Kuran azimüşşan'da halfi ilahi çokça geçer Ve bunun yanında haşet vardır. Haşet inkisarul kalbi min devemil inti sabit beyneyide illai teala. Cenabı hakk'ın katında olduğumuzu tefekkür ederek Allah'u zülcelal'in gönlümüzün böyle hatalarımızdan dolayı mahzun bir halde bulunmasıdır. Evvela Allah korkusu celle celalü'l-makam, el muttagun ve salihun ve amilun. İbadet ve taat edenler salihler ve muttakilerin makamıdır. İkinci olarak, minel havfi, hüvel hederu fi hazel ikinci bir makam, hüvel heder, Allah'ımızın Celle Celalü yasakladıklarından uzaklaşmaktır. Bu da gönlünü dünyaya kaptırmayan, zahitlerin, helalde bile dikkat eden vera sahiplerinin haşyon bunu belki izah edilecek ama hemen söyleyeyim. Haşyon Rabbi Zülcelalimizin azameti ilahiyesi karşısında büyük bir saygı içerisinde olan kimselerdir.
Haşyet arz ettiğimiz gibi bu makam ibadet edenlerin ve ihsan erbabının Rabbamızı görür gibi ibadet edenlerin makamıdır. Burada haşiain denince mesela sıddık-ı Azam gibi hulefa-i raşidinden onların devamından büyük velilerden onların çok büyük bir korkularını müşahede ediyoruz. Bu haşyetten gelen haldir. Dördüncü olarak Bir de mevlamızın zikrinden ibadet ve taatle gönlünde kıpırdanmalar oluyor. Kalbi ses veriyor. Dili Allah deyince celle celalühü kalbi de uyanıyor. Kalbi Allah lafzai celalinden dolayı huzura eriyor. Bu zikredenlerin, ariflerin halidir. Beşinci olarak. Ve hususül mukadrabbin. Bu Rabbi zülcelal'mizden korku ile birlikte büyük de bir sevginin içerisinde Cenabı Hakk'a karşı muhabbetin içerisinde olan kimselerdir ki bunlar mukarrem Cenabı Hakk'ın kendisine yaklaştırdığı hayırlı kulların halidir. El huşu nedir huşu?
Böyle Allah korkusu, havfullah anlatılır da haşyetullah bunlar müradif aynı anlamda gibi görülür farklıdır bu. Rabbi Zülcelal'imize tam teslim olmuş. Her şeyiyle Rabbimize bağlanmış. Bir kere Allah'u zülcelal'in emirlerine olan bağlılıkları, teslimiyetleri sonra şu şekilde de izah buyrulmuş. Bu yetiyor zaten. Kişinin her an Rabbi Zülcelal'imizin huzurunda olduğunu bilmesi işi tamamlıyor o zaman. Haşyet de olur, takva da olur, havf-ı ilahi de olur. İlahi bir güzellik bunu tarif zor. Rabbizi Zülcelal'imizin huzurunda olduğunu kalbin hissetmesi kadar müstesna bir hal yok ki. Bu murakabe halidir. Murakabede olanlarımızın bile bunu iyi tefekkür etmemiz gerekir. Allah'ımızın huzurunda olduğumuzu bilmek. Bu yaşanan bir husus. Yaşandığı zaman zaten belli olacaktır. Bu da bir izah yapılmış. Vegale Sehl bin Abdullah ed-üs zerihi.
Gatta Sallallahü Sırrı hazretleri kiminki haşyet hali varsa Cenabı Hakk'a karşı büyük bir saygı içerisinde ise o zaman ona şeytan katiyen yaklaşamaz buyuruluyor. Daha da anlatmışlar. Çok güzel ifade buyrulurmuş. Kalbin bir kere büyük bir saygı içerisinde olmasıdır, demişler. Yine burada izah ederken, etem müminel havf, haşyet-i saygıyı Cenabı Hak'ta beyanda, havf-ı ilahinin üstün bir halidir, diyor. Onun da bir üstünlüğüdür. Çünkü müminlerin sıfatıdır. Haşyet ise bu Rabbani olan alimlerin sıfatıdır. İlmi bizzat Rabbımızdan olan böyle sıfatlarıyla değil de zatından ilim alan kimselerin halidir. El huşu zahirun ve'l haşyetü sırrun demiş. Bu haşyet halini izah ederken o gönülde olur diyor. O korku bedende olur. Zaten gönülde olmasa bedende de olması mümkün değildir. Evet alimlerin Rabbimize saygısı şu şekilde izah edilmiş. Caferi Sadık Rahmetullah Ali hazretleri buyuruyor.