Merhabalar sevgili dostlar. İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan Sehavet başlıklı sohbetle sizlerle birlikte olacağız. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyurmuşlardır ki, ve ahlak. Cenabı Allah kerimdir, kerem sahiplerini sever ve alicenap kimseleri de sever. Cennet cömertlerin hanisidir. Cud ve kerem Cenabı Allah'ın büyük sıfatlarındandır. Bir kimsede cömertlik sıfatı vardır. Ne büyük haslettir. Cud ve Cud ve seha ile mevsuf olunuz ki Cenabı Allah hakkınızda cömertlikle muamele buyursun. Sen infak et, ben de sana infak edeyim buyurmuştur Cenabı Hak. Abdullah Bin Cafer radıyallahu anh bir gün kendi çiftliğine giderken yolu üzerinde bir bahçeye inip istirahat eyledi. O bahçenin siyahi genç bir bahçıvanı vardı. Bahçeyi beklerdi. O gencin yanına bir köpek geldi. Genç köpeği görünce köpeğe bir ekmek atıverdi.
Köpek onu hemen yedi. Bir ekmek daha verdi. Onu da yedi. Üçüncü bir ekmek daha verdi. Köpek onu da hemen yedi. Abdullah Bin Cafer hazretleri o gencin haline nazar etti ve sana bir günde ne kadar ekmek verirler diye sordu. Genç de şu gördüğün üç ekmekten fazla vermezler dedi. Abdullah da niçin bir günlük nafakanın hepsini köpeğe verdin? Sen kendini aç koydun, dedi. Genç köle de şöyle cevap verdi. Bu mekan köpek yeri değildir. Bildim ki bu köpek uzak yerden gelmiş ve çok acıkmıştır. Onu aç göndermeyi reva görmedim. Onun karnı doysun da ben bir gün aç kalır oruç tutarım. Bu sözü işitince Abdullah Bin Cafer yanında hazır bulunanlara hitaben dedi ki bana niçin bu kadar cömertlik yapıp malını dağıtırsın diye levmederler, kınarlar. Meğer ben cömert değilmişim. Bu genç benden daha cömerttir.
Abdullah Bin Cafer o genç köleyi ve o beklediği bahçeyi sahibinden satın alıp genç köleyi azat etti, bahçeyi de ona bağışladı. Böylece yukarıda zikredilen iki Hadis-i Şerif'in sırrına mazhar oldu. Hadis-i Şerif'te şöyle buyurulmuştu. Cud ve seha ile mevsuf olunuz ki Cenabı Allah hakkınızda cömertlikle muamele buyursun. Cenabı Allah buyurmuştur ki sen infak et, ben de sana infak edeyim. İşte bu genç köle bir saat içinde hem kölelikten ve hem de fakirlikten kurtuldu ve hem de dünyaca zengin oldu. Ahiretçe nail olacağı mükafatı ebediye ise şüphesiz daha büyüktür. Hicret ve İnfak. Vacip Teala Hazretleri buyuruyor. O kimseler ki onlar Allah'a ve Resul'üne ve kitaplarına iman ettiler ve o kimseler ki onlar da imanla beraber hicret ve mücahede ettiler. İşte bu kimseler Allah'ın ihsasını ümid ederler.
Zira Allahutaala mücahede edenlerin günahlarını mağfiret eder ve cihatları mukabili sevap vermekle merhamet buyurur. Yine Allahutaala buyuruyor. O kimseler ki onlar iman ettiler ve imanlarını fiilleriyle ispat ederek vatanlarını terk ve civarı Resulullah'a iltica etmek suretiyle hicret ettiler ve malları ve canlarıyla mücahede ettiler. Onlar için Allah katında büyük dereceler vardır ve ancak onlar korktuklarından kurtulup umduklarına nail olmak suretiyle fevzü necat bulcudurlar. Zira bunlar ahireti dünya üzerine tercih ettiler ve dini ilahiyeyi ila için yüceltmek için mallarını ve canlarını fedaya müheyya oldular. Elbette bunların dereceleri büyüktür. Hicret din uğrunda beldesini, hanesini, akraba ve taallukatını, mallarını ve kafirlerin komşuluğunu terk ederek diyarı İslam'a nakletmektir.
İslam'ın başlangıcında Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri'nin Medine-i teşrifiyle Mekke'nin fethinden evvel hicret farz idi. Fakat Mekke'nin fethinden sonra farzıyetiniz olunup sünnet olarak baki kalmıştır. Mekke'nin fethinden önce Bedir ve Hudeybiye vakalarında henüz İslamiyet Şevket bulmamış olduğundan Şevket-i İslamiyenin tezyidi için Mekke'deki Müslümanların Medine-i Münevvere'ye hicretlerine şiddetle ihtiyacı vardı. Fakat Fethi Mekke'den sonra İslamiyet kuvvet bulmuş olduğundan hicret etmek herkesin kendi isteğine terk edilmiştir. Hatta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin Fetihten sonra hicrete lüzum yoktur hadisi şerifi de bu mana-yı müeyyittir. Bu hadisi şerifte beyan olunan hicretin enkıtaı Mekke'den Medine'ye hicretin enkıtaına mahsustur. Yoksa hicreti bilkülliye tamamıyla nefyetmek ortadan kaldırmak manasını içermez.
Çünkü hicrete sebep dine hizmet ve İslam'ın şevketini artırma gayesidir. İşte bu sebep her nerede ve her ne zaman mevcut olursa hicret lazımdır. Binaenaleyh İslamiyet'in zaafa düştüğü bir zamanda Müslümanların bir iklime, bir beldeye içtima ederek ehli İslam'ın küffara karşı kuvvetini izhar etmeye lüzum görülüyorsa Müslümanların o yöne hicretleri vacip olur. Keza bir beldede ehli İslam'ın azlığından dolayı dinini muhafaza edemeyen kimseye, dinini böyle ikame edecek bir İslam beldesine hicret etmesi vacip olur. Şu halde hicretin sebebi hicrete ihtiyaçtır. Binaenaleyh her ne zaman hicrete ihtiyaç hasıl olursa hicret etmek bir emri lazım olduğu cihetle hicret kıyamete kadar bakidir. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Cömertlik ve Hicret ve İnfak başlıklı sohbetleri sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bir sonraki programımızda Hicret ve İnfak konulu sohbete devam edeceğiz inşallah.