Yunus Emre'dir: Bize bizden yakınsın, görünmezsin hicab nedir? Bize bizden yakınsın Ya Rabbi, ilmin de yakın, ücretinde yakın, her şeyin de yakınsın ama bu perde nedir ki biz senden uzağız. Burada Allah'ımıza dünya ve ahirette yakınlık hususunda bir ayet-i celile ele alınmış, es-Sami. Ferahun ve reyhanun ve cennetü'l-nain. Bu Vakıa Suresi'nde geçer Mevla-yı Zülcelal'imiz. Buna eskilerimiz rav-u rahad derler. Rav-u rahad. Bunlar nedir ve Naim cenneti muttaki olan kimseler içindir. Burada biz izahına baktığımız zaman bunu daha güzel anlarız. Er rav rahatlık nedir? En nazaru ile vechil hanne ikramı sonsuz olan Cenabı Hak'ta nazardır. Nazar bakmak. El istimau li keelami Cenabı hakk'ın kelamını işitmektir. Ne demek o kelamını işitmek? Seyyid Burhanettin Hazretleri namaz kıldırır, bir gün namaz kıldırırken ani sağ tarafına düşmüş ve bayılmış. Kendisine gelince demişler, efendim bu hal nedir?
Zaten namaz kıldırırken bazen secdede çok fazla kalır, rüku uzatır, Bazen kıyak demiş ki kendinize göre bir imam bulun, ben dalıyorum bir aleme, ne secdeden kalkabiliyorum ne de rükudan deyince katiyyen demişler. İster uzat ister kısalt, biz seni arkanda kılacağız, demiştir. Neden bu hal zuhurette bayıldın düştün deyince Kuran-ı Azimüşşan'ı indirenin kelamını duydum, demiş. Kuran Azimüşşan'ı indirenin kelamını duydum demiş. İşte Allah'ımızın kelamını duymak insanda ne alemler, ne güzellikler meydana getiriyor ve cennetü naim nimetler içerisinde her türlü nimetin bulunduğu cennet nedir? Hüve enla yahcübel ab an mevla. Kulun Allahu Zülcelal'den perdelenmemesidir. İla kasada ziyaretehu, Allah'ımızı görmeyi murat ettiği zaman arada hiçbir engel yok. Bunu eserlerde şöyle görüyoruz, kimileri buyruluyor yılda bir, kimileri haftada bir, kimileri de istediği an.
O hale göre değişiyor, Cenabı Hak'ın cemalini görmeyi bu tarzda ifade etmişler. Velil mukarrabine zellike fitdunye, Evet dünyadaki diyor Cenabı Hakk'a yakınlık müşahede halidir. Bunda perde diye bir şey olmaz zaten. Allah'ımızın ikramı ise öyle ki Zikrullah'ın neşesidir. Abdülkadir Geylani, kaddesallahu sırrı hazretleri de şu şekilde izah buyurmuş. Allahu Zülcelal'den bir muhafazadır, bir korunmadır. Bütün vakitlerde melaike için bunlar görevlidirler. Allah'ımıza yakınlığı kesbeden kalben, gönül olarak kimseye öyle olur ki melaike I kiram uyuduğu zaman başında bulunur, onu korur. Neden korur? Kötü düşüncelerden, vesveseden, zahiri ve batıni bütün tehlikelerden ayağında durduğu zaman da muhafaza eder, Hem önden hem arkadan korumak suretiyle şeytan had'iyen yaklaşmaya cesaret edemez ve niyetinde de korunur. Devamlı Cenabı hakk'ın muhafazası altında büyük bir sükun içerisindedir.
Cenabı hakk'a yakınlaşan bu kullar Necmetdini Kübra Hazretleri, bu büyük bir müfessir zaten, aynı zamanda Fahreddin-i Razi Hazretleri'nin üstadıdır. Bu Cenab-ı Hakk'a yakınlığı temin eden kimseler, Allah'ın dostlarıdırlar, Allah'ın ona yakın kullarıdır ve ehlül dareyn, iki cihanda da onlar Allah'a makbuldürler, Celle Celalühü. Bunlar hümullezine ukizu an huzuzihim ve iradetim. Bunlar da böyle bir hazdır, neş'edir, böyle bir şey düşünmezler ve iradeler de ellerinde değil, iradeleri Cenabı hakk'ın elindedir. Cenabı hakk'ın rızasını isteyerek, isteyerek Rabbi Zülcelal'imize kulluk içerisindedirler. Bunlar Rabbimizi tanıyan ve muhabbet ehli kimselerdir. El gurbetü feebeniyyetün ala sebati erkani. Cenabı Hakk'a yakınlığı şu esaslara bağlıyor, buyuruyor şartlar yerine gelirse o kullar Cenab-ı Hakk'a yakın olan kimselerdir. El-İslam Müslümandır.
Ve'l-iman İslam'ın emirlerinin hak ve gerçek olduğuna candan inanmışlardır. Es-salah. Beni hallerinde durumlarında hep güzellik var. Mesela bir ortaklık yapar, ondan bir haksızlık görülmez, bir yolculuk yapar, onda da görülmez. Velhasıl bir yakın alaka olur, akrabalık olur, ondan sonra komşuluk olur vesaire. Hususlarda ne de hep salah bir hal var, düzgün, inanılacak bir kimse. Avzı da düzgün, gönlü de düzgün, beyni de düzgün, muamelesi düzgün, her şeyiyle kitabı kerime uygun bir kimse. Vel ihsan, Rabbimizi görür gibi ibadet etmektir Cenabı Hakk'a yakınlığın ebnası, temeli esas. Ve şeade kelime-i şehadet deriz ama bu artık yaşanan da bir hal. Sadece nazari olarak değil, şuhudi olarak. Yani şurada bir su bardağı, bu nazaridir bunda, bardağın içinde su var. İçtiğimiz zaman şuhudi olur. Bunlar kelime-i şehadeti bizzat hayatında yaşayan kimselerdir. Ve sıddık-ı kıyye.
Sadakat var, dili de düzgün, fiili de düzgün, kalbi de düzgün. Velutnu's-s sabia yedinci esas Allah'ımıza yakınlıkta Celle Celalü El-Velayetü'l-kübra üstün bir velayettir. Velayeti şu şekilde haber verirler. Bir velayet-ı suğra, ikincisi Kübra, üçüncüsü de Urya. Ta'an Hariri Hazretlerinin bir müridi var. Müridi bir gün gelmiş, Efendi Hazretlerine demiş ki ben küçük velayetten velayet-i Kübra'ya ulaştım, büyük veliliğe. Efendi Hazretleri biliyor tabii onun ulaşamadığını, hiç seslenmemiş. Bunu demiş bir hadise veya bir vaka olur, onunla demiş kendisini kendisine gösteririz. O zamanki vasıtalar atlar. Onunla efendi Hazretleri ve müridan bir yere gidecekler. Talih Hariri Hazretleri'nin atı, o geçilecek suyu böyle ırmak mıdır nedir, çay mıdır? Irmağı pek geçilmez ama bir çay gibi onu geçmiş. Fakat bu büyük velayete eriştim diyen kimsenin atı tökezlemiş, o salih suya düşmüş.
Düşünce bağırmaya başlamış. İmdat, yetişin, boğuluyorum, ölüyorum diye. Hemen zaten kurtarmışlar. Efendi Hazretleri karşıda tebessümle buyurmuş ki hani büyük velayete eriştim diyordun büyük veliliğe. Bu çaba nedir demiş. Bu sendeki demiş, öldüm, boğuldum. Bu feryat figan nedir? Estağfurullah, efendim, bilemem. Burada bir eczacı kimse vardır. Desem isim belli olur, gerek yok. O Casen efendimizi kasabadan buraya getiriyor. Getirirken o zaman haneleri havuzun başında, koruma duvarı da yok. Frene basacağım derken gaz alışmış, havuza düşmüşler. Allah'ımız koruyacak, muhafaza edecek ki su hiç olmasa da tehlike, ağzına kadar dolu olsa da tehlike şöyle doğurmayacak şekilde bir su var. Hemen hareket etmişler, çıkartmışlar, doktora haber verilmiş. Doktor benim kanaatim verilmiş, yüksek tansiyon var, herhalde hatmi empas etmiştir. Yer bir tansiyonunu örtmüş, şüphelenmiş, bakmış eskisi gibi duruyor.
Tekrar örtmüş bir yanılma olabilir diye, yine aynı, defalarca ölçü aynı. Sonra demiş ki hocam hiç kaygılanmadın mı? Böyle demiş bir sıkıntı geçirdiniz. Doktor buyurmuş, biz Allah'tan gelene razı oluruz. İşte velayet-i Kübra'da bu, kulyada. Hanül-Kur'u, Allah'ımıza yakınlık hali.