir yere misafir olduk. Böyle zengin de bir kimse İstanbul'da zengin de bir kimse. Tencereyle getirdi ilmekleri sıcak bırakmak için haklara, kepçe elinde, çok varlık sahibi de bir insan ama kendisi hizmet ediyor. Dedi ki benim misafirlerim var, onu görmem gerekir. Bir sağa baktık, bir sola baktık, hiçbir misafir yok olacak. Kimse yok ki. Benim de misafirlerim var. Kimse yok. Bir üstadımız var, bir de biz varız, bir de evlatlarından biri var. Başka yok. M kediler için çok güzel yerler hazırlamış. Kaplar hazırlamış. On dört tane kediye, o kadar güzel yemekler ki et yemekleri, onlardan, onların kaplarına döktü. Dedi bunlar benim misafirim. Allah'ımız bereket ihsan buyurdu.
Tevbe suresinde bakacak olursak, fakir ve yoksula ikram hususunda, bizim tavır ve hareketlerimizi Cenabı Hak haber verin. Nasıl bildiriyor Mevla'yı Zülcelal bizim halimizi? Mesela bir yoksul geldi. Ne diyorlar? Bir oğlum verin tutar, ayağım tutar, çalış, gaza diyor. Allah'ımız Kitabı Kerim'inde fakir ve yoksul geldiği zaman diyor, yönünü çevirir. İsteksizlik hali belirir. Daha da yanına doğru yaklaşınca, şöyle böğrünü bir tarafa doğru çevirir. Daha da yenmek isterse, o zaman sırtını çevirir. Mevla Zülcelalimiz buyuruyor ki, o böyle yapıyor ya, mesela yönünü çeviriyor, alnına Cenab-ı Hak ateşle damgayı vuruyor. Şöyle böğürünü çevirdi diyelim, böğür kısmını çevirince, o kısmına ateşten bir dağ, sırtını çevirince, sırtına vurulmak suretiyle, Mevlamız Azab-ı Ekber dünyadan ne yaparsa, ahirette de aynen o şekilde oluyor. Essah.
Bu paralar, cehennem ateşinde kızdırılıp, bunlarla onların alınları, gelen dilenciye, ihtiyaç içerisinde olana yüzünü çeviriyor ya, yüzüne. Yanları ve sırtları dağlanacağı gün, Onlara denilir ki, işte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artı yığmakta olduğunuz şeylerin azabını tatın. Böyle olmakla birlikte bunun çok güzel günlerini var. Varlık sahibi insan bir aşevi yaptı. Arz etmiştim kendisine. Asiye ve Meryem ana adı altında bir hizmet yuvası, ben dedi bunu yapıyorum. Elhamdülillah. Daha fazlasını da yaptıklarına inanıyorum. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem delime ve hakikat üzerinde durmuştur. Bu hususta yeri gelince açıklanacak, bu davetlere icabetin hükmü de bildirilecektir. Nebi Ekrem Efendimiz bize yedi şeyi içtimemizi emretti. Yedi şehitler de bizi nehiyledi.
Resul-i Ekrem bize cenaze arkasından gitmeyi, hastayı ziyaret etmeyi, davete icabet etmeyi, mazluma yardımı, yemini kabul etmeyi selamı karşılamayı, aksana dua etmeyi emreyledi. Gerek bu Hadis-i Şerif'te ve gerekse Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından biri de kardeşinin davete icabet etmesidir. Hadis-i Şerif'de bir Müslüman diğer bir Müslüman kardeşi davet ettiğinde icabet etmesi Müslümanlar arasında müşterek haklardan olduğundan bazı alimler davete icabetin vacip olduğunu, bazıları da sünnet olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fukahadan bir kısmına göre dostlar ve tanıdıkları arasında yapılagelen davetlere icabet vaciptir. Mazenetsiz gitmemek günaha sebep olur. Fukahanın çoğuna göre sünnettir. Düğün sünnet gibi bir davete, içki gibi haramlar işlenmiyorsa icabet etmek hepdedir. Çünkü bu gibi kaynaşmalar müminler arasında kardeşlik bağlarını kuvvetleşir.
Yalnız davette bazı önemli hususlar var. Bunlardan bir tanesi de adamın tamamen sevmediği bir kimse. Onu da çağırmış. Bir diğerine, zıt zaten adam birbirine. Bu ne demek? Bu adama esa itmek gibi. Ondan dolayı davette birbirine ters olanı değil, birbirini 7 insanlar davet edilir. Şimdi ben orada bir sıkıntı da çıkar. Bir söz vesilesiyle bir tatsızlık olabilir. Bunların olmaması için birbirleriyle anlaşanlar, sevicenler davet edilirse daha münasip. Velhamdülillahi Rabbil alemin el facia.