Bayramın Manevi Anlamı ve Ruhun Arınması kaydında Bayram bir sevinç günüdür, neşe günüdür. İnsanlar çocuğuna kavuşur, çoluğuna kavuşur. Bunun sevincini yaşar. Mala kavuşur, mülke kavuşur. Hep bunların bir sevinci olur. Bu büyük bir servete vurmuş. Çok sevinir buna, mesur olur. Onun sevincini tarif edemezsiniz. Diyelim yavrularıyla bir araya gelmiş. Diyelim gurbettedir, askerdedir, ona…
Bayram bir sevinç günüdür, neşe günüdür. İnsanlar çocuğuna kavuşur, çoluğuna kavuşur. Bunun sevincini yaşar. Mala kavuşur, mülke kavuşur. Hep bunların bir sevinci olur. Bu büyük bir servete vurmuş. Çok sevinir buna, mesur olur. Onun sevincini tarif edemezsiniz. Diyelim yavrularıyla bir araya gelmiş. Diyelim gurbettedir, askerdedir, ona kavuşmuş, bunun neşesini yaşar. Bunların hepsi geçici. Bu bir neşedir ama geçici. Çünkü, ölüyü üç şeyi takip eder. Ehli, malı ve anı. İkisi terk eder. Malı zaten ürdüğü zaman o anda kendisini terk ettirmek. Çoluğu çocuğu, onlar kabrin başına kadar gelir. Bu sanrı da ayrılır. Ne kalır? Amel edilir. O zaman bizim bayramımız asıl Rabbi Zülcelal'imizin razı olduğu amelleri yapabilmek. Oruçta, oruç benim içindir, mükafatında ben vereceğim. Bak Allah'ımız için olması hasebiyle bir neşnedir, bir sevinçtir, bir bayramdır.
Rabbimiz bize bayramlara haber verirken Risalee, Ol günde mal ve evlat fayda vermez. Bitiyor zaten. Sarılsan ne kadar sarılacaksın? Yorulsan ne kadar yorulacaksın? Bir türlü. Ancak sevinç şu. Nefsimizin mertebelerini aşmış mıyız? Ruhumuzun mertebelerini, sırrın mertebelerini, ilmin mertebelerini, şeriat, tarikat, marifet, hakikat işte asıp bayram bu. Bir Arap radyosunda, Arap kanalında bayramı tarif ediyor. O da Yunus Suresi'nde elli yedi ila elli sekizinci ayeti celile. Estail billah, ya ey yuhennas, ey insanlar. Burada sadece ey müminler değil mi? Demek ki umuma bir hitap var. Ey insanlar, Rabbınızdan size bir öğüt gelmiştir. Şimdi bunu tarif ederken Rabbinizden bir öğüt diğer tefsirlerden, bilhassa Beydavi'nin haşiyesinde Kuran diye geçer ve şeriat der ona. Parantezçi şeriat der. Rabbınızdan size Kuran gelmiştir.
Zaten şeriat demek Kitabı Kerim'in iki kapağının arasındaki bütün hükümlerdir. Şimdi biz sadece hükümleri geçirdiğimiz için söylüyorum, oruç olarak düşünmeyeceğiz. Bak oruçta öyle taatler var ki mesela fıkra. Fakire, yoksula fıtrat veriliyor. Orucun tamam olması buna bağlı. Demek ki sırf Kuran-ı Azimüşşan'ı okumak bu ay içerisinde, ondan sonra tesbihatla meşgul olmak, gecelerini namaz, gündüzler nur bununla yetinilmez. Fakiri, yoksunu da gözetiyorsunuz. Tebliğini, davetini de yapıyorsunuz. Bilhassa yavrular üzerinde. Kişinin çocukları üzerinde ve evinde evini ihmal etmiyor. Onları devamlı hayra teşvik ediyor ve yol gösteriyor. Kendisi de örnek oluyor tabi. Ve gönüllere, dertlere şifa gelmiştir. İza olarak bu şifayı gönüllere şifa. Şimdi şifa eczanesidir. Mesela bir kısım yerlerde ilaca dermandır. Demek ki bir şifa, bir deva. Bak deva iceniz de. Derman.
Hastalık var ki bu hastalığın, bu hastalığın, biiznillahi tealaya şifaya kavuşması için, ilaçlara insan meylediyor, ilaçlarla tedavi oluyor. O zaman hastalık nedir? En büyük hastalık şirktir. Allah'a ortak koşmaktır. Emri ilahinin haricine çıkmaktır. Mesela bir düğündür. Bu düğünü yaparken siz, biz yapmış olduğumuz bu düğünün nikahında ne diyoruz? Bir kız almaya gidiyorsunuz. Kız almaya gittiğinizde söylediğiniz söz nedir? Söylediğiniz söz Allah'ın emri. Peygamberin kavuğu. Eğer düğünümüz buna muvafık değilse, nerede kaldı Allah'ın emriyle Peygamber'in kavli? Burada Allah'ın emriyle Peygamber'in kavli çocuklara başka dönem. Ne oldu şimdi? Etraf, hoş görmek, cenaze evi mi dediler? Burada kimin sözü geçerli oldu? Bunu tevekkül edeceğiz. Bu hastalığı devası için çalışacağız. En büyük hastalık, emri ilahinin dışına çıkmak ve onu bir emir olarak kabul etmek ilahi emirin yanında.
Bayramın Manevi Anlamı ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
Bayramın Manevi Anlamı ve Ruhun Arınması kaydında Bayram bir sevinç günüdür, neşe günüdür. İnsanlar çocuğuna kavuşur, çoluğuna kavuşur. Bunun sevincini yaşar. Mala kavuşur, mülke kavuşur. Hep bunların bir sevinci olur. Bu büyük bir servete vurmuş. Çok sevinir buna, mesur olur. Onun sevincini tarif edemezsiniz. Diyelim yavrularıyla bir araya gelmiş. Diyelim gurbettedir, askerdedir, ona…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Allah korusun, en büyük zulüm olarak anlatılan şirk, nifak münafıklığı sıfatı, hem itikadi hem ameli. İtikadi, BAGARA suresinde başındaki Ayet-i Celilelerde geçtiği üzere müminlerin yanında inandık. Kendi arkadaşlarının yanında biz onlarla alay itiyor demek. Ameli olan nedir? Yalan söylemek. Sözünde durmamak. Emanete riayetsizlik. Daha gıybet gibi, hasetlik gibi, fena ahlaklardan kurtulabilmek bir şifadır. Size Rabbinizden bir öğüt, bir nasihat. Bunun Kuran'ı ifadesi mevheva kitabı kerim gelmiştir. Bu şeriattır. İkincisi nedir? Şifa. Bu da tarikattır. Müfşid-i Kamillerde almış olduğumuz evrad ve ezkar ile, bakın çok uygunsuz hareketlerde yapmış olduğumuz evrak ve ezkar sayesinde kurtulduk sayılır. İzninizle. Başka zamanlarda namaza riayetimiz pek yoktu. Orucu da sadece bir adet kaviminden yapar geçerdik.
Diğer taatlerde de bir başkasının irşadıymış, ıslahiymiş, İsyanda olanların kurtulmasıymış. Böyle bir çaba yağı düşmezdik. Tevazu nedir bilmezdik. Hilniyet nedir bilmezdik. Çok gazaplı bir hal yumuşak huyluluğa tebdil olmuş. Diyelim ki cimrilik sıfatından, cömertlik sıfatına geçmişiz. İşte bu tarikat-ı aliye sayesinde olmuştur tefsirlerde izah edildiği üzere. Veüden ve rahmet dil müminin. Burada Cenab-ı Hak hususileştirdi. Müminler için rahmet ve hidayet. Bu nedir? Marifet ve hakikattir. Rabbi Zülcelal'imizi tanımak, ondan gayrı bütün düşünceleri atmak ve kolay değil bu, bütün düşünceleri atmak. Bir Sa'd İbni Muaz gibi radıyallahu anh. Eğer diyor dünya hatırıma gelirse, namazı iade ederdim, tekrar kılardım. Eğer ahiret ahvali, cennetler, huriler hatırıma gelse, o zaman da secdeyi sihir yapardınız. Allah'ımız da Celle Celalühü, onun emrinin dışında, sevgisinin dışında her şeyi terk etmek.
O zaman çoluk çocuk ne devamlı? Mal mülk. Çoluğunu çocuğunu imanla tasarruf ederek, bunlar dinimize hizmet edecek diye sevmek. İşi bu noktaya getirmezsek zorluklar başlar. Ölüm anında başlar. Daha kabre konmadan önce hesaplar başlar. Kabirde bitmez. Buraların çok iyi anlaşılması gerekir yoksa gelişigüzel blok olur gideriz, Allah korusun. Hiçbir şey anlamayız. Biz asıl buraları anlayacağız. Bu incelikleri sezeceğiz. Sezmezsek mümkün değil. Lihayı kurtarmak kolay değil. Çok kolay zannediyoruz. Mesela bir namaz kılınmayı. Namaz öyle bir itaat ki bütün ibadeti içerisine alır. Namaz öyle bir taat ki, ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın. Bakıyoruz teravihlerde ilk gün doluyor. Daha sonra boşanıyor. Niye? Uzun. Rasulullah'ın ne olduğu mübarek ayakları namaz kılarken şişiyoruz. Onun kıldığı gibi kılacak olursak. Ehline namaz ile emret diyor.
Biz caminin köşelerinde, mescitlerde, yavrularımız internet kafelerde, belirsiz yerlerde bu Rasulullah'ın kıldığı namaz değildir. Onun kıldığı namaz ehlini namaza alıştırıyor. Ehdini Cenabı Hakk'a kulluğa alıştırıyor ve rahk müminler için bir hakikattir. Rahmet kelimesinden ele aldığımız zaman bu ayette Kuran'ın dört güzelliği bize anlattığını görüyoruz. Kuran-ı Kerim'in bütün faziletleri ve reziletleri bildirmesi, insanlara güzel ahlaka teşvik etmesi en güzel bir ümitdür. Bir cuma gününde İmam-ı Kerim'de, Okumuş olduğu bu ayet-i celîne Kuran'ın bütünlüğü içerisine kaldır buyurur müfessirhidr-i nüzul. Sebebin de şöyle açıkladılar, Yarısı emirdir, yarısı nehydir. Kuran-ı Azimüşşan'da öyle değil midir? Emirlerini tutup nehrinden kaçmak. Kuran-ı Kerim Neyi emretti ise Resulullah onu alın, onu yerine getirin. Neden kaçındırıyorsa ondan da uzaktır. Neden kaçındırıyor?
Bir milyonun üzerindeki Hadis-i Şerif'ini inceleyerek biliriz. Şurada birkaç dakikalık görüşmede anlaşılmaz. Bizzat kedimiz derde düşeceğiz. Ashab-ı Kiram gibi derde düşeceğiz. Canlı Kuran'dı diye buyurulan Ashab-ı Kiram gibi. Onlar da Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmi derdi. Fakat okunmuş olduğu bir ayet-i celileyi yaşamadan ikincisine geçmezdi. O zaman nedir, neyi yaşayacağız biz? Kısaca bir misal. Estairi Biller. Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbınıza kulluk yapın. Kulluk yapın ki, La alle kun tetteku, siz ta ki Allah'ın azabından kendinizi kurtarmış olursunuz. Kulluk, bir işiniz sizin en basit bir misal. İş anını haltermış. Şekilmiş bir tarafa sığar düşük. Halbuki iş vardır. İş saatinde başka işler vermiş bunu. Çekmiş, bırakmış. İşi terk edilmiş. Çoluğunda çocuğu doyuruyor. Münasebetsiz hareketlerde bulunur. Ne yaparsınız? Derhal çıkışını verirsiniz işte, mahv. Biz kimin işçisiyiz?
Kimin kuluyuz? Rabbi Zül Celal'imizin. Bu nefeslerimiz hep onun yolunda alınıp verilmesi gerekmez mi? O zaman söylediğimiz yalan ne olacak? Allah'ımıza olan kulluğumuzda bu o kulluktan ünhiraf ayrılmak değil mi? Gözümüzle eğer hasetle bakmaya başlarsa ne olur? O zaman da kulluğun dışında hareket etmiş oluruz. Kulağımızla uygunsuz sözleri dinler, hayvani arzuları tahrik etmeye başlarsak, o zaman da işi değiştirmiş oluruz biz. İşten sıyrılmış oluruz. İşi terk etmiş oluruz. O öyle bir Allah'tır Celle Celaluhu. Necm suresinde Mevla-yı Zülcelal'imiz bize bildiriyor. O ne bir Allah ki? Essahil billah. Ahiret de dünyada Allah'a aittir. Çık, namazı kılarız, vazifelerimizi yaparız. Olur da tuttuk zaten. Bundan sonra biraz eğlenelim. Yok. Dünya da buna aittir. Eğlenirken dahi, eğlenirken dahi ölçüyü kaybetmeyeceğiz. Nefsani arzulara düşmeyeceğiz. Ama bayramdır, latife dilerdik biz.
Resulullah da latife ederdi ama latif olurdu sallallahu aleyhi ve sellem. Onunla bile ders verirdi, öğüt verirdi. Canım, biraz da eyleme. Resulullah da eğlenirdi. Hatta sokakta çocukların oyunlarına iştirak ile onlara Allah'ımızın emrini birkaç cümle içerisinde vermeye çalışırdı. Ashabıyla beraber o da çıkardı dışarılara. Sahabenin bahçelerinde otururlardı ama mübarek ağzından, mübarek femi saadetinden, gül goncası gibi açılan o mübarek ağzından Allah'ımızın vahhi dökülür. Dünya da ona ait ahirette. O zaman biz, canım şimdi bir ibadet zaman diyecek olursak bu iman aristokrat imanımızdır. Allah dünyayı yarattı ama hoşuna gelir, terk etti. Hayır. Şu hanımızın devri, Onun bu emriyle, en kılcal damarlardaki kanın devri bile onun emriyle. Gözümüzü kırpmamız onun emriyle. Parmağımızı oynatmamız onun emriyle. Hiçbir şey onun emriyle, emrinin dışında hiçbir şey yok.
Onun ilminin dışında hiçbir şey olamaz. O zaman biz hayıtlıyız. Başı boş değiliz biz. Canım şimdi ben bir idari noktadayım. Evet, idari noktadasın. Yeryüzünde Allah'ın bölgesisin sen. Bir saatlik adaletle hükmetmek, altmış yıllık nafile ibadetten üstündür. Bu şekle baktığımız zaman, bakın hiç nefsani, hayvani, şehevi, şeytani arzulara düşmemiş oluyoruz. Allah'ımızın istediği şekilde hareket edersek, ölçülü bir şekilde hareket ediyoruz. Esir ve mükafat kazanıyoruz. Arş-ı Azam'ın gölgesi nasip oluyor. Bir ev reisinden tutun en yüksek ilahi noktada olana kadar. Çünkü halk onun tebaasıdır. Yok canım benim başka görevlerim var, vazifelerim var. Hangi vazife olursa olsun, istersek kişi olalım, istersek bir inşaat mühendisi olalım, doktor olalım, bir ziraatçı olalım, yaptığımız her işin İslam ahlakındaki birinci kaide, emri ilahiyeye uygun bir tarzda yaptığımız zaman hepsi mülakattır.
Ben çiftçiyim canım, şimdi benim kesbi hatla ne işim var? Zaten geçimimiz zor temin ediyorum. O çiftçi rızkının edabinden talebini Rabbımızdan istese, yatağına girmeden önce affolur. İşin bir yönü var. Şimdi iki kişi iş için çıkmış dışarı. Birisi yavrularına helal taam yedireyim, ahlakten bozulmasın. Bir diğeri, yani böyle çalışmayla olur mu ya? Biraz çalıp çıkmamız lazım diyecek olursak o zaman helale gideriz. Canım varlıklı olacaksa mutlak böyle olacak. O zaman kendimizi mahvederiz. Her işimiz de öyle. Bir öğretmenimiz de öyle. Şu çocuğu vatanımıza faydalı bir hale getirelim, insanlığa faydalı olsun derse bir muallim, geçir ve mükafat eder. Yok eğer devamlı zilin vaktini bekliyor. Nasıl gidecek? Gelişin üzerine. Çocukların talimi üzerinde durmuyor. Ne ahlaki davranışlarında. Çünkü okuldaki derslerimizde bu da buyurmuştur. Ve diğer konularda geniş güzel geçiyor.
Çünkü bütün ilimler Cenab-ı Hakk'ın vahdaniyetini ifade eder. Allah'ımızı tanıtmayan hiçbir ilim yoktur. Hepsi Rabbimizin, Rabbimizin tanınması içindir. Hangi ilim derseniz deyin. Zoolojiden deyin. Gök cisimlerinden deyin. Astronomiden deyin. Şu pazılardan, arkeolojilerden diyeyim. Ne derseniz deyin, hepsi Rabbimize size tanıtır. Misal yesek bilmez. Ben eczacıyım, eczacı, eczacıya da o eczacılık fakültesi Rabbimizi tanıtır. Mesela, canım ne eczati ile kimyagerle ne alakası var? Şurada bir kavanozdu, rüzgar da esiyordu. Rüzgar esince, o kavanozun içerisine ne kadar bitki varsa, onları olduğu gibi doldurdu. Bunlar ilaçlar meydana geldi. Buna hep birader. Birden senin yerin tımar halidir. Olur mu? Kendi kendine olur mu? Bunun dramı dahi önemli. Milli dramı dahil olur. Eğer bir ilaçta, miligram dramlık hata olacak olsa ölüme götürür. Kendi kendine, kendi başına o ilaçlar meydana gelemez.
Mutlak onun bir ustası vardır. Eczacik vasıtasıyla olur. Hayvani yağlardan ayarlar. Nebatat bitkilerden ayarlar. Öyle iğrenç ustası vardır. O eczacının fakültesini bitirmiş, diplomasını almış ve bu hususta yeterli olarak görünmüş, sahasında uzman o yapar. O zaman dersin ki akıl bir söz söylüyor. Bunu ifade ederken ne hatırımıza gelir? Eczanedeki ilaçlar dahi rüzgarın esintisi ile bu kavanoza dolan bitkilerle kendi kendine buluşmamışsa, şu kainat eczanesi nasıl meydana gelmiştir? Belki, mutlak Yaradan'ın Halıkir Lem'yezevdir. Kalpleri manevi hastalıklar içinde bırakacak olan küfür ve lifattan insanları alıkoyması ve güzel inançlar ile ruhları tedavi etmesi de bir şifadır. Öğüt oluşu, kötü ahlaktan güzel ahlaka geçişleri, artık en büyük çılgınlık olarak arz ettiğimiz gibi küfür, şirk, nifak bunlardan korunması, emri ilahiye teşvik etmesi ve nehy yolundan kaçındırması şeriattir.
Gönüllerdeki manevi hastalıkların tedavisi de de tarikattir. Mutluluk yollarını insanlığa göstermesi, onları bu yola iletmesi, gönülde Cenabı Hak'ın dışında hiçbir sevgiyi bırakmaması da marifettir. Ve nihayet insanları küfür ve nifak karanlıklarından çıkarak iman nuruna kavuşturması, ebedi mutluluğu kazandırması, gönlünün açılması, gönlünün nur ile durması, ahiret işine daha çok yönelmesi, bu daha cürettir. Daha anlatamadığımız ne demektir? Bitmez mi gelmesi? Peki, ancak bu Allah'ın rahmeti ve ve faslı ikramıdır. Asıl bununla sevinsinler. Öyle mal, mülkle. Gülke. Gözümüzü yumduğumuz zaman bize arkadaş olmayacak olan nesnelerle değil, ahirette kabirde bizi bırakmayacak. Sorguda sualde bizi sıkıştırmayacak. Insan simasında bizi kaldıracak, mizanda sevaplarımızı ağır getirecek, hayırlı tarafa bizi götürecek olan taatlerle sevinsinler. Bu onların topladıklarından hayırlıdır.
Asıl sevincimizin ne olduğu Yunus Emre'nin örtlüğünde de. Abdest sallallahu aleyhi ve sırra bildirdiği üzere şeriat, tarikat, marifet, hakikattir.
Kaynak: Genel
Bayramın Manevi Anlamı ve Ruhun Arınması | Mihmandar