Merhabalar sevgili dostlarımız. Bir İhsan Mektebi programımızda bugün yine sizlerle birlikteyiz. Bugünkü programımızda sizlere Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan Cihad konulu sohbetle devam edeceğiz inşallah. Enes radiyallahu anh demiştir ki, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem insanların en güzeliydi. İnsanların en cesuriydi. İnsanların en cömerdiğiydi. Bir gece Medine halkı düşman baskınından korkmuş idide yalnız Resulullah Ebu Talha'ya ait mendup adlı durgun ve çıplak bir atın üstüne atlayarak düşman sesi geldiği tarafa sürmüş, Medinelileri geride bırakıp geçmişti. Yine Enes Radıyallahu Anh, Resulullah'ın altında o durgun at sanki bir derya olmuş da su gibi akıyor sanırdık, demiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretlerinin amaset ve şecaatini gösteren türlü menkıbeleri vardır.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kıldırdığı her namaz sonunda ettiği dua cümlesinden biri de korkaklıktan Allah'a sığınmaktı. Sa'd Bin Ebi Vakkas Radıyallahu Anh'ın rivayetine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem her namaz sonunda şunlardan Allah'a sığınırdı da Ya Rab korkaklıktan sana sığınırım. Erzeli ömre bırakılmaktan sana sığınırım. Dünya mihnetinden sana sığınırım. Kabir azabından da sana sığınırım derdi. Allah'ım iradesizlikten ve kudretsizlikten, ağır canlılıktan ve tembellikten, savsaklık derecesinde ihtiyarlıktan sana sığınırım. Hayatın mihnetinden, mevtin musibetinden ve kabir azabından sana sığınırım diye dua buyurduğunu Enes bin Malik radiyallahu anh rivayet etmiştir. Cihada davet olunduğunda icabet vacip olduğunu beyan etmek üzere Buhari ibtida deve suresinden şu iki ayeti zikretmiştir.
Ey iman edenler siz hafifli ağırlıklı olarak genç ihtiyar evli bekar fakir zengin yaya binekli hepiniz evlerinizden fırlayıp cihada gidiniz ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad ediniz. Eğer siz hayır nedir bilir kişilerseniz biliniz ki cihad sizin için çok hayırlıdır. Habibim, eğer Tebük seferi yakın bir ganimet kolay bir sefer olsaydı münafıklar da mutlak arkana düşerlerdi. Lakin bu çok meşakkatli sefer kendilerine uzak geldi. Bununla beraber münafıklar gücümüz yetseydi muhakkak sizinle yola çıkardık diye yalan yere yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini yalancılıkla ölüme sürüklüyorlar. Allah bilir ki onlar muhakkak yalancıdırlar. Diğer ayet-i celilede Ey iman edenler size ne oldu ki Allah yolunda cihada gidiniz denilince siz yerinize yurdunuza bağlanıp ağırlaştınız. Yoksa ahiretten geçerek dünya hayatına razı mı oldunuz?
Fakat o süfli hayatın kıymeti ahiretin yanında pek az hayırlı olduğu muhakkaktır. Eğer siz peygamberle toplu cihada gitmezseniz Allah sizi çok acıtıcı bir azapla cezalandırır ve o bağlandığınız yerinize sizden başka bir kavim getirir de Allah'a hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü Allah'ın her şeye tamamıyla kudreti yeter. Nefir kafirlerle harp için evinden acele fırlayıp çıkmaktır. Nefirin aslı olan nefar insanı heyecan ve harekete getiren bir sebepten dolayı bir yerden ayrılıp başka bir yere gitmektir. Nefiri am efradı toplu sayılmayacak derecede çok olan kitleye ıtlak olunur. Umumi seferberlik emri verilince genç ihtiyar, evli bekar, hasta sağlam her Müslümanın bu emri işitir işitmez icabet etmesi Ebu Talha, İbn Abbas, Mücahit, Katade'ye göre farzdır. Hususi seferberlik emrine de aynı suretle icabet edilmesi vacip olur.
Bu ayet-i celile, şarkıyı Roma İmparatorluğu'na karşı savunma olarak açılan Tebük Seferi hakkında nazil olmuştur ve surei tövbede ilk nazil olan ayettir. Bu kaza o devirde dünyanın en kuvvetli Şevketli imparatorluğuna karşı ihtiyar edilmiş bulunduğundan bir istisnaya tabi olmadan umumi bir seferberlik emredilmiştir. Tevbe suresinin ayetleri bütün bu seferin hareket tarzını bildirir. Seferden kaçanların tevbihini ihtiva eder. Kınanmasını içerir. Tebük seferinde hasta ve fakirler umumen mükellef bulunuyordu ve bu emir Müslümanlara çok güç gelmişti. Bilahere şu ayet-i celile nazil olarak hafifletildi. Kazadan aciz bedeni nahif kimselere, ihtiyarlara, çocuklara, kadınlara, hastalara, yiyecek içecek, binecek bulamayan fakirlere gazadan taalluk ettikleri için, geri kaldıkları için günah yoktur.
Bunlar cephe gerisinde bozgunculuk hareketine karşı Allah ve Resulullah için nasihat ettikleri müddetçe onlara da günah yoktur. Allah bunların günahlarını yarlılar, tövbelerini kabul eder. Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. Allah yolunda harp eden mücahitlerin benzeri, Allah kendi yolunda cihad eden kimsedeki gayeyi çok iyi bilir. Ya gündüz oruç tutan ve gece namaz kılan müminin mislidir. Allah kendi yolunda dövüşen mücahit için ya şehadeti suretiyle onu sorgusuz derhal cennete koymayı yahut mücahidin sevapla veya ganimetle beraber salimen meskenine dönmesini deruhde etti. Bunun izahı şöyledir.
Allah kendi yolunda cihad eden kimsenin maksadını çok iyi bilir fıkrasından Murat, mücahidin Allah adını ila gibi yüceltme gibi halis bir niyetle mi yoksa maltamahı gibi basit bir arzuyla mı gaza meydanına atıldığının Cenabı Allah yanında malum olduğunu beyandan ibarettir. Mücahidin oruçluya teşbih buyurulmasında ve her ikisinde de nefsi imsak bulunmasıdır. Oruçlu nasıl yemekten, içmekten, cinsi münasebetten nefsi tutarsa mücahit de düşmana saldırarak düşmanın savletinden kendini esirger. Oruçlunun kalbi her zaman Allah'a meşgul olup sevaba nail olduğu gibi mücahidin de her zamanı ecir ve sevabı müstelzim halis ibadettir. Tevbe suresinin bir ayetinde mealen Allah yolunda mücahitlerin ne bir susuzluk, ne bir yorgunluk, ne bir açlık çekmeleri, ne de düşmandan bir muvaffakıyete nail olmaları olmaz ki mukabilinde kendileri için mutlak bir halis amel yazılmış bulunmasın.
Çünkü Allah Muhsinlerin ecrini zayi etmez, buyruluyor. Hadisin son fıkrasında Allah yolunda cihad eden Mücahit için şöyle bir ilahi kefalet haber veriliyor. Mücahit, gaza meydanında şehit olursa Allah'ın inayetiyle hesapsız azapsız derhal cennete gideceği şehit düşmez de salimen evine dönerse eli boş değil ya ecr ü sevap ile yahut hem sevap hem de ganimetle birlikte döneceği vaat edilmiş bulunuyor. Değerli dostlar İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde sizlere Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan kağıt konulu sohbetten bir bölüm aktarmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda yine aynı sohbete kaldığımız yerden devam edeceğiz.