İhsan Mektebi program mısın? Yeni bir bölümünde tekrar birlikteyiz, derdini işler misin? Ashabı Kiram isimli eseri misin? Hazreti Selman-ı Farisi bölümüyle inşallah bugün birlikteliğimiz başlayacak. Ebu Abdullah Selman-ı Farisi radiyallahu anh aslen İranlıdır. Eski ismi Mavi idi. Babası İran de kanlarından but yahut Buda Şan isminde bir zat olup bulunduğu kariyenin beyi ağasıydı. Tarafı ali Risaletpenahi'den kendisine Selmanul Hayr lakabı bahşolunmuştur. Nesebi anıldıkta Selman İbni İslam denir. Kendisine İbni İslam denilmesine sebep şu hadise olmuştur. Sa'd Bin Ebi Vakkas ile aralarında bir kırgınlık olmuş. Bu sırada bir gün Hazreti Sa'd mecliste oturanlara nesebini sorduktan sonra Hazreti Selman'a da dönüp sen de nesebini söyle demiş. Selman da hemen İslam'a dahil olduktan sonra nesep aramam lakin ben Selman İbni İslam'ım cevabını vermiş.
O mecliste bulunan Ömer Radıyallahu Anh'ın Hazreti Sade canı sıkılarak bütün Kureyş bilir ki babam Hattab cahiliye zamanında Kureyş'in en azisi idi. Böyleyken ben işte İbni İslam olan Selman'ın kardeşi Ömer İbni İslam'ım dedi. Selman-ı Farisi radiyallahu anh da İslamiyet şerefine izafeten Nesebini Beyanda İbni İslam'ım deyince onu te'iden Hazreti Ömer de Ömer İbni İslam'ım demiştir. Seman-ı Farisi Radıyallahu Anh'ın kıssayı İslam'ı şayan-ı ibrettir. İbni Abbas Radıyallahu Anhuma'ya kendisi şöylece nakletmiştir. Ben İsfahan ahalisinden ve chi denilen karyeden neş'et eden bir farisiydim. Babam karyenin dehkanı yani beyi, ağasıydı. Fart muhabbetinden beni evde kız gibi hapsederdi. Mecusilikte o kadar ileri gitmiştim ki ateşin hiçbir an sönmesine meydan vermezdim. Babamın büyük bir çiftliği vardı. Bir gün yapı ile meşgul olduğundan çiftliğe kendi yerine beni gönderdi.
Giderken yolda bir Hristiyan kilisesi gördüm. Dünyada neler olup bittiğinden bihaber toy bir çocuk olduğumdan seslerini dışarıdan işittiğim bu insanların ne yaptıklarını görmek maksadıyla içeriye girip ibadetlerini seyrettim. Pek hoşuma gitti ve o dini kendi dinimden daha güzel buldum. Akşama kadar orada kaldım. Çiftliğin işini aklıma bile getirmedim. Oradakilere bu dinin aslı nerededir diye sordum. Şam diyarındadır dediler. Babam beni hayli aratmış, bulduramamıştı. Eve geldiğimde macerayı kendisine anlattım. Beni yeni dinimden vazgeçirmeye çok çalıştıysa da ben fikrimde ısrar ettiğimden, ayağımı bukağılayıp evde hapsetmekten başka çare bulamadı. Bense görüştüğüm Hristiyanlara şayet Şam'a gidecek bir Hristiyan ticaret kafilesi olursa bana bildiriniz diye haber saldım. Asılı babamın evinden kaçtım ve böylece bir kafileyle beraber Şam'a gittim. Kilisedeki piskoposun yanına girdim.
Dinlerini kabullendiğimi, kendisine hizmet edeceğimi ve namaz kılmak istediğimi söyledim. O da peki dedi. Adamcağız fena kimseymiş. Bir taraftan cemaati sadakaya takip eder ve bir taraftan biriken paraları kendi için iktidar eylermiş. Fukaraya vermezdi. Böylece yedi küp dolusu altın ve gümüş toplamıştı. Bundan dolayı kendisine pek ziyade bu uzun vardı. Öldükten sonra hakikati hali haber verince buna o kadar kızdılar ki ölüsünü de defnetmekten imtina ile ölüsünü asarak taşa tuttular. Bunun yerine salih bir zat geldi. Beş vakit namazı kılan Müslümanlar hariç ondan daha faziletli, onun kadar dünyayı hiçe sayar, onun kadar ahirete aşık, gece ve gündüz ibadete münhemik bir kimse görmedim. Kendisini pek sevdim. Hayli zaman beraber bulundum. Vefat edeceği vakit senden sonra ben kime mülasamet edeyim, ne yapayım diye sordum. Dedi ki evlat bugün ortalık girdabı helak içinde.
Dini hakkı tip değil ve dinin evamir ve nevahisinden çoğunu terk ettiler. Lakin Musul'da filan zat vardır. Benim tuttuğum meslek onda da var. Git diye vasiyet eyledi. O öldükten sonra Musul'daki zata gidip onu da salih bir zat buldum. Lakin çok sürmedi. O da vefat etti ve Nusaybin'deki bir zatı vasiyet etti. Ona da gittim. Onu da salih buldum. Az zaman sonra o da vefat etti. Vefatından evvel o da Ammuriye, yani Anadolu'daki Sivrihisar'da bir zatı bana tavsiye etti. Evvelki üç dindaşının mesleğinde olan o zada da mülazemet ettim. O esnada biraz davar ve sığır olarak mal edindim. Maraz-ı mevt'nde ona da sordum. Cevaben, oğlum dünyada artık bizim mesleğimiz üzerine hiçbir kimseyi tanımıyorum ki ona git diyeyim. Lakin dini İbrahim ile bağ solunacak peygamberin zuhuru ek ziyade yaklaşmıştır. O peygamber Arap toprağında zuhur edecektir ve iki taşlık arasında kahin bir yere hicret edecektir.
Bu iki taşlığın arası Nahlistan yani hurmalıktır. O peygamberin de bazı alametleri vardır. Ezcümle hediyeden yer sadakadan yemez. İki küreği arasında hatimi nübüvvet vardır. Çaresini bulur, oraya gidebilirsen git dedi. Vefat etti. Ondan sonra Ammuriye'de ne kadar oturdumsa oturdum. Beni Kelb kabilesinden oraya ticaret için gelmiş birkaç kimseye rast geldim. Kendilerine size şu sığır ve koyunları vereyim. Beni Arap diyarına götürün dedim. Peki dediler. Şam cihetinden Medine'ye yakın Adil Kura'ya geldiğimizde Araplar bana zulmedip köle diye beni bir Yahudi'ye sattılar. Yahudi'nin yanında kaldım. Günün birinde Yahudi'nin amcazadesi Adil Kura'ya geldi. Beni satın alıp Medine'ye götürdü. Medine'yi görür görmez Hammuriye'deki zatın vasfına göre hemen tanıdım. Medine'de ikametim sırasında Allah Celle ve Ala Hazretleri de Nebiyi Ekrem Salli Allahu Aleyhi ve Sellemi bas buyurmuştu.
Lakin Mekke'de bulundukları müddetçe kölelik esaretinin bana tahmin ettiği bağrı meşakkat ve meşguliyet yüzünden kendilerinden bahsedildiğini hiç işitmemiş bulunuyordu. Sonra Medine'ye hicret buyurmuşlar. Yine haberim olmadı. Günün birinde bir hurma ağacının üstünde çalışırken sahibim de ağacın altında oturuyordu. Amcesadelerinden biri gelip yahu Beni Kailenin yani Ensar'ın mensup oldukları Evs ve Hazreç kabilelerinin Allah belasını versin. Mekke'den yanlarına gelip peygamber dedikleri bir kimsenin bugün Küba'da başına toplanmış bulunuyorlar, dedi. Ben bu sözü işitince ummaya tutulmuş gibi titredim. Az kalsın sahibimin üzerine düşecektim. Ağaçtan indim. Amcazadesine ne dedin, ne dedin, dedim. Sahibim kızdı. Bundan sana ne? Sen içine bak diyerek bana şiddetli bir tekme vurdu. Ben ise bir şey yok. Yalnız onun ne dediğini anlamak istedim dedim. Biraz yiyecek biriktirmiştim.
Akşam olunca onu alıp Kuba'ya Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin huzuruna vardım. Dedim ki, işittim ki sen salih bir zatsın. Yanında da fakir kimseler varmış. Şuncazı sadaka için saklamıştım. Sizi buna başkalarından ehak görüyorum. Elimdeki nevaleyi takdim ettim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz ashabına yiyiniz diye emrettiyse de kendisi mübarek elini çekti ve yemedi. Kendi kendime bu bir dedim. Yine az bir şey tedarik etmeye başladım. O zaman Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'yi teşrif buyurmuşlardı. Huzur-u alilerine gelip sadaka yemediğinizi gördüm. Bu ise sana ikramen hazırlanmış bir hediyedir dedim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem tenvir buyurdular ve Ashab-ı Kiram'a birlikte yemelerini emrettiler. Kendi kendime bu iki dedim. Daha sonra bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Bakiul Kargat'ta iken yanına vardım.
Sahabeden birisinin cenazesi dolayısıyla orayı teşrif etmişlerdi. Üzerlerinde iki ihram olduğu halde Ashab-ı Kiram ile birlikte oturuyorlardı. Selam verdim ve Ammuriye'deki zatın haber verdiği arkalarındaki Hatemi nübüvveti acaba görebilir miyim diye hemen arka tarafına geçtim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de o tarafa geçmemden bir alamet aradığımı teferruüs buyurup hemen Rida-i Şeriflerini sıyırdılar. Hatemi Nübüvveti gördüm, tanıdım ve üzerlerine kapanıp ağlamaya başladım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bana bu tarafa dön buyurdular. Karşı taraflarına geçtim ve ey İbni Abbas, sana anlattığım gibi başımdan geçeni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e arz ettim. Benim bu kıssamı ashabının işitmiş olmaları Resulullah Efendimizin pek hoşuna gitti.
Zinciri esaret ayaklarımı bağladı da Nebiyi Ekrem ile birlikte Bedir ve Uhud'da bulunmak nimetlerini elden kaçırdım. Günün birinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bana Selman kendini mukaddebeye bağla diye ferman buyurdular. Sahibim ile çukurlarını da kazarak üç yüz, diğer bir rivayete nazaran beş yüz hurma ağacı dikmek ve kırk okka altın vermek şartıyla mükatebe ettim. Yani bunları yapınca ben azat olacaktım. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabı kirama şu kardeşinize yardım ediniz diye buyurdular. Yardım başladı. Kimi otuz, kimi yirmi, kimi on beş, kimi on fidan hasılı herkes elindeki mevcudu nispetinde bana yardımda bulundu. Üç yüz yahut beş yüz fidanı hazırlayınca Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bana Selman, şimdi artık git de bu fidanlar için çukurları kazmaya başla. İşini bitirince bana gel ki onları ben dikeyim buyurdular.
Kazmaya başladım. Arkadaşlar da bana yardım ettiler. İşimizi tamamlayınca gelip haber verdim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz benimle beraber orayı teşrif ettiler. Artık fidanları biz yanaştırıp Resulullah mübarek eliyle yerine koyuyordu. Selman'ın nefsi yedi kudretinde olan Allah Azimüşşan'a kasem olsun ki o fidanların bir tanesi kurumadı. Bir rivayette yalnız bir tanesini ben dikmiştim. İşte ondan mağadası hep tuttu. Sahibime karşı olan hurma ağaçları borcumu ödemiş oldum. Zimetimde yalnız mal kalmıştı. Rasulullah gazaların birinden altundan tavuk yumurtası kadar bir şey getirmişlerdi. Avdetinde mükatep olan farisli ne yaptı? Nerede diye sual buyurmuşlar. Çağırıldım. Selman, işte al da üzerinde kalan borcu öde buyurdular. Ya Resulullah bu kadarcık şey benim borcuma nereden yetecek dedim.
O altın parçasını Resulullah mübarek dili üzerinde çevire çevire gezdirdi ve hele sen bunu al, Allah senin borcunu öder buyurdu. Altın parçasını aldım ve alacaklılarıma o parçadan tarta tarta altın verdim. Selman'ın nefsi kabza-i kudretinde olan Allah'a kasem olsun ki onlara ondan kırk okka tartıp haklarını eksiksiz olarak verdim ve azat edildim. Ondan sonra Resulullah ile birlikte Hendek'te bulundum ve onunla hiçbir kazada bulunmayı fevt etmedim. Hendek Gazvesi'nde Ebu Süfyan ordusu on bine tecavüz etmişti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabı Kiram ile istişare ettiler. Selman-ı Farisi Radıyallahu Anh, Ya Rasulallah, bizim vilayetimizde bir şehir üzerine düşman hücum edecek olursa etrafına hendek kazmak adettir dedi. Onun rei kabul buyruldu. Selman-ı Farisi tendürüst ve bünyesi kavi bir zat idi.
Medine etrafında Nebiyi Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellemle birlikte olarak ashabı kiram hendek kızarlarken Selman da çalışıyor ve on kişilik iş başarıyordu. Günde beş arşın derinliğinde on arşın yer kazıyordu. Gerek son derece azmu gayretinden ve gerekse sıdku imanın kuvvetinden Muhacirin ve Ensar onu paylaşamaz oldular. Muhacirin, Selman bizdendir, Ensar da Selman bizdendir diye aralarında Selman sevgisini paylaşamıyorlardı. İşte bu sevgiye binaen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hem ashabı telif hem de Selman-ı taltif için Selman bizdendir, ehli beyttendir buyurmuşlardır. Buhari'nin ifadesine göre bidayette Selman-ı Farisi arka arkaya Şam, Musul, Nusaybin kiliselerinden birisinden öbürüne koşarak nihayet Ankara'da Hacı Bayram Camii ittisalinde harabesi bulunan meşhur bir Nasara mabedine kadar gitmiştir.
Sonra oradan da köle olarak Vadi Kura'ya, sonra da Medine'ye esir olarak getirilmiştir. Değerli dinleyicilerimiz, Buhari'nin sahihindeki haberin saatinde şüphe etmemekle beraber Hazreti Selman'ın bir koyun gibi münkad olarak on bu kadar kişinin esaretinde intikali, şayanı tetkik bir hadisedir. Selman-ı Farisi Radıyallahu Anh fıtraten çok saf ve mütevekkil idi. O her ne pahasına olursa olsun Hicaz kıtasında doğacak parlak hidayet güneşinin işrakı zamanında onun mihrak noktasında bulunmak istiyordu. Hatemü'l Enbiya efendimizin biçsed ve tebliğ pek yakın olduğunu kiliselerde birçok Nasara lisanından işite işite, onun temiz gönlünde mukavemet edemeyecek derecede bir aşk uyanmıştı. Bu arzusunu tatmin edecek herhangi bir vaade aldanıyordu. Hicaz'a Medine'ye götürecek herkesin esaretine girmekten çekinmiyordu.
Selman Radıyallahu Anh'ın Müslüman olduktan sonra son derece samimi hareketi Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizle ashabı kiram arasında kendisine karşı pek derin bir alaka ve muhabbet uyandırmıştır. Bilaistisna herkes Selman'ı seviyordu. Selman'ın aziz şahsiyeti salabeti ahlakiyesinde, zühdi hayatında ve Resul-i Ekrem'e imanında, Fatih sadakat ve muhabbetinde ve ihtiyarlığına rağmen mücahedelerinde görülür. Kendisinden altmış Hadis-i Şerif rivayet edilmiştir. Buhari ve Müslim'de yalnız yedi Hadis-i Şerif rivayet edilmiştir. Ezcümle birçok ashap Enes İbni Abbas Ebu Said El Hudri radıyallahu anhum'un kendisinden rivayetleri vardır. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugün sonuna gelmiş olduk. Bir sonraki bölümde inşallah Hazreti Selman-ı Farisi'yi tanımaya devam edeceğiz. Tekrar görüşünceye dek. Allah'a emanet olunuz.