Dini İslam'ın en yüce, en kutsi, en ulvi bir esasıdır, bir taatidir cihat. El cihat ve babum min ebvabil cenne cennetin kapılarından bir kapıdır. Dostlarına, seçtiği ve yine sanki koruyucu bir zırhtır. İnsanı şirkten, küfürden, nifaktan, her türlü kötü hasletten, düşmanların hile ve hutasından, aldatmasından, her türlü bela ve musibetten, işte şeytan ve nefis dışta din düşmanlarından koruyan adeta bir zırhtır. Geçenlerde gördük otuz beş bin metreden atlayan birisini, otuz beş metre yükseklikte kendisini koruyan zırh mesafesinde olan bir gömlekle muhafaza olmak suretiyle. Bu bir maddi değerdir ama Halıku Ellem Yezel'in cihad eden kimselere Lut etmiş olduğu o zırh, ve derullahi'l-Hassine, koruyucu bir zırhtır o cihat. Öyle oldu ki Mus'ab bin Umeyr Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem önünde bir zırh gibi durdu, sonra şehit oldu, onu şehadet zırhı ile Mevla'yı Zülcelal korudu.
Bütün Ashab-ı Kiram ta Adem aleyhisselam'dan kıyamete kadar gelecek Allah'ın sevgili dostlarını cihad eden evlerini hem maddi hem manevi hem ilim yolunda hem nefsinin irşadında ve ıslahında gayret gösteren insanları koruyan bir zırhtır. Mevlamız her türlü hilelere, oyunlara karşı onları muhafaza eder ve korur. Ile korur, rahmetiyle korur, mağfiretiyle korur, tecellisiyle korur, esma-i ilahiyyesi ile korur, sıfatlarıyla korur, fiilleriyle korur, korur da korur. Mevlayı Zülcelal Hafız-ı Hakiki hıfz eder, muhafaza eder. Cennetin kapılarından bir kapıdır. Hass velilerine seçtiklerine o kapıyı açar Mevla'yı Zülcelal. Sadece o alemde değil bu dünyada da açar. Rabbinin azamet-i ilahiyesinden çekinen kullarına iki cennet ki bu cennette de Mevla-yı Zülcelal onları muhafaza eder. Burada da o cennete girdirmek suretiyle ikramında bulunur.
Muttakilerin bir elbisesidir ve derullahil hafsine koruyucu bir zırhtır. Arz ettiğim gibi Mus'ab bin Umeyr ve emsali Allah dostlarını cihat eden evleri cihat cihat elbisesi ile zırhıyla korur. Bu cihada Eba Eyyub el-Ensari hazretlerinin buyurduğu gibi öyle korur ki siz bu korumayı otuz beş bin metreden yukarıdan aşağıya atlayan kimsenin korunduğu gibi değil o. Harikımız kalbini korur, ruhunu korur, ona öyle ufuklar, öyle ilahi ikramlarda bulunur ki Eba Eyyub el-Ensari Hazretleri bakın korunuşuna cihada çıkar ve der ki İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan onun askerleri de ne güzel askerdir buyrulmuştur. Bu fethin maddi anlamda olduğunu kabul etmeyin, manevi fetihlerdir.
Ehlullah'ın içimize girmesiyle gönüllerimizi de fethetmesi, kafalarımızı da fethetmesi ve bunun yanında bize Mevla'ya erişeceğimiz, kavuşacağımız yolda engelleri kaldırmak suretiyle kendisine de eriştirmesi manasında hiç siz geri planda bırakamazsınız. Öyle koruyor ki Eba Eyyub el Ensari Hazretleri bu Hadis-i Şerif'in sırrına erişmek için ne güzel komutan ne güzel asker diye gelir ve cihada doyamadım, bakınız cihadın zırh oluşuna doyamadım, beni mücahitlerin adlarının ayaklarının altına defnedin de bu nimet ve bu ikramdan mahrum olmayayım demiştir. Allah'ımız has olan dostlarını açıyor ve bu cihat zırhıyla muhafaza ediyor. Daha nasıl koruyor derseniz Efendimizin mübarek hayatından ta tarihten itibaren geçmiş tarihten itibaren nasıl muhafaza oldukları anlatmakla bitmez.
Mevlamız öyle korudu ki öyle muhafaza etti ki Hazreti Halid radiyallahu anh'a ne senin güçlü bir bileğin ve kuvvetin varmış, nasıl düşmanları tepeleyip geçtin deyince oradaki ifade ettiği mana şudur. Yani bu kılıçla sen çok insanları ehli küfrü tepeledin geçtin derken kılıç değil iş bilektedir diyor. O bilekte demesi söz cihad ile kendisinin manevi bir zırha girip cihadın güç ve kuvvetiyle vermiş olduğu cihadın güç ve kuvvetle ehli küfrü mahvettiğini ifade eder. Hazreti Ali radiyallahu anh'ın Hayber'in kalasını rivayetler çok, sekiz kişiden tutun da kırk kişiye kadar ifade edilir. Nasıl kaldırdın sen bu kalayı bu kalanın kapısını deyince ifade ettiği söz ruhen ve manen söylediği söz ve derullahil hasine Allah'ın koruyucu zırhını giymek suretiyle Mevla'nın vermiş olduğu güçle kaldırmıştır.
Kıbrıs'ta Beş Parmak dağlarında bir askerimizin kaldırılması güç olan bir tankı bir kişinin kaldırması mümkün mü? Katiyen mümkün değildir, nasıl kaldırdın deyince o zaman kaldırdım, o zaman Rabbimin vermiş olduğu güçle kaldırdım. Biliyorsunuz hadise çok uzun, anlatmakla bitiremem, hatırıma geliyor. Üstaz-ı Ali'mizin Kuran muharebesinden tut, Sami Ramazanoğlu Haddi Sallallahü Sırrı Hazretleri'nin yedilere komutan olarak yürü deyişinden, geçenlerde demiş, erziçten ithal etti. Onun evladı bize bunu tekrar bildiğimiz halde nakletti, anlatmakla bitiren an diğer muharebelerde de öyle.
Evliyaullah'ın iştiraki ile Veysel Karani Hazretlerinin uçakta çokça anlatılıyor yani bu kimsenin bilmediği bir husus değil, herkesin duyduğu bir konu, evladım diyor uçakta, siz şuraya atın bombaları, orada Türk bayrağı görüyoruz deyince hayır, Rumlar Türk bayrağını çektiler oraya cephaneliktir diyor ve muvaffakıyete biiznillahi teala vesile oluyorlar. Bu manevi zırhla olur hiç şüphesiz. O zırhla siz onların nasıl gittiğini de hesap edemezsiniz diyemem, ehlince malum bir durumdur, tayyi mekanla hiç şüphesiz yapılır. Biliyorsunuz ikinci Bayezid'in, Bayezid'in cihatta Emir Buhari Hazretlerinin nasıl kendisine yardımcı olduğunu, bir zat bizim muvaffakıyetimize vesile oldu diyorlar, gördüğü zaman da yanındaki artık veziri midir diye görevli olanların işte bu zat da Efendimiz'in kurtulmamıza vasıta olan biiznillahi Teala demişlerdir.
Bu zırhayı anlatmakla bitiremem Sadece sadece bu muharebe meydanında değil Allah'ımız onları öyle korur ki bu zırh, vallahiu yasi mukeminen nas ey habibim seni düşmanlara karşı Halık'lem Yezel zatı ilahimiz koruyacaktır. Sen bizim korumamız altındasın, buyrulmuştur ve ehli olan veliler de bütün oyunlara rağmen Halıkımızın koruması altındadır. Üzülürler o korumanın altında olan veliler kendilerine yapılan yanlışlıktan dolayı da belki gözlerinden kanlı yanlışlıktan dolayı da belki gözlerinden kanlı yaş akıtırlar acaba bunların sonları ne olacak diye. Dua ederler kurtulsun diye, tövbe etsin Rabbimize dönsünler diye. Ve cinnetuhu elvetika onların kalkanı ise Rabbimize güvendir. Çok sayıda oluyorlar üç yüz dokuz, üç yüz on beş kişi yerine göre üç yüz on üç kişi, bin kişiye ulaşan Bedir'de ehli küfre karşı hiç çekinmeden Allah'ın dininin yükselmesi için gayret ve çaba gösteriyorlar.
Allah'ımıza güvenip ona dayanıyorlar. Bakıyorsunuz düşman kalasına tek başına atlayıp o kapıyı açıyor ve müminlerin zafere ulaşmasına biiznillahi teala vesile oluyorlar. Bu nedir? Rabbimize büyük bir güvenin neticesidir. El mücehede bütün maddi değerlerden şu fani olacak olan dünya ve onun içerisinde bitecek olan her şeyden gönüllerini kalplerini çekip Mevla-yı Zülcelal'e ulaşmalardır. Onların sadece bu dünyada durmaları iş yerinde bir kimsenin geçimini temin etmesi için evinde rahat çoluğunu, çocuğunu ve etrafını geçindirmek için çalışması gibi. Buradaki çalışmamız nedir bizim? Gayretimiz çabamız manevi nimetlerine nail olalım rıza-yı ilahiye erelim diye. El-Mücahede de. Nedir? Ittisali ile artık dünyayı da büyüklerimizin dediği gibi üç talakla onun muhabbetini boşadık demişlerdir. Rabbimize da hiç şüphesiz erişmişlerdir onlar.
Cihat el mücehede ve hiye-patmun nefsi an mevlu Fatiha, nefsin bütün isteklerinden kesilip ve hamluha alakila fi ehviyetihi bütün nefsani arzuların terk edilerek, terk edilerek Mevla'ya yönelilmesi ve men uhamine şeheva bütün hayvani duygulardan, baş olma arzu ve isteklerinden bunlardan tamamen kurtulup ve ahduha bil mekebi de onlar zorluğa katlanırlar ve tecrau'l merarat onlar, onlar bütün acıları da yudum yudum içerler ve ketretü'l evrad Rabbimizi çokça anarlar ve istidametus savumi minas salati maannedem anil muhalefet. Bütün yolumuza engel olan nefsin ve şeytanın, insan şeytanlarının koymuş olduğu engelleri aşarak, yapmış oldukları hatalardan dolayı da tevbe ve nedamet pişmanlık duyarak, namaza ve oruca, bununla birlikte nafile taatlere çokça yönelmektir diye tarih edilir.
Yine artık katlanmamız gereken ibadet ve taatlerimize son derece riayet etmekle birlikte nefse karşı durmaktır, tabirini kullanmışlardır. Cihat hakkında ayet-i celileler, dört yüzün üzerinde, bunu biz bitiremeyiz, İbrahim bin Ethem Hazretleri'nden anlatıyordu, nasıl ilahi kapıların gönüllerimize açılacağı hususunda. Cihat öyle bir terim, öyle bir tabir, öyle bir tarif ki hayatımızın her alanını içerisine alması hasebi ile bitmez ve tükenmez çünkü mücahedetü'l alüvvivvivvahir zahiri düşmana karşı yapılan cihattır ve müceheedetü şeytan şeytana karşı ve müceheedetü nefs nefse karşı yapılan cihattır. Kısımları vardır, dereceleri anlatılır cihadı yapmanın şartlarından birincisi, husulü takva, Mevla korkusunu elde etmektir. İkincisi husulü istikame, nebilerin, sıddıkların ve şehitlerin, salihlerin tavrı gibi güzel bir ahlak içerisinde olmaktır.
Üçüncüsü Şeyhi kamile, iktida etmek, ona uymaktır ve göstermiş olduğu yolla, onların göstermiş olduğu yolla seleke o yolu takip etmek suretiyle ve gatnu tali fille vertefa alehul hicev ve tecellet lehul envehar ilahi tecelli nurların gönüllere inmesi, bütün zulmani perdelerin kalkması ve gattu tarikillah Allah'ın yolunda mani olan bütün engellerde kaldırmaktır diye şartlarını ifade etmişlerdir. Cihatdan gaye nedir denirse ahlakımızın güzelleşmesi için gönlümüzün arınması, nurlanması, temizlenmesi, nefsin radıyye ve Mardıyye, kulun Allah'tan, Allah'ın da Celle Celalühu kulundan razı olmasıyla birlikte salih amel işlemek, az simgeler, az uyumalar, az konuşmalar ve gayret ve çaba ile Mevla-yı Zülcelal'e erişmektir, onu bulmaktır diye tarif edilmiştir.
Yine İmam-ı Kuşeyr Hazretleri bize cihadı anlatırken Hakbul cihat gerçek cihat, ve ölçülerine de riayet etmek suretiyle emri ilahiyeye muvafık bir şekilde hareket edilmesidir. Çok güzel ifade ediliyor ama Hak'un cihat, emri ilahiye uygun bir şekilde hareket etmek ve bunun artık ölçüsünü, vaktini ve şekillerini de çok iyi ayarlamamız icap eder. Sonra hakiki cihat el-tahhı bil-eşhak, zorlukları katlanmaktır ve takdimu'l eşşekke alel eshell zorluğa zorluğu kolaylığa tercih etmektir. Yine buyrulmuştur ki bir anda olsa nefsi ile olan cihaddan kişinin bir an bile gafil olmaması, her zaman cihad içerisinde bulunması gerekir. Mesela namazımızda bile cihad ediyoruz gönlümüze gelen kötü düşüncelerdi. Mesela kurban keseceğiz onda bile cihad ediyoruz, acaba nefsimizi Allah'ın yolunda nasıl feda edeceğiz diye. Ulema-i Kiram'mız çok güzel tespit buyurmuşlar.
Yine cihadı anlatırken mesela kalbin cihadını anlatmışlardır, gaflet gibi, beğenilmeyen yani kötü kelimesini bile kullanmak istemiyorum. Beğenilmeyen yanlış tavırlardan kalbimizi korumak mesela gaflet gibi. Vel azmu alel muhalafet yolumuza engel olan nefsani bütün hallere karşı çıkmak ve Mevla-yı Zülcelal'imiz ile neticede bulmaktır. Mal ile olan cihadı da anlatırken Cömert olup hatta bir başkasını kendimize tercih etmek suretiyle Allah'ın yolunda saçıp savurmaktır ama ölçüler içerisinde onlar ne saçıp savururlar ne de sıkıp suyunu çıkarırlar. Orta bir yol tutarlar buyruluyor Furkan suresinde. Yine onların mesela nefisle yapmış oldukları cihat var. Onun arzu ve isteklerine karşı çıkmak suretiyle fırsat vermemişlerdir.
Gönül aleminde öyle bir cihatları var ki, Mevla-yı Zülcelal'in dışında ne varsa ona hiçbir meyil, hiçbir arzu ve istekte bulunmaksızın, şuhud halini devam ettirmektir Mevla ile bir olma manevi alışverişi devam ettirmektir. Mesela şeytanla yapacağımız cihatta Vel iştigalü billah vel gaybeti an ondan bizi mahrum etmeye çalışan mel'una karşı Allahu Zülcelal'in muhabbetiyle, onun sevgisiyle, aşkıyla meşgul olup bütün taatlerimizi bu sevgi ve muhabbetle yapıp ve onda yok olmaktır. Çok zahirde olan cihadımız hiye, bir devam I taat, taatlere devam etmek ve keful men hiye haramlardan da kaçınmaktır. Mesela bizim gibi insanların avamın cihadı nedir? Hiyefi evet salih amellerle meşgul olmaktır diye özetlemeye çalışıyorum biraz uzun. Bunların gayret ve çabası da avamın salih amelleri işlemeye azami gayret gösterirler, mahpus sıfatil beşeri diye beşeri bütün sıfatları yok ederler. Ne demek?
Beşerdir yiyecek, içecek, gezecek, hayat yoldaşı olacak, çocukları olacak. Ne olacak burada nifsaniyetten kurtulup bütün bu gibi işlerinde Mevlai zülcelal'in iradesinin kendi iradesinden önde olmasıdır. Mevlamızın iradesini her şeyi de tercih etmektir bütün işlerinde. Bugün güzel tarif etmişler. Mücahit anlatılırken men yüceidu fisebilillah Allah yolunda cihad edendir denmiş. Bunları yapanlar kimlerdir? Hiç şüphesiz Allah'ın veli kullarıdır, dostlarıdır. Onlar bunları yerine getiriyor. Kimdir? Çünkü özellikle vurguladığı husus bu. Vurgulamak istediği husus Allah'ın velileri diyor. Zaten umumi bir velayet var ki iman edenler Allah'ın dostlarıdır. Hususi olanların da ise şu güzellikler vardır birincisi en yekune mütevvere annel muhar Muhamharemat I vel mekruhat Allah'ımızın yasaklamış olduğu, razı olmadığı bütün kötülüklerden uzak dururlar.
İkincisi min hüsnü İslamil mel I terfu humala yani, Mevlamıza yarayışlı olmayan, habibinin sevmediği, ehlullahın ahlakına mubayir olan bütün yersiz sözlerden uzaklaşmaktır. Min hüsni islamil melih terkuhumale yani boş sözleri terk etmek kişinin dininin güzelliğindendir. Üçüncü olarak en en yekune afifen Öyle ki onlar çok namuslarını koruyan, muhafaza eden, edepli, erkamlı, edepli erkanlı bütün büyük günahlardan kezzine ve life ve livata ve şuur bil hamr ve sirka zina gibi, haya ediyorum, livata gibi ve içki içmek gibi, hırsızlık gibi bütün bu hasletlerden uzaktırlar. Dördüncü olarak hüsnü'l huluk güzel ahlak sahibidirler. Halimen Kerimen Lebiben. Şu akıllı insanlardır, düşünceli insanlardır, feraset sahibidir, ikram edenlerdir ve yumuşak huyludurlar. Sahibi beşaşe güler yüzlüdürler ve ferah gönüllerinde de bir süpün var, huzur var ve inbisat genişlik vardır.
Manevi neşeyle neşelidirler ve la yefrahu bilmedi kendisini lülseler bundan dolayı da şımarmaz ve la yahzünüm mine dam eğer kötüleyecek olurlarsa bundan da üzüntü duymaz aynen Saip Ata hazretleri onun gibi çok aleyhinde bulunurlar evlatları derler ki ne yapalım efendim, onlar bizim sabunumuzdur, günahkirlerimiz onların bu halleriyle gidiyor demiştir. Velileri ancak bu şekilde tarif edebiliriz Allah yolunda cihad edilen. Beşinci olarak En yekune sa tiran yeyu bin nas. İnsanların kusurlarını her zaman örterler. İşte şöyle böyle habiyen onların şahsiyetine dokunacak bir mümin kardeşinin değerini düşünecek sözler söylemezler. Vafiran lizelle teim Onların hatalarını bağışlarlar. Ancak hayırla anarlar. Eğer bir kötülük görürlerse. Definnaha onu yok ederler, gizlerler. Vein rea haseneten eza eğer bir iyilik görürlerse onu da yayarlar, her zaman onu güzel hasletleriyle vasfederler.
Es-Sad ise altıncı olarak El-marife Rabbi zülcelalimizi tanıyan hayırlı kimselerdir onlar.