Allah'ı Tanıma Sanatı ve Kalp Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Allah'ı Tanıma Sanatı ve Kalp Arınması
Allah'ı Tanıma Sanatı ve Kalp Arınması kaydında Hamdene ve salvele ile başlanır. Hamdene ve salvele de bir cümle çok dikkatimi çekti. O da ve'l akibetü lil müttaki, mevzumuzla da alakalı güzel sonuç Cenabı Hak'tan hakkıyla korkanlar içindir. Korku üç şekilde Kitabı Kerim'imizde beyan buyrulur. Birisi Esaydübilne, ya eyyüheellezine amen nuttedullah. Ey iman edenler, Allah'tan korkunuz.…
Hamdene ve salvele ile başlanır. Hamdene ve salvele de bir cümle çok dikkatimi çekti. O da ve'l akibetü lil müttaki, mevzumuzla da alakalı güzel sonuç Cenabı Hak'tan hakkıyla korkanlar içindir. Korku üç şekilde Kitabı Kerim'imizde beyan buyrulur. Birisi Esaydübilne, ya eyyüheellezine amen nuttedullah. Ey iman edenler, Allah'tan korkunuz. Yalnız bu korkuyu izah etmek mecburiyetindeyiz. Bu mesela aslandan korkuyor, vahşi bir hayvan diyelim, ürküp kaçıyor. Öyle değil. Bu korku bunlardan hiçbirisine benzemez. Bu korku gönülde rikkat meydana getirir. İncelik meydana getirir. Gözlerinizi yaşla doldurur ve ilahi bir zevktir, tarifi mümkün değildir. Çünkü et değil ekmek değil. Ne diyeyim? Bal değil börek değil. Tarifi zor. Tarifi mümkün değil bu korkunun. Demek ki bu bir mahluktan ürküp de kaçma şeklinde değil, Allah'ımıza aşkı ve muhabbeti temin eder o korku.
Zaten buyuruluyor Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Cenabı hak iki korku ve iki emniyeti bir arada kılmıyor. Burada korkanı yarın ahirette korkutmuyor. Burada korkmayanı yarın ahirette korkutuyor tarifi. Vedilerin tarifi de bu değil mi? Esselamler. Onlar için ne korku var ne de hüzün var. Bu korku ve hüznü aşamalı bir şekilde görürler. Bazı veliler evvelinde müşahede eder. Kimileri hayatının sonuna doğru bir kısmı da en son onu müşahede eder. Bize Mersin'den bir kardeşimiz geldi. Daha bir gençti o. Üstadımıza böyle ayakta bulunuyorlar. Dedi ki efendim, sırrına mazhar olursunuz dedi. Genç olduğu için onun kusuruna bakılmaz. Yoksa bir hak dostuna bu ifade gelişigüzel kullanılamaz ama olsun. O samimi bir şekilde ifade ediyordu. Korku da yok, mahzuniyet de yok. Öyle bir hal var ki onlar da yaptığı her işi muhabbetle yapıyor. Unutmayalım korkunun üç şekli var.
Birisi eyyü iman edenler Allah'tan korkunuz. Üç aşamasının en son maddesi şudur. Muhabbet meydana gelir gönlünde. Mesela korktuğu zaman ondan ürker ve kaçar görmek de istemez ama Cenabı Hakk'ın korkusu önünde değil, ona aşk duyar, muhabbet duyar. O aşk nedir? O aşk bizim burada bir delikanlı vardı. Caddenin bir ucundan başlar diğer ucuna kadar yürürdü. Oradan gelir tekrar yürür. Bu nedir diye sorulduğunda bir dünya kadınına aşık olmuş ve aşkına da erişememiş. Ondan dolayı deli Allah'ın aşıkları nasıl olur? Çünkü velinin tarifinde şu vardır. Eserden müessire geçer. Mesela biz bir güzelliğe hayran oluruz. Mesela bahar geldiğinde sular coşuyor. Dağlar yemyeşil. Kuşlar ötüşüyor. Velhasıl tabiat bir güzelliğin içerisinde. Ne deriz? A, şu baharı bir geçmese. Onlar nedir? O baharı o güzelliği lütfeden Allah'tır der, cennet Celalüh. Şimdi sizin gibi kardeşlerimiz gelirdi hüsnamızın huzuruna.
Dediği sözü unutmuyorum. Rabbımızın lütfuyla Allah'ım ne güzel bir kaş lütfetmişim. Tamam. Veli bu. Zeliha validemiz Hazreti Yusuf'a der ki ya Yusuf ne güzel gözlerin var. Zeliha öldüğün zaman bu güzel gördüğün gözler yüzüme akacak. Ne güzel saçların var o da dökülecek. Ne güzel kuzenin var o da sulayacak. Ne demek istiyor? Solmayan, akmayan, çürümeyen, değişmeyen. Ne olan? Artık Rabbimiz hakkında, zatı hakkında söz söylenemez. Ancak sıfatları hakkında konuşabiliriz. Zatı hakkında. Sıfatları da zatın ne kadar yüceyse sıfatlarında da o kadar incin, o kadar derin. Efendimiz Hazretleri sohbet buyururken şunu duyardım. Hanyayı Konya'yı bilmeden geçip gidiyoruz. Meğer bunun için göndermiş. Hani gözümüzü şu dünyaya dayamışız. Halbuki bura geçici geçmeyen alemi unuttuğumuz için söylüyor. Kendilerinden bizzat gördüm. Kız kardeşleriyle candan görüşürlerdi. O da hal ehli Allahu alem.
Allah'ı Tanıma Sanatı ve Kalp Arınması ne anlatıyor?
Allah'ı Tanıma Sanatı ve Kalp Arınması kaydında Hamdene ve salvele ile başlanır. Hamdene ve salvele de bir cümle çok dikkatimi çekti. O da ve'l akibetü lil müttaki, mevzumuzla da alakalı güzel sonuç Cenabı Hak'tan hakkıyla korkanlar içindir. Korku üç şekilde Kitabı Kerim'imizde beyan buyrulur. Birisi Esaydübilne, ya eyyüheellezine amen nuttedullah. Ey iman edenler, Allah'tan korkunuz.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir gün dedi ki şu duvarın ötesine bir geçebilsek mübarek ellerin de vurmak suretiyle şu duvarın ötesine bir geçebilsek yani ahiret alemine diyordu. Sami Efendi Hazretleri ile bir görüşmeleri oldu. O görüşmelerinde zeleyha ile Yusuf dedik ya Aleyhisselam, sanki onların buluşması gibi gördüm. Leyla ve Mecnun'un buluşması gibi gördüm. Kaysu ile Şirin'in karşılaşması gibi gördüm. Çünkü ayakta idi. Yusuf Aleyhisselam'ı anlatıyordu. İşte Yusuf Aleyhisselam Sami Belimiz Hazretleri Ertuğrul söylüyor. Eline bir ayna almış. Orada güzelliğini görünce güzelliğini görünce herhalde ben çok pahalıya giderim köle olsam. Bundan dolayı Cenabı Hak baksın derahime madude, Çok ucuz bir fiyata gitti buyuruyor. Çok ucuz bir fiyata. Efendimiz buyuruyor Hazreti Yusuf'tan ben daha güzelim diye.
Bir gün Miraç hadisesinde Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Cebrail Aleyhisselam'a asli suretiyle görününce kendinden geçer gibi oldu. Çünkü biz Cebrail Aleyhisselam dendi mi kanatları hatırımıza geliyor. Öyle bildiğimiz kuşların kanadı değil o. Mur ol ve böyle bir düşünceyi de gönlümüzden çıkaralım. Bir Cebrail Aleyhisselam için bazen suretler görüyorum meleklerin kanatları gibi bilmem filan. Bu nereden çıkıyor bilmiyorum. Tabii görmemekten anlamamaktan. Biz bilemediğimiz için böyle yapıyoruz. Şöyle kendinden geçer gibi olunca Cenabı hak ya Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem, Cebrail'in kanadını görünce kendinden geçme. O senin gönlündeki manayı ve esrarı seyredecek olsa ebedi kendine gelemez. Bizim peygamberimiz bu sallallahu aleyhi ve sellem. Ona göre tazim, ona göre tekrim, ona göre sünnet seniyetine riayet esame. Onu tebdil edin. Onun kalbi kıymetini bilmeye çalışın.
Şu bizim Niğde'deki Ali Ercan kadar bilemiyoruz. Ya bilerek söylüyor veya bir şiir olarak ifade ediyor. Allah bile doymamış ki ben nasıl doyam Muhammed'e diyor. Bu bir hani Ercan. Halk ozanı, halk şairi okumuş, üniversiteler bitirmiş, doktora tezini hazırlamış, doçentliğe, profesörlüğe yürümüş üniversitelerde kürsüsü olan bir kimse değil ama aşkı var. İçinde bir şevki var. İçinde bir muhabbet var. Ne kadar güzel söz ama. Mevlit yazarımızın gel habibim, ben sana aşık olmuşum. Cümle halkı sana bende kılmışım. Gel habibim, ben sana aşık olmuşum. Şimdi bunların hepsini biliyoruz. Şurada diyelim ki köylü bir amcayı getirsen desen ki sen de bir mevlit oku, belki şimdi azdır ama okur mevlidi. Allah'adım zikredelim evvela diye başlayabilir. Evet, okuruz ama ondaki o manayı mevlit yazarımızın çünkü bir şevke gelerek yazmıştır onu. Nedir şevki?
Şevki Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın da diğer peygamberler gibi olduğunu ifade edince evet, risalet olarak aynı. Resuller arasında risalet olarak fark yok ama birbirleri arasında dereceler vardır. Ulu'l azim peygamberler vardır. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın nurunu Cenabı hak halk edince diğer enbiya dediler ki ya Rabbi nuru bizi kuşatan kimdir? Siz onu tasdik ediyor musunuz? Siz onu tasdik ediyor musunuz? Eğer sizin siz onu tasdik ederseniz ben de sizin nübüvvetinizi tasdik ediyorum der böyle bir peygamberimiz. Daha ne diyelim Peygamberimiz hakkında enemin nurinde? Ben Allah'ın nurundan halk olundum diye buyuruyor. Ben Allah'ın nurundan halkolundum diye buyuruyor. Nuri ilahi gölgesi Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin yere düşmüyor. Üzerine sinek konmuyor.
Def-i hacette Nebiyi Ekrem Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem toprak toprak vücudundan çıkan o def-i haceti tamamen yutuyor. Daha bilmediğimiz neler neler. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a ona öyle bir saygı duyacağız ki Nisa Suresi olsa gerek Cenabı hak bütün peygamberlerden ahit alıyor. Seksen birinci ayeti Cedideyi Cemile. Al-i İman da olabilir. Bakın bakalım. Al-i İman suresinde bütün peygamberlerden ahid alıyor Cenabı hak. Eğer Muhammedime yetişirseniz sen de Allahü Teala Aleyhisselam, Al-i İman suresinde seksen birinci ayetinde. Çünkü bu bu ayeti celile ile iç içe. Mana çok benzediği için ona yardım edersiniz. Ona saygı gösteresiniz ve onu sabah akşam Cenabı Hakk'ı tespih edersiniz. Efendimize saygı nedir? Sünneti seniyyesi. Kuru kuruya bir ifade değil İttianı ispat etmediği hal ü etuvarın senindir Esa diye El Bili Hazretleri.
Sen seviyorum diyorsun ama Mevla anamızın buyurduğu gibi aşk meydanına sakın kendine aşıkım diye atma. Zira o meydana girenlerden şartlar isterler. Efendimizi sevmenin Sallallahu Aleyhi ve Sellem işaretini gelir. İşte yatsı namazını cemaatle kılmaz. Sabah namazını cemaatle kılmaz. O sevgi içimizde olsa vallahi ve billahi yemin etmem ama yatakta insan uyuyamaz. Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem geceyi ihya etmek bize tavsiyesidir. Çünkü ümmetimin şerefi ümmetin şerefi geceyi ihya etmektir der. Böyle fırlar kalkar yatağadırlar. Ne demek o? Burada çoğu olduğu için Al-i İman suresinde seksen birinci ayetciler Eğer habibim'e yetişecek olursanız onu tasdik edin. Hem de burada tekitlerle geliyor. Tekitlerle geliyor. Ne buyuruyor? Ona katiyen iman edeceksiniz, ona yardım edeceksiniz diye söz alıyor. Ona yetişirseniz yetişemeyecekleri belli. Bu efendimizin şerefini gösterir.
Biz ikinci olarak ikinci olarak bu neyi ifade eder? Ümmetlerine aleyhisselatu vesselam ve sellem'e saygıyı ifade edecekler. Biz nereden geldik? Biz takvanın Hamden'e ve Salvenede Döndük dolaştık Efendimizin fazileti hakkında yine yine buyurdu ki Cenabı hak, senin mübarek sakalından bir tir, sakalından bir tir, bir tir. Cibril-i Emin'in kanatlarından üstündür ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Dönüyorum dolaşıyorum. Evet bunu güzel güzel söylüyoruz. Onu kime söylerseniz söyleyin. Tabii severim deniyor ama sevmenin bir işareti var. Veysel Karani Rahmetullahi aleyh Rahmeten vasia. Biliyorsunuz Hazreti Ömer'in de Hazreti Ali'nin de radiyallahu anh'a rivayetler var. İşte Hazreti Ömer diye radiyallahu anh daha çok ifade ediyor. İşte peygamberi gördünüz mü diyor. Onlar tarih veriyorlar. İşte boyu şöyleydi. Mübarek şekli şemali şu tarzdaydı. Hayır hayır diyor.
Hiç görmeyen Veysel Karani, Kaddesallahu Sırra hayır diyor hayır. Sizin tarifinizin hiçbiri ona uymuyor diyor. Onu seviyor musunuz deyince evet, sevginin bir alameti olur. Nedir deyince bakın diyor Uhud Dağı'nda mübarek sinni saadet yani diş demek. Şehit oldu diye acaba şu dişi mi bu dişi mi diye bütün dişlerimi çıkardım diyor. Bu bir sevginin işareti, muhabbetin işareti. Muhammed Bahaüddin Nakşibend Hazretleri diyor ki Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem hiçbir sünnetini terk etmedi. Yalnız bir ekmek de yapmışlar. Hamuru yoğurup ekmek de yapmışlar. Bir de o sünneti kaldı, onu da yapalım diyor. Yoğuruyorlar. Hemen ocak hazırlanıyor üzerine saç ve yoğurulan o hamurdan yapılan ekmeği, ta ekmek değil de o hamuru ekmek şeklinde sacın üzerine bırakıyorlar, bir türlü pişmiyor. Efendimizde de öyle olmuş sallallahu aleyhi ve sellem.
Mübarek yedi saadetleri tesadüf ettiği için değdiği için yakmıyor. Diyoruz ki gönlümüzde onun muhabbet eli olsun da kalbimiz imanda tasdike ulaşsın, kifane etsin. Onun mübarek eli gözümüze tesadüf etsin, isabet etsin de ibret de baksın, şehvet de baksın. Aklımız nefsimizin elinde olmasın. Aklımız nefsimizin elinde olmasın. Aklımız, aklı maad olsun, ilahi bir akıl olsun. Bu yeter. Bu nasihat yeter, kaydedileceksek bu yeter bize. Kendimizi onun muhabbetine teslim etmek, yolunca gitmekle mümkündür. Birincisi, Esselameh, ya eyvenle zina amen nutte kulla. Ey iman edenler Allah'tan korkun. İkincisi Esanı, hebtekullahe nasta tatun gücünüz yettikçe Allah'tan korkun. Yani yüzeysel geçmeyin. Bunu camdan yapın buydu, camdan. Böyle gönülden yapın. Yüzünde o şiddetli bir yağmurun yağıp da toprağın altına sirayet etmeden yüzünden hem de mahsudatı da yok edip gidiyor, öyle olmasın.
Çisenleme deriz, yavaş yavaş yaya içine geçsin, toprağın altına geçsin. Mesela yağmurdansa kar daha faydalı bizim memleketimiz olarak. Neden? Yağmur akar gider ama o kar yavaş yavaş, hafif hafif hafif hafif. Toprağa isabet etmek suretiyle ta tabanına geçer. Allah'ımız muhafaza buyursun dilimizi almak istemiyoruz. Yeraltı kaynakları üzerinde konuşuluyor. Yeraltı kaynakları yer üstü kaynaklara bakıyor ama. Yerüstü kaynaklarında ne var? İman zaafa uğrarsa yerüstü kaynaklarında gönlümüzde, az bir menfaat karşılığı değişecek olursa, kökleşmez de, kökleşmez de nasıl tarif edeyim, Nasıl tarif edeyim? Böyle azıcık bir dünya menfaatleriyle değişecek olursa, bir başkalarına göre kendimizi tespit edip işte çocuğa baş gelemedik. Evden de öyle oldu, akraba da insanlar nedir diye biz düğünümüzü isyanla yapıyoruz. Ben istemem ama evi öyle, etrafı öyle, ayıplarlar.
Allah nedir Celle Celaluhu, Resulullah nedir? Sallallahü Teala. İşte bunda yoğunlaşacağız. Yer üstü kaynakları bu. Adetlerimiz Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine uymadığı için. Salliu kemara itümuniusali, ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın ne demek? Her halimiz bana uysun ibadette ve saatte. Mübarek ayakları şişiyordu günahı da yok. Gelmiş geçmiş bütün günahları af olmuş olduğu halde iki rekat kılamaz mıyız? Akşam yatmıyoruz, saat birlere kadar oturuyoruz. İnşallah kitap mütalaa ediyoruz, zikrullah ile meşgulüz. Yatmıyoruz ama. Bu böyle. Sonra bizim istirahatlerimiz olsun, yemelerimizde, içmelerimizde, ne diyeyim o gülmeler derseniz, Nebi-i Ekrem ve sevgili peygamberimiz bir topluluğa tesadüf etti, gülüyorlardı. Bunlar ahireti hatırlamıyor buyurdular.
Eğer benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz, yataklarınıza giremezdiniz, sahralarda Allah diye feryat üzerdiniz. Yer üstü kaynakları bitti. Ne bitecek? Milyarlarca insan var. Var ama bir kimse elinde gündüz mum, mum ışığıyla dolaşır, ne arıyorsun derler, insan arıyorum. Günü güpegündüz mum ışığıyla adam bulunur mu? Ben de bulunmayan ağrıyor. O bulunmayan insan kaynakları tükendikçe Allah'ımızla nimetinin kadr-ı kıymetini çok çekiniyorum demekten muhtaç etmez inşallah. Yine onlar hürmetine korur. Evet efendim. İbadet ve taatlerimizde de gönül gönül alemine işlemesidir. Gönül toprağı demiyor. Gönül alemine işleyecek. Gözümüze işleyecek. Nesine işleyecek gözümüzün? Gözümüze öyle işler ki Kuran-ı Kerim'e bakmaktan kendini kurtaramaz. Eşyaya baktığında zaten ibretle bakar, kulağında da eğer sirayet edecek olursa mahlukatın da zikrini duyar. Bunu derken bir titreme geliyor bize.
Çünkü daha biz imanda imanda riayet edeceğimiz hususlar, ibadetlerimiz, büyük günahlar, küçük günahlar bunlardan beri olmadıkça bunu anlatmakta insanda halimiz belli çünkü. Nefsimiz söylüyorum, nasıl izah edilebilir ki? Ancak imrenebilmek için, gerçekten öyle. Unutup gidiyoruz bunları, gücünüz yettikçe Allah'tan korkun buyuruluyor, gücünüz yettikçe. Öyle dediğimiz gibi yüzeysel değil, işte bizden de bu kadar olabiliyor. Daha neleri var neleri. Nebi Ekrem Efendimiz, sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem dünyevi yönden aşağıya, uhrevi yönden yukarılara bakın. İnşallah yanlış okumam. Dünyevi yönden böyle daha bir fakir var, daha bir yoksul var diyebilmeliyiz. Uhrevi yönden de buradan bir atıf yaparak söylemiş oluyorum. İşte ehlullah'ın hayatına bakarak hareket edersek iflas ettiğimizi anlayacağız. Ve onlara göre hareket edeceğiz, ayak takımlarına göre değil. Ne onlar?
Ne onları takip edeceğiz ki biz? Bir kere ehli küfür için Kuran-ı Kerim'de neces tabiri var. Nices ayniyle pis demektir. Nesini takip edeceğiz? Peygamberimiz varken Ne güzel onlar arkadaştırlar diye buyuruyor. Nebiler, sıddıklar, şehitler ve saliler. Şu dünyevi işlerimizde bile bir tarih buralarda halı meşhurdu. Ne yaparlardı? En güzel halıyı bulurlar. Örnek olarak onu önlerine koy ve dokundular halılarını. Mesela şimdi meyvecilik diyelim, mevsim geçiyor ama olsun. Meyvede en güzelini ne yapıyoruz? Seçiyoruz. Ya şu elma mı? Elmanın en güzelini diyoruz vesaire. Her şeyde. Yiyecekte vesaire. Evde, barkta. Bak bunları da seçiyoruz. Bizim bu seçtiklerimiz nedir? Yok olacak olanlar. Yok olmayacak. Ebedi bizi huzura eriştirecek olan ibadette, saatte ve yaşantıda nebiler, sıddıklar, şehitler ve salikler. Örneğimiz o bizim. Yoksa bizi bunlar kaybeder gider. Yok oluruz.
Şimdi batan insanı takip edersek biz de batarız. Biz ne yapacağız? Kurtulan zümre felaha eren. Bu felaha erenler deyince buraya bir zat gelirdi. İsmini de hatırlamaya çalışıyorum. Hatırlayınca dedim. Gelirdi. Bir gün şunu anlattı bize. Ben dedi uyumuyordum. Gözlerim de açık gibiydi. İşte yakaza dediler. Uyku ile uyanıklık arası, uyku ile uyanıklık arası bir cemaat güldüm diyor, güldüm. Yalnız nurlarından yüzlerine bakamıyordum. Yüzleri pek belli olmuyordu. Elleri ve dizleri. O esnada diyor müezzinlik gibi mescitlerde az bir yüksek bir mahal vardı. Orada Hacı Hasan efendimizi gördüm diyor. Böyle bir tavaf şeklinde. O esnada diyor bir kimse geldi, Ona bir hırka giyilirdi. Mübarek olsun dedi ve ayrıldı. Benim gönlüme geldi ki diyor ruh Hızır aleyhisselam'dı. Sonra bir kimse daha girdi, tarifi mümkün değil diyor. Onu tarif edemem.
Ne kokusunu ne nurunu ne halini ne tavrını o da aleyhisselatu vesselam Efendimiz olsa gerek, O da Tac-ı şerifi giydirdi. Size ve size hakikaten uyan, batıllara meyletmeyen, hayatını sünneti seniyye ile tezyin eden kimseler de felaha erenlerdendir diyor. Nasıl? Yeraltı kaynakları, yer üstü kaynaklarıyla bizim yaşantımızla alakalıdır. Cenabı hak bir velisini severse yazınız serin de getirir, kışın da mülayim getirir. Üçüncü bir sınıf var ki onlar hakkaten tukati Cenabı Hak'tan hakikaten korkan kimselerdir. Artık onlara müttaki damgasını Rabbimiz vurmuş. Habibi Kibriya sevgili peygamberimiz sallallahu teala aleyhi vessellem vurmuş. Bütün veliler beyninde de o seçkindir. Bak şöyle bizim gibi o an demiyorum. Veliler arasında da seçkindir. Bu Kayseri'de derlermiş ki Hacat'ın Efendi Katmerli Veli'ydi. Neyi söylüyor? Suğra'yı, Kübra'yı, Uddia'yı.
Biz böyle sıralıyoruz ama velayetin daha birçok sırları vardır. Bitmez. Biz ne yapalım şimdi? Efendimizin Hadis-i Şerif'ine dönelim. Dönelim. Ve fi hadisi ne harf. Ve ya Resulallah men evliyaullah kimdir veliler? Gal el mutehhabdule fillah, birbirlerini Allah için sevenlerdir. Kuşeyr'i Rahmetullah Ali Hazretleri Alametü'l Veli selatun velilerin üç tane işareti var buyuruyor. Birisi şulu billah, bütün kafasında gönlünde Allah iledir. Onun meşguliyeti Rabbim benden razı olsun da der, yeter ki alem bana düşman olsun önemli değil ama Rabbim bana dost. O razı olsun yeter der. Ve firaruhu illallah, onun sığınağı diyelim biz buna, Mevla'dır ve hem Nuh Allah endişesi de hep Cenabı Hak'tır. Onu razı etmektir. Allah'ımız bir kimseyi kendisine veli kılacağı zaman Ebu Said El Harraz, Hadisallahu Sırra buyuruyor. Ona Cenabı hak zikir kapısını açar. Doymaz, Zikrullah'tan.
İlla bir halka olarak demiyoruz. Namazdan da doymaz, cihattan da doymaz. İbadet ve taatten doymaz. Allah'ımızı hatırlatan her şey Kuran-ı Azimüşşan'ı okumaktan da doymaz. Hayırlı tavsiyelerde bulunmaktan da doymaz. Fey-i vechşdet de, eğer zikirde böyle gayretli ve çabala olursa Allah'ımız ona kendisine yakınlık kapısını açar. Kulbiyet yakınlık. Sonra düns kendisiyle dostluk meclisinde olur. Daha sonra da Tevhid kürsüsünde oturur. Şimdi bunlar bize zor gelecek ama imreneceğiz. Evliyaya eğri bakma. Kevni mekan elindedir. Mülke hüküm süren odur, iki cihan elindedir. Hak anı bunda gönderdi, kullarını irşad için. Kime diler iman verir, kahrı ihsan elindedir. Hak zatıyla, sıfatıyla tecelli eylediği anda varlığı hak varlığıdır, emri Sübhan elindedir. Sen anı öğüne sanırsın. Senci beyin bir Ademdir. Evliyanın sırrı vardır, gizli ayan elindedir. Kaygusuz eder bu ilmi. Okudum, anladım, bildim.
Bütün alemlerin hükmü kamil insan elindedir. Aşk ile geldim cihana. Meskenim dağ vermemem. Terk edip cümle sıvayı mahrem-i tevhid menem. Bu şedince men aref esrarını mest olan ehkar menem. Şöyle ikrar verdim ol dem gaygusuz menem. Eballahu enyecu ala bilebile sultanen ala bedeni abdhi mümin sadaka Resulullah Cenabı hakk'ın siyanetiyle, siyanet korumasıydı değil mi? Bila bela ve musibet abid olan mümin-i kamilin kalbini zikir ve fikirden men eyleyemez. Biz diyoruz ya işim çok, gücüm çok, işlerim bitsin, ondan sonra ben taate kendimi tam vereceğim. Bunun kadar cahil bir söz olamaz. Eshabne. Recalü'l Latulhihim ticaretatın ve la beyun anzikrillah Allah'ın ayat-ı ilahiyesinden biri. Ne bir ticaret ne de bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz veliler onlar işte. İşte yaz günü geceler kısa geçiyor. Ondan sonra bağ bahçe işlerimiz de var. Bu bitmez bu. Bu cahilane sözlerdir.
Cenabı hakk'ın siyanetiyle bela ve musibet abid olan mümin-i kamilin kalbiniz zikir ve fikirden men iyiliğeyleyemez. Deltü bela saltanatın iki cihana vermezem demişlerdirdir. Onlar bu aşkın içerisinde. Işte yeryüzü kaynakları. Öyle bir kaynak ki Allah onların yüzü suyu hürmetine cihanı ayakta tutuyor Celle Celalühü. Onlar öyle yeryüzü ve yeraltı kaynakları ki belki anlaşılmayacaktır, onlar aynı zamanda yerin altıyla da meşguldürler. Ne demek o? Ahiret Ademiyle de meşguldürler. Her devirde benim ümmetimden sabikun vardır ki. Yani ileride olan hayırlı insanlar vardır ki bunlara müdala ve sıddıkun ıtlak olur. Sadıklardır. Bu da nerededir? Kürtler. Haklarındaki inayet ve merhameti ilahiye o kadar boldur ki sizler de o sayede yer içersiniz ve ehli arz içinde vukuu mutasevveri olan bela ve mesai onlar da deferek olur demektir. Biz şimdi neyi görüyoruz? Geçen bir tanesi anlatıyordu.
Şu dağın üstüne gelmiş, yerin demeyin böyle rencide etmek gibi olur. Demiş Türkiye'nin demiş Kayseri'ye doğru böyle ovası var, yeri yurdu var da daha ne olacak demiş. Kıbrıs'ta niye cihad ediyorum Türkiye'nin demiş bu kadar yeri var. Neden? Onun bildiği ancak o kadardır kafası o kadar. Ne çalışıyor? Sığ bir kavga. Vahye dayalı vahye dayalı, sünneti seniyyeye dayalı, Evliyaullah'a dayalı bir gönül olsa, bir kafa olsa bunu söylemez. Ne söyle? Cihan padişahı Yavuz Selim'in dünya haritasını önüne alıp bir padişaha yeter ama iki padişaha az gelir. İşte kafası vahye dayalı olanın helali budur. Çünkü dünyaya takmışız kafamızı, Ukrayna ile alakası olmayan kafa budur. Bizim cihat değerlerinden var ya, Allah'ım eğer şu deriya rünüme gerilmeseydi senin dinini ta ötelere kadar götürürüm kafasıdır. Asıl Kuran'a mutabık olan kafa ve gönül.
Yoksa biz üstadımızın dediği gibi Hainya'yı Konya'yı bilmeden gideriz. Çok öyle kardeşlerimizden getirirdim okuldan. Onu gördüler mi emin olun yaşantıları değişirdim. Çok duyuyorum böyle bu zamanımızda profesörlerden neden hakikaten malumat sahibi kişiler kendileri ifade ediyor. Ben diyor bir tarih Allah'ın veli kullarıyla buluştum da o zaman insanlığı anladım diyor. Hayat nedir o zaman anladın mı? Eğer kitap devirmekle değil nefis devirmekle olduğunu bildim. Bizim burada da var bir havuz. Bir gölet. Elsiyesi var ama bir göle benzemez. Van Gölü'ne deniz denir. Orada deniz denir. Eğer onlar denizi görse, Allah Allah demek bu da mı varmış diyeceklerdir. Eğer okyanusu görse hayran kalacaktır. Onlar alemi melekutla kalmamış gönüllerini ihya etmek suretiyle melekuta Ceberut ve lahut alemine daha da ötesine geçmişlerdir. Daha ötesi var mı? Lahut alemi içerisinde diyor.
Evliyyaullahi llezine izaruzü'z-u kirallah Cenabı hakk'ın velileri onlardır ki görüldük de Allah hatıra gelir. İlla meğer ki gören kimsenin dünyadan başka bir arzusu olmasın. Bunu Sami Efendi Hazretleri, Haddesallahu sırra buyuruyor. Gözünde ve kalbinde ilahi sürme varsa onlar anlar diyor. Yoksa bu göz değil. Ne farkı var Çam budağından diye uzun bir şiir var. Eğer diyor hakkı görmezse bu göz diyor çam budağından ne farkı var? O ilahi göz. Diyorlar ya Mecnun, Leyla'ya aşık ola ola Mecnun oldum, deli oldum. Ya kuru yağız bir kız o. Onun nesine vuruldun? Onu diyor benim gözle görün. Leyla'yı görmek için memnun gözü gerek. Allah'ımızın aşkını, şevkini, muhabbetini marifet ve hakikati verebilmek ancak memnun gözüyle mümkündür. Allah hatıra gelirdi müt Celle Celalühü uhrevi amellere muhabbeti artar. Mahlukattan hiçbir şeye lanet etmezler onlar. Katlice çünkü yaratan Rabbim der.
Allah'ım kurtar şunu der. Mesela o zanneder ki bize beddua etmez, katiyen etmez. Allah'ım kurtar ya Rabbi der. Bütün derdi ve çırpınması o. Makam-ı velayette bulunan Eptali'nin alametidir. İşte keramet anlatıyoruz biz. Hep keşiften anlattım bu zamana kadar. Ayetler okudum kerametten konuştum. Kuran kerametini anlattım elhamdülillah. Hadis şerif kerametinden konuştum. Kerametin ne olduğunu bilmeden kendimize göre buna indi mütalaa diller yapamayız. İşte keramet söylüyorum. Bunların bunların manevi ışığı altında olan kimselerin dillerinden de gönüllerinden de seller gibi keramet akar. Gelin bunlara biz yabancı olmayalım. Dost duvalım. Yoksa bak ömür geçip gidiyor. Yine burada eyvah demenin bir çaresi var ama kabirde eyvah demenin bir çaresi var mı? Unutmayalım bu sözü. Burada neden böyle yaptın deyip ızdırap içerisinde olmanın fırsatı var.
Ama o iki taşın arasına girdiğimizde bunun çaresi var mı? Allah'ımız yok buyuruyor. Kitabı Kerim'in de Münafikun suresinin son ayetleri. Ya Rabbi diyor nola bizi bir çıkar da sana bir saatte bulunalım. Senin yolunda sarf edelim. Bu da hemen Rabbimizin lütuf ve keremiyle üstliyoruz. İşte bu hale gelmeden işi fark edebilelim diyoruz. Yani kabre girdikten sonra bunlar hep bitecek. Bitecek. Ne olacak? Eyvah diyeceğiz. Burada orada eyvah demenin hiçbir çaresi yok. Burada diyeceğiz. Burada. Efendim yaşlanınca derin sırf yaşlılar mı ölüyor? Metin Bey'di değil mi? Beş kişi hemen irtihal etti. Bir kaza neticesi Cenabı hak korusun. Orada yaşlıyla genci ayırdı mı yaşlı ölsün de genç kalsın diye bir şey var. Yok. Ona göre. Essahne ve en fihu min ma'razaknakum min kabli en yetiya ahadümul mevud. Sonra da Cenabı Hak hemen kapattım da sonra da mümkün değil buyuruyor.
Diğer Ayet-i celile'yle ifade ederiz. Ne bir adım ileri ne bir adım geliyor. Nerede vefat edecekse zaten oraya onu meylettiriyor Cenabı Hak. Bir Medine aşığı var. Medine aşığı Bir türlü ikame alınamıyor ama aşık. Memleketin eve gitmesi gerekiyor, ikamesi yok. Yakalanacak olsa ceza gelecek. Bu otobüsler var bazen Hatay'a niye gelir? O otobüslerden birine biniyor. Bindiğinde Medine'ye çıkıyorlar, mola veriyorlar gece vakti. Mola verince o zat Medine aşığı öyle bir koşuyor ki Medine'ye doğru bir araba çarpıyor, vefat ediyor. Sonra ne yapılıyor? Çok uzun Baki Kabristanlığına defnolunmak suretiyle o içten arzusuna gönülden isteğine nail olun. Buna ilişiyorum. Yeter ki candan bir isteyiş, gönülden bir yanlış olsun. Demek istediğim şu. Hayat hayat bize bir defa fırsattır. İkinci defa Allah'ımız öyle buyuruyor. İkinci defa bir fırsat yok. Bu fırsatı en güzel şekilde değerlendireceğiz inşallah.
Cenabı Allah'a muhabbetin alameti Zikrullah'ı sevmek ve buzu'nun alameti de Zikrullah'ı sevmemektir. Evvab şov kimseler ki Allah ile kendi arasında geçmiş günahlarını teşekkürle tövbe ve istiğfarda bulunan. Yapmış olduğu hatadan dolayı. Biz artık Allah'ımızı mürtederse başka zamana bırakalım. Ebu'l Hasan'ı Harakani Hazretleri'nin mübarek sözlerinden nakledecektik. Şunu söyleyelim. Sultan Mahmut el Gaznevi bana nasihat ediniz deyince Ebul Hasan-ı Harakani Hazretleri buyurdu ki şu dört şeye dikkat et. Günahlardan sakın, namazını cemaatle kıl, cömert ol. Dördüncü madde Allah Teala'nın yarattıklarına şefkat gösterir. İşte önümüzde bayram. Sizi bilmem de bizde mi acaba fazla bir mahsuniyet var? Evet, bayram o müstesna ama bir hüzün, bir kaygı, bir keder bize bayram dedirttirmiyor. Sadece şunu hatırlayabiliyoruz. Bayramım indi, bayramım indi. Yar ile bayram edelim şimdi.
Bizim yar ile bayramımız Allah'ımızın kitabı, Resulü'nün sünneti, Evliyaullah'ın himmetidir. Onların yaşadığı gibi bir hayat yaşamaktır bayram. Yoksa kurbanı nerede keseceğim? Ondan sonra inşallah öte tarafa gitmeyin. Halkımız uyanmıştır elhamdülillah. Ayasofya Camii, Kebiri bunun örneği. Hala orada cemaatle namaza dahil olmak için sıra yok. Avrupa'sından, Afrika'sından, Asya'sından Türkiye bir başka. Elhamdülillah bu bize gösterdi ki bu ülke batmayacak Rabbimizin izniyle. Bu ülke Rabbimizin lütuf ve keremiyle ilahi sancağın altında sayeban olacak. Çünkü ne neydi o heyecan? O Ayasofya cami tedbirinde namaz kılmak için o aşk, o üç yüz elli dört yüz öyle bir şey yok. O anlamadığı için her taraf kapandı, yollar kapandı. Onunla sınırlandı da onun için. Burada üstadımız vaaz ederlerdi. İnanın her mahalleden sanki bir havuz düşünelim, o havuza suların aktığı gibi.
İşte şu mahalle, bu mahalle, diğer mahalleden böyle bir yol gibi insanlar gelirdi. Ayasofya'ya Ayasofya'ya Kayseri'den, Niğde'den, Aksaray'dan, Konya'dan, Nevşehir'den, Eskişehir'den, Kırşehir'den seksen kaç vilayetten bir oluk gibi aktı elhamdülillah. Bu da gösteriyor ki bu Allah'ın muhabbetini kat etmekte bir şahlanıştır. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.