Bir Ayet-i Celile'yi Cemile'yi almıştım. Bu da Sami Efendimizin çokça okumuş olduğu bir ayeti celîde. Manayı münefi. Ama bütün bunlardan sonra kalpleriniz yine kaskatı kesilip taş gibi oldu. Hatta daha da sert taşlar, kayalar bile sizin şu duyarsız kalplerinizin yanında yumuşacık kalır. Çünkü öyle kayalar vardır ki içerisinden ırmaklar kaynar. Öyleleri de var ki çatlayıp yarılır da bağrından pınarlar fışkırır. Yine öyleleri de vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanıp aşağılara düşer. O halde ey inkarcılar akılsız şuursuz dediğiniz şu taşlar, ağaçlar, kuşlar bile yüce yaratıcının kanunlarına kayıtsız şartsız boyun eğerken bu nokta çok önemli.
Buyurulur ki bu ağaçlar, taşlar, kuşlar yaratıcının kanununa kanunlarına akılsız ve şuursuz dediğimiz bu varlıklar kayıtsız ve şartsız olarak boyun eğerken Cenabı Hakk'ın emrine akıl ve irade sahibi olan sizler sonsuz merhamet ve şefkatiyle sizi yoktan var eden ve yaratılmışlar içinde en şerefli makama yürüten Rabbinize karşı nasıl olur da nankörlük eder emirlerine boş baş kaldırırsınız. Kuran-ı Azimüşşan'daki özellikler anlatmakla bitmez. Bu insanın kalbi haliyle alakalı, hikmetle alakalı, marifetle alakalı, hakikatle alakalı. Yalnız biz bu halimize göre anladığımız eğer bir konu çokça zikir buyuruluyorsa önemine binaendir. Mesela akıl olarak geçmez de aklı çağrıştıran ifadelerle beyan buyrulur. Aklı ifade eden kelimelerle bahis bulunur. Bu konuda yedi yüz Ayet-i celile var akıl ve aklı ifade eden yedi yüzün üzerinde ayeti celile var. O zaman çok önemli.
Mesela namaz en mühim taatlerimizden birisidir, seksenin üzerinde. Cihat diyelim, dört yüzün üzerinde. Ama akıl hakkında yedi yüze yakın veya yedi yüz olunca demek ki çok mühim. Yalnız biz duyduğumuz ve araştırmalardan gördüğümüz kadarıyla beynin yüzde ikisinin çalıştığını ifade ediyorlar. Diyorlar ki beynin sadece yüzde ikisi çalışıyor. O zaman diğeri hususunda ne yapacağız? Akıl bir nurdur. O zaman nur ziyadeleştikçe akıl da ziyadeleşiyor. Bunu nasıl izah edeceğiz? Mesela peygamberlerimizin sıfatlarından birisi nedir? Fetanet, akıl. Çok önemli bir nimettir. Allah'ımız akılsız etmesin. Firaset bununla alakalı, tedekgur bununla alakalı, tefehhüm bununla alakalı, tefehhüm bununla alakalı. Daha pek çok Rabb'ımızın nimetleri var. Eğer bir veli bize sorar sorarsanız veli olmuşsa aklının gücüyle olmuştur.
Aklını da vahye dayandırarak Kuran-ı Azimüşşan gibi bir esas ile yönlendirmişse velayet velinin velayetteki yüceliği de akıltır. İsterseniz bu konuda kaydetmiş olduğum birçok hususlar var. Akilla ilgili, eğer zaman almazsam hemen ilgilenmek istiyorum. Bu hayır hakkında üzerinde durmuşuz. Hayır nedir diye. Hayır ve şer çok önemli bir konu olmasına binaen ele almışız. Velhasıl akıl müstesna bir nimetidir Rabbi Zülcelal'imizin. Biz burada Ayet-i Cellenin izahına bakalım, Nüfessir-i İzzam efendilerimizin beyanına. Şimdi kalbin siyahlaşmasının işareti nedir? Şimdi kalp de akıl da hep beyin darbunun içerisindedir. Birbirleriyle alakalıdır. Gözün taş gibi olup ağlamaması ve uzun endişeler taşımak ve Ademül hüzni ala ma fetehu minet taati ve geçirmiş olduğumuz günlerde işlediğimiz hatalar ve yaptığımız taatten dolayı, işlediğimiz günahtan dolayı hüzünlenmemek. Yaptığımız taatten dolayı da o yok.
O taati geçirmekten dolayı da işlememekten dolayı da hüzün duymamaktır buyurmuşlar. Ve tesihuhu seyyiatü. Buyuruluyor ki hasenatı müminin ibadet ve dağıtı ona sürur verir, neş'e verir Ama yapmış olduğu hatalar da onu çok endişelendirir, kederlendirir ve de ve deva bu katılığının devası nedir? Bu fukara kelimesi delmiş manasına kullanılıyor. Böyle fakir yoksul anlamına değil de böyle delmişlere verilen o büyüklerimizde de fakir kelimesini kullanırlardı. Haşyet I ilahiyeyi taşıyan ve zikreden dervişlerle yapılan sohbettir. Yalnız bu haşyetle havf arasında fark vardır. Havf Allah'ımızın azabından korkup, çekinip işlememektir. Haşiliğin ise kemal halini elde etmiş fakat haşyet sahibi. Haşyet azamet-i ilahiyeye duyulan saygıdır. Kamil, Allah'ımızı celle celaluhu tanıyan, ariflerin huzurunda bulunmak, onlarla oturup kalkmaktır.
Insanlar uykuya daldıkları zaman kalkıp namaz kılanlardır ve tazarru ilel hayyyil kayyum, kayyumil milledi la yana ve tazarru uyumayan, her zaman kaim yani bunu ifade ederken zatıyla kaimdir ulema-i Kiram'mız. Biz bunu tarif edemeyiz. Hani bunun izahı yok. Şimdi Allah'ımızın subuti sıfatları var. Burada insanların nasibi vardır bu sıfatlardan. Mesela Allah'ımızın ilim sıfatı, insanda da ilim vardır. Ölçüsünü koyarak görürsek ancak öyle konuşabiliriz. Cenabı hak hiçbir şeye benzemez. Allah'ımızın ilmi hiçbir şeye benzemez ama ama o ilminden ikramda bulunduğu kimseler de vardır. Semi, Allah'ımızı mutlak duyandır. Bu ifadeyi kullanmamız işte belli bir çevreyi görebiliriz ama Allah'ımızın görmesini tarif etmek mümkün değildir. Ama zati sıfatlarında vücut, kıdem, beka, vahdaniyet, muhalefetü lil havadis ve hıyam bin nefsihi o zatına aittir.
Burada Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın mübarek sözü devreye girer. Bizim itikadi yanlışlığa düşmememiz bakımından. Bu da nedir? Ya Rabbi sen kendini nasıl vasfediyorsan sen öylesin. Şimdi ilmihal kitaplarına bakıyoruz, çok güzel. Beyan ediyor bunları. Böyle okursa faydalanacağımıza inanıyorum. Böyle murakabelerine anlatılırken asıl bunlardır. Tabii o kimseler bunu gönüllülerinde yaşarlar hiç şüphesiz. Allah'ımız celle celaluhu. Tabii nasıl tarif edelim ki? Böyle olan Cenabıhakk'a karşı esamde, başta birinci ayeti celile Cenabıhakk'a saygı, Cenabı Hakkın emirlerine riayet, nehyettiğinden de kaçmak hususunda Allah'tan korkunuz. Hazreti Ömer Radiyallahu Anh Efendimiz devenin üzerindeymiş. Böyle bir tanesi ya Ömer deyince derhal deveden inmiş, yüzünü yanağını yere koymuş, Ömer de kim oluyor diye ağlamaya başlanmış. Allah'tan kork deyince.
İnşallah bu korku yerleşirse kalbimize biz ahiretteki kurtuluşumuzu ancak bu şekilde temin ederiz. Ondan diyoruz ya, ya kabre girdiğimiz zaman diyoruz biz bir başkasıyla girmeyeceğiz, kendi şahsımız gireceğiz. Onun için dedem de ne güzel bir insanmış, ruhu şad olsun elden bize ne lazım diyor ya. Elden bize ne lazım? Elden bize lazım olan ilşadını istemek, ıslahını istemek. Çünkü bir Ayet-i Celile var. Bunu hukukta insanlar arasını düzeltme hususunda önemli görürler. Yani bir hususta mahkemeye gitmeden onu halletmeye esas olarak kabul ettikleri ayeticeliğine esamle. Bunu basılı ülkeler uyguluyorlar. Diyorlar ki insanlar arasını biz düzeltmeye gayret edelim. Yani bizim yapacağımız bu. İkinci olarak nedir? Belki sırası değişik olabilir. Mağlup, iyilik ve hak yolunda sarf etmek. Yoksa buyuruyor Cenabı hak onların konuşmalarının çoğunda hayır yok, onlar bizim amelimizi mahviler.
Aslında şunu unutuyoruz bak ilk anda etkileniyoruz bunda. Diyoruz ha dikkat edelim riayet edelim. Bu ha dikkat edelim dediğimizi her an devam ettirsek Allah'ın izniyle biz kabı delmemiş oluruz. Mesela bir orman kolay yetişmiyor. Bir ormanın yetişmesi öyle kolay değil. Ama görüyorsunuz bir ateşin sıçramasıyla çok küçük ateşten bir parça koskoca ormanı yakıyor. O kadar ibadetimizi, taatimizi bir gıybet yok edebiliyor, bir hasetlik yok edebiliyor, bir kimseyi böyle hakir görmek alaya almak bunlar mahvedebiliyor. Dikkat edersek çünkü Rabbimiz ilk evvela kötülükten korunmamızı ifade buyuruyor. Kötülüklerden kaçınmamızı. Onlardan kaçınırsak mesela doktor ilaç veriyor, perhizlerine dikkat edersek belki kullanacağımız ilaçlara bile gerek kalmayacaktık. Bu kadar önemli. Yine bir ayeti celile Mülk suresinde Allah'ımız bize bizi bildirmek için imtihan ederken yani geliş gayemiz de odur zaten.
Ashabuni evvela ölümü sonra hayatı halk eden diyor. Ölümü bilmeyen ve ölümle meydana gelecek başımıza gelecek kabirdir, kabirden kalkışımızdır. İşte mizan defterlerimize alışımız, sıratımız, sırat hali bunları beyan buyuruyor ki önünüzde tehlike var aman dikkat edin diye Rabbimiz bildiriyor. Yoksa bu ilham hususu vahiy bitmiştir Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'dan sonra. Ama ilham devam eder. Vahiy ile Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz bize Kuran-ı Azimüşşan'ı haber veriyor. O vahiy ile Kuran'ı bize izah buyuruyor, tefsir ediyor ve anlatıyor. Ashab-ı Kiram soruyor. Bu ayeti celile'den maksat nedir? Hep ifade buyuruyorlar. İlhanlatı ilahiye ile de Cenabı hak onun esrarına sevdiği kulları eleştiriyor. Bak böyle bir imkan vermiş Cenabı hak bize. Vahiy bitmiştir ama ilham ile aynen Cafer-i Sadık ve vesairlerinde olduğu gibi bilmediği bir hususta Cenabı Hakk'a gönlünü açıveriyor.
Ben büyüklerimizden anlatmakla Biiznillahi Teala bitiremem. Onların nasıl ilim aldıklarını o ilhamat-ı ilahidir gönlüne düşüyor. Olur mu? Çünkü. Burada birincisi Allah'ımızın korkusu, ikinci bir aşaması var bunun. Gücünüz yettik ki ve gale ibn Ata rahimehullahüteala bir kere gücünüz yettikçe demek amellerimizi zahiren bak abdest aldık, elimiz ayağımızı yüzümüzü yıkıyoruz ve bak burada değişti, iki hususa dikkat çekti, çok önemli. Birincisi nedir? Birincisi kalp ile. Böyle abdest alırken diyelim onu söylediğimiz için mesela elimizi yıkıyoruz. Yıkarken kalben nasıl olacak? Ya Rabbi elimi benim senin sevmediğin razı olmadığın bütün hallerden de yıka düşüncesinin kalbe inmesidir. Bu indiği zaman hallolur zaten, yaşar oğlum. İnşallah anlamaya çalışırız. Diyor ki hiçbir yere iltifat etmeksizin. Yani ne şunu ne bunu bunlara hiç dalmadan Rabbi Zülcelal'imize yönelmektir.
Gücümüz yettikçe, yettikçe bu azalarımızın yapmış olduğu vazifedir diyor. Mesela gözümüzün Kuran-ı Azimüşşan'ı okuması, kulağımızın hak sözleri duyması. Şimdi başta diyor belki zorluk olacaktır emri ilahiyeyi tutmakta ama rabbımızın emridir deyip teslim oluyor. Allah'tan korktunuz ve takva Allah korkusu artık onun kalbine yerleşmiş, o şekilde yapıyor. Taksirun fittakva, gayetütakva. Şimdi ne kadar müttaki olsa bile kendisini adap risalesinde buyuruluyor ya, ne kadar makamı yükseltse bile kendisini ilk kademede görür. İlk kademeyi bırak bizde neler meydana geliyor? Rabbamıza tövbe ediyoruz. Yine izah buyruluyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz hakkıyla Cenabı Hak'tan korkmayı izah buyururken yoksa diyelim. İnşallah hata etmeyiz. Allah'u Zülcelal'e göz açıp yumuncaya kadar bir müddet de olsa asi olmamak.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz göz açıp yumuncaya kadar ondan da daha az bir zaman da olsa beni nefsime terk etme buyuruyor. Rabbimizi zikredip hiçbir zaman unutmamak. Nimet-i ilahiye şükredip inkarında olmamaktır. Burada Allah'ımızdan hakkıyla korkma hususunda dilinden çıkan söze dikkat buyrulmuş, dilinden çıkan sözlere dikkat etmektir. Ayet celilesinde bu kısmını da ele alarak Müslüman olarak ölünüz diye bitiriyor ve buradaki hitapta da birinci olarak İslam ve iman tarif edilmiş. Tevhid'de tecridi ele almış. Tecrit Allah'tan gayrı duyguları atmak diye düşünüyoruz. İkinci olarak bize batıni iç hallerinin güzelleşmesini, yani içini ıslah ederse Cenabı Hak dışında ıslah eder şeklinde de izahta buyurulmuş, buyurmuşlar. Burada Ebul Abbas Hazretleri Bir kere böyle bir bazen vücutta yaralar bilmem filan oluyor, diyorlar ki yerden geliyor.
Bunu ciğerden kestirmeyince o hastalıktan insan zahiren de kurtulmuyor. Bu günah hastalıklarından da başta gönül olarak kurtulmanın gerekliliği beyan buyuruluyor. Gücünüz yettikçe Allah'tan korkun ayet cenneti bedendedir buyuruyor. Hakk'a tugati tam manasıyla korkun, gönüldedir. Zaten gönülde olunca da azalara sirayet ediyor.