Kıymetli dinleyiclerimiz İhsan Mektebi programımızda Bedir Gazvesi'ne devam ediyoruz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü sirrahü'l azizin anlatımı ve açıklamalarıyla Enfal suresi tefsirinde kalmıştık. Bedir Gazvesi ve Enfal suresi tefsiri isimli eserin. İnşallah bugün kırk sekizinci ayet-i kerime ile devam edeceğiz programımıza. Estaitübillah bismillah. Diye başlayan ayet-i kerimeyi ve mealini bir önceki programda vermiştim. Zikredin şu zamanı ki o zamanda şeytan amellerini kafirlere tezyin etti, süslü gösterdi ve size galip olacak bugün insanlardan kimse yoktur ve elbette ben size yardımcıyım dedi. Bu ayetin açıklamasında şöyle ifade ediliyor. Şeytanın Mekke ahalisine vesvesesi şöyle olmuştur.
Kureyş'in evvelden beri adaveti düşmanlığı bulunan Beni Bekir Kabilesi reisi Süraka Bin Malik'in suretine girerek yardım edeceğini vaat etmesi Kureyş'in sürurunu mucip olarak gururlarını artırmıştı. Çünkü Kureyş Beni Bekir'le geçmişte olan muharebe ve arbedelerden dolayı Beni Bekir tarafından tecavüze maruz olmaları ihtimalini düşünüp endişe de ettiler. Bu suretle Beni Bekir tarafından taarruz olmayacağına mutmain olarak Bedir'e kadar gelmişlerdir. Vaktaki şeytan meleklerin asakir-i İslamiyeye, İslam askerlerine imdada geldiklerini görünce Nusrat'ın yardımın İslam'la beraber olacağını bildiğinden geri dönüverdi. Kureyş'ten Haris Bin Hişam arkasından koştu ve bizi nereye bırakıp gidersin diye elini tutunca Haris'in göğsüne bir yumruk kurdu ve dedi ki sizin işiniz çıkmaz yoldur. Akıbetiniz berbat ve helaktır. Şeytanın bu sözü üzerine Kureyş me'yus olarak bozulup münhezzim oldular.
Kureyş bozulduktan sonra Süraka'ya bizim inhizamımıza sebep oldun gibi kahramız haberler gönderip süraka da hiçbir şeyden haberi olmadığını ve yanlarında katiyen bulunmadığını beyan edince kendilerini teşvik eden kimsenin süraka suretinde şeytan olduğunu bilmişlerdir. Şeytanın firarı küffarın in hizamına sebep olmuştur çünkü muharebede bir kişinin firarı bir ordunun in hizamına sebep olduğu görüldüğünden muharebe safından firar etmek diyanet-i İslamiye'de günahı kebir eden büyük günahtan olduğu cihetle esnay-ı harpte firar eden kimsenin katli helaldir. Zikredin ey müminler. O zamanı ki o zamanda münafıklar kalplerinde imanları kararlaşmamış ve mertebei yakine varmamış, imanlarında daha şüphe olan birtakım kimseler tarafından ehli imana işaret ederek şunları, dinleri aldattı. Binaenaleyh nefislerini tehlikeye atıyorlar dediler.
Bunların bu kelamlarını reddetmek üzere vacip Teala'ya mütevekkil olup Tefviz I umur edenlere Cenab-ı Hak kifayet eder ve onların umurunu teshil buyurur, işlerini kolaylaştırır. Başka bir kimsenin ianesine yardımına muhtaç olmazlar. Zira Allahutaala cümle alem üzerine galip ve kendinden istiane edenlere yardım isteyenlere muavenet etmeye, yardım etmeye kadir ve bilumum ef'alinde bütün işlerinde hikmeti baliğa sahibidir. Binaenaleyh her fiilinde nice yüz binlerce hikmet olduğundan ef'alinin fiillerinin her cüzünün mutazammın olduğu hikmetlerde, her bir parçasının barındırdığı hikmetlerde ukalanın akilları akilları, akıllıların akilları hayretlidir. Bunun içindir ki insan her işinde esbabı zahireye, zahiri dış görüntüdeki sebeplere tevessül etmekle beraber Cenabı Hakk'a tevekkülü de bırakmaması lazımdır.
Kafirler bin kişiyi mütecaviz aşkın, müminlerse üç yüz küsur kişi olduğu halde bunları dinleri mağrur etti, zira bin kişiye karşı üç yüz küsur kişinin cüreti hamakattir, ahmaklıktır diyen münafıklarla Murat, Fahr-i Razi, Hazin ve Nisaburi'nin beyanlarına nazaran Medine'de Hazreç ve Evs kabilelerinin münafıklarıdır. Kalplerinde maraz olanlarla Murat Mekke'de iman etmiş, velakin henüz şüpheden kurtulmamış ve Kureyş müsaade etmediğinden hicret edememiş olan zayıf imanlı müminlerdir. Çünkü Kureyş'le beraber Bedir'e geldiklerinde zayıf imanlı müminler bu sözü söylemişlerdir. Niyetleri de eğer Kureyş galip gelirse Mekke'ye avdet etmek ve irtidat edip anlaşmak ve eğer Resulullah galip gelirse ehli İslam tarafına geçmek ve Medine'ye gitmekti. Lakin bazı rivayete nazaran onların cümlesi helak olup bir tane kalmamıştır. Çünkü imanda tereddüt kabul değildir.
Böyle zayıf imanlı olanlar her zaman tereddüt içinde yaşar ve işi iki taraflı tutmakla sağlam bir yol takip edemediğinden her zaman endişe ve ıstıraptan kalbi hali kalamaz ve akıbet hilesi ayağına dolaşmakla helak olur. Ey görmek canından olan kimse sen şu zamanı görmüş olsaydın akillara hayret verecek emri acibi görürdün ki o zaman da melekler kafirlerin yüzlerinden ve arkalarından döverek ruhlarını kabz ederler ve derler ki ey kafirler tadın şu yakıcı azabı. Zira bu azap sizin elleriniz ve bütün vücudunuzla kesbettiğiniz günahlarınız sebebiyledir. Çünkü Allahutaala kullarına zulmedici olmadı. Müşriklerin adetleri Firavun'un kavminin ve Firavun'un kavminden evvel geçen ayat-ı ilahiyyeyi küfreden kafirlerin adetleri gibidir. Onların adetleri böyle olunca Allahü Teala günahları sebebiyle onları azabıyla muaheze buyurdu.
Zira Allahü Teala kafirlerden ahzı intikam etmeye, intikam almaya kuvvet ve kudret sahibidir ve emrinden dışarı çıkanlara ashabı şiddetlidir. Şu kafirlere nazil olan azap Allahü tealanın bir kavme verdiği nimeti tağyir etmek adeti olduğundan değiştirmek adeti olduğundan değildir. Belki o kavim kendilerine ihsan olunan nimetlerin şükründen feragatle hallerini tahyir ettiklerinden, durumlarını değiştirdiklerinden azap nazil olmuştur. Zira Allahutaala bir kavme verdiği ihsanı almaz ama eğer kavim halini tebdil ederse Allahutaala nimetini nakmete, rahatını zahmete tebdil eder. Kafirlerin Muhammed hakkında olan su-i kelamlarını ve kalplerinde olan gizli esrarını ve cümle kullarının sözlerini işitir ve herkesin kalbinde ne gibi şeyler varsa onların cümlesini bilir ve muktezasına göre ceza verir.
O kafirlerin adetleri kavmi firavun ve ondan evvel geçip de Rablerinin ayetlerini tekzim eden kafirlerin ayetleri gibidir. Onların halleri böyle olunca biz azimüşşan günahları sebebiyle ihlas ettik, helak ettik onları ve alif iravunu deryaya gark ettik. Boğduk denizde ve evvel geçen ve sonra gelenlerden her birerleri irtikap ettikleri küfür vesair measi sair isyanlar sebebiyle zulmedicidirler. Ulasa bir kavim veya bir şahıs nail olduğu nimetin kadrini bilip şükrünü eda etmezse nimetin nakmete tebeddül dönüşümü ve halini tahyir ettiği surette Allahü tealanın nimetini izale edip mihnete tebdil edeceği ve şu halde herkesin nail olduğu nimetin şükrünü eda etmek suretiyle devamını ve tezyedini artırılmasını talep etmesi umuru lazım eden olduğu bu ayetten mustafa dolmaktadır.
Allahü teala indinde hayvanatın ziyade şerlisi şu kimselerdir ki, onlar küfürlerinde inat ve ısrar ettiler de asla imana meyletmediler. Binaenaleyh onlar iman etmezler ve küfürlerinde ısrar edenler kimselerdir ki onlar ya Ekreme'rusül, seninle muahede ettiler. Daha sonra onlar her defasında ahitlerini bozdular. Çünkü onlar nakzı ahdetmek hususunda, ahitleri bozmak hususunda Allah'tan korkmazlar ve günahtan çekinmezler. Bu yasaha küfürle beraber nakzı aht edenlerin ve haimden hayvanlardan daha aşağı bir mertebede oldukları ve onların Allah'tan korkmadıkları ve imana asla meyilleri olmadığı bu ayetten istidlal olunmaktadır, çıkarılmaktadır.
Eğer sen ahitlerini bozanları harp mevkiinde bulur ve onlar üzerine galip olursan onları ve onların arkasına yardımcı olacak kuvve-i muavene yardımcı kuvvetleri ve imdadiye olan cemaatlerini şiddetle tefrik et, ayır ki bir daha sana mukabeleye ücretleri kalmasın. Memul ki umulur kimsenin bu tefrikin bu ayırman sebebiyle onlar teşekkür eder, düşünür, mütenebbih olurlar ve iman ederler ve senin ashabın zümresine dahil olurlar ve eğer bir kavmin naksı ahdetmek suretiyle hıyanetinden korkar veya öyle naksı ahd edeceklerini hissedersen adalet üzerine onların ahitlerini kendilerine reddet ve ahitlerini nakzettiklerini kendilerine haber ver ki özürden salim olsun. Zira Allahutaala hıyanet edenleri sevmez. Zannetmesin ya Ekreme Resul o kafirler ki onlar vefat ettiklerinden dolayı ettikleri yanlarına kalır. Belki onlardan ahsi intikam katidir.
Zira bizi ahsi intikamdan intikam almaktan aciz kılamazlar. Yani Habibim vefat eden kafirlerden intikam alınmaz zannetme. Elbette onlardan intikam alınacaktır. Hulasa aleni naksı ahd edenlerle muharebeye kıyam ve onları darbu tenkit etmek ve onların arkasında harbe hazırlananları dağıtmak ve onların kahr-u tedbirine say eylemek İmamı Müslimin üzerine vacip olduğu ve açıktan açığa naksı ahd etmemiş velakin naksı ahd emareleri zuhur edenler hakkında naksı ahd edip onlara ilan etmek lazım geldiğini ve hıyanet edenleri Allahü Teala'nın sevmediği bu ayetten müstefaat olan fevaid faideler cümlesindendir.
Ey ehli iman kafirlerle muharebede muhtaç olduğunuz esbab ve alat-ı harbi ve bilhassa zamanın icabına göre muktedir olduğunuz kadar kuvvetle silahınızı hazırlayın ve mümkün olursa hanenizde harbe gitmek için bir at da bağlayın ki Allah'ın ve sizin açıktan düşmanlarınızı hazırlığınızla korkutasınız ve bu açık düşmanlarınızdan başka adavetini saklayan birtakım gizli düşmanlarınız da vardır ki onları siz bilmezsiniz. Allahutaala bilir ve onlar etrafınızda size itaatli gibi görünürlerse de daima size adavetlerini gizler münafıklardır. Şu ihzaratınızla onları korkutursunuz. Hazırlıklarınızla onları korkutursunuz. Dini ilahiyi ilah yani yüceltmek ve resulüne nusrat için yardım için rızayı bari uğrunda alat-ı harp har aletleri ve teçhiz-i asker hususunda vaki olan sarfiyatınız ve harp için beslediğiniz, ata yedirdiğiniz şeylerin sevabı size baliganma bela yani kuruşu kuruşuna vasıl olur.
Sizin sarfiyatınızın ecri asla noktan olmaz. Şu halde amelinizin ziyanıyla katiyen zulüm olunmazsınız. Bu ayet altı hükmü havidir içermektedir. Birincisi, at ve silah gibi kuvvetleri muktedir oldukları kadar düşman karşısında hazırlamak ehli iman üzerine vacip olmasıdır. İkincisi, o kuvvetle Allah'ın müminlerin açık ve gizli bilimum düşmanlarını korkutmaktır. Üçüncüsü, ehli imana dost görünen birçok gizli düşmanları Allah'ın bilip ehli imanın bilmediğidir. Dördüncüsü muharebe için sarf olunan emvalin ecri zayi olmayacağıdır. Beşincisi fisebilillah harbe sarf olunan emvalin ecrinin çokça verileceğidir ve altıncısı hiç kimsenin ecri noksan verilmekle zulüm olunmayacağıdır. Kıymetli dinleyicilerimiz inşallah İhsan Mektebi programımıza bir sonraki bölümde Enfal suresiyle yine devam edeceğiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu. Anlatımıyla inşallah Teala.