Cihadın lügat manası Allah yolunda cihad etti, bütün varlığını da ortaya koydu. Nefsini bu yolda Feda Kıldı Cihad Din ve vatan uğruna dininin yücelmesi Vatanının Irzının Namusunun başta kutsi değerlerinin korunması için yapılan mücadeledir. Kuran-ı Azimüşşan'da Mevla-i Zülcelalimiz Cihad eden Allah yanında Celle Celalü Kıymetini İfadesini Onun yanındaki derecesini ifade etmiş olur Bir kıymet arz eder Cihat Onun Rabbimiz katında değerini ortaya kur Ancak insanın kendisini Rabbi katında ispatlaması cihatladır İmam-ı Ali efendimiz buyuruyorlar. Allah'ın yolunda cihat İslam'ın en doruk noktasıdır. El cihe El cihedu fi sebilillah Allah yolunda cihat, hüve zirvetül İslam İslam'ın en yüksek noktasıdır.
Demek ki cihad olmadan diğer taatler de olmaz diğer taatlerin ismi de cihadtır zaten Bu ileride geleceği için şimdi söylemiyorum veya Kul El-Mücahede de İmamı Cafer-ı Sadık Gaddesallahu sırrı hazretleri buyuruyor Caferi-ü Sadık Rahmetullah Ali El-Mücahede nedir mücahede sıdkul iftihar Allah'a karşı yok olduğunun Onun azameti karşısında hiç oluşunun ifadesidir. Derilemiş toparlamış En güzel şekilde manayı vermiş Sıdgu liftikar Allah'ımız katında katında Ona karşı yokluğunu ifade etmektir. Kişinin Artık malından mülkünden canından ailesinden yurdundan her şeyinden vazgeçip Rabbi Zülcelal'ine Kavuşmasıdır Neymiş Mücahede mücahede Her türlü Nefsani Dünyevi artık bütün arzu ve isteklerden kurtulup maddi ve ittisaluhu bir rabbi, Rabbi zülcelaline erişmektir.
Burada malını mülkünü terk etmek derken malını Allah yolunda, evladını dininin uğrunda hizmet dininin yücelmesi için ve bütün Rabbimiz'ın emrettiği şekilde kullanmaktır. Başka bir manası yok bunun, yoksa olduğu gibi terk değil. O değerlerde nefsaniyeti terk etmek, Rabbimizin arzusunu iradesini öne çıkartmaktır. Onun geçerliliğidir Rabbimizin emrinin geçerliliğidir El-Mücahede de Bu tabiri de Hem Ulema-i Kiram'mız hem de sulaha çokça kullanmış Bu tabire çok denk gelirsiniz Ebu Osman El Hayri Gatta Sallallahü Sırrı Hazretleri buyuruyor.
Ve çok gördüm, bu tabiri herhalde önemine binaen çok kıymetli olduğu için, mana çok güzel Keşke bunu yaşayabilsek Çocuğun sütten kesilmesi demektir Bakınız mücahedeyi öyle güzel tabir etmiş ki Kafalarda gönüllerde kalır hiç unutamayacağınız bir tabir Şehvet dediğiniz zaman şu bildiğimiz kadına karşı duyulan ilgi değil sadece Bu mesela yemeği çok arzuyla yiyoruz. Allah'ımızın verdiğinin düşüncesinin dışında ne kadar tatlı olmuş deyip bir yemek var. Bir de Rabbimizin nimeti diyerek yemek var. Bir suyu dahi içerken aynen o şekilde birbirimizle konuşurken de nefsani, hayvani duygulara dalmadan öğüt ve nasihat için birbirimizle bir araya gelip hayrı göstermek, hakkı göstermek, iyilikle emretmek, kötülüklerden kaçındırmak, Allah'ın yolunda sarf etmek bu düşünceler içerisinde olmaktır. Bu düşüncenin düşüncesi dışında olandan tamamen vazgeçmek.
Bakışımızda da şehvete gitmemek bakışımızda haset de bakmamak mesela. Sadece gözümüzü maddi yönüyle sınırlandırmamak, Baktığımız eşyada Onu yaratanı görebilmek Müessiri görebilmek Kulağımızla duyduğumuzda hak kelamları duymak ayağımızı attığımızda da öyle, elimizde tuttuğumuzda da öyle. Yani şehvet deyince sadece o anlamda düşünmeyelim. Mesela bir baş olma arzusu, bunun için her şeyi yakıp yıkıyor yerine göre. Görüyoruz dünyadaki hadiseleri tarihte müşahede edilmiştir Kardeşi öldürüyor mesela Tarihte misalleri pek çok Daha sonra nedir?
Diyelim ki dünyevi nimetlere erişip bunun Allah'ımıza karşı Celle Celalü hesabını vereceğimizi nereden kazanıp nerelere harc ettiğimizin düşüncesinin dışında hareket etmektir Şehevi arzulardan nefsimizi kurtarmaktır Kalplerimizi böyle koyu bir emniyet mesela ben cennete girmeyeceğim de kim girecek kendimizi kurtulmuş bir şekilde görmek Yani bu korkuyu kaybetmek ilahi korkuyu kaybetmek Bunu kaybetmemektir. Mücahede kalbimizde devamlı rabbımızın korkusunun yer etmesidir ve şüpheli işlerden de kaçınmak, gönül alemimizi halkın düşüncesinden kurtarmak, ve rucurila rabbis semavati vel ard semavat ve arzı yaratan Mevla-i Zülcelal'e dönüştür. Ne kadar güzel söylemiş. Hep bunları derken diyoruz, böyle okuyup geçiyoruz okuyup geçiyoruz, halıkımız yaşamaya bizleri muvaffak kılsın.
Hocalarımız kürsüde konuşurken şunu derlerdi, evvela bu fakirin, işte dilini haramlardan kötüsü söylemelerden kurtarıp ifade ettikleri ile amel etmesini lütuf ve ihsan eyle Ya Rabbi diye başlarlardı. Çok güzel ifadeler var onların. Evvela bu fakirin diye okuduğuyla bildiği ile amel etmesini ve sonra da duyanların da Hakk'a erişmesini dileyerek başlarlardı mühim olan bu Mücahede Allah'tan karşı Allah'ın dışında Celle Celalühu her şeyi terk etmektir diye ifade edilmiş Bu anlamlar pek çok, kırsal diyorum İmamı Buhari vesair İfmeddini İfmain ifadeleri var çok güzel Mesela Necmetdini Kübra Hazretlerinin de bir sözü var El-Mücahede de Allah'tan gayrı ne varsa onu tamamen yok edip Kendimizi Mevla'ya teslim etmektir. Bu ne ister? Şimdi nasıl olacak bu? Bunu söylüyoruz biz ve sair konuşanları da dinliyoruz. Bu nasıl olacak şimdi? Büyük bir ifade bu.
Tamamen nefsi, hayvani duygulardan kurtarıyoruz. Rabbımızdan gayri bütün düşünceleri atıyoruz. Mesela cihatta anlatılıyor ya hicret hadisesinde Hicret'in kötülüklerden korunması gerektiğini, Dinimiz için hicret edileceğini öyle kimseler var ki kadın için hicret etmiş Öyle kimseler var ki malı için hicret etmiş Bunlardan tamamen uzaklaşmanın yolu Tefekkürü mevt Rabıta-i Şerife ve murakabelerdir Başka yol Aldığımız evrad ve ezkara riayet edip Ya Musa kendi ayıplarından fare olmadıkça başkalarının ayıpları ile meşgul olma düşüncesini kafamıza gönlümüze yerleştirip Kardeşim ben kusurluyum Ben hatalıyım Ben başta kendimi düzeltemedim Eğer bir diğer kardeşlerimize de yön vermeye çalışıyorsak bu duygularla yön vermek Onların içerisine girdiğimizde tabii zahiren belli etmeden batınen bu hayırlı kullara acaba mevlam'ın yolunu nasıl göstereceğim?
Ben hizmet edeceğim şimdi ama halim perişan yerine göre onlara mutmain neden de anlatılacak Raziye makamından da, Merziye makamından da yüce sırlardan da anlatılacak Ama bu anda bizim düşüncemiz Ya Rab sana karşı elim boş yüzüm kara benim hiçbir şeyim yok Sen lütfeyle, ihsan eyle diye başlanır. Başka hiç çaremiz yok bizim. İbnü'l Arabi Kaddesallahu Sırri Hazretleri de mücahedeyi tarif ederken Bir kere zahiren bütün güçlüklere katlanarak Nasıl kolay mı insanın malını terk etmesini mülkünü terk etmesini İşte görüyoruz Halep tamamen boşalmış vaziyette Boşalmasını bırakın evleri barkları tamamen helak olmuş Şimdi bunlar geliyor mesela bizim Memleketimize sığınıyorlar Onlara soruyorsunuz işte bayram yaklaşıyor. Keşke bayramı diyor memleketimde yapsam Akrabalarımla dostlarımla arkadaşlarımla beraber yapsam diyor. Ne kadar harap olsa bile memleketini özlüyor.
Düşünün ne kadar zor Eğer dinimizin yüceliğini bilmese insan bu mücadeleye girmez Sadece bir Suriye olarak değil Bütün ta Adem aleyhisselamdan kıyamete kadar devam edecek olan bu mücadelede bu cihatta sebebi şeytan hayatta olduğu müddetçe bu bitmez. Bu devam edecek. Bu devam ettiği sürece Nedir? Bütün maddi sıkıntılara katlanarak Onları hiç gözümüz önüne getirmeyerek Göz önüne almayarak Malmış mülkmüş çolukmuş çocukmuş hepsini terk edip Yürüyebilmek Bütün hallerimizde nefsaniyete düşmemek mücehede. Bu bir mübarek ayağa ağaçtır. Şimdi bunu nasıl anlatalım?
Müşahede bir kutbul azamın, bir kutbul aktabın, bir kutbu cihanın, bir vavsil azamın bir vavsil ula'nın yedilerin üçlerin kırkların hali daha aşağıya inemem o bir mübarek ağaçtır cihat Onun meyvesi Müşahedeyi çokça da söyledik Her şeyin apaşikar görülmesi Gördüğü her eşrada Rabbimizin yüce kudretini müşahede başka bir ifadesi yok bunun bu yaşanan bir hal onu yaşayanın imanı durulur onu şöyle bir görmek yeter o gibi insanları geçen şeydeydi Eyüp Camii'ndeydi Ebayı Yübel Ensari Hazretlerinin huzurunda bir kardeşimiz Bir diğerlerine de gösterdim zaten Bakın dedim o kadar oturan kimseler var biz de burada bulunuyoruz Ama şu zatın oturuşuna bakın. Öyle bir oturmuş ki herkes oturuyor orada. Ama onun oturması başka. Onun bakışları da yürüyüşünde değişik. Nasıl adımlarını farklı mı atıyor? Hayır. Adımlarını atışında Tevazu ile yürürler diye buyuruyor Oturuşunda ne var?
Oturuşunda Rabbımızın azametini düşünerek bir oturuş var. İşin farkı bu. Besbelli oluyor. Bakın dedim bu kardeşimizin, bir büyüğümüzün oturuşuna bakın. Herkesten farklı. Yine akşam bu üç sahabenin bulunduğu yeraltı camiinde Birileri kıymetli bir zatın eline doğru koştular Hiç tanımıyorlar Neden Müşahede halinde onun için Belki o halde bilmiyor ama onun kokusu rengi tadı her şeyi bunu ifade ediyor. Bu zoraki olmaz. Bu yaşayan insanlarda olur. Hiç unutmam bir düğündü ve kıymetli insanlar oraya toplanıyordu hakikaten değerli kimselerdi her ilden her ilçeden böyle Salih diyebileceğimiz kişiler o arada hep üstadımızı sorduklarını gördüm Bu kim, bu kim, bu kim Tanıyanlar da vardı tanımayanlar da vardı Herkes birbirine soruyor Bu kim diyor Hakikaten olur bu Yalnız bu kim diyebilebilen insanda da bir halin olması gerekir. Tanıyacak.
Mesela bazı çok kıymetli eşya var, takılar var, altın diyelim, gümüş diyelim, buna benzer pek çok. Pek çok taşların içerisinde çok kıymetli olanları var. Zümrüdü de var yakutu da var. Bunun kıymetini kim bilir? Ancak ehli bilir. Derhaldir bu taşlar içerisinde en seçkindirdir. Çünkü alanı o. Eğer o bezle tarağı varsa bilir yoksa bilmez. Kamil insanları da öyle. Gönlün nur olan insanlar bilir. O bezle tarağı olanlar bilir yoksa bilemez insan. Bir hadise duymuştum da bunun nasıl olduğunu bilmiyorum ama bir hakikati ifade edişinde hiç şüphe yok. İşte bir tanesi gemiye binmiş. Gemide yolculuğun ücretini istiyorlar, herkes veriyor, bunun ise cebinde hiçbir şey yokmuş. Nasıl olduysa yokmuş.
Demiş şimdi ben sana bir hat yazı yazayım, bu benim yolculuğumun ücreti olsun Böyle söylemiş Vav Vav harfini yazmış Emir Sultan'da da bilhassa Ulu Camii'de de görürsünüz Hatta orada Hızır Aleyhisselam da durdu diye de ifade ediyorlar Hızır Aleyhisselam'ın durduğu yerler çok. Onlar şer-i Şerife muvafık olan, Ademiyet kokusu gelmeyen, ruhaniyet kokusu gelen yerlerde bulunur onlar. Her yerde olmaz ki. Yazıyor. Bundan ne olacak canım diyor. Geminin hiç önemsiz bir yerine bırakıyor. Artık sen de diyor bu şekilde geçmiş olursun. Geçiyor gidiyor. Sonra nasıl olduysa bir tanesi o yazıyı görüyor. O sahada el olan birisi. Bunu diyor bana ver. Ne yapacağız bunu? Ne var bunda? Bunun öyle bir değeri var ki sen ölçemezsin diyor. Kıymetini bilen olursa nasıl ortaya çıkıyor? Yoksa olmaz, yoksa bilinmez. Neydim Okyar diye hatırlıyorum. Bir hat sanatında üstün olan bir kimse.
Okumuştum İslam düşüncesi diye bir dergi. Çok eski bu bir dergi. Bu dergide bir kamışın hezeyanı diye şiir yazılmış. Bir kamışın hezeyanı diyor. O kamışla malum hat. Bunu bilirsiniz yazılar yazılıyor. Mesela Hamid Aytaç aranıyor. Onun yetiştirdiği üç tane de Yusuf isminde birisi var. Kimseler vardı, çok güzel ama onu yazmak kolay değil. Bazen üzerinden o hatların geçiliyor, bazen bozulanları var. Yoksa çok müstesna o yazılar. Ele geçmez. Ehli bilir, o kamışı bir tanesi almış, o hat için kullanılan kalem diyelim Kamıştan Böyle elinde ovalamış ovalamış, kırmış parçalanmış dökülmüş atmış Yazıyor Ben öyle bir değerliydim ki öyle bir korunuyor, öyle bir muhafaza olunuyordum ki ben kağıdın üzerinde o çizginin, o hattın yazılışındaki sesini bile çok güzel ifade ederler. Yazıyor Benim kıymetimi diyor değerimi bilmeyen birisinin eline düştüm de böyle oldu.
Eğer bilen bir kimsenin elinde olsaydım benden ne inciler, Ne mercanlar ne güzellikler meydana gelirdi diye kamışın heyecanı bir hezeyanı diye yazmışlar. Bilinmez olmaz burada müşahede diyoruz biz. Müşahedeyi kim bilecek? Müşahedeyi ancak ehli olan kimseler bilecektir. İnanın öyle kıymeti bilinmez. Bize Adana'dan Faruk, Karabucak diye birisi geldi. Üstadımızı gördü Hacabdullah amcamızla beraber oturuyoruz Üstadımızla konuşup görüştükten sonra dedi ki inanın dedi bu zatı muhafaza edin bu zatı muhafaza edin Öyle dedi herkese kapınızı açıp da işte görüşebilirsiniz deyip de böyle ulu orta insanlarla buluşturmayın. Evet bunlar herkese hizmet eder ama bunun sıhhatini koruyun nefes alması bile yeter dedi. Sonra Hacı Abdullah amcamız ben dedi bundan sonra dikkat edeceğim dedi. Bunu bizim kıymetli hocalarımız var hayatta olduğu için diyemiyorum.
Öyle derlerdi Eğer benim elimde olsa Hacı Hasan Efendi Hazretlerinin kapısında dururum herkese ulu orta girdirmem ben Çünkü o bize konuşmasa dahi baktığımız zaman bizim o günümüz başka geçiyor. Onunla konuştuğumuz, görüştüğümüz günler bambaşka oluyor diye Kayseri'den bir doktor gelirdi bize O derdi ki Böyle üstadımızla, biraz yakınlığı da vardı Mustafa Bey diye, çok kıymetli bir insan Gelir derdi ki bir ay ben burada mübarek üstazımızı görüp dinledikten sonra akümü dolduruyorum, bu bana bir ay yetiyor derdi. Yani bu gibi insanları ancak sahasında ehil olan kişileri bilecektir. Bu Bandırma'da Ali Efendi Rahmetullah Ali bizim memleketimizden olan birisine diyor ki bunu çokça anlatırlar, o zatı Rabbimize giden binlerce kapı var, her kapının arkasında Efendi Hazretleri görünür ama o değildir, en son kapıdakidir. Zannetmem ki, nasıl ifade edeyim, tabii takdir ederler, onu tanısınlar demiş.
Gene söylüyorum, söylediği sözü bile ifade edemiyorum çünkü kardeşlerimizi çok seviyorum, Hepsine saygı duyduğum için. Onu anlayan kimse yoktur demiş. Ancak üç beş kişi. Bu Kayseri'de Talas'ta Hafız denen bir kimse vardı. Mürşid-i Kamil'imiz daha çok genç. Kayseri uleması ve hulefası içerisinde konuşuyor. Esad Erbiliği Hazretlerinin başına gelen hadiselerden anlatıyor vesair manevi ruhani hallerden bahsediyor. Konuşurken, konuşurken öyle bir hal meydana geliyor ki hulefadan bir kısmı tahammül edemeyip dışarı çıkıyorlar, duvarları çiziyorlar. Allah'ım bu feyiz nedir? Bu aşk bu muhabbet nedir deyip kendilerinden geçiyorlar. Üstad-ı Alimizi bir ara böyle bir tasarruf altına alan olmuş. Bu tasarruf böyle suyun üzerinde bir saman çöpü gibi. Şöyle etrafına bakıyor, öyle bir kimse yok, kendisini itki altına alacak. Meğer perdenin arkasında odanın bir yarısına perde çekilmiş.
Orada hacı Fatma annemiz Medine'de irtihal eden Hacı Ahmet Atasayar'ın rahmetullah Ali anneleri oturuyor. O da Esad Erbili Hazretlerinin çok seçkin bir evladı. Hilafet verirken itham müdür Abdullah Efendi hazretlerine, kocasına, ondan sonra Hacı Fatma annemize veriyor icazet, diyor kimsenin icazetin kocandan altmış derece üstündür söyleme belki bir sıkıntı açılabilir. Hakikaten zuhur etmiş, Hacı Fatma annemiz gözyaşları ile cevap verirmiş hiç sen şunu şey yaptın bunu ettin deme sükut eder onlar. Duyardım Hacı Hasan Efendi sükut etmese derlerdi Bir gün vaaz nasihat ediyorlar böyle biraz gayretli konuştular dedi ki bu dedi gayretli konuşmam atıp tutmam belalarını bulmasınlar diye sükut etsem dedi belalarını bulurlar Ne kadar şefkat ne kadar merhamet içerisinde sükut eder gözyaşları ile cevap verirmiş O annemiz perdenin arkasında o da dermiş ki aşık oğlum aşık oğlum der.
Hayran kalmışlar onun o durumuna, o haline. Üstaz-ı Ali'mizin çok genç bir yaşlı. Onlar içerisinde Talaslı hafız dediğim kimse şimdiki gibi değil. Sandalyeler ağaçtan onda bir cezbe vardı zaten. Böyle Hunat camiinde görüyordum Kuran-ı Kerim okunurken Hu hu diye coşuyordu beni. İlahi aşkla dolmuş. Hatta bu kimse memleketimize geldiğinde gülenler olmuş Hu diye ayağa kalkınca dedi ki bu zatın hali beni ayağa kaldırıyor Hacı Hasan Efendi'nin haydi siz de konuşun beni ayağa kaldırın dedi. Bu kimse o mecliste Kayseri'de üstadımız konuşurken Allah deyip Celle Celalühü yukarıya doğru bir gidiyor tekrar sandalyenin üstüne düşünce sandalye arpa gibi dağılıyor. Buna sorarmış Sami Efendimiz Hazretleri Hasan efendi nasıl diye herkese sormazmış Demek ki o yönde eli olan o alana girebilen kimseye soruyor. Bir de ismini vermeyeceğim belki yaşıyor.
Bu Batı tarafından bir zat Hasan Efendi ile görüşüyor musunuz deyince Efendim çok arzu ediyorum ama nasip olmadı. Ankara'ya geliyor bakıyor ki vaizlerden neden tanıdığı kimseler var? Böyle bir arabaya biniyor. Nedir bu? İşte Gölbaşı'nda Hasan Efendi Hazretleri geldi ziyaret edeceğiz deyince zaten arzu ediyor bir cezbelenmiş Allah diye bağırmış. Emin olun bu ağır kaçmasın görüştükten sonra eli şuraya mı değdi buraya mı değdi diye tekabül etmeye başlamış. Bizim anlattığımız bu hususlar başta nefsime söylüyorum şimdi o bir ağaçtır onun meyvesi müşahede halidir Cenabı Hak basiretler lütfetsin. Anlayışlar lütfetsin. Şu mübarek günlere geliyoruz. Zilhicce'deyiz. Çok kıymetli bir aydayız. Hac ayı, kurban ayı, Arafat'a çıkıldığı zaman, kişinin nefsini tanıyacağı bir zaman, Rabbimizi bulacağı bir zaman. Ondan kendi ayıplarımızla meşgul olacağız.
Mesela diyelim ki ben kendi ayıplarımla meşgul olmadım da bir başkasının ayıplarıyla ile Bu ne demek? Bu ayağımın altına ben çukur kazmam demek Ne kadar bir başkasının aleyhinde konuşursam Ayağımın altına çukuru o kadar fazla kazıyorum. Öyle kazarım ki eğer çok konuşacak olursam Allah korusun onun derinliğine ne halatlar yetişir ne de bir başka alet yetişir yetişmez. Bir günde Rabbimiz kimsemizi düşürmesin kimsemizi düşürmesin. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.