Ülkemizde olsun, diğer beldelerde olsun, yangınlardı, sevdiği vesaire bu memleketimizde olan kömür faciası elbette ki büyük bir musibettir. Bunun karşısında nasıl hareket etmemiz gerekir? Bunu ulemai kiram ve meşayayı zam hazaratı bela ve musibeti nasıl ifade etmişler, kısaca beyan etmek istiyorum. Bela ve musibet üç şekildedir. Belavla, genel musibet ve bela, bizim ıslahımız, irşadımız ders çıkarıp Allah'ın Celle Celalühü yoluna girmemize vesile olması için. Ve belaulhas, böyle seçkin kimselerde bela ve musibet, o da nefsimizin irşadı ve ıslahı içindir. Daha seçkin kimseler için Cenabıhakk'a kurbiyet içindir. Şu sorular gelebilir, mesela büyük insandı, kamil insandı, veliydi, bu bela ve musibet neden geliyor denecek olursa bela ve musibetin iki şekli var. Bir keffaret oluşu var, bir mükefffirat, bir de mücazat olunuşu var. Bizim gibi kimseler için bela ve müsebet nedir? Mükeffiraattır.
Mesela Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, bir diken batacak olsa o kimse buna sabretse onun için mükafat olur. Hatta Ahmed bin Hanbel Hazretleri, Rahmetullah Ali gönül sıkıntısında, bu konu bizlere de çok gelir, Gönlün daralmasında, bunda bile ecir ve mükafat var buyrulur. Yalnız Ahmet bin Hanbel Hazretleri buyuruyor ki gönlün daralmasında sizin düşüneceğiniz Rabbi Zülcelal'imizin bizi görüyor, biliyor ve duyuyor demenizdir. Büyüklerimiz için ise mücazattır. Onlar için derece ve makamlarının yükselmesidir. Bir defasında Musa Aleyhisselam Tur Dağı'nda Cenabı hak ile mükaleme yapmak için giriyor. Dönüşünde bakıyor ki Allah'ın dostlarından birisini bir kurt parçalamış, sadece kemikleri kalmış. Diyor Ya Rab, bu senin veli bir kulun, neden böyle hale geldi, bu hale kemikleri bile bir yığın halinde etleri, neleri, her şeyi yok olmuş.
Buyuruyor ki Cenabı Hak Ya Musa, o benden öyle bir makam istedi ki ibadet ve taatiyle buna erişmesi mümkün değildi. Ancak bu şekilde. A'da Risalesinde bir tabir var. Bunu üstadımız çokça söylerlerdi. O da bir velinin velayetinde, beli kırılıncaya kadar eza ve cefa çekmedikçe bunun mümkün olmayacağı ifadedir. Malum, Hadis-i Şeriflerde belanın en şiddetlisi enbiyağı, ondan sonra vel emsal ve el emsal devam eder. İmanın güç ve kuvvetine göre halıkımız bela ve musibet verir. Arifani ilahi der ki derdü bela saltanatın iki cihana vermezen, onlar öyle bir zevki ilahiyeye eriyor ki bu tabii onların yaşadığı bir haldir. Bak bizim anlayacağınız, bizim için bela ve musibet diyelim ki bir halı, bir halının temizlenmesi neye bağlı? Biz tokuş tabirini kullanırız. Onunla vurulmak suretiyle tozu giderilir.
Hani bu musibetlerdir başımıza gelen, evladımıza gelen, bunun yanında malımıza gelen, mülkümüze gelen sıkıntılar ne için? Bizim temizlenmemiz için ama Ehlullah için makam ve mertebedir. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın başlarından geçen hadiseler biliyorsunuz, niçin zuhur ettiği. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin. O gibi hallerden ders ve öğüt alarak