Ashab-ı Kehf'in mağarada halışı, Allah'ımızın Rahmeti İlahiyyesini dilemesi bize öyle hakikatleri gösteriyor ki, demek ki zalimlerin yaşantısı gibi yaşamayıp Efendimiz Aleyhisselam'ın sünneti seniyyesine uyulacak olursa ve Ashab-ı Kiram'ın o bekleme sürecinde kendilerini yetiştirdikleri ifade ediliyor. Yani orada boş yerde bir hapiste kalır gibi değil o. Orada ruhen ve manen yetişiyor onlar. Hani kuru kuruya bir bekleyiş değil, kendilerini ileriye hazırlıyorlar. Ne anlayacağız? Şu dünyada beklememiz biz Muhammed Suresi'nde Muhammed Suresi'nde on dokuzuncu Ayet-i Celile-i Cemileye baktığımız zaman orada Essalibillah Şimdi şunu bil ki Allah'tan başka ilah yoktur Celle Celalühü. Bil de günahlarını ve mümin erkek ve kadınlara bağışlanma, mağfiret ile Allah Celle Celalühu sizin gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
Efendimizin Fetih Suresi'nde gelmiş geçmiş günahları bağışlanmıştır. Burada neden söylenir? Örnek ol. Bize örnek olduğu için Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz. Metveekum bu kelime üzerinde ulema ikramımız dururlar. Bir gece ile gündüzle misal verirler. Bu dünya ile ve ahiret ile mesva uzun süre kalacağımız bir ahirettir denir. İşte burada kalacağımız mağara gibi olan dünyada nedir? Ukraya bir hazırlıktır. Ahirete bir hazırlık yapmadır. Bunun adı bu. Yani buraya biz, buraya cennetmiş gibi gelmedik ki. Öbür alemde cennet nimetlerine rızayı ilahi tahsil için kavuşmak, yoksa burada eğlenmek, günümüzü ünetmek için gelmedik. Bakarsınız insanlarımız gördüğünüz şu, işte nerede yemek yiyeceğiz, nerede yenecek, işte Hiç yardım, öleceğiz diyen bir kimse yanına otursanız, konuşsanız, görürseniz diyelim bir iş sahibi size bundan hiç bahis açmaz, çok az.
Bir arkadaşınız olsa, bir yakınınız olsa, bir gezseniz, bir otursanız yanına hiç bundan kapak kaldırmaz. Boş. Görelim. Döner oğlum yine bina okur, döner oğlum yine yine bina okur gece gündüz dediği gibi döner yine aynı mesela aynı böyle başka bir şey yok. O maçta şuradan bir İslam tarihinden okuyalım. Açla bir ilmihal kitabımızda şu bölümde kaldık okuyalım, yok. Yani konuşulmuyor. Yani bu diğer işler arasında Almanya'dan bir kardeşimiz geldi de, derdini biz açtı, yemem dedi. Ben oturuyorum, kalkıyorum, iş dedim böyle konuşmuyorlar dedi.
Ne Ravzai Paki Nebi'den orada bulunan Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin bir Bedir muharebesinden, bir Uhud cenginden, ne bileyim bir çocukluğundan, bir mucizesinden, bir Fatıma Hasan'la Hüseyin Efendilerimizden, onun askeri olan dehasından, onun muallimliğinden, bir aile reisi oluşundan, fakirliğinden, yoksulluğundan, yetimliğinden, öksüzlüğünden, zenginliğinden, fakirliğinden hiç konuşayım yok. Onun güzelliğinden bir bahis yok. Cenabı hakk'tan hep boş, boş. Ne oluyor o boş söyledi? Biz kabri düşünsek, başımıza gelecek bizim. Kim isterdi saç sakalı ağarsın? Kimse istemez, Kimse dişinin döküldüğünü de istemez, belinin büküldüğünü de istemez. Niye? Ama hepsi oluyor. O kuvvetli olan dizler artık yürümede zorulur çekiyor, gözler çatallıyor, Önünde sinekler var, şukul gibi. Her şey değişiyor. Eski güç, eski kuvvetler kalmıyor. Kulağ da aynı. Elini kulağına atıyor ne diyor diyor. Hep bu.
Bu ne demek? Bu ölü bir gün Rabbımızın huzuruna huzuruna varacağız diyecek. Ama biz ölmeni istediğimiz yok. Bir zatın hanımını defnettiler, demişler ki sizin kabrinizi de biz nereye hazırlayalım, durun olun mudur demiş. Hanım öldü defnettik tamam, ben ölmene istediğim yok demiş, git şuradan, getir. Allah'ımız bizim ölmene istemeyiz, git ben istediğim yok dediğimizi yazıyor zaten de ki haberiniz olsun, o kaçıp durduğunuz, ikrah ettiğiniz ölüm muhakkak gelip size çatacaktır. Bir zat mahallesinde durmaz. Cenaze olduğu zaman yaşlı da. Ta mahallenin içinden de geçmiyor. Geçerse cenaze evine denk gelirim diye bir dağ var oranın arkasından dönermiş. Gülmeyeyim aman bir cenaze ne gülmeyeyim diye. Bak insanda demek bu var. Ne yaparsanız yapın bu sizin başınıza gelecek buyuruyor Cenabı Hak. Sonra gayb ve şehadeti bilen Allah'a döndürüleceksiniz de Celle Celalühü.
O size neler yaptığınızı haber verecek bu. Demek ki dokuz ila onuncu Ayet-i Celilesi, Kehf suresinin müminlerin de kendisini yetiştirmesi gereken, onlar mağarada, sen de mağaradasın ben de mağaradayım. Eb-dünya sic-i Nur-mümin, dünya müminin hapishanesi değil mi? Hapishanedeyiz. Şu hapishanede, şu hapishanede biz ne yapacağız? İyi bir hazırlık yapacağız, kendimizi yetiştireceğiz. Bir şeyi de söylemek istiyorum, böyle takvimle hazırlıyorlar kardeşlerimiz, bir sorsalar çok iyi olur. Oradaki ifade bizim değil. Bazı bizim olan sözler edebi ifadeden mahrum. Kafayı ilimle akbölürse kafamıza ilim gönlümüze zikir, böyle de değil. Bedenimizde cihatla süsleyeceğiz. İfadenin edebi olması lazım. Biz fesahat ve belagatla gelen Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin ümmetiyiz. Bizim ifadelerimizin çok edebi olması lazım. Bir sor sen bir tahtın bastırıyor.
Sonra o söz, hani bu bir doğru hareket değil, bir başkasının sözünü alıp da kendimiz söylemiş gibi göstermek çok yanlış. Şimdi telefonlarda var, haberler çok kolay alınabiliyor bir sorunu. Çok uzak değil. Vebale girmeyelim diye söylüyorum. Kendimizi mutlak yetiştireceğiz, ehli küfrün hayatını hayatımıza geçirmeyeceğiz. Biz ibadette dahi onlara benzemiyoruz ki, ibadette bile benzemiyoruz. Taatlerimize baktığımız zaman mesela güneşte doğarken ibadet etmiyoruz. Bunlar başka Peygamberimiz Musa aleyhisselama saygı duyulmaz mı? İsa aleyhisselama. Hepsi Efendimizin aşığı sallallahu aleyhi ve sellem. Kendileriyle değiştiriyorlar. Sonra Allah'ımız on bir ve on ikinci Ayet-i Celilede de Risale-i Bunun üzerine onları yillarca mağarada kulakları üzerine yatırarak uyuttuk. Sonra da onları uyandırdık iki gruptan hangisinin beklediği gayeyi daha iyi hesap etmiş olduğunu bilelim.
Burada uyku halleri yanlış düşünce ve fikirlerden korunmaları içindir. Alacağımız ders şu Rabbi Zülcelal'imiz bizi yanlış itikat, yanlış düşünce, yanlış fikir. Bir başkalarını çok menfi, niyet ve düşüncelerinden uzaklaştırmak için rahmetiyle bizi koruyor. Bu ifade ediyor. En çok din üzerinde, din üzerinde yapılan yanlışlık Rusya'dır. Ondan sonra da istatistiklerde, istatistiklerde İslam ülkelerinde Türkiye'yi gösterenler olmuştur. En çok bir baskı haber verilmiştir istatistikleri. Buna rağmen Cenabı Hak ne yapıyor, koruyor. Kökünden kestik diyor, yine elhamdülillah itikat düzgün. İtikat Peygamberimiz ashabı ve Ehli Hak Ulema'nın görüşüne uygun bir itikat. İbadet, biliyorsunuz ibadetleri bir namazı dahi üç vakte indirecek kadar düşünceler hasıl oldu, yine Rabbimiz koruyor. Kehf Suresi'nde on bir ila on ikinci Ayet-i Celileler bize bunu bildiriyor.
Ahlaki yönden şimdi yasalar çıkartıyorlar, bu mescit de uygun değil, sizin şu nezih huzurunuz da buna uygun değil diyemem. Sadece Lutilik diyebilirim, koruyor Cenabı Hak. Evet çılgınlıklar olmakla birlikte Elhamdülillah biz itikadımıza sahibiz. Biz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ve Ashab-ı Kiram'ın hap bulan ulemanın görüşüne uygun bir tarzın dışına çıkamayız. İbadet ve taatte de öyle Saldu kebaba-i kübun niusalli ben nasıl namaz kılıyorsam öyle sığın demek, ben nasıl size nikah akdini bildiriyorsam o şekilde yapın. Size nasıl ticarette kazancınızı haber veriyorsam o şekilde yapın. Bir zevcenizle geçiminiz, ev halkıyla olan geçiminiz, akraba ile münasebetiniz ben nasıl söylüyorsam o şekilde. Elhamdülillah bu canlılığını muhafaza ediyor.
Çünkü Efendimiz Salli ve Sellem komşunun hakkında komşuluk hakkında öyle Cebrail Aleyhisselam emirler getirdi ki komşu komşuya varis olacak zannettim buyuruyor. Komşu komşuya. Demek ki İslam'da komşuya öyle bir değer veriliyor. Onu kendi aile fertleri gibi muhafaza edin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, çorbanıza biraz suyu fazla katın, fakire ve yoksula yedin, onu düşünüyor. Komşusu açken tok yatan bizden değildir demek suretiyle komşuluğun edebini erkanını haber veriyor. Sizi rahmetiyle koruyor da bildirildiği üzere Ayet-i Cehile'de, koruyor, muhafaza ediyor. Onlar uymak suretiyle nasıl korunulursa yanlış ideoloji ve fikirlerden, düşüncelerden sizi de Cenabı Hak rahmetiyle koruyor, muhafaza ediyor, görülmüyor. Öyle oluyor ki bir kardeşimiz buradaydı, yine herhalde diğer tarafa geçti, onu da şahit tutacaktım. Efendimiz aleyhissalatu vesselam görülüyor bir mana aleminde.
Buyuruyorlar ki, kudsi emaneti ben Türkiye'ye veriyorum diye. Demek ki nasıl ki Ashab-ı Kehf muhafaza ediliyor, uykuyla onlar korunuyorsa Rahmet-i İlahiye zırhı ile de Rabbi Zülcelal'imiz Ümmeti Muhammed'i koruyor. Yanlış ideolojiden korunmuş ve muhafaza etmiş oluyor. Bakıyoruz yine biz on dördüncü Ayet-i Celile-i Cemil'de, Es'ahillah ve rabatna ala kulubbihim Allah'ımız onların gönüllerini öyle bir kuvvetlendiriyor ki, yani zalim bir devlet reisine karşı hakikate haykırıyorlar. Hiç çekinmiyorlar. Hayatlarına mal olsa dahi çekinmiyorlar. Allah'ımız onlara güç veriyor ve kuvvet veriyor. Ve rağbet ne ala hulubihim Allah'ımız Celle Celalü kalplerine bağlılık güç ve kuvvet ihsan ediyor. Böyle takyanusa karşı zalime karşı ayağa kaptıklarında geliyorlar karşısına. Dediler ki, rabbuna, bizim Rabbimiz Rabbus semavati velharf semavat ve arzı yaratan Mevla-i Zülcelal'dir. Zülcelal'dir.
Biz ondan başka hiçbir Mevla'ya kesinlikle İlah'a Rabbi Zülcelal'imize tapmayız. Yoksa biz cidden çok saçmalık, çok yanlış bir iş yapmış oluruz yani bu olacak bir şey değildirler. Bize Rabbimiz burada, burada kararlılık, Allah'ımızın emrinde tam bir kararlı olmak, tevekkül ve Hak Teala'dan başka kimsenin bize zarar veremeyeceğinin öğüt ve nasihatini biz Kehf Suresi'nde on Ben bağlandı bendim gidemem Gayri'ye. Benim işim budur. Ben bağlanmışım Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin işaret buyurduğu kimseye senin gibi kafamı da gönlümü de alamaz. Ashab-ı Kiram bu kararlılığı Nebi Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimize, fedae hebi ve ummi ve nefsi Ya Resulallah anamız, babamız, oğlumuz, çocuğumuz, canımız, anamız, her şeyimiz sana feda olsun. Biz Rabbımızın emrine böyle bir teslim olacağız, böyle bir bağlı olacağız. Bu kararlılığı gösteriyor.
Demek ki zalime karşı azaları kesiyorlar, hayatları yüklenince yine kat uymuyorlar. Tevhid inancından vazgeçirmeye söylüyoruz, biz vazgeçmeyi izliyorlar. Hemen şeye bakarsınız Buruc Suresine orayı da kendi kendimize mütalaa ettiğimiz zaman hiç şüphesi göreceğiz, kararlılığın ne olduğunu. Mesela o Buruc Suresi'ni hemen size ifade edeyim. Atılıyorlar bunlar ateşe atılıyorlar, hendeklere atılıyorlar ama kararlı bir şekilde. Katiyen, katiyen itikat, inanç ve düşüncelerinden, Cenabı Hakk'a bağlılıklarından hiç ayrılmıyorlar. Öyle ki Rabbi Zülcelal'imiz bahis buyuruyor. İşte Laletlenduv-u Hendek sahipleri hendek kazanlar demek o alevli ateşin çıralı ateşin hani o ateşin başına karnında kadının karnındaki kadının çocuk söylüyor anne. Katiyen zalimlerin, müşriklerin dediğini kafirlerin kabul etme. Rabbimize inancından katiyen vazgeçme diyor. Çok alacağımız dersler var bizim.
Demek ki kararlı olacağız ve tevekkül, Allah'a teslim olacağız. Görülmeyen ezeli ve ebedi olan Rabbimize güveneceğiz, Rabbimize dayanacağız. Kardeşimizi işten çıkarmışlar da ara ara sura. Şimdi bunu haksızlık zaten yaptıkları, anlattığın göre bunu defnetmişler. Tam diyor çıkacağım dedim ki diyor rızkı sen de vermezsin, şu da vermez, bu da vermez, rızkımı Allah verir dedim çıktım diyor. Ama bunu çok güzel bir şekilde anlatıyor. Yani rızık veren siz değilsiniz Mevla diye ve Hak Teala'nın dışında hiçbir kimsenin zarar veremeyeceği bize on dördüncü Ayet-i Celile'de bildirilmektedir. On beşinci Ayet-i Celile'ye baktığımız zaman onların öyle bir kararlılığı var ki, o kararlılıkla zaten yetişmişler, olgunlaşmışlar. Cenab-ı Hak zaten yetişmişler, olgunlaşmışlar.
Cenabı Hak, batillar gibi yaşamadıkları için kendi ihsanından onlara yardımda bulunuyor, ashab-ı ve kalplerine bağlılık ve rabıta verilen bu mübarek insanlar şunlar şu bizim kavmimiz olacaklar, tuttular Ondan başka ilahlar edindiler. Allah. Çok mühim ama. Onlara karşı açık bir delil getir getirselerdi, Femelallahümme meniftaralallahu kerribe artık bir yalanı Allah'a iftira atandan daha zalim kim olabilir. Delil getirin. Şimdi diyorsunuz ki dünya bir oluşumdur, kendi kendine olmuştur. Yani bunun başusunu diye bir şey yok, kendi kendine olur. Ya bunun bir başlangıcı var. Bilmen dünyanın devamlı genişlediği, devamlı genişlediği ifade ediliyor, tespit ediliyor. Bir şeyi genişlediğine göre onun başlangıcı vardır. Bir balon alsanız üfleyecek olsanız nedir? O genişlemeye başlar. Genişler genişler büyür. Demek ki bir başlangıcı var ki gelişmiyor. Bunu inkar etmek mümkün değildir.
Bir sebebe bağlıdır Bir sebebe bağlıdır. Sebepsiz değildir. Haydi bunu izah et, izah etmesi mümkün değil. Hep burada Cenabı Hak bize işte okyanusun'un yanında, sağında üç tane Yemliha, Mekteline, Mernuş işte bu kimseler vardı demekle olmuyor bu. Sol tarafında da İmnika, Mekfeli'ne, Mitline, sağ tarafında, sol tarafında da Mernuş, Debernuş, Şazenuş, altı kişi bunlar. Sonra o zaman Takyanusun hak böyle, çok seçkin yardımcıları, çok akıl sahipleri, ilim sahibi kimseler bunlar. Onlara danışıyor zaten. İşlerini onlarla hallediyor. Ne yapalım, nasıl edelim, bu idareyi nasıl edelim, işte maaşları nasıl düzenleyelim, memleketin imarını nasıl yapalım, eğitimleri nasıl verelim, hep bunlarla fikir alışveriş yaptığı çok zeki, akıllı, dürüst, muazzam, yüksek değerde kimseler. O Kepeştatayiq bunlar hak bir dava olduğunu Cenabı Hak bildiriyor.
Yola çıktıkları zaman bu zulümden kurtulmak için o zalimin elinden, hakkı yaşayabilmek için tevhid dil bir hayatı. İşte nereye gidiyorsunuz durum anlatılıyor, o da dahil oluyor köpekte. İşte siz, işte bunu def edin, bu bizi duyurur köpek deyince köpek de dile geliyor. Siz kime inanıyorsanız ben de ona inanıyorum diye. Ashab-ı Kehf'in Hikmir dediğimiz köpeği. Dersler pek şu, demek ki burada gördüğümüz Ashab-ı Kehf tebliğ ve davete başlıyor ve onlardan delil istiyor. Siz diyor tevhid inancını terk ediyorsunuz, inkar ediyorsunuz Allah'ın birliğine karşı çıkıyorsunuz. O zaman siz yanlış itikadınıza, düşüncenize bir delil getirin aydı. Tabii getiremiyorlar. Nasıl getiremiyor derseniz, size Bakara Suresi'nde iki yüz elli sekizinci Ayet-i Celile çok beliğ bir şekilde ifade edecektir hakikati bizlere.
Biliyorsunuz Nemrud, Nemrud İbrahim Aleyhisselam'ın öyle bir karşısına çıkıyor ki, ne diyor karşısına çıktığında söylediği şu, Bakara Suresi'nde yüz elli sekizinci ayeti celile-i cemilede, iki yüz elli sekizinci ayeti celile'de diyor ki ya İbrahim sen diyorsun ki işte benim Rabbim birdir, haydır, öldürür ve diriltir, ben de öldürür, ben de diriltirim. İki kimse geliyor, birisini öldürüp öldürdüm diyor. Bunda diyor dirilttim diyor. Çılgın ya. Essayne elemtera ilelleziye hacce İbrahim mefhir rabbiye. En atallahü lümerk Azmış, azmıyor artık. Rabbimiz kendisine hükümdarlık verdi diye Rabbi hakkında İbrahim aleyhisselam'la tartışmaya hüccet yarışına, halkana baksana buyuruyor Rabbi Zülcelal'imiz. İbrahim aleyhisselam ona diyor ki İbrahim aleyhisselam diyor, Rabbi ellezi yuhyi ve ümmid benim öyle bir rabbim var ki öldürür ve diriltir. Ben de öldürür, ben de diriltirim dedi.
Birisini öldürdü, bir kılıç darbesiyle bir diğerini de bırakma öldürdü. Ve ala İbrahim, İbrahim Aleyhisselam dedi ki İbrahim aleyhisselam Rabbimiz güneşi doğudan getiriyor haydi sen de batıdan getir deyince kafir şaşakaldı. Bunların sonucu bu işte. Rabbimiz bize de birçok hakikatleri burada bildiriyor. Demek ki tebliğe başlandığı zaman yanlış düşüncelerine kanıt istemişler ve verememişlerdir, verilmenlerinden mümkün değildir. Halıkı Lemyezel'in varlığını inkar mümkün değildir. Bilemezler, yanlış düşüncelerine de delil getiremezler. Duydum, bilmem falan şu bu kafa sapık. Ne diyorlar? Duydum Muhammed böyle, Muhammed şöyle diyorlar. Rabbi Zülcelal'miz bir de bize burada çok büyük hakikatleri ifade buyuruyor.