Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Besmele-i şerifenin hikmetleri hakkında istiaze denir. Yahut teabüzdeki hikmet izin istemektir. Bu bir kapıyı çalmaya benzer. Nitekim bir sultanın kapısına varan, ondan izin almaksızın giremez. Aynı şekilde Kuran okumak isteyen kimse mabudu huzurunda münacata girmek istemektedir. Bu durumda o lisanını temizlemeye muhtaçtır. Lisan lüzumsuz söz ve bühtan gibi şeylerle günahkar hale gelir. Bu ise taavvüz yahut istiaze ile temizlenir. Marifet ehilleri demişlerdir ki, bu kelime Cenabı Hakk'a yaklaşmak isteyenlerin vesile kılacağı kalbi Makafetullah, Allah korkusu ile dolu olanların tutunacağı, mücrimlerin ithabı, günahkarların azarlanması, helak olacakların geri çevrilmesidir. Hak aşıkları bu kelime ile gönül ferahlığına girerler. Kuran okumaya başlarken bu kelimeyi söylemek Rabbül Alemin Nahl suresindeki emri cehiline uymaktır.
Esta ibi billah feiğle gara tel Kuran okuyacağın zaman. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Müslümanlar Kuran okuyacakları zaman istiaze ile başlarlar. Yani euzu besmele ile başlarlar. Hadis-i Şerif'te de Cibril aleyhisselam bana kalem ve levhi mahfuzdan böyle okuttu buyrulmuştur. Eudur fiilinden ihbardır, Allah'ın fazlından isteme manasına takdir olunur. Ya Rabbi sana sığınırım demektir. Kul ile Allah arasında bir ahit vardır ve Cenabı Hak, Benim ahdimi ifa edin ki yerine getirin ki, ben de sizin ahdinizi ifa edeyim buyurur. Kul euzu besmele çekmekle bütün noksanlığımla birlikte kulluk sözümü yerine getirip sana sığındım. Ve senden affımı istiyorum. Sen de rububiyet sözünü ifa ef'aliye, zatiye olmak üzere üç kısımdır. Birincisi, senin gazabından rızana sığınırım demektir.
İkinci olarak Senin azap ve cezandan istiaze ederken, sığınırken, korunurken üç şeklini ve bunlara bağlı diğer çeşitlerinle bilerek istiaze etmelidir. Eğer bunu anlar da düşünürse geçen büyüklerimiz gibi olmuştur. Onların da hepsi Kuran'da, Kuran'da Fatiha-i Şerife'de, Fatiha'da besmelede, besmelede bağda derc olunmuştur. Tefsir-i kebirde der ki bütün ilimlerden maksud kulun Allah'a vasıl olmasıdır. Billahi derken bayi ilsat da kulu Allah'a vasıl eder. Allah ile celle celalühu kul arasında bir bağdır. Eşşeytanerr raciim Allah'ın rahmetinden uzak ve uzaklaştırılmış şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım. Burada İbni Abbas radiyallahu anh'ma. İblis Allah'ın emrine isyan edince lanetlendi ve şeytan oldu. Bu onun lanetlendikten sonra ismidir. Emviki ismi Azazil veya nail idi. Şeytanın birçok görüntüleri var. Hems, lems, lems, vesvese.
Yani hems, lems göz karşı işareti, işte dokunmak, kalbe yersiz düşünceler girdirmek, araları bozmak gibi türlü türlü hileleri olmasına rağmen onda sadece onların birinden veya birkaçından değil, umumi olarak şeytandan Allah'a sığınmak gerekir. Şeytan ile murat iblisla avanesidir. Avane onun etrafıdır, ordusudur diyebilirsiniz. İster insanlardan isterse cinlerden olsun istikamet yolundan saptıran her saptırıcıya da şeytan denmiştir. Ayeti celilede ssair billah, şeriatinul insi vel cin buyrulmuştur ki insanların ve cinlerin şeytanları demektir. Erracim lanetlendikten sonra emri ilahi ile melekler tarafından semalardan atılan demektir ki şeytanın çirkin bir sıfatıdır, kovulmuş demek. Çünkü kulak, ulak hırsızlığı yapardı. O hırsızlığına müsaade edilmedi, taşlandı. Büyükler demişlerdir ki istiaze yani korunma artık istiaze deyince korunma demek. Sadece dil ile söylenmekle yerine gelmez.
Huzur-u kalp şarttır. Sadece euzubillahimneşşeytanirracim demek, şeytanı bizden uzaklaştırmaz. Kalbin de nefret etmesi gerekir. Sözün hale ve fiile uyması esastır. Dilimiz korunurken kalbimizin de korunmak için hazır hale gelmesi gerekir. Dil euzu billahi derken hal ve harekatın şeytana sığınıyorsa bu masiyet ve tuğyanda şeytanla işbirliği yapmaktır. Dil söylüyor, Yahudi Besmele çekiyor ama böyle yaşantı olarak Allah'ımızın emrine muhalif bir davılık var. Huzuru kalp şarttır. Allah'a sığınma ile eğer dilimiz euzu besmele okur da halimiz ona uymazsa bir alakası olmaz. Arifin Allah'ımızı tanıyanların korunması Allah'tan gayresini görmektendir. Onlar eavur ben sığınırım derken Cenabı Hak'tan başkasını görmekten tamamen uzaklaşır. Nasıl olur görür.
Mesela burada halıyı görür, işte minberi görür, mihrabı görür, kürsüyü görür, duvarı görür, levhaları görür, elektriği görür, insanları görür, dağı görür, taşı görür, semayı görür, arzı görür ama bunların hepsindeki görüşü eserde müessire geçiştir. Onu yaratan Mevla'yı görür. Mesela semaya bakın diyor onu yaratan Allah'ımızı müşahede eder. Arzda da üne, el vakfı eşyada da o şekilde. Arif olanlar Allah'ımızı tanıyanlar, kesret hicabı ile perdelenmekten Allah'a sığınır. Yani onlardaki bütün şu eşya saymakla bitmeyen eşya biri ifade eder. Bunların Halıkı Mevla'dır. Dir. Daha başka esrarını da müşahede eder. Şeytan işte bu arifin nurundan korkar ve kaçar. Eğer Yahudi besmele çekenden kaçmaz. Ebu Said el-Harraz, Kuddise sirruh bir gün İblis'i rüyasında gördü. Onu asasıyla vurmak istedi. İblis ona dedi ki ya Eba Said ben senin asandan korkmuyorum. Korktuğum şey, Arifin kalp seması korkmuyorum.
Korktuğum şey arifin kalp semasından doğan marifet güneşinin şu ağları ışıklarıdır. Rabbımızı tanimanın neticesi kalbinde meydana gelen nur durumdan korkuyor. Rabbımızı işte tanımak, ağzımıza götürdüğümüz lokmada bu lokmayı verenin kim olduğunu bilmek. Bir su bardağını kaldırıp su içerken, çay içerken, meşru olan içeceklerden tadarken bunu veren Mevladır deyip ama kalben de onu müşahededir. Hasan-ı Basri rahmetullahi aleyh demiştir ki kim Cenab-ı Hakk'a hakikat üzere kalp huzuru ile istiaze ederse, korunursa Allah onunla şeytan arasına üç yüz perde kor. Böyle bildiğimiz bez parçası değil o perdeler. Tahta parçalarda değil. Onların tarifi mümkün olmayan geçilmesi çok güç olan bir engeldir. Bunların her biri sema ile arzın arası kadardır. Üç yüz hicap şeytan ile insan arasında perde vardır derken onun o perdenin genişliği sema ile arz kadardır.
İbni Abbas radiyallahu anh ma'dan rivayet olunduğuna göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bir gün mescitten çıkmışlardı. Kapıda İblis'i gördüler, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ona, seni benim mescidimin kapısının ağzına kadar getiren nedir? İblis, beni buraya getiren Allah der. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem peki sen mescidin kapısına niçin geldin? Bana sormak istediğini sorman için geldim ya Muhammed. İbni Abbas radiyallahu anh'a der ki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ona ilk defa salattan yani namazdan sordu ve dedi ki ey melun ümmetimi cemaatle namaz namaz namaza çıktıkları vakit ben kızgın bir humma tutar, beni ateşli bir hastalık tutar titrerim. Onlar dağılıncaya kadar kendime gelemem. Onlar duaya başladıkları zaman bana bir sağırlık ve körlük musallat olur. Dağılıncaya kadar bu sağırlık ve körlük benden gitmez. Peki ümmetimi Kuran'dan niye men edersiniz?
Onlar Kuran okumaya başladıkları zaman ben kurşun gibi erir giderim. Ümmetimi cihaddan niçin engellersin? Ümmetin cihada ve boynuma zincir vurulur. Onlar sadaka vermek istedikleri zaman da başıma testereler konur, odun kesilir gibi kafam parçalanır dedi. Şeytan Ademoğullarının tabiatına yiyip içtikleriyle musallat olur. İnsan yiyip içmeyi azaltırsa birçok arzuları kırmak için çalışmış olur ve böylece şeytanın müdahalesine imkan kalmaz. Eğer yemeği azaltacak olursa. Beş vakit namaz. Nefsin ısrarı için elbette ki en önemli bir taattir. Kul namazın kıyam, kıraat, rüku, secde gibi erkanını iyi anlar ve huzurla huşu ile namazlarını kılarsa nefsini terbiyeye imkan kazanmış olur. Vehb ibn-i Münebbi der ki Nuh aleyhisselam gemiden çıkınca İblis aleyhisselam'e geldi.
Nuh Peygamberimiz ona ey Allah'ın düşmanı senin ve ordunun onları saptırıp helak olmalarına, onların hangi günahlara yardımcı oldu de dokuz yüz telli sene gibi bir tebliğde davette bulunan peygamberin Allah'tan getirmiş olduğu mesaja hiç kulak açmadılar neden böyle oldu dedik de biz onlardan cimri, hırslı, hasedçi, zorba, zulmeden aceleci birini görünce hemen yakalayıveririz. Bir kimsede bu huyların hepsi toplanırsa ona da şeytani merit yani azgın şeytan deriz. Çünkü bu huylar şeytanların reislerinin huylarındandır demiştir. Yine haberde gelmiştir ki İblis aleyhillane her gün dünyayı iki elinde kaldırır ve der ki insana zarar veren, bir faide veremeyen, onu üzerine mesrur etmeyen şu dünyayı kim benden satın alır. Ehli dünya derler ki biz alırız. Şeytan acele etmeyin der. Onun bir kısım ayıpları vardır. Onlar bunda bizim için bir beis yok derler şeytan.
Fiyatı birkaç dirhem veya dinar değildir. Cennetteki nasibinizdir. Çünkü ben bunu dört şey karşılığında satın aldım. Allah'ın laneti, gazabı, azabı ve belden alakasını kesmesin, bunun uğrunda cenneti sattım. Ehli dünya bunlarla beraber kabul ediyoruz derler şeytan. Bunda bana biraz kar vermenizi isterim. Bu da dünyaya kalplerinizde yer ayırıp ebeden onu oradan çıkarmamanızdır der. Onlar da kabul derler ve alırlar. Şeytan bunların arkasından der ki ne kötü bir ticaret bu. Şeytan bile diyor, cennet gibi bir nimetten mahrum. Habibinin sohbetinden mahrum. Ne kötü bir ticarettir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme şeytanın vesvesesinde sual olundu. Cevaben hırsız içinde bir şey bulunmayan eve girmez. Bu imanın apaçık delilidir buyurdular. Dediler ki Ya Rasulallah şeytanın bu vesvesesi nedir aldatması, gönüllere girmesi. Buyurdu ki hırsız içinde bir şey bulunmayan eve girmez.
Mutlaka bir kıymet vardır, bir değer vardır, bir altun vardır, bir gümüş vardır. Çok pahalı bir eşya vardır ki onun için o eve hücum eder. Bu imanın apaçık delilidir buyurdular. Ali bin Ebi Talib radiyallahu anh der ki bizim namazlarımızla ehli kitabın namazları arasındaki fark şeytanın vesvesesidir. Çünkü şeytan onlar ile uğraşmak. Zira onlar buna muvafakat etmiş, uymuşlardır. Her ne derse ona riayet eden kimselerdir. Müminlerse ona muhalefet edip muharebe itmektedirler. Ne yapar? İşte akşam yatacak abdestsiz yatırmak ister. Mümin de kalkar abdest alır. İki rekat de namaz kılar. İşte gece kaldırmak istemez kalkar geceyi ihya eder yine istirahat eder. Cemaatle namaz kılmasını istemez o kalkar sabah namazı eda eder. İşrak vaktine kadar bekler iki rekat namaz kılar. Dünyevi işlerinde hilekarlığa sevk eder.
O da ben de çoluğumda çocuğum da aman helal rızık yesinler, amelleri bozulmasın diye muhalefet eder. İşte karşılaştığı kimselerle çok güzel konuşur. Onlara hayırlı tavsiyede bulunur. Düşmanın düşmanlığını artıracak harekette bulunmaz. Zekidir, akıllıdır. Hep hayırlı tavsiyelerde bulunur. Açar Kuran'ını okur. Güzel eserlerden, kendisini cehaletten kurtaracak, malumat sahip edecek. Rabbimizin azametini bildiren, ahireti hatırlatan iman esaslarını okur. Allah'ımızın sıfatlarını öğrenir. Zati, sübuti. Onun yanında ibadete mütealnlik görevleri öğrenmeye çalışır. Bir miras hukukunu öğrenir. Bir nikah haddini, bir ticari hususları öğrenir. Hep nefsi, şeytanı muhalefetleri karşı çıkar. Müminler ona her zaman bu şekilde muharebe eder muhalefet eder. Muharebe ise ancak muhalefet halinde vukudur. Muharebe edecekse ama durduk yere insan muharebe etmez.
Senin dininine hücum eder, kutsi değerlerine hücum eder, malına hücum eder, mülküne hücum eder. Haksızca muamelelere girer. Bundan zuhur eder yoksa durup durduk yere niçin böyle bir kavga hasıl olsun ki? Namaza başlamadan evvel şu duayı tavsiye ederim. Namaza başlamadan önce bu duanın okunmasını tavsiye ederler ki şeytan ona karin yakın olmasın. Bismillahirrahmanirrahim dediğimiz zaman bu tam bir ayettir. Sure başlarındaki besmele teberrüken ve iki sureyi birbirinden ayırmak içindir. Bu istiazenin Yahudi'nin besmeleye tak dimi de önce okunması da namazdan evvel taharet gibidir, bir temizliktir. Bu temizlik masivadan, Allah'tan, gayrıden sıyrılıp Cenabıhakk'a yönelmek içindir. Müslümanlara her hayırlı işlerine Allah'ın ismiyle başlamaları Cenab-ı Hakk tarafından da emrolunmuştur. Bütün ilimler besmelenin bağısında toplanmıştır.
Hazreti Ali Efendimiz radiyallahu anh eğer yazmak isteseydim besmelenin bağı hakkında deve yükü kitap yazardım demiştir. Allah ismi celali Allah'ın isimleri içinde ismi azamdır. Birisi derse ki ismi azam kendisiyle dua edildiğine muhakkak kabul edilen ve kendisiyle bir şey istenince muhakkak verilen bir ismi ilahidir. Halbuki biz bu isimle dua ediyoruz. Her zaman Allah diyoruz, binlerce diyoruz. Fakat ekseri vakitleri icabet olunmuyor. Biz Allah diyoruz ama bir duamızın kabulü yok. O zaman diyor ki duanın birtakım ağda ve şerait vardır. Ancak o ağda yerine getirildiği takdirde icabet olunur. Duanın kabul olmasının ilk şartı helal lokmadır. Biraz karın doyduktan sonra da yemeği zorlamamaktır. Lokma ile ıslahı batın eylemektir. Midemizi ıslah etmektir.
Mesela bazı kardeşlerimiz görevleri hususunda aksattıkları zaman onu bile kaydetmişler bir vesile yerine getirerek aman ha rızkımız helal olsun demişlerdir. Mesela Sami Bendi hazretlerinin, Kaddafi Sallallahu Sırra babaları bir ticarethanede çalışıyor kendileri iki ay kadar ücretsiz çalışmışlar. Ücretsiz. Neden? Belki gelmediği günler olur diye. İşte bunların duası kabuldür. Buyurulur ki dua göklerin anahtarıdır. Bu anahtarın dişleri ise helal lokmadır. Şimdi bazı levhalar yazmışlar böyle altına da bizim ismimizi koymuşlar hiç alakası yok. Biz böyle bir söz naklederiz de yok bizim sözümüz değil, ördüm. Diyorum ki dua göklerinin anahtarıdır, bu anahtarın dişleri helal lokmadır, altına bizi yazmış. Bunu en azından sorsa çok iyi olur. Mesela biz bir tebrik yazmışız. Bunun herkese duyulmasını istiyorum. İşte dünyada safa, ukba'da safa bunu levha olarak bastırmış.
Hiç bizimle alakası yok bunun. Evet biz yazmışız ama bu levha olsun diye bir şey demedim çünkü onun birçok edebi hataları var. Yoksa onun altında üstadımızın evvela ilim mi olmalı başımızın tacı. Diğerinde sorulsaydı bize dinseydi biz onu eğer uygun görürsek çok düzeltirdik. Mesela bu takvimlere yazmışlar. Kafa ilimle ak böyle olsa işte gönül zikirle, bedenle cihatla hani bunu uygun bir dil ile de ele alınmamış edebi olarak ve bizim ismimiz yazılmış. Çok güzel de bu bir sorumluluk, bir edeptir. Kim olursa olsun denir ki biz bu hoşumuza giriyor bunu yazalım mı? Eğer uygun görünürse yazılır yoksa bu hata olur söylemediğin bir söz nasıl söylenebiliyor ki? Biz zata demişler ki efendim biz çeşme yaptırdık onun bir yaz isteriz. Hoca olan bizzat sabaha kadar uğraştım diyor. Bunlar bir haktır, uhhtur. Bunların gelişi güzel olmaz. Yine geldi de söylüyorum Esrarı'ne.
Allah'a dini halis kullar olarak dua edinir. Allah'a dini halis kullar olarak dua edinir. İnsanın bir şeyi sadece diliyle söylemesi, kalp huzuru olmadan oruç tutması, dua etmesi ruhsuz kalıba benzer duvardaki resim gibidir. Ancak huzur kalple yapılırsa bir ifadesi vardır. Errahmanirrahim dünyada rahmetin bütün mevcudata şamil bulunan, bütün mahlukatına rızık veren, onlardan türlü belaları defeden, ahirette rahmetini yalnız müminlere tahsis eden demektir. Dünyada takvasından dolayı müttakinin rızkını artırmaz. Fıskı fücurundan dolayı facirin rızkını kesmez. Her bir mahlukatını kenti dilediğince rızıklandırır. Mesela müttaki deyip rızkını benden korkuyor diye artırmaz. Çok günah işliyor diye rızkını kesmez. Herkese nasıl takdir edilirse onu verir ama ibadetimizle, taatimizi Cenabıhakk'a yakınlığı meydana getirirse rızkımızda bereket meydana gelir. Az bir taat, az bir taam hepimize yeter.
Gönül huzur-u leyyin. Rahmet Onun sıfatı zatı Yesindendir. Aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ın muradı rahmettir. Kulları için hayır murad eden şer murat etmez. İradede sıfat-ı zatiyesidir. Burada Şeyh Davud Kayserî hazretleri demiştir ki Rahmeti sıfat-ı ilahiyesindendir ve o hakikati vahidedir. Lakin zatiye ve sıfatiye olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan her biri umumi ve hususidir. Sonra bu dört kısma ayrılmıştır. Sonra bunların toplamı yüz kısım rahmet olmak üzere dallara ayrılır. Efendimiz buna işaretle buyuruyorlar ya Celalallahu rahmete mi ete cüz'in hadisi şerifiyle Cenabı Hak rahmeti yüz parça kılmış doksan dokuzunu kendisi yanında tutup bir cüzünü sadece yeryüzüne indirmiştir. Bütün halk mahlukat bu bir cüz sayesinde birbirlerine merhamet ederler hatta yavrusunu incitme korkusuyla kısrağın ayağını kaldırması bu rahmetten dolayıdır, buyrulmuştur.
Hadis-i Şerif'in tevilinde rahmetin doksan dokuzunu kullarına merhamet olmak üzere ahirette saklamasıdır denilmiştir. Yine büyüklerimiz diyorlar ki Allah'ın üç bin ismi vardır. Bunlardan binini sadece meleklere, binini peygamberlere öğretmiştir. Üç yüzünü Tevrat'ta, üç yüzünü İncil'de, üç yüzünü Zebur'da, doksan dokuzunu da Kuran'da zikretmiş ve birini de kendine tahsis etmiştir. Sonra bu üç bin ismin manasını besmeledeki isimde toplamıştır. Kim besmeleyi bunların manasını bilerek söylerse Allah'ı bütün isimleriyle zikretmiş olur. Elhamdüllilahi Rabbil alemin El-Fatiha. KALBİ SELİM