Bayramın Manevi Derinliği ve Sevincinin Sırları kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bayram dendiği zaman bayram bir sevinç günü, Neşe günü insanın memnun ve mesrur olduğu günler manasına gelir. Mesela insan ne zaman seviniyor? Diyelim ki evlendiği zaman seviniyor. Bir makam sahibi olduğu zaman kendinden geçiyor. Onun sarhoşluğuna bile kapılıyor.…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bayram dendiği zaman bayram bir sevinç günü, Neşe günü insanın memnun ve mesrur olduğu günler manasına gelir. Mesela insan ne zaman seviniyor? Diyelim ki evlendiği zaman seviniyor. Bir makam sahibi olduğu zaman kendinden geçiyor. Onun sarhoşluğuna bile kapılıyor. Diyelim gurbettedir. Sevdiklerine kavuştuğu zaman anasına, babasına, arkadaşlarına seviniyor, bunun gibi. Şimdi sevinç günü olunca bu bizim halimizle çok alakalı. Diyelim ki biz yönümüzü tamamen dünyaya çevirmiş isek sevincimiz hep dünyevi oluyor. Dünyaya ait olan nesneler sebebiyle seviniyoruz. Ahirete döndüğümüz zaman biz yönümüzün dünya ile ahireti dinimizin emrine göre dengeleştirdiğim, dengelediğimiz zaman ne oluyor? Uhrevi sevgiler ağır basıyor. O zaman dünyevi sevgilerin sevinci neşesi de kısa oluyor.
Sebebi de şu, aleyhissalatu vesselam Efendimiz dünya ile ahireti haber verirken ahirete nispeten dünya siz elinizi denize bırakın. Parmağınızın almış olduğu su dünya, geriye kalan ise ahirettir. Bizim buradaki sevincimiz ancak parmağımızın denizden alabildiği su kadardır. Ama ahirete ait sevincimiz neşemiz bayramımız ise ora ebedi olduğu için bitmez ve tükenmez bir sevinç bir neşe olmuş olacaktır. Adem Aleyhisselam, Adem Aleyhisselam halk olunduğu zaman, Adem Aleyhisselam halk olunduğu zaman otuz dokuz yıl yağmur yağar. Otuz dokuz yıl keder yağmuru, bir yılı da sadece sürur yağmurudur. Bundan dolayı insanın kederi neşesinden çok fazladır. Mesela bir sevinç günü olacak, emekli oldu diyelim, memuriyetten emekli oldu, biriken işte parasını alıyor, ikramiyesini alıyor, emekliliğe ait, neyse takdir edilen onu alıyor, çok seviniyor.
Artık diyor ben evde kardeşinizle rahat bir hayat geçiririm ama öyle olmuyor. Bir bakıyorsunuz tansiyon baş gösteriyor. Bir bakıyorsunuz kalpte bir rahatsızlık, romatizma gözünde bir rahatsızlık kulağında vesair azalarda başlıyor. Halbuki sevineceği zamandı. Hayat bu. Bir defasında Fatımaüz Zehra radiyallahu anha annemiz dedi ki ya Resulallah, suları taşıya taşıya suyun ipleri benim omuzumda yara meydana getirdi. Değirmeni çevire çevire artık mahsulattan ne ise onu çevire çevire el değirmeni ile benim avuçlarımın içerisi kabardı ve patladı. Ne olur bana bir işçi lütfedin, bana bir hizmetçi ikram edin dediğinde efendimiz aleyhissalatu vesselam vebalinden dolayı yarın onun onun vebali ağır olur diye hizmetçi vermemiş ve buyurmuşlardır ki kızım ya Fatıma bu dünyada neşeyle keder birdir. Bazen neşe bazen keder bu dünyanın kaderi budur buyurmuşlardır.
Şimdi sevinç, sevinç bizim halimize göre değişiyor, kalbimizin durumuna göre. Eğer iman tarafına çevrilecek olursak, iman tarafına dönersek ibadet, taat, iflas, ihsan, takva yönüne döndüğümüz zaman o cihetten biz kokular almaya başlıyoruz, hep sevincimiz o oluyor. Mesela evliyaullah'tan bir zat biriyle ortaklık yapar, bu bir mahsul için bir tarla ortaklığı ekerler tarlayı, Bir defasında efendi hazretleri der ki evladım şu ekilen tarlamızı bir görelim. Yalnız tarlayı ikiye ayırırlar, efendi hazretlerinin tarafında hiçbir ekin bitmez. Diğer tarafta ise ekin çok fazla. Göstermekten de haya eder, der ki girelim kendi tarafını gösterir efendi hazretlerine, efendim işte sizin tarafınız işte şu yemyeşil olan ekinlerin çıktığı, büyüdüğü, geliştiği yer, şurada bizimdir, kurak olan yer dediğinde ağlamaya başlar. Hazret, efendim neden ağlıyorsun?
Bayramın Manevi Derinliği ve Sevincinin Sırları ne anlatıyor?
Bayramın Manevi Derinliği ve Sevincinin Sırları kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bayram dendiği zaman bayram bir sevinç günü, Neşe günü insanın memnun ve mesrur olduğu günler manasına gelir. Mesela insan ne zaman seviniyor? Diyelim ki evlendiği zaman seviniyor. Bir makam sahibi olduğu zaman kendinden geçiyor. Onun sarhoşluğuna bile kapılıyor.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Demek ki dünya bize baş göstermiş, dünya bize baş göstermiş. Bu pek hayra alamet değildir deyince efendim ağlamayın, ben size hususen göstermedim, sizin tarafınız hiç ekinin bitmediği yer demiştir. İnsanın sevinci işte evlendiği zaman seviniyor. Sonra bir makama erdiği zaman seviniyor, mal mülk sahibi olduğunda seviniyor. Arz ettim ya gurbetten döndüğünde dostlarıyla buluşunca seviniyor.
Ama bunun yanında bakıyorsunuz gönlünü Mevla'ya veren insanların Allah'ımızı zikr ile, istiğfar ile, gözyaşlarıyla okumuş olduğu istiğfarla, tevhidin sırrına erişerek okuduğu tevhid sadece dilinde değil, kalben de tasdik etmek suretiyle okunuyorsa, tevhidin sırlarını da görüyorsa, her şeyin bitip sadece onun kaldığını müşahede ediyorsa, salatü selamla efendimizle buluşuyorsa sallallahu aleyhi ve sellem, ölüm tefekküründe kalbinde dünyanın sevgisi tamamen bitip, rabıtasında gönlüne nur inmeye başlıyorsa Mürşid-i Kamilin kalbinin altına kalbimizi koymak suretiyle Ya Rab, füyuzatı ilahiyenin lütfet dendiğinde gönlünden o kirlerin gittiğini, yanmak suretiyle batmak suretiyle kötü ahlakın kesilip atıldığını sanki bir ameliyat gibi, bir apandis ameliyatında neredeyse hayatı sona erecek, onun ameliyatla tedavisinde o hastalığın gittiği gibi gönlünden rabıta-ı Şerife ile iğne gibi batış suretiyle kötü ahlakın kesilmesiyle, nura erişmesiyle, murakebede şeyhi kamilin ortadan çekilip yedi kat semayı yok bilere kalbini arşı azama açmak suretiyle Allah'ımızın bizzat gözetlediğini düşünmek suretiyle erdiği aşk, feyz ve muhabbet bununla eğer hemdem olacak olursa onun zevkini siz tarif edemezsiniz.
Dünyevi zevkler aynen Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın mübarek ellerini suya daldırıp, parmağın, parmağın almış olduğu su dünya, diğeri ahiret buyurduğu gibi sevinç olarak da dünya sevinci gayet azdır, ahiret sevinci ise ebedidir, o tarif edilmez bir şevk, aşk ve muhabbettir. Mesela bir makama geliyor yüksek bir dereceye erişiyor, devlet kademelerinde diyelim o kadar seviniyor, memnun oluyor ki tarif edilmez.
Ama uhrevi sevince erişecek olursa mesela Yavuz Sultan Selim, cihan padişahı kendisine, haritayı önüne açıp bu bir padişaha yeter ama iki padişaha yetmez diyen o koca padişah manevi zevke erişip de manevi makamlarda makamlarda yer ittihaz edince, o makam ve o mertebelere gelince nefsinin Kuran-ı Kerim'de bildirilen yedi mertebesini geçince, ruhunun beş mertebesini geçince, sırrının altı mertebesini geçince, on sekiz bin alemle de bütünleşince sanki on sekiz bin alem bir havan diye ifade ederiz, onun dövülüp onun içerisine dövülüp kalbine konması suretiyle kendisinde bu alem zerre gibi olduğunda demiştir ki padişahı alem olmak bir kuru sevda imiş, bir veliye bende olmak cümleden ala imiş. Hazreti Fatih'e, Fatih Sultan Muhammed Han hazretlerine Akşemseddin veli bu yolun bu yolun hakikatini öğretmekten bile çekinmiştir. Sebebi şu, yoksa o manen bir görevli değil zannetmeyiniz.
Kendisinin Ehlullah ile çok sıkı münasebeti var, alakası var, evradı var, ezkarı var ama daha ziyade, daha ziyade onu padişahlık olarak devlet idaresinde kullanmış uhrevi tarafa pek meyletmemesini arzu etmiştir bu noktada. Sebebi de şu, öyle bir zevki, tarikat-ı Aliye öyle bir neşe ki, tarifi mümkün olmayan bir zevki ona döner de halkın idaresini terk eder diye vazife bile vermediği hakkında kayıtlar var. Yoksa çok sıkı münasebeti vardır, asıl onu padişahlıkta ibka etmiş, o tarafa yönlendirmiştir. Mesela bakıyorsunuz, Kendisi sabahtan akşama kadar halkın işleriyle meşgul, ruhani zevk ve mertebenin makamın ne derece üstün olduğunu bildiği için kendi yerinden devleti idare etmiş olduğu merkezden bir dehliz vasıtasıyla Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri ile buluşmak suretiyle dünyanın gamını, kederini, endişesini padişahlığın vermiş olduğu gurur ve kibri atmıştır.
Mesela Esad El-Bili Hazretleri bir makama eren insanın sevincinin dünyevi makam yanında uhrevi makamın üstünlüğünü ifade yönünde beytine tahmiste bulunan Elmalılı Hamdi Yazır hocamız, gam değilmiş hamdi olmak seyri gülşenden cüda, neşre var yadın da derler gül feda bülbül feda, şimdi şeyhı asırdan duydum şu yolda bir nida, Dergahipiri Muganda Hakipayül Esad'a, o zaman idrak edersin rütbe I Bala nedir? Sen şimdi padişah olmayı, üstün mertebelere gelmeyi, amir olmayı, ne diyelim bir müessesenin idarecisi olmayı, belli bir kademelere gelmeyi bir makam zannediyorsun, bir iş zannediyorsun ama asıl iş o vazifeyi yaparken de o vazifede manevi hazzı duyup sırf mevla için yapıp nefse gurur vermemenin yolu Evliyaullah'ın mürşid-i kamilin kapısında toz ve toprak olmaya bağlıdır demiştir. Yoksa gönül alemindeki zevkler bunu reddeder anlamına anlaşılmasın.
Neden derseniz, arşı azamın gölgesinde gölgeleneceklerden birisi de nedir? Adaletle hükmeden devlet reisidir. Değil halkı sokaklarda dolaşan köpeklere bile, kedilere bile acıyan, onlara bile merhamet duygusu içerisinde olan adil devlet reisidir. İşte manevi neşe, zevk, evrad ve ezkarla hemdem olmak bu zevki meydana getirir ve devlet reisi bir cebbar, insanların üzerinde sulta, hükümran, onları yerine göre horlayan, aşağılayan bir kimse değil, onlara saygı içerisinde olan sizin hizmetkarınızım diyecek olgunluğa gelen kimsedir. İşte bu zevk onları da bu güzel hale eriştirir. Öyle bir zevk ki manevi makam, manevi hal, İmamı Gazali Rahmetullahale yirmi yılını münzevidir, köşelerde karanlık yerlerde geçirmiştir. Öyle bir sevinç, öyle bir neşe var ki onda, mesela merkez efendinin kaldığı yer ara ara oralarda kalıyor. Dokuz on metre bir kuyu gibi aşağıda olan yer, bir cennet gibi gelmiştir ona.
Asıl neşe, asıl zevk, asıl bayram budur. Mesela Hamideddin Veli Somuncu babamız Akşehir'de birkaç yer zikredilir, Akşehir'de yerini gördüğüm için söylüyorum, Darende de mevcut. Mesela çilehanesi Rabbımızla hemhal olduğu gönlünü Mevla'ya açtığı Necip Fazıl'ın dediği gibi dünyaya kapalı Allah'a açık olan o mekanlarda Rabbimizin muhabbetiyle buluşmak ve tecellilere ermek suretiyle bambaşka bir bayram yaşamışlardır. Mesela üstazı zalimiz anlatırlardı, Derekbağda eski ismiyle Dereköy, Ali Osman'ın Samanlığı derdi. Orada bazen bir araya gelirler gündüz de diyor, gündüz insanların gezip dolaştığı anlarda orada biraz otururdum samanlık deyince hayvanların yemlerinin verildiği yer. Taşları yerine göre simsiyahtır, gümüşle kaplı gibi görürdüm derdi. İşte gönül alemindeki zevke ve neşeye ermenin neticesi budur. Diyoruz ki biz mala erişsek mülke erişsek, mal mülk insana sürur vermez ki.
Mesela bir kardeşimiz anlatılıyor, çok güzel bir ev, Tevbe suresinde yirmi dördüncü ayet cinde de hoşunuza giden evler diye buyruluyor. Villasını bir kardeşimize boyattırıyor, her şeyiyle en güzel bir tarzda tanzim ediyor. Kapısıdır, penceresidir, çok öyle kapı pencere değiştirenler, mutfağın şeklini bozup aman ha daha iyisi vardır diye hiç gözüne para görünmeden, fakir ve yoksul düşünmeden yeniden dizayn edenler pek çok muazzam bir şekilde evine hazırlıyor, köşk diyelim, villa diyelim daha girmeden bir gün önce inna lillah ve inna aleyhi raciun ahirete göçüp gidiyor. İşte dünyanın malıdır mülküdür bu. Daha pek çok Mekke'de bir ara bizi Mekkeli olduğunu zannediyorum bir kardeşimiz davet etti. Belki de reisi cumhurun köşkünden daha üstündü.
Gittiğimiz arkadaşlardan bir kısmı hayran hayran sağa bakıyor, sola bakıyor, süslemelerine bakıyor, döşemelerine bakıyor, koltuklarına bakıyor, böyle bir şaşkınlık meydana geldi. O anda dedim ki sizin şaşıracağınız, taaccübe düşeceğiniz hiçbir şey yok, bunlar geçicidir, asıl bizim için hayırlı olan ahirettir, Çok geçmedi Mekke'de çok kuvvetle yağan bir yağmurla adamın bir değil altı tane Mercedes'i yedi tane Mercedes'i su evini basmak suretiyle köşkünü villasını neyse konağını evi de harap oldu, o arabaların hepsi de harap oldu, dünyanın malı mülkü budur. O kılıç aslandan çokça anlatılır, gerek duymuyorum, işte bir ev yaptırıyor yedi sene, bunun eksiğini söyleyin. Bundan sonra da kim eksiğini söylerse ben onu diyor idam ettireceğim. Yaşlı bir pil geliyor, ona ikramda bulunuyor. Köşkümü nasıl buldun deyince iki tane eksiği var. Nedir?
Birisi bu ev bir gün harap olacak, ikincisi desen ahirete göçeceksin demiştir. Bunlar hep biten sevgilerdir. Mesela kişi gurbetten geliyor, dostlarıyla buluşunca ne yapıyor seviniyor. Zaten biz gurbetten geldik ruhlar aleminden geldik. Onun için ruhi alemden gelen, arştan gelen, ruhani alemden ve arştan gelen ilahi yönden gelen bütün değerler bizim ruhumuza zevk verir, bedenimize de zevk verir, her halimize neşe olur hiç şüphesiz. Nedir? Kuran-ı Azimüşşan, eğer kalbimiz uhrevi tarafa ahiret yönüne çevirilecek olursa Kuran-ı Azimüşşan'a doymaz. Kardeşlerimizle görüştüğümde anlatıyorlar, diyorlar biz bir Kuran-ı Kerim'e başladığımız zaman bitiremiyoruz. Yani Kuran-ı Azimüşşan'ı çok hatmeden kimseler var.
Belki anlattım Sami Ramazanoğlu hazretleri Şam-ı Şerif'te bana buyuruyor iki rekatta Kuran'ı hatmedecek bir kimse bulun, bulunuyor ve arkasında tarifi mümkün olmayan bir zevkle namazlarını tamamlıyorlar. Daha nedir diyelim? Hadis-i Şerifler efendimizin mübarek sözü, O kendi hevasından konuşmaz Sallallahu aleyhi ve sellem. Allah'ımızın vahyettiğidir. Onun mübarek kelamları, o kelamlarla Kuran-ı Azimüşşan'la ifade edilen zikir meclisleri. Ama zevk duymuyoruz, kendi kendimize yaptığımızda da hazzımız yok. Çok haya ederim ama gagası derler, temiz olmayan işlerle meşgul olursa o zevk duyamaz. Eğer gözümüz başka namuslara kayar, hasetliklerle bakarsa, ibretle bakacağımız yerde hasetle bakmaya başlarsa, gözlerin hain bakışından Allah'a sığının diye buyruluyor, gözler o şekilde nazar etmeye başlarsa istenilmeyen nefsani arzu ve isteklerle kulaklarda öyle, bütün azalarda öyle ne olacaktır?
Hiçbir zevki olmayacaktır, tad alamayız. Safra hastalığında olan balın tadını alamaz çünkü hastadır. Bir kere o zevki tatmamız icap eder. Allah'ın velileri o alemler ruhani alemlerle münasebet kurduğu için, ehlullah ile bulunduğu için, pazartesi ve cuma gecelerinde bulunduğu için başka ne zaman arzu ederse, Allah'ımızın lütuf ve ihsanı olarak buluştukları için o cihetten gelen tecellilere Allah'ımızın isimlerinin tecellisi, sıfatlarının tecellisi, fiillerinin tecellisi onlara erişirse bu nur demektir. O nurlara ne yapar bizi hep onların meclisi rahatlatır. Biz hiç unutmuyoruz buraya bir ziyarete geldiğimizde Sami Ramazan Ulu üstazımızı demişlerdi ki on dakika durun. Konyalı bir kardeşimiz devamlı saatine bakıyordu. E belki de doğruydu. İki dakika önce izin aldı diye ona hala üzülürüz. Ne olacak iki dakika? Ama o gördüğümüz şahıs, Görüldükleri zaman Allah hatıra gelen kimselerdir.
Günlerce kesmiyordu o zevkimiz. Bizim seksen beş yılındaydı, Kastamonu'da vaizlerin ve müftülerin bir programı oldu. Yirmi beş günlük bir eğitim. O yıllardaydı seksenli yıllardaydı bir hoca kardeşimiz vaizlerden şunu anlattı Konya'ya Hasan efendi geldi dediler Ben de iştirak ettim. Benim kürsülerde okuduğum ayetler hadisi şerifler bunlardan bahsediyor. Fakat ben ağlamayan bir kimseydim. Gözümden bir damla da yaş çıkmazdı, ne olduysa bana bir hafta gözümün yaşını durduramadım demiştir. Bir evliyaullah'a nazar, o alemden gelen nimetler hiç şüphesiz bizleri bahtiyar eder, zikri öyle, fikri öne, şükrü öne, bütün taatleri öyle, o alemden gelen nimetlerle buluştuğu zaman kişi sanki gurbetten dönen yirmi yıl uzak kaldığı sevdiğine kavuşunca nasıl kendisinden geçiyorsa onun gibi bir zevk ve neşeye erer. İşte biliyorsunuz Yusuf Aleyhisselam'la Yakup Aleyhisselam'ın buluşması.
Şimdi Yusuf Aleyhisselam bir peygamber, Yakup Aleyhisselam da bir peygamber, şimdi Yakup Aleyhisselam oğlunu arzu etmiyor değil hiç şüphesiz ediyor, bir diğeri de babasını arzu ediyor ama rabbımızın muhabbetine engel olmayacak şekilde, mevlamızın muhabbetine engel olmayacak şekilde arzu ediyorlar. Bir peygamber -Allah korusun- kendisinden geçmiş bir vaziyette olamaz, bu mümkün değildir. Çünkü Yakup Aleyhisselam ne diyor? Ben kederimi, endişemi ve besi ve hüzni illallah, Allah'a açarım diyor. Bir peygamber bu. Yusuf aleyhisselam ondan dolayı kendilerinden geçer gibi bir durum değil o. Elbette bir babalık şefkati var, merhameti var, o müstesna. Bunun yanındaki asıl onların buluşmasındaki sevgi nedir? O sevgi nübüvvet kokan yavrusuna ulaşmıştır.
O da peygamberlik sırrı kendisinde bulunan Yakup Aleyhisselam'a erişmiştir, kendisinden geçer gibi değil Zaten o anda Cebrail aleyhisselam ya Yusuf, atdan in gelen babandır, karşıla demiştir. Şimdi İbrahim aleyhisselam oğlunu kurban ediyor, bu ne demek? Çocuğunu kurban eder mi bir peygamber? Allah'ımızın burada, burada Oğlu yanında koşacak çağa gelince on üç yaşı diye geçer, ey oğlum ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum, artık bak ne düşünürsün dedi. Çocuk da babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın dedi. Yoksa Cenabı hak bir çocuğunu babanın kesmesi değil burada. Bakın, Ne zamanki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik, ey İbrahim Rüyada gerçekten sen rüyana hakikaten sadakat gösteren birisisin.
Şüphesiz ki biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız ve semadan koç inmiştir, haber veriliyor. Bu ayrı bir konu. Şu anlattığımız hususların hepsi ayrı bir konudur. Demek ki oğlunu kurban etmesi Allah'ımıza olan sadakatıdır, Cebrail Aleyhisselam derhal yetişiyor. Bıçak ile İsmail Aleyhisselam'ın boğazı arasına kanadını geriyor. Asıl sevincimiz bayram sebebiyle ne olacak? Ne olacak? Bunu bir ajanstan dinlemiştim, Arap ajansından orada şu ayeti celile yi okuyordu Ey insanlar size Rabbinizden bir öğüt, sinelerde olanlara bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi. De ki Allah'ın ihsanıyla ve rahmetiyle yalnızca bunlarla sevinç duysunlar, bu onların biriktirip durduklarından daha çok hayırlıdır. Velhamdülillahi Rabbil Alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi selim sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Bayramın Manevi Derinliği ve Sevincinin… | Mihmandar