Murakebeyi soruyorlar da, murakebe öyle kolay değil. Mesela bir ehadiyet, ehadiyette öyle sırlar var ki, ne demek o? Samet sıfatı, Allah'ımız hiçbir şeye muhtaç değil ama kul olarak ona muhtaç, ona muhtaç olduğumuzu bilebilmek. Ondan sonra Dersim daha ileri geçsin, küser geçsin ama halimiz de ileri geçsin, ahlakımız da ileri geçsin, nefsimizin mertebeleri de ileri geçsin. Onlar da Allah'ı severler derken Allah'ımızın sevdiği ameller. Neden Allah'ımız razı oluyor? Mesela sevdiği ameller onun rızasıdır. Fakir, yoksul, onları görmek şefkat, merhamet, sonra insanların kusurlarını setir, onu örtmek bu gibi. Biz bunu çok düşünelim. Allah onları sever onlar da Allah'ı severler derken tefekkür hemen hatırımıza gelecek. Şu beyindeki tefekkür Rabbimizin sevdiği tefekkür mü? Bir başkasının namuslarında mı dolaşıyor kafamız gönlümüz yoksa Rabbimizin yüce kudretini mi seyrediyoruz?
Çünkü yüce kudreti bir deniz, yedi deniz daha ilave edilse Allah'ımızın kudreti bitmez tükenmez ilmi kudreti keşke bunu bir anlayabilsek dua buyurun da bize de Cenabı Hak kudretini görmeyi nasip buyursun, öyle bir kudret ki semavat, arz ve onun içindekiler, şöyle bir düşünsek şu yerde sürünen sürüngelenlerin kış günü nasıl vakit geçirdiklerini, onları nasıl koruduğunu, daha sonra onların yiyeceklerini, içeceklerini temin ettiğini bir düzen, bir intizam, semavatta o kadar yıldız, o kadar yıldız kümeleri var milyarlarca. Onlar birbirine çarpmadan nasıl duruyor? Hiç, akilla yetecek gibi değil. Bunları görebilmek, beyin bunu düşünecek. Onlar da Allah'ı severler derken beynimizde onun seveceği haller var mı? Mesela kalbimizde Allah korkusu orada, haşeti ilahi orada, azameti ilahiyesine saygı, daha sonra kalpler takva ile imtihan ediliyor. Kalplerin münip ona dönmesi icap ediyor.
Kalpler varidat Allah'ımızdan lütuf ve ihsanlar, manevi doğuşlar, ilhamatı ilahi, daha sonra esmasının, sıfatlarının zati tecelliler hep kalbe inmiyor. Biz de Rabbimizi sevebiliyor muyuz? Ayağımız onun yolunda sarf ederek, biz de Rabbimizi sevebiliyor muyuz? Ayağımız onun yolunda, daha bunlar bizim dış duyularımız. Aynı zamanda iç duyularımız da var. Dış duyularımızla birlikte, iç duyularımız zaten hayır yolda olmazsa dış duyular o yolda olamaz, mümkün değil. Gönül elinde cömertlik olmasa zahirde veremez. Gönül gözü açık olmazsa, gönül gözü açık olmazsa esrarı seyredemeyiz, bunun gibi düşüneceğiz.