Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, cedha namındaki devesi üzerinde bulduğu halde bir hutbe iran ettiler. Bir hutbe okudular. Hazreti Enes radiyallahu anh, ibn Malik en uzun ömürlü Sahabe-i Kiram'dandır. Ömürleri uzun olun. Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dua verdi ömrüne. Allah'ımız bereketlendirdi. Seksen tane torununu daha fazlasını görmüş oldu. Hazreti kabilesinden Enes bin Malik'dir. Künyesi Ebu Hamze'dir. Validesi ümmi süleym. Hazreti Enes, sekiz on yaşında iken risalet ve na efendimiz huzuruna getirerek şu oğlumu size hizmet etmek ümidi ile getirdim, ona dua buyurunuz diye ricada bulunmuştur. Serveri alem sallallahu aleyhi ve sellem onun hakkında, uzun ömür ve çok evlad ile dua buyurmuştu.
Efendimizin duası bereketinden Enes hazretleri sekseni geçkin evlat ve ahfadını, torunlarını bölmüş ve kendisi birçok mala da malik olmuş ve yüz üç yaşına ulaştığı, ve yüz üç yaşına ulaştığı halde vefat eklemiştir. On sene Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hizmetinde bulunmuş, bir de müffirun çok hadis rivayet edenler var. Onlar içerisinde zikrolunur. İki bin iki yüz on hadis-i şerif rivayet eylemiştir. Irak'ta Sahabe-i kiramdan en son vefat eden uzaktır. İmam-ı Azam radiyallahuiye rahmetullahi aleyh ona mülaki olduğu için tabiin zümresine dahil olmuştur. Zat-ı Ali rivayet ediyor. Demek ki Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem hutbeyi yüksek bir yerden okuyorlar. O günkü imkanlar dahilinde demek ki devenin üzerinde okuyor. Şimdi biz bundan hareketle diyoruz ki, işte ezanın yüksek yerde okunması icabı der.
Mekke fetholundu, Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bilal-i Habeşi radiyallahu anh Kabe'nin damına çıkmasını emir buyurdu. Demek ki yüksek bir yerde okunması icap ediyor ve aynı zamanda da çok bir cemaate duyulması için. Onun her hareket ve tavrı bizim için bir esastır. Buyurdular feal eyyühennas Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Ey insanlar. Demek ki bütün umuma da hitap buyuruyorlar. Bizde öyle bir hal, öyle bir durum var ki, ölüm bize yazılmamış da bir başkalarının üzerinde gerçekleşecek gibi bir tavır var buyuruyor. Yaşantımıza, halimize bakılacak olursa, sanki ölüm bizim üzerimize değil de bir başkalarının üzerine yazılmış. Ve cihadtır, tebliğdir, davettir. Emri bil maruf nehyi anil münker. Allah için sevgi, Allah için buğz, kurbandır, zekattır, hacdır, namazdır, vesair görevler.
Sanki bizim üzerimize değil de, bir başkalarının üzerine yazılmış gibi yaşantımız var. Halbuki Allah'ımız akıl vermiş, biz bununla mükellefiz. Yapmakla mutlak sorumluyuz. Yine devam ediyorlar. Ölüleri biz kendi ellerimizle kaldırıyoruz, yıkıyoruz, kefenliyoruz, defnediyoruz. Evet biz bunu kendi ellerimizle yıkıyoruz, defnediyoruz. Ne Evet biz bunu kendi ellerimizle yıkıyoruz, defnediyoruz. Ne zannediyoruz? Yakın zamanda tekrar bize gelecek diye düşünüyoruz. Halbuki bu hiç mümkün değil. Aynen bir ırmak gibi. Irmak nasıl denize kavuşunca onu çıkarmak olmadığı gibi, artık gelişi mümkün değildir. Yani onların ölümünden ve hallerinden ibret almıyoruz ki, biz de o yolun yolcusu bulunuyoruz ve o hal hepimizin başına gelecek. Böyle biraz da vakit geçecek olursa, Biz onları kabirlerine koyuyoruz. O zaman işte bir dertleniyoruz. Bir ölüm anında feryat, bir figan, bir ağıt.
Çünkü ağlaması ayıplarlar. Ağlayacak. Bir de bağıracak. Halbuki gözünden şefkat ve merhametin neticesi bir gözyaşı ibretle bakmak suretiyle gözyaşı bu değil. Bu bir adet gibi ağlayıcı. Sonra bunu kaldırıp kabre koyacak, ondan sonra da, hiç aldıracak etmeyecek kabre koyduktan sonra gelecek, onların mirasını görüşmeye başlayacak. Yani hiç çekinmeden, etmeden, ibret ve ders almadan, onları koyup terk ettiklerini taksim edip, evet şer'an taksim edecek. Ama bunu taksim ederken ibret alma diye bir şey yok. Artık ulu orta bir hareket içerisine girecek. Efendimiz buyuruyor sallallahu aleyhi vessellem. Öyle bir hal arz edecek ki, onlardan sonra biz dünyada baki kalacağız. Öyle bir duygu, öyle bir düşünce kafalara yerleşecek. Düşünmüyoruz ki biz de o akıbete duçar olacağız. Eğer hakkı ile düşünmüş olsaydık, önümüzdeki uzun, ince ve karanlık yol için bir hazırlık da bulunurduk.
Halbuki biz bütün ibret verici olan ayetler, haberler, meviza ve misalleri unutmakla beraber, bizim nefislerimiz ve mallarımıza gelecek afetler ve şiddetlerden de emin bulunuyoruz. Şüphe yok ki, şu emniyet koyu bir gafletten meydana gelmektedir. Ve doğrusu cehaletin eseridir. Yoksa hiç kimseye öyle bir teminat verilmiştir. Nebiye Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bizim tavırlarımızı haber veriyor. Ebu Hureyre radiyallahu anh hazretlerinden rivayet edildiğine göre, Efendimiz şöyle buyurdular kadar, hazır bulunursa ki eğer, gömülünceye kadar cenaze hazır bulunursa, iki kıraklık sevap vardır. Bir kıratın miktarı Uhud Dağı kadardır. İşte biz gideriz, bir taziyede bulunuruz, işimiz tamam dememeli. Demek ki bir yardımda, gereken hizmette bulunmamızın icap ettiği haber veriliyor. Kim üzerine namaz kılıncaya kadar cenazede hazır bulunursa.
Bir kıraat, yani Uhud Dağı kadar, ecir ve mükafat. Bu çokluğu ifade yörasında. Yok eğer defin olununcaya kadar bulunursa, iki kıraat böyledir. Bir kefendir akıbet, sermaye-i şahuk eda, pes buna mağrur olan mecnun değil de, yani nedir? İster fakir olsun, ister zengin olsun, akıbet de onun sermayesi bir kefettir. Buna mağrur olan, aldanan deli değil de nedir? Behlül Veli rahmetullahi Harun Reşid'e sorar. Ya mirel müminin Yerin içinde, yeryüzünde ve gökte en çok bulan nedir? Söyleyebilirseniz memnunum. Halife de şu cevabı verir Harun Reşid'in. Behlül bunu bilmeyecek ne var? Yerin içinde en çok bulunan ölülerdir. Belki kabirleri biliyoruz malum yerleri ama bunun dışında başında kabir taşı bulunmayan nice yerler var. Yeryüzünde en çok bulunan da hayvanlardır, bitkilerdir. Semada ise en çok bulunan meleklerdir. Bunların da sayılarını ancak Allah bilir.
O zaman Behlül Veliyyi rahmetullahi aleyh buna itiraz ediyorum. Dedi ki hayır öyle değildir. Doğru cevap, veremedindir. Yerin içinde en çok bulunan ölüler değildir. Ölülerin nedametleridir. Keşke tevhidi daha çok okusaydım, istiğfarımı daha fazla okusaydım. Daha çok dikkat edip salahü selamla efendimizin ruhaniyeti ile sallallahu aleyhi ve sellem, buluşsaydım, Ölüm tefekkürü yapsaydım. Canı gönülden, gönlüme tesir eder vaziyette. Rabıtımı kana kana yapıp, gönlümü sulasaydım. Zikrullah'a ehemmiyet verseydim. Evimle güzel geçinseydim. Akraba ile hoş bir hayat sürseydim. Hizmet etseydim diye en çok yerin altında bulunan o ölülerden ziyade onların nedametleridir, pişmanlıklarıdır. Keşke böyle hareket etmeseydim, doğumumdan ölüme kadar, kalınımı secdeye koyup kaldırmasaydım. Bu boyutdu.
Zira onlar dünya menzilinin sonu ve ahiret menzilinin evveli olan kabre girdiklerinde yaptıkları kötülüklerden ve günahlardan dolayı nedamete, pişmanlığa düşerler ve Feriha-ı figan ederler. Mesela şahit olduğum bir hadise var. Bir kardeşimiz irtihal etti. Bunu İmamı Gazali Rahmetullahi El-Bari Hazretleri ölüm hadiselerini rüyalarla çok güzel izah buyurur İbn-i Hüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüd Hangisinden zevk duyuyorsak onu fazlalaştıracağız. Kalbimiz ilk anda bir batar gibi olacak, yanar gibi olacak. Aynen bir hava gazının üzerinde bulunan çaydanlık gibi, su ısınacak. Sonra atmaya başlayacak, daha sonra kaynayacak ve normal halini alacak. İşte kalbim vuracak, nasıl ki koşup da durduğum zaman attığı gibi, heyecanlandığımda öyle attığı gibi vuracak.
Sonra normal halini alıp bir huzur duyacağım. Daha sonra ruhuma geçeceğim. Bunları çok anlatmıştım. Ama bir kalp zikri olsun yapmadım diye nedametini ifade etmiş. Bunun gibi. Yeryüzünde en çok bulunan hayvanlar ve bitkiler değildir dedi Behlül. İnsanların hırslarıdır, hırs. Vetul-i emel, şunu yapacağım, bunu edeceğim, daha şunu edeceğim demeler. Bunlar bir adamın bin türlü hırsı, emeli ve tamağı vardır. Şöyle yapacağım, öğreteceğim derken, gözlerini iki avuç toprak doldurur. Bunun için amelsiz, ibadetsiz varırlar. Biriktirdiklerinde başkalarına bırakıp eli boş dönerler. Semada meleklerden çok olan şudur. Behlül diyor, dedi ki kardeşim Harun, adil kişilerin adaletlerinin ecir ve sevabıdır. Semada en çok olan odur diye cevap etti. Yani istesek de istemesek de akıbet ölüm. Ölümü çok hatırlayın, anın. Eğer bir kul ölümü çok zikrederse Allah onun kalbini ihya eder ve ölümü de kolaylaştırır.
İş ölümle de bilmiyor. Asıl ebedi hayat başlıyor, ebedi hayata giriş yapın. Hasan-ı Basri Rahmetullahi bir kabrin başında sesli ağlayan birisine şöyle dedi. Çünkü bir kız çocuğu babası iltihal etmiş, başına gelmiş ağlıyor. Şunları da söylüyor. Babacığım yatağını ben hazırlıyordum, bu gece yatağını kim hazırladı? Diyor kız çocuğu, babacığım seni ben yediriyordum, içiriyordum, bu gece sana kim yiyecek içecek verdi? Buna benzer sözler söylüyor. Hasan El Basri rahmetullah Ali hazretleri dedi ki buna benzer sözler söyleyince, bunu duyunca, böyle söyleme. Sen şunu söyle, seni kıbleye yönelip koyduk. Oradan kıbleden yönün çevrildi mi? Kabrin cennet bahçesinden bir bahçe mi? Yoksa cehennem çukurlarından bir çukur mu oldu? İki meleğe cevap verebildin mi bunu söyle kızım buyurdu. Bu sözler üzerine kız Hasan-ı Basri efendim, sözlerini ne güzel diyerek öğütlerini kabul etti.
Hazreti Osman radiyallahu anh efendimiz böyle kabirlerde çok ağlarmış. Diyorlar ki başka mevzular anlatıldığında pek bu kadar ağlamıyorsunuz da, kabir ahvalinden veya bir kabrin başına geldiğinizde çok ağlıyorsunuz. O zaman diyor ki ben Rasulullah'dan duydum. Kuşkusuz kabir, ahiret menzilinin ilkidir. Ahiret konaklarının ilkidir. Kişi oradan kurtulursa daha sonrası onun için daha kolay. Kurtu lamazsa, daha sonrası onun için daha zordur. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ölümün soğuk ve korku yanı vardır. Bu nedenle Müslüman kardeşinizin ölüm haberi geldiği zaman, kişi şöyle desin. Şüphesiz biz Allah'a aitiz ve şüphe yok ki biz ona dönüşücüyüz. Muhakkak Rabbimize döndürüleceğiz Allah'ım. Onu iyiler arasında yaz. Kitabını ellicinde kıl. Sonlarını ye ile, onları Tabii ki birbirlerine mesaj çekiyorlar. Toplu olarak da bildiriyorlar. Bu bildirilir.
Maksat cenazenin hakkını ödemek için cemaatin birbirlerine bildirmeleri, Bu maksatla halk arasında filan kimse vefat etmiştir diye ilan etti. Böyle uzun boylu, evet Sallatü Selam'a canımız feda. Ama uzat ha uzak, uzat ha uzak, ta başka bir köşk ölmüş, uzak ha uzat bekleniyor. Ya abdest alacak, ya bir ihtiyacı var. Uzata uzat, uzata uzat. Üç defa denir. E o mahalle böyle bir aletse ondan sonra şöyle şu mahalleden, şu köyde, şöyle bir kimse vefat edebildim. Hastaları ziyaret ediniz, cenazenin kaldırılmasına katılınız ki bunlar size ahireti hatırlatsın. Abdullah bin Revaha radiyallahu anh savaşta şehit edilince efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ölüm haberini Medine'de ilan ettir. Kısaca, buyurun. Resul-i Ekrem efendimiz mümin kardeşinizin cenazesine katılmayı ona karşı olan vazifelerden biri olarak teşri etmiş, birçok hadiselerde bunu tekrar etmiştir Resul-i Ekrem efendimiz.
Mümin kardeşinin cenazesine katılmayı, ona karşı olan vazifelerden biri olarak, esas olarak koymuş, birçok hadislerde bunu tekrar varıncaya kadar cenaze ile ilgili hizmetlerin hepsine hatırlana verilecektir. Komşu ve yakınları cenazesinde defnedilinceye kadar iştirak etmek, yardımcı olmak İslam'ın güzel adetlerindendir. Edep bir erkandır. Cenaze namazının, cenazeyi, teşhi, faziletini bildiren haberler meşhurdur. Yine, İbni Abbas'ın oğlu öldü. Bana, bak cemaat geldi mi diye sordu. Ben de var dedim. Öyleyse cenazeyi çıkarın. Çünkü ben Resulullah'tan duydum sallallahu aleyhi ve sellem. Buyurdular ki, Allah-u Teala bir mümine şefaat için, ihtilafla dua eden, kırık kişilik mümin cemaatin şefaatini dehemme han kabul buyurur. Cenaze namazında cemaatin kalabalık olması da müstehaptır. Dinimizde güzel görülmüştür.
Bir cenazenin namazını kıldığı vakit, cenazenin namazını kıldığı vakit, borcunu senin üzerinde olan hakkını ödemiş olursun. Kim bir ölüyü yıkar, onu kefenler, kefen ne güzel koku satar, cenazesini taşır, üzerinde namaz kılar ve kötü belirtilerden. Öldüğünü ölü aleyhinde yaymazsa, anasından doğduğu gün gibi hatalarının çıkmış olur. Mümkün olduğu takdirde ölü henüz gömülmeden borçları tespit edilir. Daha kabre olmadan borçları tespit edilir. Zaman ve zemin müsait değilse o Ayrı bir odada okursa olur, ayrı Ayrı bir odada okursa olur. Ayrı bir odada okursa olur. Bazı böyle lakırdılar bilmem filan olmasın diye, ne yapılır diye bir yere alınır. Kuran cüzleri verilir. Aman Kuran okuyalım, İhlas şerifler okuyalım diye engel oluyor. Çünkü cahiliye adetler pek çoğalmış. Böyle bir bağırma var, ağıtlar. Sanki bu mutlak yapılacak gibi bir tavır var.
Bunlar değil de, böyle kendi halimizi düşünerek, bütün rabıta ile murakabe halindeysek, murakabe ile kendi halimizi ne olacağımızı düşünmemiz icap eder. Müslüman ibadete hazırlanıp Allah'ın huzurunda durmayı irade ettiğinde de vefat edip, yatanla ibadet ve taate hazırlanıp, Allah'ın huzurunda durmayı irade ettiğinde, vefat edip, Mevlamıza dönerken de içinden dışına vuran ciddi bir temizlik şuuruna erişmiştir. Abdest ve usul iç temizliği ile dış temizliğini bütünleştirdiği gibi, cenaze yıkamakla onun namazını kılmakla aynı temizliğin birleştirilip bütünleştirilmesini amaçlar. Bunun için Müslüman bir ölüyü yıkamak diriler üzerine vaciptir, bir haktır. Vacip olan gusül bir defa her tarafının yıkanmasıdır. Tekrar ise sünnettir. Cenazenin yıkandığı yer mahal örtülü olmalı. Çok cahili adetler var. Hep böyle damın üzerinden, mesai yerlerden bakmalar.
Hele bir kadın cenazesi, örtülü bir yerde ehil olan bir hanım ama salih hattan olacak. Ehil olan bir hanım, salih hattan bir hanım, yanında da yardımcıları bulunur, yakınları bulunur. Haram olmayan kimseler bulunur, böyle yapılır. Resul-i Ekrem Efendimiz Ebu Zer radiyallahu anh'a, Ey kardeşim sana bir tavsiyede bulunacağım, bunu hatırımda tut. Allah'ın bundan seni faydalandıracağını umarım. Çok olmaksızın gündüzleyin zaman zaman kabirleri ziyaret et. Bu sana ahireti hatırlatsın. Fakat bunu çok yapmak ki din ve dünya işlerin yüzüstü kalmasın. Cenazeleri yıka. Çünkü cansız cesetlerle haşır neşir olmakta çok pinirli bir öğüt vardır. Cenaze namazlarını kıl ki bu gönlüne uhrevi bir hüzün versin. Çünkü gönlü kırık olanlar Allah'ın himayesinde olarak her türlü hayran mazhardırlar. Ölümünden sonra Allah'ın mümine ilk hediyesi, cenaze namazını kılan kimselerin affedilmesidir.
Cenazeyi götürmekte en güzel, her kişi kırk adım kadar taşımaktır. Bunu da yaptıklarını bulunduğumuz yerlerde görüyoruz. İşte bir cenaze arabasına kadar takip ediyor. Ve baş tarafından başlayarak önce tabutun ön kısmına geçip, tabutun sol kolunu kendi sağ omuzuna gelecek şekilde taşıması. Sonra ayak ucuna geçip yine sağ omuzuna gelecek şekilde taşıması. Sonra ön kısmına geçip bu kez sol omuzuna gelecek şekilde taşıması, sonra da ayak ucuna doğru gelip yine sol omuzuna gelecek tarzda taşımazdık. Cenazeyi kırk adım götüren kimse hakkını yerine getirmiş olup, hadisi şerife beyan edildiği üzere, kendisinin kırk kebiresi büyük günahı da keffaret bulmuş, affedilmiş olur. Cenazeyi bekletmek zaten dinimizde doğru değildir. Götürürken de tabutu fazla sarsmamak şartı ile acele etmek, yani biraz acele yürümek sünnettir. Cenazenin defne gibi taşınması da farz-ı kifayedir.
Kendilerinden başkası bulunmayan kimselerin taşıma ücreti almaları caiz olmaz. Cenazeye götürmek ibadettir. Herkese layık olan ona hazırlanmaktır. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi ve Sellem, Said Bin Muaz hazretlerinin tabutuna omuz vermek suretiyle cenazesini götürmüşlerdir. Cenaze götürülürken gaflet edilmeyip, hayattakilerin sorunu ve meyyitin kavuşacağı ahvali düşünerek, Cenab-ı Hakk'ı kalben zikretmektir. Üzumsuz lakırdılardan da uzak durmaktır. Müslüman kardeşimizin cenazesini kabre kadar tahrip edip öldürmek, nafile namazdan daha hayırlıdır. Sizden birisi ölen din kardeşinin teçhiz ve tekvinini üzerine aldığı zaman, onun kefenini kefenlenmesini güzelce yapsın. Ölüye bakmak isteyenin kefenlenmeden, önce batmasının uygun olduğu rivayet edilmiştir. Cenaze kabre getirilir, yere konulunca cemaat isterse oturabilirler.
Ayakta durmalarında da bir sakınca yoktur ama henüz omuzlarından yere indirilmeden oturmak mekruhtur. Çünkü böyle yapmak ölüye karşı kayıtsız kalmayı ifade eder. Fukahanın çoğuna göre ölü kabre konulup üzerine toprak örtüldükten sonra oturmak daha iyidir. Bu ölüye karşı saygı ifade eder. Kabirler çiğnenmemelidir. Kemikleri kırılmamalıdır. Ölü insanın kemiğini kırmanın günahı, diri iken kemiğini kırmak gibidir. Biriniz öldüğü zaman bekletmeyin, hemen kavrine götürün. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.