Kuran azimüşşan'da Cenabı hak, mescitler hakkında Ayet-i Celilei Cemileler mevcuttur. Mescit ilk olarak gördüğümüz kadarıyla Mekke-i Mükerreme'de Kabe'yi Muazzıma'dır. Caminin birçok kuralları, edepleri ve erkanı vardır. Camide mekruh olan hususlar, beyan buyrulur. Meybur olmadığı halde camide uyumak kerih görülmüştür. Biliyorsunuz uyku anında neler olduğu malumümüzdür. Dünya işleriyle ilgili konuşmak, dinimizde kerih görülmüştür. Kerih dediğimiz çirkin. Dinimiz onu hoş görmez dünya işleriyle ilgili konuşmalar. İçinde nasihat olmayan, böyle gelişigüzel şiirler okumak camide mekruhtur. Böyle insana dini, İslami duygular, Rabbimize muhabbet, habibine sevgi oluşturmayan manasız şiirler okumak mekruhtur. Yemekten haya ettiğimiz burun temizliği gibi, balgam gibi, tükürüğü camiye bulaştırmak mekruhtur. Hem de aleyhissalatu vesselam efendimizin hiç sevmediği bir harekettir.
Hatta böyle bir durumda da insanların da rahatsız olacağı bellidir. Bazı bu hususla alakalı seslerin çıkması bir diğerini rahatsız edecektir. Kaybolan bir şeyi camide soruşturmak ve yüksek sesle konuşmak mekruhtur. Tabii camide ezan okunur. Ezan okunurken sesin yükseltilmesi bunda bir sıkıntı yoktur. Böyle akli hususunda sıkıntı olan, deli diyemiyorum belki sıkıntı doğar diye. Fakat ifade edilen, deli bir kimsenin camiye bırakılması da doğru değildir. Çünkü ne yapacağını bilemezsiniz. Sarımsak gibi, soğan gibi, pırasa gibi, böyle insanları rahatsız edecek, yiyeceklerin de yenmesinden dolayı ağızda meydana gelecek bu kokular insanları rahatsız edeceği için mekruh görülmüştür. Böyle bir anda o koku yok oluncaya kadar mescide gelmez. Bir mescidi boş bırakmak da mekruhtur. Biz daha evvelden görürdük. Mesela camiye kimse gelmiyor. Bakardık imam kendi başına camide namaza duruyor.
İşte camide hiçbir cemaat yoktur diye mescidi kapatmak caiz değildir. Yine de kimse olmasa bile namaz vakitlerinde cami açık tutulur. Mescit Haram dışındaki camilerde, şimdi Mescid-ül Haram belli Beytullah. Onun dışındaki camilerde dikkat edilecek hususlerde ele alınmıştır. Bunun fıkhi yönleri münakaşa götürdüğü için geçiyorum. Caminin sünnetleri vardır. Cami yapmak, böyle camide yıkıntılar var. Dökülmeler var. Bu gibi hallerden dolayı camiyi tamir etmek de sünnettir. Eğer bir cami onarılması mümkün olmayacak derecede yıkıma terk edilmişse elbette ki caminin yerine büyük bir mescit yapılabilir. Camiyi temizlemek, camiyi güzelleştirmek sünnettir. Çünkü bunlar İslam'ın şiarıdır. Camiye gitmek isteyen birisinin, cami için temiz elbiseler giymesi, güzel kokular sürmesi, temiz ve güzel böyle bilhassa temizliğine dikkat edilir giysilerim.
Ayakkabılarımızın uygunsuz necasete veya iyi olmayan, hoş olmayan bir kirle, kirle ayakkabının kirlenmesi, bütün çekindiğin pislenmesi diyor, onu demek istemiyorum şu güzel mescitte. Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin emri ile yapılan mescitte bu kelimeyi bile kullanmaktan haya ediyoruz. Caminin fıkan, cami nasıl önemli ise caminin avlusu da öyledir. Bakın bunlar tarik ehli insanlar. Görüyorsunuz şurada bile durulmuyor. Onun için aman İslam ilmihali okuyalım, İslam ilmihali okuyalım. Şu hatırımıza geliyor. Essahne innema ente muzekkir neste aleyhim bir Musa'yıdır. Habibim sen ancak tebliğcisin, Bir zorlama yoktur. Fakat biz utanıyoruz tebliğimizi yapıp yapamadığımızı. Hiç ben üstadımızı ne olursa olsun çok severim. Ben oğlu değilim. Kanından, kemiğinden geldim o ayrı ama ruhani bir babamızdır o bizim. Daha baba kelimesini kolay kolay kullanmadı.
Bizim, üstazaliliğimizin, müşir-i kamilimizin öyle bir güzel edepleri vardı ki cami konusuna gelince buraları böyle iskelelerle doluydu, hep rahat girilip çıkılıyor. Ayakkabısı da çok temizdi. Çünkü uygunsuz yerlere gitmiyordu. Onu dahi burada çıkarıverdi. Burada namaz kılınacak diye. Zaten onların kemali hallerinden belli oluyor, davranışlarından belli oluyor. Dikkat ederlerdi. Bilirlerdi. Okumasa dahi Allah'ımız onları okutmuş gönlüne bizim böyle anlatmakla uğraşıp durduğumuz konular nur şeklinde gönüllerine girmiş onların. Bak kardeşi bir cami imamıydı. Kardeşine neler söylüyordu. Aman Abdullah Efendi, kardeşim, yediğin içtiğin helal olsun, camiye dikkat et. O zaman böyle her tarafına düşünecek şekilde halılar yoktu. Böyle parça parça, halı vardı, kilim vardı. Bunları temizlemek için kan, ter içerisinde olduğunu görürdüm. Aman yediğim, içtiğim helal olsun diye.
Bir gün mescide girdiler. Mescitte bir avize. Onu şöyle yokladılar, bir toz gördüler. Tabii evladı durumundaydı, o namaz kıldıran kimse. Bak dedi, caminin bu tozlarını alman lazım, temizlemen lazım. Demek ki sadece postunun üzerinde evradını okuyan kimse olarak düşünmeyeceğiz. Dünya postunun üzerinde de onlar şeyhliğini en güzel şekilde yapıyor. Ticaretinde de yapıyor, ziraatında da yapıyor, insanlar arası muamelesinde. Her davranışında yerine getiriyorlar. Camiyi temizlemek ve güzelleştirmek sünnettir. Camiye gitmek isteyen birisinin kendisine güzel koku sürülmesi, temiz ve güzel elbise giyinmesi, ayakkabılarının necasete veya uygun olmayan bir maddeye basmak suretiyle kirlenmesini engellemek sünnettir. Bak göreceksiniz. Şimdi burada Evliyaullah mı var? Kim var? Ayakkabıyı nasıl çıkardığımızı göreceksiniz, giyerken de nasıl? Diyeceğim şuydu Sen zorlayıcı değilsin.
Buna rağmen bizim efendimiz hazretleri gizli gizli gözyaşları döküyor Allah'ım, sözlerimi tesir ettiremiyorum. Allah bizi ıslah etsin. Allah bizleri ıslah etsin. Hasan hocamız gerçekten temiz bir kimseydi. Ruhlu bir kişiydi. Böyle hastalıkları için gelmiş Efendimize bir işte iadede bulunalım hastalığına geçmiş olsun diye ayrılırken şunu söyledi bize Efendimizin dedi hiçbir hastalığı yoktur Onun hastalığı biziz dedi. Bizim dedi dikkatsizliğimize üzüldüğü için böyle oluyordu. Rahmetle yadilerim Mahmut abi daha gençti. Gençti. Onları böyle tazim içerisinde dikkatli görünce, şöyle bir zamanda dedi, bu gibi gençlerin irşad ve ıslahı için ölmek bile istemiyorum dedi. O muhabbetlerine demek ki bir ekinci gibi, bir ziraatçi gibi tarlasında fidanların meyve verdiğini görünce seviniyorlar. İnsan camiye girdiğinde camiye saygı babından iki rekat tahiyyat namazı kılması sünnettir.
Yalnız kerahat vakti olmamak şartıyla bir de tahinyetü'l mescid dendiği zaman hiç konuşmayacak. Öyle dakikalarca konuştuktan sonra şöyle bir namaz kılayım değil. Hiç konuşmadan böyle sağ tarafında mescidin huzur içerisinde kılar. Camide namaz kılmanın faziletli oluşu elbette eğer mahsur yoksa şimdi fitneye sebebiyet vermeyecekse kadınlar için de geçerlidir. Ama hayırlı olan nedir? Evinin köşesidir. Hele şu zamandı. Camide lamba yakmak. Işıklarını yakmak. Camiyi temizlemek. Sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak. Camiye girdikten sonra kıbleye doğru oturup dua etmek, Allah'ı Rabbi Zülcelal'imizi senada bulunmak, istiğfarla, tevhidle, Salavatı şerifvelerle bulunmak, abdestli olmak sünnettir. Hep mi bu camide olacak bilmiyorum ki. Girmiş bir gün bizim büyük ağabeyimiz ona efendisine çok bağlama, babası ama efendisi. Şöyle üç beş kişi görmüş, bakmış konuşuyorlar. Heyecana gelmiş.
Siz kimin huzurunda böyle oturuyor, böyle konuşuyorsunuz da. Tesir etmiyor efendim. Bunu biz size değil kendimize bulacağız. Mürşidimiz müstesna. O ayrı. O bizim suçumuz. Siz başımızın tacisiniz. Namazı camide kılmak sünnettir. Böyle sıkıntılı bir hava diyelim. Kardır, buzdur, yağmurlu buna benzer özür olmadan özellikle camiye komşu olanların namazlarını camide kılmamaları mekruhtur. Hatta bazı Hadis-i Şeriflerde camiye komşu olanın namazı sadece camide kıldığı namazdır şeklinde tabirler kullanılmıştır. En faziletli cami elbette ki Mescid-ül Haram. Daha sonra Efendimiz Salli Allahu Teala aleyhi ve sellemin Mescidi Saadeti ve Mescidi Aksa'dır. Cami yapmak elbette sünnetlerdendir. Hem de çok önemli bir vazife, çok önemli bir görevdir. Büyük sevabı vardır.
Rasulullah Efendimiz Salli Allahu Teala aleyhi ve sellem her kim dünyada bir cami yaparsa o caminin, her karışının veya bir ifadeye göre her yarım metresinin karşılığında kırk bin yılda katedilecek genişlikte bir şehir verilir ki bu şehir altın, gümüş, inci, yakut, zümrüt ve incilerle kuşatılmıştır. Ne büyük bir mükafat, ne büyük bir ihsanmış. Böyle kıymetli bir kimseydi. Bunu caminin açılışına davet etmişler. Bunu da unutmuyorum. Demiş ki cami açılışına varırım ama sırf namaz kılınan bir yerse var mı? Varırım, evet saygı duyarım ama bir hizmet versin. Dinimizin esasları anlatılsın. İşte çocuklarımız İslami bilgiler, ilmihal bilgileri alacağı yerlerde bulunursa varırım demiş. Demişler ki efendim alt kısmı da çok düzgün bir şekilde Kuran kursu yaptırdık olur demiş. O zaman varırım. Camilerin bu görevleri de yerine getirmesi hicabiler.
Caminin tabanını, tavanını ve duvarlarını dam üstüsünü böyle kirletmek haramdır. Eğer necis olursa da hemen temizlenmesi vaciptir. Bizim cami yapımı ile meşgul olan bir kimsemiz var. Hiç diyor caminin altına ihtiyaç yerini koymam. Cami muhterem olduğu için diyor hep ayrı yerlere yaptırırız diyor. Cami olan bir bina gasp edilmiş, harabeye dönmüş veya terk edilerek onun yerine başka bir bina yapılmış veya terk edildiğinden dolayı cami olunma özelliğini yitirmiş ve tekrar cami olacağı ümidi de yoksa mesela diyelim ki bir kasaba gibi ne gibi yerlerde camisi terk edilmişse burasının necis edilmesi haram olduğu malum değildir. Elbette ihtiyata uygun olan orasının necis edilmemesidir. Çünkü ora bir cami olarak yapılmış. Mescit olarak yapılmış. İşte daha sonra da onun tavanı da çökmüş, her taraf duvarlarda yıkılmış. Yine de camiye hürmeten oraya uygunsuz zibildir.
Daha başka böyle kirler neler, kap bulaşıkları, çocukların bezleri bilmem filan atanmaz. Camiyi altınla süslemek israf sayılırsa haramdır ama israf olmazsa bu mütalaa edilir. Adetli ve kirli diyelim bir durumda olan ve cenabetli şahsın mescidi'l harama ve müessüdün nebiye girmeleri haramdır. Diğer camilerde de durumları hatta her ne şekillerde olursa olsun camilere girmeleri de haramdır. Sadece camiyi geçiş yolu olarak kullandıklarında yani bu kapısından girip öteki kapısından çıkılırsa veya camide olan bir şeyi almak için camiye girerlerse bunda yine düşünülmüştür. Birden caiz diyemeyiz. İhtiyatlı vacip gereği imamların haremleri diğer camilerle aynı hükümdedir ve ihtiyata daha uygun olan bu haramlerin mescidi'l haram ve mescidi'l Nebi aynı hükümde olmasıdır. Genel olarak caminin şanına aykırı işleri camide yapmaktan sakınmak gerekir.
Kuran Azimüşşan gibi fıkhı ve dini eğitimler camide bunların yapılmasının da sakıncası yoktur ama her halükarda caminin kutsiyetinin korunması vaciptir. Ve namaz kılanlara eziyet etmek caiz değildir. Namaz vaktinin girdiğini bildirmek için alışılmış şekilde hoparlörle ezan okutmanın, çünkü sesi daha da ileriye duyurmak için sakıncasını ulema-i kiramımız görmemiştir. Ama Kuran, dua ve benzeri şeylerin caminin hoparlöründen okutulması eğer komşuların eziyet olmasına neden olursa bu sakıncalıdır. Artık kasabanın bölümünü siz düşünün Mirren Salaları. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine, ehline ashabına, peygamber-ı zan ve piran-ı zan, bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın el-vahını, el-Fatiha.