Bizim Hasan Türkmen ipek hocamız hakikaten ahlakının güzelliğiyle ipektirmiştir. Bir defasında Almanya'ya gitti. Kardeşleri Mehmet Türkmen beyefendi. Üstat azimiz, sağ kolum gidiyor, nasıl gönderirim deyince, efendim, bir kolumuz da orda olsun diyor. Orada bir müddet kaldı. Göndermiş olduğu bir mektup var, ağlamamak mümkün değil. Üstadımızın huzurunda oturuşunu, otururken mutfaktan gelen yemeklerin kokusuna kadar söylüyor. Bu söylenir mi? Aşk ve muhabbet söyletir. Burada yemeğe olan arzu ve isteğini söylemiyor. Öyle duygulanmış, öyle aşklanmış, öyle zevklenmiş ki, o ne kadar hatırlıyor ve mübarek dillerinizden, ehlullahın hayatını, menkıbelerini anlatırken, mübarek dillerinizden dökülen o bazıları unutmak mümkün mü diyor ama şimdi ifade etmem mümkün değil, anlatamıyorum. Böyle aşkını ifade etmiyor. Osman Doğan kardeşimizin gönderdiği mektup buna benzer bir mektup.
İpek Hocamızın sevgili damatları bizim de sevgi duyduğumuz Hasan Hüseyin Benli hocamız Almanya'ya gittiler. Geldiklerinde, Halender Camii'ni o kadar özledim ki, tozuna bile kurban olayım dedi. Beraber evimize gittik. Dev bunlarındır, gelenlerimizindir. Kayınpederlerinin mektubunu okuyamadım. Birkaç satır okudum. O aşk, o muhabbet, o zevk okunacak gibi değil ağlamaya başladı. Aynen onun gibi bir mektup gönderiyor Osman Doğan bize. Kardeşimiz. Şimdi yaşıyor gibi geliyor bize. Ruhen yaşıyor bunu biliyoruz bir izinle ama ölüm ifadesini kullanamıyorum. Çok sevdiğim için dayanamıyorum. İnsan sevdiklerine öyle oluyor. İstanbul'dan Mustafa Demirci kardeşimiz birebir telefon açtı. Efendim, Van'ın Erciş ilçesinden Erhan Çavuşoğlu, Orada belediye bir isimdi. İtihal etti. Devir, o anda mı söylediğimi bilmiyorum. Kendisi naklediyor. Demişim ki, Mustafa bundan sonra biz daha yaşayacak mıyız?
Develden gelirken, Osman Hocamızın vasiyetlerinden birisi şu, cenazemizi diyor bu fakir için söylüyor, o kıldırsın. O olmazsa Hasan Aslan hocamız kıldırsın. Onun huzurundaydı. Oradan gelirken, Kalender Camii'nin muhterem imamı, Mehmet İl de kardeşimiz radyoyu açtı veya biz açtı. Biri konuşuyor ama öyle bayağı basit bir konuşma değil, içinden gelerek konuşuyor, gönlünden geliyor. Öğrendim ki Mahmut Sami Kazan dostumuz. Bu duygularla geldim, camiye oturdum, ezan okundu. Dedim ki radyo var mı? Var. Dinlemeye başladık, sizinle beraber dinledik ve duygulanmamak mümkün değil. O yolda da demişim ki, Osman bizi de o halkaya çektin, götürüyoruz. Osman bizi de o aleme çekti. Hakikaten sevgili bir dostu. Mahmut Sami dostumuzun ifade ettiği gibi, eğer arkasından birkaç kişiyi ağlatacak olursa canı gönülden, Cenab-ı Hak ben bildiğimden de vazgeçer, onu ah ve mağfirete mazhar kılarım buyuruyor.
Dinliyorum, bağlantılar yapılıyor. Bağlantılar yaptığı kimseler hep ağlıyor. Cenabı Hak böyle iftiharinden sonra kendisini güzelce vasfedecek, hayırlı kelamlarla yad edilecek bir halde kılsın cümlemizi.