Estağfurullah, estağfurullah, Kulda devam eden bir ilimdir. Kulun bilmesidir. İnsanın hem dış hem de iç alemini, Sübhan olan Allah'ın celle celalü her an müşahede ettiğini, gördüğünü, bildiğini, duyduğunu hakikaten buna inanmak. Kulun bir kere Cenabı Hakk'ın kendisine nazar ettiğini, sözünü duyduğunu, iç ve dış bütün hallerinin ona ayan ve beyan olduğunu bilmesidir. Hiç şüphesiz Cenabı hakk'ın sözlerinden, kişinin sözlerinden, davranışlarından, hiçbir şeyin ona gizli kalmadığını, bütün hallerinin hatta gönlünden gelen geçen düşüncelerinin ona malum olduğunu bilmektir. Fehu ve Sübhanehu ve teala Alimü'l Habir. Hiç şüphesiz Sübhan olan Mevlamız El Alim mutlak bilen El Habir mutlak haberdar olandır. Es Semiu'l Basir mutlak duyan ve mutlak görendir. Errakibü şehit, gözetleyendir. Artık arz ettiğimiz gibi bilendir.
Es'ayüzübillah, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra arşa hükmeden yere gireni ve oradan çıkanı gökten ineni ve oraya yükseldiğini ve yükseleni bilen O'dur ve hüve makum eynema küntüm. Nerede olursanız olun o sizinle beraberdir. O sizinle beraber olduğu gibi yaptıklarınızı hiç şüphesiz görür ve bilir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Üffiru ile merati bisfati sitdeti vehiye elhayat. Bu altı günü ifade ederken İmamı Uk'ş-Şeri Rahmetullah Ali Hazretleri şöyle bir izahta bulunmuşlardır. Bu altı gün hayat Allah'ımızın sıfatları malum. Elim, kudret, irade, Semi, basir, Hiç şüphesiz Cenabı Hak mevcudata sıfatlarıyla tecelli buyurmaktadır. Ve yakrucu minha bittahli ve'l mücehedeti.
Çıkanı da bilir, yer yerden ve ineni de bilir derken buyurmuş ki, ya'lemu ma yelicu fi arzel beşedi ye, beşeri arzdan ve semadan ve ma yakrucu minhe bit gayret ve çaba ile, nefse muhalefetle onların çıkması ve ma yezirli münes sema, el huybu alel kulu bil mutahhhirah. Temizlenmiş, nurlanmış kalbe Allah'ımızdan lütuf ve ikramın gelmesi, minel ulumi ve esrar, ilimlerinden ve sırlarından gönle doğmasıdır. Ve ma yavrucu fihe min haleveti şuhud. Artık çıkması ise bir izaha göre şuhud halinin tatlılığıdır. Ve hüve makumeyne maküntum. Rabbi Zülcelal'imiz, nerede olursanız olun Allah Celle Celalü sizinle beraberdir. Bizatihi ve sıfatihi. Hem zatı ile hem de sıfatları ile. Nasıl denecek olursa ilmi ile, bilmesiyle, duyması ile, görmesiyle. Kim ne konuşacak olursa onun konuşmasını Cenabı Hak elbette bilir.
Ve memlekete Alimallahü azze ve celle fikrahu, eğer sükut edip oturacak olursa onun sükutundaki düşüncesini de bilir. Gönlünden geçen bütün duygu ve düşünceler ona malumdur. Hatırından geçenler de ona gizli değildir. Essailbillah. İster sözünüzü gizleyin, isterse açığa vurun. O Sübhan olan Mevla Celle Celalühü sizin içinizden geçen en gizli düşüncelerinize vakıftır. Essaibillah innallahe bikülli şeyinali. Her şey onun tahtındadır diyelim artık, nasıl izah edelim. Her şey ona malumdur. Kim düşüncelerinde Allah'ımızın gözetlediğini bilirse ben değil konuşmam etmem ve hareketlerde bulunmam fiiliyatım. Kalbimden geçen düşüncelere de Cenabı Hak mutlak muttalidir diyerek Allah'ımızın her şeyi bildiğini ve ona göre de hareket etmeye başlarsa asamahullahi fi cevari hayhi.
Cenabı Hak onunla, onun beynini de ayağını da elini de kulağını da gözünü de bütün azaların da isyandan muhafaza eder, korur ve Mevlamız haramlardan korur ve razı olduğu amellere sevk olunur. Suen, kötü bir harekette bulunmaktan utanır. Allah'ımız beni görüyor ve biliyor diye. Ve hazehu vel hayyau llezihu ve min hakkullahi, alel ibad, elbette Allah'ımızdan utanmak bizim üzerimize bir haktır. Fean Abdullah ibn-i mes'udin radiyallahu anh, gal, gale Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Cenabı Hak'tan hakkıyla utanın. Gal. Kulna ya Resulallah biz dedik ki ey Allah'ın Resulü, biz utanıyoruz. Velhamdülillah, galleyse dehlik. Sizin bu şekilde dediğiniz gibi değil. Hakkalha'ya Cenabı Hak'tan hakkıyla utanmak, Başınızı ve onun ihtiva ettiklerini korumaktır. Beyninizi ve gözünüzü, kulağınızı, dilinizi korumaktır. Sizin midenizi, aynı zamanda namusunuzu, midenizi haramdan korumak.
Namusunuzda da iffetli olmak. Ve tezekaral mevtevel bila, ölüm ve öldükten sonra da vücudun dağılıp böyle bir kemik hale gelişini de düşünüp ona göre hayatınıza yön vermektir. Hemen eradel ahirah, kim ahiret hayatını düşünür, bir gün yüce divana, huzura vereceğim derse tereke ziynete dünya, dünyanın süsüyle, püsüyle meşgul olup durmaz. Kim böyle yaparsa Cenabı Hak'tan hakkıyla utanmış olur. Ennel fevze velfe laha, şüphesiz fevz, kurtuluş ve necet ve necah, tabii kurtuluş. Fih takvel abdili Rabbi, kulun Rabbi Zülcelalinden izahı oldukça güç. Korkmasıdır diyeceğiz. Yalnız bu korku bir şeyden ürküp de kaçmak gibi değil. Gönle nur olan bir korkudur. Ve Haşyetihi lehu fi sırrihi ve alaaniyeti. İster açıktan olsun, ister gizli olsun, Rabbimizin azamet-i ilahiyyesi karşısında saygılı olmaktır. Her vakit ve her zamanda Rabbimizin kendisini gözetlediği hususunda müteyakkız, uyanık olmaktır.
Ve innallahe gad eadde limen rakabehu ve haşiyehu ecran agima. Kim bu şekilde yatarken, kalkarken, yerken, içerken, her halinde, her nefes alıp verdiğinde Rabbim beni gözetliyor diye kötülükten kaçar, değil kötülük, nurdan perdeleri açar, aç açar ve nur-u ilahiye doğru Rabbimize doğru koşarsa bu büyük bir mükafattır ve makaman rafiyan yüksek bir makamdır. Müttakiler için cennet onlara yaklaştırılmıştır. Yani daha dünyada iken onlar, Rabbimizin emrini, Celle Celalühu, Habibi'nin sünnetini, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sadat-ı kiramın mübarek sözlerine riayet etmek suretiyle almış olduğu evrad ve ezkar, rabıtası ve murakabesiyle zaten cennettedir. Bu nimet kimler içindir? Evvab artık Rabbimize yönelmiş, emri ilahiyyesini koruyan, sadece biz bunların çok kısa bir manasını vermiş oluyoruz, çok derin anlamları vardır.
Men Haşirrahmane bilgaip görmediği halde Rabbi Zülcelal'ine, celalimize saygı ve muhabbet içerisinde olan ve cebi galbi münip tamamen gönlünü hülliyyen, Rabbimize teslim eden kimseler içindir, Onlar huzur ile cennete dahil olurlar, bu artık çıkılmayan, ebedi olan bir alemdir. Cenabı hak istediklerini lütfeder ve ledene mezi bizim katımızda artık cemali ilahi gibi bir nimete de mazhar olur. Murakabe bir kere yedi kat semayı yok bilip arşı azamın altına gönlü koymak, letaiflerin geçirmesini müteakip, gönülde bu dünyanın bir buğday tanesi kadar dahi yer işgal etmediği, bir nimete mazhar olunca, onun imanı kamil olur bu kimselerin veya rutuş şeytan, şeytan katiyen onlara yaklaşamaz.
O murakabe hali ile dünya ve ahiretin saadetine erer ve o kimsenin, o kimsenin Cenabı hak ile muamelesi, insanlar ile muamelesi düzenleşir, nefsani hallerden kurtulur, Allah'ımızın emirlerine son derece dikkatli olur ve aynı zamanda ve bil murakabe tedeüfütdümrür, bu hale gelince aşkı ilahi ile gözünden devamlı yaşlar boşanır ve tağşaul kulub kalbi Rabbimize büyük bir saygının içerisinde olur ve tezkubü'l ibarat, artık dilinden ledüniyet fışkırır, diyelim ve bil murakabeti yukamü'l at öyle olur ki her şeyi yerli, yerince yapar, Allah'ımızın seçtiği ve sevdiği kul olmaya adım atar. Ibadetin en üstünlerindendir. Ondan korkmak ve azameti ilahiyenin onda artık bir sıfat haline gelmesi, onun ondan ayrılmaz bir parçası durumuna düşmesi büyük taatlerdendir. Cenabı hak gafletten bizi şu ayeti celile ile sakındırıyor. Essahimle.
Biliniz ki Cenabı Hak sizin bütün hallerinize bütün hallerinize agahtır, bilmektedir. Fahzeru bunu anlayın, düşünün de isyandan kötülüklerden kaçının. Essayabillah ya'lemuhhainetel ayun ve matuf fes sudur. O öyle bir Rabbi zülcelal ki gözlerin hain bakışını ve gönülden geçen en gizli düşüncelere vakıftır. Velhamdülillahi rabbil alemin.