İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde Muhammed Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu sirrahü sirrahü'l azizin Bedir Gazvesi ve Enfal suresi tefsiri isimli eserine inşallah devam ediyoruz. Değerli dinleyiclarımız Bedir senesi hadiseleri ve zekatın farz oluşuna dair bir bölümle inşallah bugünkü birlikteliğimiz başlıyor. Bedir zaferini müteakip Ramazan-ı Şerif'in sonunda sadakayı fıtır vermek vacip oldu ve ayeti fıtır da Ramazan Bayramı'nda bayram namazı kılındı. Zekat vermek de bu sene içinde farz oldu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri de Bedir'den Mansur ve muzaffer olarak avdet buyurduğunda dini İslam pek ziyade kuvvet buldu ve hep düşmanların gözleri yıldı. Medine'deki Yahudiler Tevrat'ta meskur olan Nebiyy-i ahir zaman budur demeye başladılar ve bazı Yahudilerden de iman eden oldu, bazıları da zahiren İslam'a geldi.
Ehli İslam içinde münafıklar da peyda olmaya başladı. Hicret-i Nebeviyeden sonra Yahudiler Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizle cenk etmemek ve onun düşmanlarını cenge teşvik ve tahrik etmemek üzere muahede etmişlerdi. Medine civarında Yahudiler başlıca Kureyza Nadır namıyla iki kabileye münkasim idiler ve bunlardan başka Kaynuka denilir bir kabile vardı ki Medine'nin Aliye nahiyesi civarında Cisri buthan nam mahalde sakin olup kalaları metin ve kendileri cesaretle maruf idi, bilinir idi. Hazreç kabilesi onların muvahit ve hamisi idi. Onlarla sözleşmeleri vardı ve koruyucusu idi. Hazreti kabilesi. Yahudiler ehli İslam'dan birini katıl ile nakz-ı ahd eylemiş. Yani verdikleri sözü bozmuşlar.
Resul-i Ekrem efendimiz Hazretleri hicretin ikinci senesi Şevval'inde Ensardan velevz kabilesi eşrafından Ebu Lübabe bin Abdil Munzir hazretlerini Medine'de kaim-i makam bırakıp liva-ı şerifi amcası Hazreti Hamza'nın eline verip Guzatı Müslimin ile birlikte on beş gün kadar Medine'den çıktı. Beni Kaynuka ise nihayet-i Zilkade kurresinde yani Zilkade'nin sonunda teslime mecbur oldular. Hazreç eşrafından rei zül münafıkeyn Abdullah ibn-i Übey onların katilden afiyetini istirham ve bu hususta ziyade ısrar ve ibram etmekle Resul-i Ekrem de onları katildan sarf-ı nazar ederek Şam tarafına nefyut tard etti. Onları sürdü ve kalalarındaki esliha silahlar vesair emvali ganaimin humusunu yani ganimet mallarının beşte birini Beytülmale alıp bakisini geri kalanını Guzatı Müslimin arasında taksim etti.
Ebu Süfyan bin Harb bin Ümeyye, Mahmut kervan ile Mekke'ye varıp arkasında Bedir'de münhezzim olan asker de bozuk düzenmekkeyh vasıl olduklarında Kureyş'in birinci derecede reisleri kimi telef ve kimi esir olduğundan Ebu Sufyan bittabi Kureyş'in reisi makamında bulunarak ehli İslam üzerine bir sefer etmedikçe karıların yanına varmamak ve sürülmemek üzere yemin etmişti. Bunun üzerine iki yüz atlı ile Mekke'den çıkıp Medine civarına geldik de ileriye biraz atlı göndermiş, onlarda Medine'ye bir saat kadar mesafesi olan bir mahalle gelip ehli İslam'dan bir zatı şehit etmişlerdi. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de onu işittiği gibi seksen süvari ve yüz yirmi piyade ile Medine'den çıkıp o tarafa azimet buyurdular.
Kureyş taifesi ise henüz Bedir bozgunluğunun acısını unutmamış olduklarından hemen firara yüz tuttular ve hafiflemek için yanlarındaki zad ü zahire çuvallarını, yani erzak ve zahire çuvallarını atarak kemali süratle kaçıp geri gittiler. Bu cihetle ehli İslam Kureyş'e yetişemediler. Fakat arkalarından bu çuvalları toplayıp zahmetsizce hayli zahire elde ettiler. Bu sefer de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Medine haricinde beş gece kalmış ve Zilicenin dokuzuncu günü Medine'ye vasıl olmuştu. Ferdası günü bayram namazını kıldı ve kurban kesti ve Ashab-ı Kiram'a da kurban kesmeleri için emir buyurdu. Yine bu Zilhicce ayında Resulullah efendimiz Hazretleri Kerimeyi muhteremesi Fatımatüz Zehra Radıyallahu Anha Hazretleri'ne amcazadesi Ali bin Ebi Talib Hazretlerine tezviç buyurdu. Onunla evlendirdi. O vakit Fatıma on beş yaşında, Hazreti Ali yirmi bir yaşında idi.
Bu sene içinde Kibar-ı Ashab-ı Kiram'dan Osman Bin Maz'um Radıyallahu Anh Hazretleri Dar-ı Bekaya rıhlet etmişlerdir. Yine bu sene Kureyş rüesasından Ümeyye Bin Salt da ölmüştür. Ümeyye kötü bir semaviyeyi yani semavi kitapları mütalaa ile biseti Nebeviyeye, peygamber efendimizin gönderilişine muttali olmuş fakat kendisi nebiyy-i ahir zaman olmak emeline düşmüş iken Hatemün Nebiyyin Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri şeref zuhur etmekle hasedinden naşi küfrü dalalette devam etmiştir. Bedir vakasında Şam'da bulunup sonra da Mekke'ye giderken Bedir karyesine uğrayarak orada maktul olan dayızadeleri Utbe ve Şeybe'nin gömüldüğü kuyunun başına varıp onların mersiyesi olarak bir kaside söylemiş ve müteakiben kendisi de azmi cehennem eylemiştir. Bedir'den sonra Yahudilerin tavrı.
Hicretin üçüncü senesi Yahudi Nadır kabilesi rüesasından, reislerinden Kah bin Eşref'in idamı vuku buldu. Şöyle ki Kah bin Eşref şair olup Resul-i Ekrem efendimizi hicvederdi, alay alırdı. Bu esnada Mekke'ye gelmiş ve Mekke'deyken Bedir vakasına dair mersiyeler söyleyerek Kureyş'i ehli İslam aleyhine tahrik etmişti. Ensardan velevs kabilesinden Muhammed Bin Mesleme radiyallahu anh kendi kabilesi dilaverlerinden dört nefer refikiyle varıp ibret olmak üzere Kab'ın başını kestiler. Yahudiler sabahleyin huzur-ı Nebevi'ye gelip şikayet ettiler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de Kab'ın ne türlü fesada sa'yetmekte olduğunu beyan etmekle Yahudiler bir şey diyemeyip gittiler. Bedir vakasından sonra Şam yolu muhataralı olduğundan, tehlikeli olduğundan Kureyş, Irak yoluyla Şam'a gidip gelmeye başladılar.
Bu esnada Irak yoluyla bir Kureyş kervanı hareket edip Safvan Bin Ümeyye ile Ubeytıp bin Abdil Usta dahi beraberdi. Resul-i Ekrem efendimiz Hazretleri haberdar olunca yüz süvari ile Zeyd bin Harise radıyallahu anh Hazretlerini gönderdi. Necid'de Karde nam su başına vardılar ve o kervanı vurdular. Mevcut olan emvali malları alıp Medine'ye getirdiler. Beytülmal için humusunu çıkardılar. Yani beşte birini ayırdılar ki bu humsun kıymeti yirmi bin dirheme baliğdi. Vacip Teala ve Tekaddes Hazretleri Yahudilerin mağlup olacaklarını beyandan sonra Yahudilerin kendilerini muharip addedip ehli İslam'dan adetçe çok olmakla galip olacaklarına dair dualarını reddetmek üzere buyuruyor. Ayette hitap ehli imana olduğuna nazaran ey müminler sizin için iki fırkada büyük alamet vardır ki o iki fırka birbirine karşılaşırlar, onlardan birisi fisebilillah mukatele eder, diğeri mütemerrid olarak mukatele eder.
Mümin olan fırka kafir olan fırkayı kendisinin iki misli olduğunu Rabbü'l-ayn görür. Yani baş gözüyle görür. Halbuki Allahutaala dilediği kulunu vuslat ile te'yid eder. İşte şu fırkalardan iki misli çok olan fırkanın az olan fırkaya mağlup olmasında basiret sahipleri için ibret vardır. Kitap Yahudileri olduğuna nazaran manayı ayet şöyle yorumlanır. Ey Yahudi kavmi sizin için Bedir'de karşı karşıya muharebe eden iki fırkada pek büyük alamet vardır. Zira o iki fırkadan birisi Fırka-ı Mümine ki, i'la-yı Kelimetullah için fisebilillah muharebe eder ve diğeri fırka-i kafirdeki Kureyş kabilesidir. Onlar da şirk üzere kalmak için muharebe ederler ve kendilerinin ehli imanın iki misli olduğunu ra'yül ayn görür ve galip olacaklarını zannederler. Halbuki Allahutaala dilediği kimseleri kendi yardımıyla teyit ve takviye eder.
Binaenaleyh müminler az oldukları halde Cenabı Allah'ın yardımıyla galip oldular. İşte şu azın çok ha galebesinde idrak ve basiret sahiplerine büyük ibret vardır. Bu hitabın Yahudilere olması daha muvafıktır. Çünkü Bedir vakasından avdet ettikten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Medinei Münevvere'de Beni Kaynuka Çarşısında Yahudileri cem etti topladı ve buyurdu ki ey Yahudi cemaati Kureyş'e nazil olan belayanın belaların size de nazil olmasından korkun ve belaya nazil olmadan evvel İslam olun necat bulun. Zira siz benim Nebi olduğumu bilirsiniz. Binaenaleyh iman etmeniz lazımdır. Şu beyanatı Risaletpenahi üzerine Yahudiler mağrur olmaya Muhammed. Sen ilmi harbi bilmez bir kavimle muharebe ederek onların cehlinden istifade ettin. Bizi Kureyş'e kıyas etme.
Eğer sen bizimle muharebe edersen karşında fenni harbe savaş sanatına aşina kuvvetli bir kavmi bulursun demişlerdi. İşte bunu söyleyen Yahudilere Cenabı Hak Celle ve Ala Hazretleri herhalde Bedir vakasından ibret almalarını tavsiye buyurmuştur. Hak Teala Vekaddes Hazretleri Yahudilerin de Kureyş müşrikleri gibi mağlup olacaklarını haber verdi ve akıbet aynen vaki oldu. Çünkü Yahudilerin Greyza kabilesi Katl ve Beni Nadr kabilesi de memleketlerinden tard olundular, Kovuldular ve Hayber'de fetholunduğu gibi diğerlerine de cizye vaz olundu konuldu. Binaenaleyh vacip Teala ve Tekaddes Hazretleri bu ayette Resulüne ne vaat ettiyse vaadini ifa buyurdu. Kıymetli izleyicilerimiz Bedir vakasının İslamiyet tarihinde haiz olduğu ehemmiyet onun vuku bulduğu güne Furkan günü denilmesiyle ve o muharebeye iştirak edenlerin afv-ı ilahiye mazhariyetiyle sabittir.
Bedir muharebesine iştirak eden ashap o kadar yüksek bir mertebeye haiz idiler ki Hazreti Ömer Beytülmalden tahsisat alacak zevatı tayin ederken onlara en yüksek parayı tahsis etmişti. Ashaptan birine Bedir yaranından demek en büyük bir şerefti. Hadisat-ı tarihiye vukuat itibariyle şöyledir. Kureyş Reisül Münafikeyn Abdullah b. Übey'ye müracaat ederek Hazreti Muhammed'in Medine'den ihracını istediler. Ebu Cehil, Sa'd Bin Muaz'a Medinelilerin Hazreti Muhammed'i kabul ettiklerini, onun için Ümeyye Bin Halef'in himayesi altında olmasaydı onun kanını dökeceğini söylemişti. Körs bin Cabir hicretin ikinci senesinde Medine meralarına hücum ederek Hazreti Peygamber'e ait develeri gasp etmişti. Resul-i Ekrem efendimiz de Abdullah bin Cahş'ı Kureyş müşriklerinin harekatını Tarassud için göndermişti. Yani gözetlemek, araştırmak için göndermişti.
Abdullah bin Cahş, Kureyş'in kervanına hücum ederek bir adamı öldürdü ve iki adamı da esir etti. Onun bu hareketi Resul-i Ekrem efendimizin arzusuna muhalif idi. Görülüyor ki Mekkeliler Müslümanlara karşı tatbik ettikleri zalimane muameleye rağmen onlara mukabele olunmuyordu. Mekkeliler yazdıkları mektuplarla Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin teslimini istiyor, Medine'ye akın ediyor, Abdullah Bin Cahş'ın hareketinden büsbütün köpürüyorlardı. Arapların milli an'anelerinden biri bir kabileye mensup bir adam öldürülürse bu yüzden harp vuku bulmasıdır. Ekim muhasım taraf dostlarını ve müttefiklerini toplar ve müthiş bir muharebeye girişirler. Bazen bu muharebeler uzun müddet devam eder ve bütün kabilelerin mahvolmasına müncer olurdu. Araplar arasında yazı yazmak adeti pek şayi olmamakla beraber bu gibi maktullerin ismi yazılır, nesilden nesile geçerdi.
Bu gibi maktullerin isimleri çocuklara ezberlettirilirdi. İşte Amr Bin Hadrami'nin öldürülmesi üzerine Hadrami'nin öcünü almak için Kureyş seferber olmuştu. Bu suretle de Bedir Vakası vuku bulmuştu. Halbuki bundan mukaddem önce Kureyş yalnız Hadrami'nin öcünü almak fikrindeydiler. Fakat muharebeden sonra bütün Mekke gözyaşı Vadisi oldu. Bütün Mekkeliler Müslümanlardan intikam almak ateşiyle yanıyordu ve bilahere vuku bulan Uhud Harbi de bu yüzden olmuştu. Bedir Zaferi dini, medeni birçok neticeler vermiştir. İslamiyet'in inkişafına mukaddime olmuştur. Çünkü İslamiyet'in inkişafına çelikten bir duvar gibi gerilen Kureyş rüesası Bedir vakasında maktul düşmüşlerdi. Bedir'den sonra Kureyş'in riyasetine Ebu Süfyan geçmiş, bilahere onun halefleri Emevilerin saltanatını tesis etmişlerdi. Bedir Muharebesi Kureyş'in asıl kuvvetini sarsmıştı.
Müslümanlarla Kureyş arasındaki harbin neticesini bekleyen Arap kabileleri Müslümanların zaferinden hayret etmişler ve manen musahhar olmuşlardı. Kıymetli dinleyiclerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünü de burada nihayete erdirmek istiyorum. İnşallah bir sonraki bölümümüzde Mahmut Sami Ramazanoğlu Aziz'in Bedir Gazvesi ve Enfal suresi tefsirinden sizlere Esmai ashabı Bedir, Bedir ashabının isimlerini tek tek zikretmek istiyorum. İnşallah Rabbim şefaatlerine nail eylesin. İnşallah yollarından bizleri hepimizi ayırmasın umut ve arzusuyla bir sonraki bölümde tekrar görüşmek niyazıyla.