Allah'ın İpinin Kuran ve Tövbe Yolu kaydında İnsanın daraldığı, bunaldığı ve sıkıldığı zamanlarda sarılacak bir dal arar. Bizim daraldığımızda, sıkıntılandığımızda her türlü deb ve eleme düştüğümüzde yapışacağımız esası, sarılacağımız hususu Rabbi Zülcelal'imiz. Hepiniz toptan Allah'ın ipine Kuran'a sımsıkı sarılın. Onu hayata hakim kılın. İhtilaf ve tefriki kaya düşüp fert fert,…
Allah'ın İpinin Kuran ve Tövbe Yolu kaydında İnsanın daraldığı, bunaldığı ve sıkıldığı zamanlarda sarılacak bir dal arar. Bizim daraldığımızda, sıkıntılandığımızda her türlü deb ve eleme düştüğümüzde yapışacağımız esası, sarılacağımız hususu Rabbi Zülcelal'imiz. Hepiniz toptan Allah'ın ipine Kuran'a sımsıkı sarılın. Onu hayata hakim kılın. İhtilaf ve tefriki kaya düşüp fert fert,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İnsanın daraldığı, bunaldığı ve sıkıldığı zamanlarda sarılacak bir dal arar. Bizim daraldığımızda, sıkıntılandığımızda her türlü deb ve eleme düştüğümüzde yapışacağımız esası, sarılacağımız hususu Rabbi Zülcelal'imiz. Hepiniz toptan Allah'ın ipine Kuran'a sımsıkı sarılın. Onu hayata hakim kılın. İhtilaf ve tefriki kaya düşüp fert fert, grup grup parçalanıp ayrılmayın. Hepiniz birden, bir de Sure-i Nur'da var Eshamle. Hepiniz birden tövbe edin buyuruyor. Hepiniz birden. Tabii bunun bir hikmeti var. Bir manası var. Bir sırrı var. Böyle fert fert değil. Müminler olarak hep birden burada Kuran Azimüşşan'a sarılın. Bu surei Nur'daki ayeti celilei cemile'de de hepiniz birden Allah'a dönün. Tövbe dönme manasını içerir zaten. Allah'ın üzerinizdeki İslam nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinizin kanını döküyordunuz. Ne hak vardı ne hukuk vardı.
Zalim mazlumun tepesine yumruğunu indirir, hiçbir hak talep edemezdi. Irzmış, namusmuş bunların hiçbir esası yoktu. Hani bir kural yok, bir esas yok. Siz böyleyken Cenabı hak İslam gibi bir nimeti lütfetti de siz bu zulümden kurtuldunuz. Hani siz birbirinize düşman kabileler idiniz de Cenabı hak katlerinizi İslam'da birleştirdi. İşte onun İslam dini nimetiyle hepiniz kardeş oldunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarındayken oradan size, o ateş çukurundan sizi İslam ile o kurtardı. İşte Allah Celle Celalü ayetlerini size böylece açıklıyor ki doğru yola eresiniz. Cenabı hakk'ın ipinin Kuran manasına geldiği ve bununla ilgili de Hadis-i Şerifler mevcuttur. O Kuran, o Kuran-ı Azimüşşan, Allah'ın sağlam ipi dosdoğru yoldur. Bu okuduğum Hadis-i Şeriflerin maalidir. Allah'ın kitabı gökten yere uzanan Allah'ın ipidir. Yine muhakkak ki bu Kuran Allah'ın sağlam ipidir, açık bir nurdur.
Faydalı bir şifadır. Ona sarılan için bir koruma, kendine sarılana koruyucu ve kendisine uyan için bir kurtuluştur. Yine hadisi şerifler, aziz ve celil olan Allah'ın kitabı onun gökten yeryüzüne doğru uzanan ipidir. Kim ona uyacak olursa doğru yolda olur. Kim de onu terk edecek olursa sapıklığa düşmüş olur. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'dan rivayet edilen bir hadisi şerifte zannederim bu hadisi şerif yukarıda geçmiş olabilir veya bir benzeri. Şüphesiz Allahutaala sizin için üç şeyden hoşnut olur. Bu bir ayrım. Cenabı hak sizden, sizin için üç şeyden hoşnut olur. Sizin sadece kendisine ibadet etmenizden, ona hiçbir şeyi ortak koşmamanızdan, bu Keyf suresindeki son ayeti celile yüz onuncu Allahu alem Kehf suresinde yüz on bir olabilir. Bu Ayet-i Celile'de sadece Cenabıhakk'a ibadet edilmesi noktasında esalnem, De ki ben söz sizin gibi bir beşerim. Ancak bana şöyle vahiy olunuyor.
İlahınız ancak bir tek ilahtır. Esselamüla. Kim Rabbine kavuşmayı dilerse, Salih amel işlesin. Ve la yüşrik biabadeti rabbihi ahhalde. Rabbinin ibadetine hiçbir şirk karıştırmasın. Bu salih amel şu, bunu kısaca beyan edecek olursak çünkü kabul olan amel salih olan ameldir. Salih amel Kuran-ı Azimüşşan'ın haber verdiği Allah'ımızın kitabına muvafık düşen ameldir. Burada, estağfurullah, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayın. Biliyorsunuz bir şirki celiği var. Bu açıktan putlara tapma. Bir de şirki hafi var. Bu da riyadır, kibirdir, ucubtur, benliktir. Bunların hiç zerresi olmayacak. Nasıl olacak? Bu biraz ağır gelecek ama buna imreneceğiz ve bunun için de gayret göstereceğiz. Mutmaimne sıfatına erdiği zaman kişi Cenabı hakk'ın hitabına muhatap olur ve amelin kabulü de Rabbimize yapmış olduğumuz taatin kabulü de ancak bu zaman mümkündür.
Bunun için arifanı ilahi ibadet ettik ama ona layık bir saatte bulunabildik mi? Acaba saatimiz kabul oldu mu dediler. İstanbul'da çok kıymetli bir zat Ali Hayber Efendi diye. Kendisi yüz on altı yaşında. Kulakları hiç duymuyor ama Cenabı hak öyle bir ihsanda bulunmuş ki yüz on altı yaşında olmasına rağmen gözlük kullanmadan da görüyor. Sami Efendimiz Hazretleri Kaddafi Allah'u sırra üstadımıza buyuruyorlar ki Ali Haydar Efendi'yi ziyaret edin. Herhalde söyledim. Dört mezhebe göre dört mezhebe göre hüküm verebilecek dirayette böyle bir ilim ehli bir kimse. Sami Efendimiz Hazretlerini çok takdir etmiş. Buyurmuş ki ben hayatımda müridanı ona teslim etmek istedim ama kabul buyurmadı. İltihalimden sonra onun mübarek huzurunda bulunursunuz diyor ve vasiyeti var altmışlı yılda. Yok altmışlı yıl derken dokuz altmışta ithal etmiş tam ihtilal senesinde.
Vasiyetinde buyurmuşlar ki Sami Ramazanoğlu Kaddes Allah Sırrı Hazretleri benim namazımı kıldırsan cenaze namazımı diye mübarek bir insan Allah'ın sevgili bir dostu. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki Hasan Efendi, Ali Haydar Efendi'yi ziyaret edin. Ziyaret ediyorlar. Vardıklarında soruyor işte kimlerdir bunlar diye yazıyla bildiriyorlar. Efendim işte bu Mersanim Efendi'nin evlatlarıymış. O zaman elhamdülillah diyor. Allah'ımıza hamdolsun ki mayalarını bir haramiye kaptırmamışlar. Allah'ımıza hamdolsun zamanın bir kutbull aktabına teslim olmuşlar diye Rabbimize şükrediyorum. Diyor ki ifrat ve ezkarları neredeymiş? Efendim söylenmesi doğru değilmiş ancak evrak daldıkları yerlere söylerlermiş. Yok bize söylemelerinde bir mahsur olmaz. Çünkü gelen diğer kardeşlerimize de örnek olur. Onlar da imrenirler diye söylemişler. Maşallah Sami Efendi, maşallah diyormuş.
Bunu kendilerine değil de Sami Efendi Hazretlerine söylemesi bir söz var ya, Nakşibedih Nakkaş'a gider diye. Mesela biz bu caminin nesi diyelim? Minberimiz. Kürsümüz vardı. O şimdi daha güzeli konacak Allah'ın izniyle. Bakınca imreniyor insan. O imrenmesi nedir? O herhalde tahta parçasını övmüş değil, övecek değil. Onu yapanı, onu dokuyanı söylüyor Sami Efendi Hazretlerinin diye ve böyle önemli de bir gülmüş. Gülmüş. Buyuruyor ki ben size harçlık veremem. Bir rütbe de takamam. Bu gelişiniz diyor Allah'ın rızasına ermenize muvafık bir ziyarettir. Cenabı hak razı olmuştur diyor ve şu ayeti celile'yi okuyor Tekrar okuyun mana verileceği için. Halbuki onlar ancak şununla emrolunmuşlardır. Hakk'a ibadet eden muvahhid hanifler olarak dini Allah için ihlaslı kılarak yalnız Allah'a ibadet etsinler. Burada bir mana verilmiş. Bir misal arz etmiş. O da buyurmuş ki bir inek, ondan süt sağılıyor.
Böyle bir pakraç, artık siz buna ne derseniz bölgelere göre sağılıyor ama en sonunda bir damla kan gelse o sütü kişi içmez olduğu gibi döker. Buyurmuş ki ibadet yaparız, taat yaparız, haddileriz, çokça evrak ve ezkar okuruz ama bir şeytanın ziya, kibir, ucub, benlik gibi bunu nasıl tarif edelim? Şu mescitte bu söylenmez ki. Böyle bir necis hallolacak olursa amel kabul olmaz diye. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'dan rivayet edilen hadisi şerifte şüphesiz Allahüteala sizin için üç şeyden hoşnut olur. Sizin sadece kendisine ibadet etmenizden, ona hiçbir şeyi ortak koşmamanızdan ve Allah'ın ipine sımsıkı sarılır tefrikaya düşmemenizden hoşlanır buyuruyor. Demek ki bizim sarılacağımız Allah'ın kitabıdır. İki hususa efendimiz Aleyhissalatü Vesselam dikkat çekerler, iki hususa. Birincisi dil, ikincisi de namustur. Önemli olmasa efendimiz böyle buyurmazlardı. Kelam hususunda kısaca geçmek istiyorum.
Kelam Zünnun-i Mısıyı Hazretleri buyuruyor. Mederrülkelam ala erban. Kelamı söylemekten maksat nedir? Yani kelam neyi ifade eder? Allah'ımızın sevgisini ifade eden kelam. Keşke bu olsa bizde. Bunu Ahmet bin Hanbel Hazretleri'nde görüyoruz, Haddes Allah'ın Sırrı. Bişr-i Hafi'ye geliyor. Hafi değil. Hafi izni manasına. Hafi bu noktasız geldiği zaman yalınayak anlamına. Ona diyor ki ya birşir af bir nianillah bana Allah'tan haber ver. Kemaline göre, üstünlüğüne göre Allah'ın sevgili bir dostuna söylediği söz bu. Bana Allah'tan haber ver diyor. Söz bu olmalı. Konuşurken Rabbimizin aşkından, muhabbetinden, onun sıfatlarından o bizim muhabbetimizi artırır. Mesela Cenabı hakk'ın el mussavvir sıfatı. Mesela insanlara bakıyorsunuz birbirine benzemiyor. Bunu bilirsiniz. Kolay çıkarır insan. Yani biri bir diğerine benzemez ama insandaki uzuvlarda da birbirlerine benzemeyi şekilleri var.
Ta Adem Aleyhisselam'dan kıyamete kadar gelecek insanların gözlerinin rengi birbirine benzemiyor. Bu ne büyük bir sır. Biz bunu nerede görürüz? Sure-i Haşrin sonunda İslamiyet. Öyle bir Allah'ımız ki şekil ve şemail veriyor, bir biçim veriyor. Mesela saçları birbirine benzemiyor. Daha neler neler. Akillar durur, hayran kalır insan. Burada yüseblihu derken fiili Yasin-i Şerif'te görürüz biz Kuran-ı Azimüşşan'da. Şimdi kendi yörüngesinde kendi yörüngesinde hareket etmesi demektir. Bu kelimeyi gördüğümüz zaman Kuran-ı Azimüşşan'da işte şu eshamnet. Her biri bir yörüngede yüzerler buyuruyor diyor. Yani bir hareket var. Yani böyle tespih derken hiçbir varlık yoktur ki Allah'ı tespih etmesin. O zaman tespih şimdi Kuran Azimüşşan'da görüyoruz, kendi yörüngesinde hareket etmesi. Demek ki her varlıkta bir hayat var, her varlıkta.
Taşta da hayat var, toprakta da bir hayat var, Bütün mahlukatta hayat var. Çünkü tespih ediyor. Tespihin anlamı da kendi yörüngesinde hareket etmesi demektir. Bunu bir, illa bir Alman söyleyecek bilmem falan ölecek de mi inanacağız? O söylüyor. Onlar diyorlar ki bir taş saniyede iki yüz defa hareket eder. Muhittin Arabi Hazretlerine bakalım biz. Saniyede buyuruyor bir taş iki yüz defa tespih eder Allah der buyuruyor. Buraya Hacı Zühtü Efendi Rahmetullah Ali dedem gerçekten büyük bir kimseymiş ki büyük insanlar ayağına geliyor. Buranın neresi? Çıkışı olmayan bir yer burası. Evet, kötü görmüyoruz biz. Güneşin değdiği her yer nasıl ki güneş ben şuraya doğarım da buraya doğmam demiyorum ama çıkış olarak hiçbir yer yok. Geldiği zaman tıkanıyor. Ama niye geliyor burada? Tıkanmayacak olan, kendisine yol açacak olan görüş ve fikirlerini sevdirebileceği kimsenin huzuruna geliyor.
Anlatmakla bitiremeyiz biz. İşte gelmiş bugünkü gibi oteller yok, neler yok. Han yok, hamam yok. Bir değirmen de yatmış. Ne kadar mübarek bir insansa gece kalktığında ibadete, tabii değirmen çalışıyor. Acaba su demiş nasıl zikrediyor? Ne diyor? Bu şu kulağını vermekle anlaşılmaz. Bu hac ilahilerinde var. Gönül kulağıma gelse bir sada, gel ey kulum haccını eyle eda. Gönül kulağına geliyor o ses, Allah dediğini, hu dediğini, o taneyi ezen bir iki taştan birisi işte ne, hangisi olursa olsun, onun da Allah dediğini, o taşa Allah deyişine bir türlü yetişemiyor ve ağlamaya başlıyor. Taş diyor böyle zikretmişsin de o mesul olmadığı halde ben mükellef bir varlık olarak Allah'ımızı zikredemiyorum diye düşünmeye başlar.
O taneyi döken tahta parçasını da böyle tak tak eder bizim dinleyişimize göre ama o gönül kulağıyla dinlemiş olmalı ki entel baki entel hak reisel hadi illa hu diye Mevla'yı zikrederim. Kelam neymiş? Hup böl bölgeli, Cenabı hakk'ın sevgisi, ondan konuşuyor. İnsan haline ve durumuna göre Kuran-ı Kerim'de mesela siz bir kimsenin öyle sözler duyarsınız ki biçimsiz. Yaptığı hareket de biçimsiz, söylediği söz de biçimsiz, hareketleri de. Nedendir? Herkes tabiatına göre hareket ediyor. Tabiatımızı güzelleştiremez miyiz? Hassinu ahlakekun buyuruyor Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem. Hassinu ahlakekun. Ahlakınızı güzelleştirin. Hadis-i Şerif var. Hadis-i Şerif de buyuruyor ki dağın yerinden oynadığına inanın ama ahlakın değiştiğine inanmayın. Burada ahlakın değişmesinin zor olduğunu beyan eder. Bu hadisi şeriflerle de derler ki, ahlakınızı güzelleştirin.
Demek ki ahlak buna İmamı Gazali Rahmetullahi İlbari Hazretleri hal transferidir. Hali değişir. Hayırlı insanlarla bulunsa mesela hem nişini salihhan salih şevet hem nişini talihan taliş evet iyilerle olursan iyi, Allah korusun onun tersi olan kimselerle bulunursan o şekilde olursun diye. Yani bizim halkça tabirimiz üzüm üzüme bakarak kararır. Bu işte. Şimdi bazı şekiller ceviz ağaçlarında ne de? Karşısına çok güzel resimler bırakılıyor. Onu mesela ağaç resmedebiliyor. Bu bir ağaçtır. Rabıta ve herhalde Allah'ın dostlarının gönüllerindeki nuru o tarifi onun. Tecevliler de olur, varidatı ilahiyede olur. Onu ne yapıyoruz? Gönlümüze çekiyoruz biz. Aynen çocuğun ana sütünden istifade etmesi gibi. Mesela ana sütünde gelişimi için her türlü Allah'ımız ikramda bulunmuş.
Bakın, o sütü bir yavru emerken gözünün görme kuvveti, kulağının duyma, hepsi şu saçının dahi, saçının dahi gelişimi, tırnaklarının büyümesi, her şeyi o ana süzündeki gıda iledir. Bir müridin rabıta-ı Şerifede, beyninin ilahi bir tefekkürde elinin cömertlikte, ayağının hayır yolda olması, kalbinin nuru ilahi ile de dolması nedir? Rabıtadaki istifadesindedir. Değiştirir insanı ama değişemiyoruz. Durmadığımız için çok az. Asıl istifade oralarda zaten. Tam o anda mesela gece kalkıyoruz, istiğfar, tevhid, Sallallahu aleyhi ve sellem okuyoruz. Tam rabıtaya geldi mi hemen bir işimiz başlıyor. Ne yapalım o zaman? Namaz sonlarında duralım. Yine insanın kendisine has ayıracağı vakitler olur kendimizi muhasebeye çekmek için. Ne yaparız? Rabıtaalarımızla, nelerimizle gönüllerimizi ihyaya gayretleri. Çünkü bunun ötesi var.
Ancak bu şekilde olacak ilkokulda okuyan bir yavruya hemen sen bu ilkokulda ne okuyorsun? Ortaokulda ne çırpınıyorsun? Geç yüksek okullara ne diyeyim artık, sen yüksek lisans yap, ondan sonra doçent ol, profesör ol denir mi? Daha yeni başlıyor. Biz Allah'ımıza vuslatta yeni başlarken rabıta yapmadan mümkün değildir, murakabe hali olmaz. Bununla biz bazı geçeceğimiz engelleri aşacağız ondan sonra. Olmaz yoksa, mümkün değil. Şimdi bir ilkokul öğrencisi bizim okuduğumuz devrelerle bugünü bilemiyorum nasıl olduğunu ama bizde neydi? Bir, iki, üç, dört. Öğrendiğimiz bu. Mesela biz üstadımız demiş ki oğlumu okula kaydet. Efendim parmaklarını sayarsa alırım demiş. Bak, ilkokul devresi bu. Sayı sayıyorsun. İki, dört, altı, sekiz diyoruz. Toplamayı, çıkarmayı, bölmeyi bunu.
Alıp da buna sinüsü, kosinüsü, kontenjantı, bir bilinmeyenli denklem, iki bilinmeyenli denklem, kılpalmalar bunları mı öğreteceğiz? Olmaz, öğrenemez, alamaz. İlk anda müridin devresi rabıtadır. Rabıtayla başlar. Esadı Elbili Hazretleri'ne evlatlarından biri diyor ki efendim ben sizin sadırınızdan yukarısını yemyeşil gördüm rabıta halinde. Bu diyor fenafir Resule işarettir diyor. Bak adım adım giriliyor, yürünüyor. Şimdi biz şeyhimize bağlanacağımıza, Allah'a bağlansak olmaz mı? Zaten şeyhe bağlanılır. Allah'ımızın ayatı ilahiyesinden gelir, ayetlerden gelir. Zaten o rabıtamız bizim buradan gelir. Onlar ama alim deyince gerçek bir alim. Bize bir tanesi soru sordu. Tabii kendileri daha iyi bilir. Hadis-i şerifler de geçer. Buyuruluyor ki alimlerin haset, hassüt olanı diyelim, onların şahitliği kabul değil. Alim olur da diyor nasıl haset edebilir?
Okuduğumuz avamilde Avamil'de bu mağlup orada geçiyor. İmamı Bilge ve Hazretleri Avamil'de verdiği misaller hadisi şeriflerdir. Çok güzel. Zaten avamilin açılımı nedir? Ishardır. İsharın açılımı kafiyedir, ondan sonra gider. Avamili iyi öğrenebilirsek temel o. Oradan helke la alimun illal amilu. Alimler helak oldu ama amel edenler müstesna. Amel edenler de helak oldu. İhlas üzere olanlar müstesna. Onlar için de hatırı, azim var, büyük tehlike vardır buyuruyor. Evet, ilmiyle amil, irfan sahibi ve müsaadesini bizzat efendimizden almış sallallahu teala teala ve teala. Bunlara rabıt olur. Şimdi çok güzel diğer tarikatlarda de duyuyorum. Güzel de olur. Tab olacak. Vekil diyorlar. Duyduğum bu. Siz de belki duyuyorsunuz. Vekil tabirini kullanıyorlar. Bu vekil olur. Halife de olur ama bu hilafetin vekalet olarak gelişi var, bir de asalet olarak gelişi var.
İşte üstadımız asaleten gelen bir zamanın kutbudur. Onun için rabıta yapılır. Bizzat Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin müsaadesiyle gelmişler. Yoksa diğerlerine hep saygı duyan kimseleriz biz. Okuduğumuz Ayet-i Celile'ye zaten muhalif düşeriz. Öyle konuşursak ashabler. Topunuz birden buyuruyor. Şu ayet-i celileyi, bu mübarek ayet-i celileyi çocuğuken okurdum, ona hayret ediyorum. Esselamü aleyküm. Bu Medine'de bir teşkilat attı böyle hayırlı hizmet veren bir teşkilat. Oraya girerken böyle ayakkabıyı çıkarırken bu Ayet Celle'yi okudun. O da dedi ki hasbunallah beni mellekin. Nereden geldiler bu hatırınıza? Dedim bunu eskiden beri gönlüme doğar biiznillahi'ala. Her grup kendisiyle övünür. Bu doğru değildir. Allah'ımız bak el Musavvir sıfatı üzerinde duramaz zaten. El Musavvir ne demek? Bak kimsenin sesi birbirine benzemez. Ama adam gözü görmüyor, sesten ayırıyor.
Eğer bir kimseyi dinlemişse o kimseyi mesela tanışıyor, Ahmadı. Konuştuğun zaman sen Ahmet Efendi değil misin diyor. Derhal biliyor. Bak Allah'ın el-Musavvir sıfatıyla sesler değişmiş. Ya el-Musavvir sıfatı sular bile tat-ı lezzeti değişik. İmam kardeşimiz bilirdi. Bu Erciş'in İrşad diye bir mahalli var. Şimdi köy tabirini kaldırdılar, mahalle dediler. Orada iki su, yan yana akar. Biriyle diğerinin siz bir çay demleyecek olsanız farklı, içecek olsanız tadı farklı. El mushavveri sıfatı işte. Zengiyle, tadıyla, kokusuyla farklı, taşlar mesela mermer genel bir isimdir ama mermerin kendi arasında çok çeşitleri vardır. Saymakla bitiremezsiniz. Şimdi yosunlar üzerinde el musavir sıfatı otuz bin yosun birbirinden farklı. Bir kıymetli hocamızdı ceviz üzerine. Doktora tezimiydi artık hangisiyse onu bilemiyorum. Cevizlerin çeşidini saymakla bitiremedi.
Ceviz üzerinde çalışma yaptı el-münsavvir, bu işte. Ne olur? El Musavvir sıfatıyla ne olur? El Musavvir sıfatı tecelliyat-ı ilahiyeye girer. Ta Adem Aleyhisselam'dan kıyamete kadar olacak tecelli birbirine benzemez. Allah'ımız kullarına da ayrı ayrı tecellilerde bulunur. Bu Rabbimizdır. Ne yaparız? Biz bundan ne anlıyoruz? Rabbımıza aşkı anlıyoruz, muhabbeti anlıyoruz. Halcelil kelamlardan birisi bu işte. Hiç böyle söz eden olursa ne tatlı olur. Biz bunu istiyoruz. Arzumuz bu. Bizim vakfımızın bir ara kermes açmışlar. Yüksek düzeyde kimseler de gelmiş. Kınayarak demiyorum, biz demişler burada ruhani haz almak için geliyoruz. Biliyoruz, biz bu grubu tanıyoruz, ruhani lezzetler almak için geliyoruz diye. İnsanlar usanmış zaten. Böyle hep tabii olanları istiyor. Mesela sizin iki tane odanız var. Odamızın birisi lüks, böyle koltuklarla, nelerle bir odamız daha var ki belki de keçedir.
Döşemesi keçe. Ondan sonra yastıklar o berdiden mi olur, neden olur, kamıştan mı olur, ne olursa bir de o yastıkla inanın girsin efendim nereye oturmak istersiniz? O tabii olan yeri ister. Ya zaten usandıkları otura otura şöyle bir serbest rahat minderlerin üzerine oturalım diye. Hep tabii olan güzeldir. Mesela evlerde bakmayın şimdi siz eskiden eskiden zenginler nerede otururdu? Zenginler apartmanlarda otururdu. Fakirler yer evlerinde. Şimdi tam tersidir, tam tersidir. Bilirsiniz, bulunduğunuz yerlerden bilirsiniz. Zenginler tek katlı bahçeli yerlerde kalırlar. Fakirler apartmanlarda kalır. Tabii olan yer, doğal olan, diyoruz ya yiyeceklerimizde içeceklerimizde hep öyle. Efendimiz ne güzel buyurmuş sallallahu teala aleyhi ve sellem geliyorlar. Tabii bunun değişik şekillerde mütalaaları vardı. Ya Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem hurmaları aşılatalım mı?
Bakın ifadedeki güzelliğe bunu söyleyen Resulullah tabiatını bozmayın buyuruyor. Tabiatını bozmayın. Ne demek tabiatını bozmayın? Eğer ana ve baba Yahudi ise çocuk Yahudi, Hristiyansa Hristiyan, Mecusi ise Mecusi olur buyuruyor. Tabiatını bozuyor. Halbuki bizim fıtratımız nedir? Dindir. Bu fıtratımızı İbrahim Aleyhisselam çok güzel ifade eder, Esselamler. Ben hanif olarak, hanif demek tevhid esası üzere demek, yönümü Allah'a çevirdim diyor. Şimdi tabiatimizi bozmayacağız. Bizim tabiatımız Allah'ımız bizi, tabiatımızı essavına. Ve ma halattu cin ve ins illa riyabudun. Başka değil. Şimdi Meryem suresinde bir Ayet-i Celile var. Bunda yoğunlaşalım bu Ayet-i cellelerde. Böyle hedef tayin ederiz. Çok istifademiz olur Allah'ın izniyle. Meryem suresinde geçer, Meryem suresinde, Taha suresinde öncedir. Bir yer Rabbamızın lütuf ve keremiyle göstereceğim. Esalbe.
Rabbimiz göklerde ve yerde hiçbir kimse yoktur ki o Rahman'a kul olarak gelecek olmaz. Her şey ona kuldur. Dağda, taşta taşta her şeyi. Suyu, havası, toprağı, yıldızı, güneşi, ayı her şeyi ona kul olarak geliyor. Secde mi diyorlar? Onlar oruç mu tutuyor? Zekat mı veriyor? Taş taş olarak kulluğunu yapıyor. Ağaç ağaç olarak. Güneş ışığını vermek suretiyle, ısısıyla, ondan sonra taşla taş olarak işte hepsi nasıl Cenabı Hak Ezhel'de tespit buyurmuşsa o şekilde vazifesini yapıyor. Bütün kainat insanoğluna bizim de kulluğumuzu Cenabı hak kendisine ibadet ve taat yapmak ve sorumlu olduğumuzu mükellefiyetimizi bilmek suretiyle. Bir hayvana şuradan geçerken niye böyle geçiyorsun? Bak caminin yanından geçiyorsun. Gir camiye, iki rekat bir namaz kıl böyle çık. Dinmez, sorumlu değil o. Onun kulluğu bir koyunsa sütünü verir. Etini verir.
Derisini verir, kemiğini verir, gübresinden bile istifade edilir. Onun için koyuna Hadis-i Şerif'te nasıl tarif ediliyordu? Koyuna mübarek kelimesi diye hatırlıyorum. Siz hatırladınız mı? Koyun mübarektir diye okunmanız lazım. Bu cami-i sahur okuyorsunuz. Şimdi mübarek bir kelime kullanılıyor. Koyun hakikaten temiz bir mahluktur. Bak o vazifesini yapıyor. Bir ama sorumluyuz. Bundan dolayı kel enam, Allah'ımız o şekle düşürmesin. Daha ötesi var, belhüm edal, daha da bir aşağı buyuruyor. Çünkü hayvan sorumlu değil. Biz sorumlu olduğumuz halde vazifemizi yapmazsak hindi ilahiyede hayvanlardan da aşağı kelimesi ifade buyuruluyor. Döneceğiz. Rabbamıza başka çaremiz yok. İşte görüyorsunuz ikinci dalga ve şekil değiştirerek geliyor. Ateşi ölçerek bunda ise şekil değiştirdi. Bir karın ağrısındır, bir baş ağrısındır. Allah korusun. Bir de belli değil. Nasıl ülkeceği de belli değil.
Allah'ımız muhafaza buyursun, Cenabı hak eğer bir sıkıntı verecek olursa altından kalkılacak gibi değil. Cenabı hakk'ın kahrı elbette çok büyük olur. Şimdi kimin yanında varsa hiç böyle siz görüyor musunuz böyle avam diyoruz. Ovam bizim gibi insanlar. Böyle seçkin olan kimselerden dahi ne bir ayet I celile ne bir hadisi şerif ne bir ehlullahtan kelam evet gidenlere olabilir. Ondan sonra geceleri kalkalım, ibadet edelim. Duymuyorum belki. Belki siz işte bilirsiniz. Yok. İşte camilere gelemedi. Bak, eylül ekim konuşuluyor. Tekrar evlere girilebilir diye konuşuluyor bunlar. Siz dinliyorsunuz siz bizden. Çok ala bilirsiniz. Gerekirse diyorlar bu şekil olabilir. Uzmanlar konuşuluyor biz de dinliyoruz. Camilere gelinemedi. Dediler ki öğle ile ikindi, camide kılınacak. Bir kısım insanlar camiler dolar dedi. Bilen kimselerimiz de eğer gelen ikiyse üç olmaz, üç ise iki olmaz. Değişmez.
Emin olun değişmez. Bizi ne uyandıracak acaba? Ümmetim uykudadır. Ölünce uyanılır. İtabına Cenabı hak bizi gezdirmesin. Yok. Öyle düşünenimiz çok az. Halbuki topunuz bizden buyur. Şimdi biz devam ediyoruz ve budulgali, bu ancak müminlere olabilir, gönlün nur olması ve Kuran-ı Kerim'e uymak ve havfutahvin. Bu da halimizin güzele, iyiye doğru gitmesi, halimizin tersi olmaması. Kelamullah sıfatullahi fizatih, Allah'ın kelamı zatının kendisine mahsus nedir? Sıfatıdır. Allah'ın zatil bir sıfatıdır. Bu ne demek? Bu mahluk değildir. Allah'ın sıfatı mahluk değildir. Kelamullah zaten bu ifadeden belli. Eğer mahluk olacak olsa Ahmet Bin Hanbel Hazretleri'ne yapılan azabı olmuştur. İlla Kuran mahluk diyeceksin diye, mahluk diyecek olsa Kuran-ı Kerim'i değiştirecekler. Allah'ın kelamı dedi. Her şeye dayandı.
Kelamullah emrin Allah'ın kelamı mesela yarın cuma, Allah'ımız ömür verir, yetişirsek eshamüri bu Ayet yarısı emir yarısı da nehiydir. Yani nedir? Adaletle emrediyor. Nedir adalet? Bir şeyi bir şeyi kendi kendi esasına kendi konumunda kullanmaktır. Evet, Vel ihsan iyiliktir. İşte yakın akrabaya ikramdır. Ondan sonra diye devam ediyor ya. Bütün kötülüklerden kaçınmak. Kuran-ı Kerim'deki muciz oluşuyla burada zina denmiyor, faiz denmiyor. Ondan sonra sıra anık durmuyor. Umum bütün kötülüklerden ve çılgınlıklardan diye haber veriyor. Bağırt nedir? Taat yapanların ahirette göreceği nimet. Ahiret demeyelim dünyada da. Allah'ımıza hayırlı bir kul olursak dünyada da onun vaadine mazhardır, cenneti burada yaşar o. Cennetin maalifi yaşar hem de. Mevayün azaptır. Kelamü'l evliya velilerin kelamı nedir? Biz buraya nasıl hareket ettik? Şu şekilde hareket ettik.
Bir, efendimiz Aleyhissalatü Vesselam iki şeye dikkat çekiyor. Birisi dilimiz, biri de namus. Kelamü'l Evliya velilerin kelamı. İlim ve irfanın esrarıdır. Bunu nasıl izah edeceğiz? Bunu yaşayacağız. Bunun izah olmaz. Şimdi çok tatlı bir yemek olsa bunu nasıl izah edeceksin? Necip Fazıl Rahmetullah Ali Hazretleri'ne yani bu ifadeyi kullanmamız gerçekten müstesna bir kimse. Şuradan anlayalım. Otuz yıl diyor saatim çalışmış, ben durmuşum, yeter bu söz. Ben diyor oyalanıp durmuşum dünyalarla nelerde, nefsani hallerle halbuki ömrüm geçip gitmiş diyor. Neyi diyeceğim? İnançsız birisiyle inanç hususunda görüşüyorlar. İşte melekleri kabul etmiyor, bilmem falan. Cenabıhakk'a inkara doğru giriyor. Diyor ki şu anda sen bir taamdan tattın. Ne hissettin diyor. Lezzet. Göster diyor mesela. Bu ancak tadılan bir husustur. Hikmet oluşu ancak tadılır. İrfan oluşu o zaten lezzetlidir.
Abdülaziz et-Tevbe Hazretleri kalpte sallallahu aleyhi ve sellem, Kim Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellemin mübarek sözlerini ifade edecek olursa onun kelamında bir nur vardır. Efendimizin sözünün dışında olursa, yani onların razı olmayacağı sözleri ifade ederse o sözde mül diye hiçbir şey kalmaz. Ahmed errufai, o ilahi bir kelamdır ve işaratın kutsiyetin kutsi işarettir ve ibaratın ezeliye ezeli ifadeler ibarelerdir. Allahutaala onların kalplerine nur indirir de dilleri onur ile konuşur. Sonra ayet-i kerimeler alınmış. Kimin sözü çoğalırsa, hatasu, hatasu, hatasu, hatasu, hatasu, hatasu, hatasu, eğer hatası çoğalırsa utanma duygusu diye bir şey kalmaz ve hayası azalırsa Allah korkusu gider. Sonra verası olmazsa kalbi ölür ve kalbi ölürse ateşe girer buyuruyor.
Badü'l Ekabir bazı büyüklerimiz buyurmuşlardır ki el kelam söz, eğer gönülden konuşursa, böyle konuştuğu söz böyle bizim gibi dilden değil de gönülden konuşursa tekel kalp, o söz kalbe girer. Bu Kozan'da duydum Efendimizin vaazında. Öyle duydum. Bir ahraz varmış. Bu ahraz duymazmış. Demişler ki ağlarmış ahraz. Dinirmiş. Başkaları dinliyor duyuyor. Sen duymadığın halde neden ağlıyorsun? Kalbini gösterirmiş. Söylediği söz kalbime geçiyor diye. Bizimkiler kahvehaneden çıkar cami, camiden gine kahve. Kahpe. O hikaye anlatıyor dediğin üstadımız var ya anlaşılsın diye onu konuşuyor. Onun isyandan kurtarmadığı kimse yok elhamdülillah. Çünkü kalbinden konuşuyor. Öyle dilinden değil o. Tabii inşallah biz de dilden konuşurken himmet-i adileriyle kalpten konuşmaya çalışırız da isyandan gelenler Allah'ımıza döner inşallah. Bizimki bu. İnşallah Allah'ımız tadını, lezzetini, bereketini ihsan buyurur.
Eğer kişi dilden konuşacak olursa o kulağı geçmez. Sadece orada dinledikleri kalır. Ebu Yezid El Bistami Kadde sallallahü Öyle Allah'ın dostları olur ki onun sükutundan eğer faydalanmayacak olursa kişi kelamından da faydalanamaz. Onun sükut halinde kalbindeki nurdan faydalanmazsa sözünden hiç faydalanmaz. Anlatırlar Adana'da Hasan Efendi Hazretleri için Rahmetullah Ali. Böyle karşısına otururlarmış pek konuşmazmış. Yalnız oturduklarında letaitleri insanların zikre geçermiş. Nasıl bir mübarek insansa. Bir jeneratör diyelim bize konuşacak değil ki. Cereyan veriyor o. Konuşacak mı? Mesela burada elektrik yanıyor. Elektriğin konuşmasına ne gerek var? Aydınlatıyor işte. O ışığından istifade edeceğiz. Beytullah'a varıyoruz. Beytullah dizimle konuşacak mı? Sadece bakıyoruz. Bakana bile Cenabı hak yirmi ecir ve mükafat veriyor. El kelimut tayyib, nedir kelimut tayyib?
Hüven nutkul kalp, kalbin konuşmasıdır. Biz şimdi bunu nasıl yapacağız? Bitmeyecek. Konuşanlar üç sınıftır. Ferrabihun ve salimun ve şecibun. Ferrabiye konuşmanın üç şekli. Birisi karlı olan konuşma nedir? Fez Zekerullah, Allah'ımızı zikirdir ve kurtaran söz, huzura erdiren söz, insanın boş sözlerden sükutudur ve helaka götüren de, batıla götüren sözdür. Bu mütteszir suresinde batıla götüren söz ile alakalı cennet ehli cennet ehli soruyor ateş yaranını. Cennetlerdedir, soru sürdürürdurlar. Anil mücrimin günahkarlardan. Ma senekeküm fi sebar nedir diye sizi cehenneme sokan. Biz namaz kılanlardan değildik. Ve fakirlere yemekte yedirmezdik. Batıllara dalar giderdik. Ta ki ölüm gelinceye kadar ceza gününe kadar biz o günü inkar eder, kabul etmezdik. Burada Ayet-i Celileyi alış sebebimiz nedir? Ne dedik biz? Kelam üç şekildedir. Ferabiun kazanç getirir.
Bu Zikrullah'tır Ve salimun insanı huzura götürür. Bu sükut halidir. Tabii sükut da böyle tefekkürlü bir sükut. Halinin muhasebesini yapan bir sükut. Ve helaka götüren, filleziy yaku ve filbatıl, batıla sürükleyen, batıla götüren sözdür. El guruen, buraya olsun diyelim, bununla bitirelim. Bu ayrı bir konu. Hep öyle oldu, bizim konuların hepsi kaldı. Biiznna iteala inşallah gizlemeye, toparlamaya çalışırız. El gureen, Şeyhl bin Abdullah Ettüsteri Haddiselahü sürre. Neymiş Kuran-ı Kerim? Habdullah kul ile Allah arasında bir bağdır. Kim o bağa yapışırsa Kuran'a onlar kurtulur. Bu Kuran-ı Kerim'de mesela bismillah diyoruz ya oradaki baye bayi ilsak derler. Bayi ilsak ne demektir? Mesela bizim dedelerimizden birisi üç sene besmelenin sadece o be, bu harfe mana vermiş. Niye bitmemiş? Neden bitmemiş? Sebebi şu. O bayi ilsak demek Allah ile kul arasındaki nedir? İlgidir.
Allah ile kul arasındaki münasebettir. Bunu nasıl anlayacağız biz şimdi? Biz efendim diyelim ki kaynağından su geliyor. Böyle bir su alıyoruz biz. Bir de okyanus var. Okyanustan şöyle bir ip gibi de diyemem. Az bir kanal açılacak olsa derya olur. Allah'ımızın tecelli okyanusundan, Allah'ımızın ilim okyanusundan, bir fan okyanusundan, onlar kalplerine kalplerine böyle bir kanal açtığı zaman o ilmin bitmesi mümkün değildir. Elhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatü vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine, ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zanın ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına şu mübarek günde buraya gelen cemaatimizin geçmişlerinin de ruhlarına. El Fatiha.