Kıymetli Neccilerimiz İhsan Mektebi programımızda Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l-Aziz'in Bedir Gazvesi ve Enfal Suresi Tefsiri isimli eserini sizlerle paylaşmaya devam ediyordum. Bundan önceki programlarımızda İslam ordusunun Bedir'e gelişinden bahsederken kalmıştık inşallah kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hubab b. Münzir Hazretleri, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine yaklaşarak harp için intihap olunan yerin, seçilen yerin vahy-i ilahi ile mi tayin olunduğunu yoksa sevk-ül Ceyş mülahazatının nazara dikkate alınıp alınmadığını sormuştu. Yani askeri sevk ve idare konusunda kendi görüşlerine dikkat edilip edilmeyeceğini sormuştu. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de hayır buna dair vahyi ilahi telakki etmedim buyurdu.
Hubab da su kuyularından birini işgal ederek diğer kuyuların tahribini söylemiş, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de bu nokta-i nazarı kabul buyurmuştu. Hubab b. Münzir radiyallahu anh'ın rey ve tedbiri üzre ordu-yu saadetin mevkii değiştirildi. Şöyle ki Bedir karyesinin en nihayetindeki kuyusu önünde ordu kuruldu ve yanında ehl-i İslam için büyük bir havuz yapıldı ve su ile dolduruldu ve diğer kuyuların üzerine çer çöp atıldı. Sa'd b. Muaz Hazretleri tarafından Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri için harp edilecek sahaya yakın düz bir yerde gölgelenmek üzere hurma dallarından bir hayme, bir gölgelik yapıldı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri yar-i garı Ebu Bekir-i Sıddık Radıyallahu Anh Hazretleri ile birlikte o Hayme'de oturdular. Sa'd b.
Muaz da kılıcını takınıp ensardan bir müfreze ile yalın kılınç nöbet beklediler. Buhari'de, efendimizin küçük bir çadır içinde dua ve niyaz buyurduğu rivayet olunuyor. Bu çadır niyaz ve ibadete mahsus olsa gerektir Allahu alem. Kureyş ordusu da bilahere meydana çıkıp göründü. Güruh-i müşrikin demir zırhlar, miğferlerle mücehhez gök demire müstağrak olduğu halde ileri yürüdüler. Bunların miktarı bin nefer kadar olup içlerinde yüz atlı vardı. Adetçe ehli İslam'dan üç misli ziyade oldukları halde, esbab ve esli hacca yani silah bakımından kuvvetleri kat kat ziyadeydi. Üç bayraktarları olup birini Ebu Üzeyir, Zürare b. Umeyr, diğerini Nad b. Haris ve diğerini de Talha b. Talha çekiyordu. Meydanı harbe geldiler, mevki tutup saf oldular. Ehl-i İslam da onlara karşı saf olup durdu. Lakin ne kadar garip bir temaşa idi ki. Ebu Üzeyr b.
Umeyr, Kureyş ordusunun birinci bayraktarı ve biraderi Mus'ab b. Umeyr hazretleri de Muhacirî'nin sancaktarıydı. Kureyş ordusunun eşraf ve rüesası ile de Muhacirin-i Kiram'ın ekserisi uzak ve yakın yek değerinin akrabasıydı. Ezcümle Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin büyük düşmanları olan Ümeyye b. Halef ve biraderi Übey b. Halef, Resul-i Ekrem'in ceddi alasından Mürre b. Kab'ın kardeşi Hasis b. Ka'b soyundan, Amr b. As dahi Beni Sehm'den olup, o da Hasis b. Ka'b neslinden idi. Hazreti Ömer b. Hattab ve Said bin Zeyd radiyallahu anhüma da Mürre'nin diğer biraderi Adiy b. Kab'ın neslinden idiler. Ebu Bekir Sıddık Radıyallahu Anh Hazretleri ile Kibar-ı Ashabtan Talha Radıyallahu Anh Hazretleri, Teyim b. Mürre'nin soyundan oldukları halde Ebu Cehil b. Hişam ile Halid b. Velid de Beni Mahzum'dan idiler. Beni Mahzum ise Yakaza b.
Mürre'nin ahfadından, torunlarındandı. Daha garibi bu ki Ebu Bekir Sıddık Radıyallahu Anh Hazretlerinin oğlu Abdullah Radıyallahu Anh kendi yanında ve diğer oğlu Abdurrahman da Müşrikin-i Kureyş meyanında idi. Nadir b. Haris ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretlerine şiddetli adaveti olup ve hatta Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Kuran okurken, Muhammed size eski masalları söylüyor diye istihza eylerdi, alay ederdi. O dahi Abdü Menaf'ın kardeşi Abdudaroğulları'ndan olduğu halde Kibar-ı Ashab-ı Kiram'dan Zübeyr b. Avvam Hazretleri de Abdü-i Menaf'ın diğer biraderi Abdü'l-Uzza evladından idi. Yine Seyyidetü'n-Nisa Haticetü'l-Kübra Hazretleri Abdüluzza evladından olup biraderi Nevfel bin Huveylid ise ehli İslam'ın büyük düşmanlarından idi. Ebu Süfyan, Utbe bin Muayt dahi Ümeyye bin Abdi Şems bin Abdi Menaf'ın hafitleri idi, torunlarıydı.
Keza Utbe ile Şeybe'de, Zebia bin Abdi Şems bin Abdi Menaf oğulları olduğu gibi Şeyhü'l Muhacirin, Ebu Ubeyde radiyallahu anh Hazretleri de Haris b. Abdulmuttalip b. Abdi Menaf'ın oğlu idi. Utbe'nin bir oğlu Velid kendi yanında ve diğer oğlu Huzeyfe ehli İslam meyanındaydı. Ve Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin amcası Abbas dahi Kureyş ordusunun en büyüklerinden olduğu halde meydana gelince karşısında büyük biraderi Hamza b. Abdülmuttalip Radıyallahu Anh Hazretlerini gördü. Haris b. Abdülmuttalip'in oğlu Ebu Süfyan Nevfel güruhi müşrikinle beraber idi. Ali bin Ebi Talib radiyallahu anh hazretleri saffı harpte büyük biraderi akiyle karşı duruyordu.
Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin kerimesi Zeynep radiyallahu Anha Hazretlerinin sevici Ebul As bin Rebi'de Mazhar-ı sıhriyet-i Nebeviye şerefini bırakarak, yani Peygamber efendimize akraba olma şerefini bırakarak Resulullah'a karşı silah çekip geliyordu. Araplar mücerret kavmiyet gayretiyle cenk ederken böylece aynı kavim ve kabileden olan ve yekdiğerlerinin pek yakın akrabası olan baba, evlat, kardeş, amca, yeğen gibi birçok halkın ikiye ayrılarak yekdiğerine karşı harp etmek üstte saf bağlayıp durması Kureyş taifesinin çoğunu tereddüde düşürdü. Hususiyle Abdulmuttalipoğullarının harbe girişmeleri sırf Kureyş rüesasının, yani ileri gelenlerinin başkanlarının zoruylaydı. Kureyş'in içinde kan dökülmesin istemeyen asil kalbi insanlar da vardı. Bunlardan biri de Hakim b. Hizam idi ki bilahere İslamiyet'i kabul etmiştir.
Kureyş'in ekserisi sabırsızlıkla harbi bekliyordu. Hakim b. Hizam Utbe'ye, Bugün sen kendi namına ebedi bir abide vücuda getirebilirsin dedi. Utbe de sordu. Hakim de: Bilirsiniz ki Kureyş'in bütün arzusu Hadrami'nin intikamını almaktır. Hadrami senin halifin olduğundan sen onun diyetini verir ve bu suretle hadiseyi bertaraf edebilirsin dedi. Utbede iyi kalpli bir adam olduğundan bu teklifi kabul etmiş ve diyeti de vermeye razı olmuştu. Yalnız Ebu Cehil'in muvafakatı lazımdı. İşte Utbe buralarını düşünerek Ey cemaat! Kim kiminle cenk edecek? Yekdiğerinin kardeşini ve amca ve dayızadelerini öldürecek. Sonra bunlarla nasıl yüz yüze bakacaksınız? Bu olur işimi? Siz bu işten vazgeçiniz ve aradan çıkınız. Muhammed'i sair kaba ile araba bırakınız, diğer Arap kabilelerine bırakınız.
Eğer onlar Muhammed'e zafer bulurlarsa sizin muradınız hasıl olmuş olur ve illa siz bir şeyi zayi etmemiş olursunuz dedi. Hakim b. Hizam ile de bu ciheti anlatmak üzere Ebu Cehil'e adam gönderdi. Hakim Ebu Cehil'e gitti vaziyeti anlattı. O sırada Ebu Cehil okları yere seriyordu. Hemen şu cevabı verdi: O halde demek Utbe'nin cesareti kalmamış. Ve Müslüman olan oğlu Ebu Huzeyfe yüzünden Utbe'nin sarsıldığını ve oğlunu muharebe tehlikesinden kurtarmak istediğini zannetmişti. Ebu Cehil ise bir taraftan durmayıp Kureyş halkını cenge teşvik ve tahrik eder ve hamiyet damarlarına dokunacak sözler söylerdi. Hatta o gün atını tipip saffı harpten ileri çıkarak, Bizler yek vücut bir cemiyetiz. Üzerine varılmaz ve yenilmez bir cemaatiz. Biz bugün Muhammed'den ve ashabından intikam alacağız derdi ve galebe edeceğinden asla şüphe etmiyordu.
Filvaki Ehl-i İslam'a nispetle Kureyş ordusunun maddi kuvveti kat kat ziyadeydi. Lakin Ordu-yı mes'ud-i İslam'ın manevi kuvveti fevkaladeydi. Ebu Cehil, Maktul Hadrami'nin kardeşi Amir'i çağırttı. İşte görüyorsunuz ki katiller elimize düştükten sonra elimizden kaçmalarına müsaade olunuyor dedi. Buna karşı Amir Arapların adetine göre üstünü başını parçaladı ve çamurlarla sıvanarak kardeşinin intikamı için feryada başladı. Onun bu feryadı Mekkelileri yeniden canlandırmıştı. Kureyş ordusunda harp etmeyenler çoktu ve kendilerine kavmiyet gayretinden başka fedayı can ettirecek bir sebep yoktu. Ehl-i İslam ise gayret-i diniyeyi her şeye takdim ve tercih ederek cümlesi vahdet-i İslamiye ile müttehid ve müttefik idi. Ve şehit olduklarında gidecekleri yeri görür gibi bilir olduklarından nazarlarında şehadetten eaz, daha aziz bir devlet ve saadet yok idi.
İşte Ebu Cehil, Ehl-i İslam'ın din uğrunda feda-yı cana nasıl bir aşk ve gayretle atılacaklarından gafil ve hususiyle nusrat-ı ilahiyenin çoklukla değil, ancak izn-i ilahiye bağlı bulunduğunu münkir olduğundan muharebeyi kazanmak için askerin çokluğu kafi gelir zannediyordu. Ve Muhammedileri öldürmeye lüzum yok, onların ellerini arkalarına bağlayıp da yederek Mekke'ye getiriniz derdi. Amir, İbn Hadrami'yi teşvik etti. Amir de kardeşi Amr'ın kanını intikamla almak için kardeşinin ismini yad ile feryat eyledi. İlk defa ehl-i İslam üzerine ok attı. Aamirin oku. Hz. Ömer Radıyallahu Anh'ın azatlısı Mihca Radıyallahu Anh Hazretlerine dokundu ve ondan müteessiren Hazreti Mihca şehit oldu. O vakit Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Mihca seyyüdüşşüheda'dır buyurdu. İşte millet-i İslamiye'de İbn-i'de yaralanıp şehit olan budur.
Mübareze başlamazdan evvel Ebu Cehil'in teşvikiyle Amir'in meydana çıkıp ehli İslam'a ok atmasıyla mübarezeden evvel muharebe kızıştı ve ilk kan döküldü. Beni Mahzumdan Esved b. Abdil Esed de ya ben Muhammedilerin havuzundan su içerim veya o havuzu hedmederim veya o havuzun yanında ölürüm diye yemin etti. Fedailik yolunda sell-i seyf ederek, kılıç çekerek ehli İslam'ın havzına doğru seyirdte. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin arslanı Hamza radiyallahu anh hazretleri o tarafa koşup Esved'e yetişti. Hemen bir kılıç vurdu, Esved arkası üzerine düştü. Lakin Zumu batılınca yani o batıl iddiasınca yemini yerine gelsin diye kendini havuz içine attı. Hazreti Hamza radiyallahu anh da onu havuz içinde katletti. Bunun üzerine Hazreti Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz ehli İslam'ın saflarını düzeltti.
Bazıları saftan hariç durmakla mübarek elindeki asasıyla hafifçe dürterek sırasına getirdi ve Ben emretmedikçe düşman üzerine hücum etmeyiniz. Fakat tamam ok menzilesine geldiğinizde ok atınız diye tembih etti. Elhasıl iki taraf da galeyana geldi. Utbe ise Ebu Cehl'in kendisine söylediği sözü duyunca müteessir olarak bir miğfer istemiş ve Ebu Cehl'e, harp meydanı hangimizin namer dolduğunu gösterecektir demişti. Utbenin kafası o kadar büyük idi ki hiçbir miğfer başına göre gelmemişti. Başına bir bez parçası bağlamış ve enzar-ı nas da yani insanların gözünde küçük düşeceğinden gayrete gelerek sahne-i harbe ileri atılmıştı. Bir tarafa kardeşi Şeybe'yi ve bir tarafa oğlu Velid'i aldı ve meydana çıkıp mübareze istedi. Yani er diledi, meydan okudu. Beni Neccar'dan Afra Hatun'un yedi oğlu olup yedisi de Bedir'de hazırdılar. Oğullarından afv ile Muaz nam, Nevcivan iki oğlu ile Abdullah b.
Revaha R. Hazeratı Utbe, Şeybe ve Velid'e karşı çıktılar. Utbe onlara, Kimlersiniz?diye sordu. Onlar da, Filanız diye cevap verdiler. Utbe, bizim sizinle bir işimiz, kavgamız yok. Biz amcazadelerimizi isteriz diye onları reddetti. Çünkü onlar çiftçilikle geçiniyorlardı. Kureyş taifesi ise büyük ticaretle meşgul olduklarından çiftçilere hakaret gözüyle bakarlardı. Onun için Utbe ile Şeybe, Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme bize küfüv yani denk ve akranımız olan amcazadelerimizi bunlar bizim derecemizde kimseler değiller diye nida ettiler. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri de kalk ya Ubeyde, kalk ya Hamza, kalk ya Ali diye buyurdular. Üçü de kalkıp Hazreti Ubeyde radiyallahu anh hutbeye, Hazreti Hamza radiyallahu anh Şeybe'ye, Hazreti Ali radiyallahu anh da Velid'e karşı gittiler.
O vakit Hazreti Ubeyde altmış üç yaşında, Hazreti Hamza elli sekiz yaşında ve Hazreti Ali de yirmi bir yaşlarında olup her biri yaşça karşısındaki hasmının akranıydı. Mümnesi de Arab'ın en ileri gelen şekilerinden, kahramanlarından idi. Hususi ile Hazreti Hamza radiyallahu anh, Allahü Zülcelal'in bir mehabetli arslanı idi. Hazreti Ali, gerçi henüz böyle büyük vakalarda bulunmamıştı lakin onun dahi bir arslan yavrusu olduğu simasından belliydi. Hazreti Hamza, Ubeyde Ali, Üçü de meydan-ı mübarezeye çıktı. Yüzleri kapalı olduğundan Utbe adet yüzle bunların isimlerini sordu. Sonra onlar da isim ve şöhretlerini söylediler. Utbe, Şeybe, Velid dahi tamam, küfüv ve akranı kiramımızsınız, buyurunuz dediler. Cümlesi sell-i seyfettiler. Kılıç çektiler.
Eşref-ı Kureyş'ten bahadırlıklarıyla meşhur olan bu altı büyük zatın mübareze meydanına çıkmaları, o vaktin hükmünce fevkalade çıkmaları, o vaktin hükmünce fevkalade hayretle temaşaya şayan bir vaka idi. İşte Tarafeyn ise cenge hazırlanmış, kiminin eli kılıncının kabzasında, kiminin ok ve yayı elinde olduğu halde bu Bahadırların mukaddelesine göz dikip temaşa ya durdular. Hazreti Ubeyde ile Utbe yekdiğerine bir iki hamle eyledi ve iki ihtiyar birbirini yaraladıysa da birisi diğerinin işini bitiremedi. Hazreti Hamza radiyallahu anh ve Hazreti Ali radiyallahu anh hasımlarını bir hamleyle öldürdüler ve dönüp Hazreti Ubeyde'ye yardım ile Utbe'nin dahi işini bitirdiler ve Ubeyde'yi alıp huzur-ı Nebevi'ye getirdiler. Evet sevgili ne işlemimiz bakalım bundan sonra olaylar nasıl gelişecek? İnşallah Bedir Gazvesi'ne bir sonraki İhsan Mektebi programımızda devam edeceğiz.