El İmam Caferus Sadık Rahmetullah Ali, ve herhalde taamı az yemek, bu öğülmüştür. Aslında az yemek insanın zahir vücudunun gerekse kalbinin de huzurudur. Kalbinin de rahatlığıdır, zahir bedeninin de rahatlıdır. Vel-mahmudu filme equlat, şimdi yememizde övülen kısmı, yemenin makbul olan kısmı nedir? Daruratın. Mutlak yiyecek zaruri yemezse hayatının devamı mümkün olmaz. Bir de bir kuvvettir, vücuduna ibadet ve taat için kuvvettir. Bu kuvveti enbiyanın hayatında görüyoruz. Nebilerden bir tanesi Ya Rabbi dedi, ben gece taat yapmakta zorlanıyorum. Halık'ımız vahiyle yumurtanın sarısını yemesini tavsiye buyurdu. Bir de bu yemelerde, içmelerde mutmainne sıfatına gelinceye kadar Billetü't-taham, Gilletü'l-kelam, Gilletü'n nev'im, üç tane sayarlar, az ivme, az konuşmak. Ama artık nefis ıslah durumuna gelmiş ise ibadet ve taat için yiyebilir derler.
Bu yemelerde içmelerde zaruri olarak yemenin seçilmiş kimseler içindir diyor. İşte birkaç lokma ile de insan hayatını devam ettirir diye buyruluyor. Bu da müttakiler için. Bir de manevi fetih hasıl olur diyor, artık biz bunu nasıl ifade edebiliriz? Yediğinin içtiğinin Rabbimizin bir nimeti olduğunu ve yer içerken de Mün'im-i İlahi nimet vereni unutmayarak yenirse, bu tevekkül ehli kimseler içindir buyrulmuş, kuvvet için olan müminler için. Eğer çok yenecek olursa bunda iki tane bela var buyuruyor, gasvetü'l-kalb, kalbin siyahlaşması ve Heyecanu'ş-Şehme, şehevi arzusunun çoğalması. Açlık nedir? Açlık Vel'cur-u İdamel Müminin, Müminler tıka basa yemediği gibi daha az yerler. Hayatları böyle olur. Çünkü az yemek onlarda gıdaun yarru, ruhları için ilahi bir gıdadır. Mesela nef-i ispat zikrinde eğer midesi dolu olursa yapamaz. Nefesi göbeğin altına alıp kelime-i tevili okumakta çok zorlanır.
Aç karnına tarif ederler zaten. Ve Taamun lilkalp, taam, aslında gönlümüzün uyanması için olmalı helal taam. Ve Sehatundi beden, bedenin de ibadet ve taat için güç ve kuvvet bulması. Eğer şehevi arzu yemek suretiyle güç bulacak olursa, böyle yemeği yerken Rabbimizin verdiğini unutarak maddi bir arzu ve istekle yenirse bu yeksil kalbe, kalbimizi siyahlaştırır ve sır halimizde de hayır koymaz ve Yezidü'l-Fıtna anlayışımızı da zayıflatır. Aynı zamanda uyku çoğalır, gaflet çoğalır, hırs artar ve Yatulü'l-Emel uzun endişeler taşır diye Abdülkadir Geylani Hazretleri buyuruyor. Yine buyurmuşlar, Eğer yiyor, içiyorsan nefsinin arzuları için yeme diyor. Bu yediğin, içtiğin ruhuna güç değil de sırt bedene güç olsun diyorsan bunu da yapma. Bir de alışlığa geldik böyle devam ediyoruz dersen bunu da yapma diyor. Nasıl yenecek? Yemek yerken iki tane şahit olacak.
El-kitab ve Sünne, Kuran-ı Kerim ve Sünneti Muhammediye. Kuran-ı Kerim denince İslam'a, yiyin, için ama israf etmeyin. Yani isyana malzeme etmeyin yediğinizi içtiğinizi. Doyduktan sonra daha da ileri gitmeyin, caiz de değil zaten. Sünnet olarak da Mümin bir bağırsakla yer, bunu demekte zorlanıyorum dillerimize alıştırmayalım diye, bu Batılılar ise yedi bağırsakla yer, buyurulur. Rızkı iki şekilde ele almışlardır. Rızgın lil ervah bir ruhlar için bir de kalpler içindir. Aslında bu rızık, Kalp ile Ruh için birincisi İlimdir, Marifet-i İlahidir, Zikirdir, tefekkürdür. O Eşrefül Erzak nimetin en üstündür tefekkür edebilmek, düşünmek, hayatının muhasebesini yapmak, şu kainattaki oluşumu hatırlayabilmek semavat arbitme zaten. İkinci olarak Rızgul Eşba, bu da Bedenimizin Rızkı, Gizeun ve Melbesün ve tattığımız, yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, kuşandığımız ve midemize indirdiğimizdir.
Vücudu'l Erzak, şimdi vücudumuzun rızıkları neyi icap ettirir? Yücibuh, kuvveten nüfus, Böyle nefislerimizi canlandırır ve Şuhudur Rızk Yücibüvvetel Gulu ama İlahi Rızıklar, bu Lokman suresinde de geçer, lahirahu ve batine diye zahiri olan belli, batıni olan dedi ya faydalı ilim, ibadetler, taatler, zikirler, rabıtalar, murakabeler, letaifler, bunlar da kalbin gücü ve kuvvetidir. Ahiretteki rızkımız nedir? Mühim olan o şimdi rızık deyince, avada uçan kuşun da Cenab-ı Hak rızkını lüt etmiş, sabah mideleri boş olarak çıkıyor, akşama dolu olarak dönüyorlar. Bunun yanında denizdeki balıklara da onlara göre rızık veriyor. Bir bakıyoruz, yerde sürüngenler var, onlara da yerine göre toprakla hayatlarını devam ettiriyorlar. Bunun yanında otgiller var, etkililer var.
Cenab-ı Hak rızıklar Lut etmiş, maddi olarak şu kainattaki mahlukatın, hep rızkını damak zevkine kadar hazırlamıştır öyle bir Rabbimiz ki, bakıyorsunuz insanın hiç yiyemeyeceği, tiksineceği bir yiyecek onun için çok tatlı geliyor, onu öyle kodlamış, onu öyle ayarlamış, onun DNA'sında bu var. İnsanda ne var? İnsan, Rızkın temiz olanlarından yiyiniz. Mesela onlar ağızlarıyla yerler ve rızkın temizliği malum, ama insan eliyle yer ve temiz olan rızıklardan, temiz helal olacak, şüpheli olmayacak, bunun yanında helalde bile dikkatli olacak, Cenabı Hak'ın dışındaki duygulardan da uzak olacak. Şimdi bizim demek ki bedenimizin rızkı var. E gözümüzün de rızkı olacak. Gözümüzün rızkı Kuran-ı Kerim'e eğilip de okumaya başlarsak gözümüzün rızkı hasıl oluyor. Okudukça huzur meydana geliyor. O gözümüzün rızkını alırken aynı zamanda gönlümüze de ilahi bir nur lütfederse iniyor.
Kulağımıza da rızık vermiş, Ulab duyuyor. Ama bir suyun akışını zikri ile işitecek olursa bu da kulağın rızık oluyor. Eşyanın zikrini duyuyor çünkü. Gözün öyle rızıkları var ki, öyle rızıkları var ki Esrarı ilahiyeyi de seyrediyor. Bunun yanında elin rızkını vermiş cömertliğidir, ayağın rızkını vermiş cihadıdır. Tebliğ ve davet için geliyor, cihada gidiyor, İslam'ın hakim olması için gayret gösteriyor, bir fakirin yoksunun gönlünü görüyor, Sonra Allah'ımız beynimizin bile rızkını vermiş. Semavat ve arzı tefekkür ediyor yaratılışını. Bir deniz, yedi deniz daha ilave edilse Allah'ımızın ilim ve kudreti tükenmez. Öyle bir rızık veriyor ki bu beynimize tefekkür ediyor. Mesela rabıtasında beyine damlayan onur müstesna oluyor. Beyninde tefekkür meydana geliyor. Çünkü rabıta hüsün ve kubuhu çirkin ile güzel olanı bildiriyor. Güzel ile güzel olmayanı bildiriyor. Hayırla şerri bildiriyor demek.
Bu beyne gelen bir rızıktır. Aynı zamanda beyne öyle bir rızık veriyor ki o tefekkürüyle bir ihlasın düşünülmesi, İhlas suresinin ahadiyet sırrı beyinde kendisini başka ufuklara götürüyor. Samediyet sıfatı her şeyin ona muhtaç ama onun hiçbir şeye muhtaç olmayışı, doğurmayıp doğurulmadığı hiçbir şeyin ona denk olmayış rızkındaki o ilahi nimet beyinde hasıl oluyor. Bir de mahiyeti olursa, kişi nerede olursa olsun, Cenabı Hak'ın kendisiyle beraber olduğu düşüncesi beyine buruzluk verildiği gibi, kalp de bundan istifade ediyor. Gözü de artık ağlamaya başlıyor Allah'ımızın muhabbetiyle. Kulağı hep hayırlı kelamlar işitmek istiyor. Bunun gibi, ayağında da hasıl oluyor. Kalbe öyle bir rızık vermiş ki iman gibi bir rızık ve sonra rızkın kendi arasında dereceleri de var. Bunun yanında Cenabı Hak haşyetullah zatına duyulan saygı nimetini de kalbine indiriyor. Bu kalpte olur.
Çünkü aleyhisselatu vesselam Efendimiz mescide giriyor, birisi gözüyle, kaşıyla, saçıyla, sakalıyla meşgul oluyor. Kalbinde haşret Cenabıhakk'a sahip olsaydı, azasında da olurdu buyuruyor. Bak kalple alakalı. Sonra takvayı tarif ederken mübarek parmağıyla kalplerini işaret ederek, et kalbi gösteriyor, kalpte olur bu takva. O zaten gönülde yerleşmeyince insanın ahlakında güzellik olmaz. Gönülde yerleşecek ki kolaylıkla yapabilsin. Mesela cömertlik duygusu kalbinde varsa o zahirde de çok rahat yapar. Mesela mütevazı hal gönlünde yerleşmişse zorlanmaz, o tevazu ahlakında. Daha Cenabı Hak Havf-ı İlahi zatından korkup kötülüklerden kaçıyor, hayra koşuyor, gönüldedir. Zikrullah Ela birikrillahi tatma innul hulur. Kalpler ancak Allah'ı zikretmek ile huzur duyar. O nedir? Bu da kalbin bir rızkıdır.
Bunun yanında kalbe Cenabı Hak öyle rızıklar vermiş ki biz midemize indirmiş olduğumuz o taamlar ne içindir? O taamlar mesela insanın evi nedir? Gelen misafiri korumak, muhafaza etmek, ikram etmek için. Şu bedenin yaratılış sebebi nedir? Ruhumuza ikram edeceğiz. Çünkü biz Allah'ımızın huzuruna bedenle değil ruhumuza varacağız. Kabre baktığımız zaman biz defnediyoruz, böyle insanları. Öyle hal arz ediyor ki bir müddet sonra artık bedenden bir eser kalmıyor ama ruhumuz da varacak. O zaman ruhumuzu besir. Daha kalbin nimetleri nedir derseniz, bunun yanında kurbiyettir, Cenabıhakk'a yakınlıktır, Allah'ımıza muhabbettir ve tecellilerdir, böyle bir rızık. Bunun dışında bizim kalbimizin rızkı bu olduğu gibi, ruhumuz da bizim açtır, onu doyuracağız biz. Beş tane letaif var göğsümüzde. Kalp diyor ki bize bir mürşid-i kamil evladım diyor. Pek evladım demezler, onlar çok saygılıdırlar.
On beş yaşındaki bir gence dahi efendi ifadesini kullanırlar. Çünkü öyle bir Cenabı Hakk'a yakınlık meydana gelmiş ki onlar yoğurdu bile üfleyerek gelirler, herhalde bile dikkatli olurlar. Çünkü geliştiği nimet çok büyük. Bazen bakarsınız dağdaki adam devletin en yüksek biriminde olana bile hakaret ediyor. Bakıyorsunuz söylediği sözler kendisini idama götürecek sözler söylüyor. Divan-ı Harbe götürecekse söylüyor ama çok yakın olanlar ne yapıyor? Dudağımdan çözümlenir diye elini ağzına götürüyor. Allah'ımıza yakınlık meydana getirmişse El Cahilucesurun, Rabbi Zülcelal'imizi ve Habibini tanımayanlar cesurca hareket eder, haram mıdır, baktığı bir kimseye şehevi arzuyla mı bakıyor, bunu hiç düşünmez. Yediğinin içtiğinin helalden mi, haramdan mı bunu da düşünmez ama bu yakınlığı kesbetmiş ise o tir tir titrer.
Mesela Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bir gün uyuyamadılar, sebebi de yataklarının altından bir hurma çıktı. Acaba bu bana mı ait yoksa ganimet mallarına mı ait diye. Veliler bu ahlakta, bu huydadır tir tir titrerler. Mesela Sami Efendi Hazretleri kendisine düşen o kadar çok malı olduğu gibi dergahı Esada feda etmiştir ve Kelime-i Muhteremelerini Bediha Annemizi evlendirirken dünya malı olarak şu cücümden başka yok demiştir. Velhamdülillahi Rabbil alemin El-Fah'da.