Aşk insanda mevcut bir özelliktir. Cenab-ı Hak dünyayı halk buyururken bile ahbabtü fiili kullanılır, yaratmayı sevdim ifadesi var. Bundan hareketle derler ki dünya muhabbet ve aşk üzerine kurulmuştur. Bu ifadenin yanında asıl Cenab-ı Hakk Habibine Habib bak sevgili demek. Sallallahu teala aleyhi ve sellem onun hürmetine alemi halk etmesi yeter. Bu aşk değil de nedir? Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdın. Bu ona olan aşkından, sevgisinden, muhabbetinden naşidir. Yalnız şunu bilelim, aşk kelimesi Kuran-ı Kerim'de geçmez. Sadece Zeliha Validemizin Yusuf Aleyhisselam'ı aşkından dolayı, yani sevgisinden muhabbetinden neredeyse kalbinin zarı yarılacaktı. Bu şekilde bir ifade var. Muhabbet kelimesi çok kullanılır. Görmediğimiz halde, bak görmedik biz, görenler var mı? Hiç şüphesiz var. O müşahede makamı dendiği zaman müşahede makamı zaten ne derler mahkemede?
Şahitler, müşahit denir. Yani olayı gören, olaya şahit olan demek. Dünyayı gördüğü gibi, akibeti de görmelerinden dolayı müşahede, bu müşahede öyle bir güzellik ki hepimizin içinde yerine göre daralma var, bunalma var, sıkılma var ama bakarsınız Amentü'deki altı esasta bir madde var. O da Hayrihi ve şerrihi minallahü Teala, Hayır ve şerrin Allah'tan olduğunu bilmek. Bunu biz böyle biliriz ya, aşamada görülür bu. Acaba sıkıntıya düştüğümüzde ne diyoruz? İntiharı düşünenler var. Bunun yanında dilden dökülen lüzumsuz sözler var. Beyindeki düşünceler çok farklı ama hayrın ve şerrin Allah'tan olduğunu bilen celle celalühu, tevekkül ehli kimseler elbette çok farklıdır. Onlar ne derler? Derdi, saltanatın iki cihana vermezen, o Allah'ımızın vermiş olduğu musibetlerin kendisine rahmet olarak dönüşünü bilir. Bir ifade kullanacağız. Bu esastır. O da nimeti rahmete dönüştürebilmek.
Şu hayat bir nimet değil mi? Nimet, Adam ölmemek için neler yapıyor, servetini veriyor bütün. Yeter ki diyor hayatımı kazanayım, dünya hiç gözünde yok. Bu nimeti rahmete Allah'ımızın Celle Celalühu emrettiği şekilde hareket etmektir. Ömrümüz için Rabbimize ölünceye kadar kulluk vazifemizi yapmak. Aslında biz çok fazla konuşuyoruz, çok fazla. Ehlullah öyle fazla kelam etmez. İki kelam ile biter. Biz bu hayatımızda ölçüler verilmiş, Allah'ımıza bu noktada ne kadar hamdetsek az. Şunu söylersek bu bizim hayatımızda ilahi güzelliğe irmemize vesile olur. O da Rabitu billahi rabben ve bil İslami dinen ve bir Muhammedim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Bu ezanlardan sonra söylenir. Rab olarak Rabbimiz, Halıkımız, din olarak İslam ve Nebi olarak sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz. Bu üçüne sahip olsak gerçekten konuşmaya gerek yok. Diyelim bir küp altın. İşte altın bu küptedir.
Bittisen o altunu saymaya neye gerek yok, yerini gösterirsin zaten. O bütün hayati ve aile olarak ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. Bizim şu dünya hayatımız ve uhrevi hayatımız hepsine Razı tü billahi rabben, yeter. İslam da onun içerisinde Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam da. O zaman Allah'ımızın vermiş olduğu bizde çok değerli yetenekler var, çok değerli. Mesela akıldır, iradedir, fehimdir, anlayıştır, teşekkürdür, ders almak, teşekkür düşünmek, tefekkür, dinimizde ince bir anlayış, bunların hepsini derleyip toparlayacak olsak gönlümüzün arı ve duru temizliği ile alakalıdır. Dediğimiz gibi uzun söze hacet yok. Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz kalp salih olursa bütün vücut salih olur, kalp bozulursa bütün vücut bozulur. O zaman neden bizim büyüklerimiz, mesela gönül doktorumuz her yönde bize deva olan bir İzmir'l-La Teala üstadımız bir ayet notlarında bu var.
Bir ayet. İki Hadis-i Şerif, fakat bakıyorsunuz bu ayetler Hadis-i Şerifler olmasına rağmen misallere dalıyor. Misal aynı zamanda ledünni bir ilimdir. Mevlana'mız kalkıp da tilkiden, çakaldan, kurttan, aslandan boşuna misal vermiyor. O kadar nasihatçiler Cenabı hak istikamet üzere devamımızı lütfetsin. Ne hatırımızda kalıyor? O vermiş olduğu misaller kalıyor. Bunu çok iyi biliyor. Bir mürşid-i kamil demek aynı zamanda bir pedagog demek. İnsanın ruhi yönünü çok iyi biliyor biiznillahi Teala. Bizim görev yaptığımız dönemde bir tane, bir tane faiz konuşmuş. Artık kırk beş dakika kadar bir müddet tanırlar. O nasihatinden sadece bir dörtlük kalmış. Halbuki o yerine göre ilim tahsil etmiş maluma sahibi bir kimse. Ayetler okumuş, Hadis-i Şerifler okumuş, ulema-i kiramımızdan belki nakiller yapmış, fakat bunların hiçbirisi halkın kafasında, beyninde, kalbinde kalmamış. Ne kalmış?
Burası muştur, yolu yokuştur, giden gelmiyor acep ne iştir? Hep ayet ve hadis dolu giden gelmiyor acep ne iştir? Ölen gelmiyor acep ne iştir? Onun için bu misalleri veriyor. Ben hikaye değil ayet okuyorum demenin anlamını çok iyi kavrayalım. Demek ki Arifani ilahi bizi çok güzel test etmiş. Öyle olmasaydı karşımıza iki meyli getirin demezdi. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.