Allah Dostluğu ve İmani Dayanışma kaydında Çok kıymetli Kayseri, Konya, Aksaray, Ankara, İstanbul, İzmir, Van, Perciş, Develi Yahyayalı bütün kardeşlerimize selamlar dilerim, Kula'ın selametini dilerim. Tarif ettiğim dört ayak bir merdiven tarif edeceğim. Bu dört ayak merdiven, dünyada kadar çıkılacak. Çıkılırsa insan çok kamil tutulur. Baştan fenafil ihvan. Şu ihvan kardeşler var…
Çok kıymetli Kayseri, Konya, Aksaray, Ankara, İstanbul, İzmir, Van, Perciş, Develi Yahyayalı bütün kardeşlerimize selamlar dilerim, Kula'ın selametini dilerim. Tarif ettiğim dört ayak bir merdiven tarif edeceğim. Bu dört ayak merdiven, dünyada kadar çıkılacak. Çıkılırsa insan çok kamil tutulur. Baştan fenafil ihvan. Şu ihvan kardeşler var ya Allah için sevişenler, dostlar var ya Allah'ın huzurunda mahcup kalınca, mizan, hesap görülüp de günah ağır gelince Halidül Zülcelal Allah için bir dostun da mı yiyordu senin diyecek. Allah için bir dostun da mı yiyordu diyecek diyor Allah. O kul diyecek ki Ya Rabbi, bir günahım ağır geldi. Annemi, babamı, akrabayı tarlaları arayayım. Ondan sonra diyor Allah için dost da mı inmedin dünyada? Hepsinde de vardı belli boş çıkacak annesi de, babası da, annesi de, annesi de, dayısı de, teyzesi de, teyzesi de, evlat anasından kaç aydır?
Anası evladından babası evladından ne dediğimi giyimi diyanetimi belli etmedim diye herkes birbirinden davacı. Babasından o davacı, babası evladından devacil anası herkes birbirinden firar edecek diyor Allah! Mahrum gelirken Allah için hiçbiri dost da mı diyor Efendimiz, hiçbiri dost da mı itikat etme derdi mübarek üç lisanı ile. Ondan sonra, arıyor bir dost, rast geliyor yani dedim. Nereye gidiyorsun diyor. Nereye gidiyorsun diyor. Mesela böyle rol oldu. Bir günahım ağır geldi ve bir sevap istiyorum. Onu arıyorum. O kardeş diyor ki yahu senin bir günahın artık gelmiş, benim de o bir günahı bana ver desen cennete git. Sen cennete git. Ben cehenneme ikimizin yerine yanayım diyor. Allah-u Teala hazretleri yok. Ey bunların! Siz sakısınız ve ben sakıyı devir miyim? İkincisi rahat veriyorum. Namaz ve cennet Ali.
Onun için ya da dünyada Allah dostu, Rabbim yani ne bileyim bütün duyanlar dünyada can kardeş. Neden belli olacak? Şarkı ne? Allah dostunun üç şartı var. Herkes duysun bunu bellesin. Biri, gıyabında seviyor. Yani gıyabında kayırıyor. Bir lafı ne oldun mu? Kes! Abdestim al da ondan sonra konuş. Dostumun ismi olur. O, öyle gayrı biliyorsan dost olduğun belli. O, yoldaş oluyor, biraz şeylere iniyor ya, böyle de iniyor dedin mi? Dost, Allah için dost olan ikincisi başına bir musibet geldi mi yetişir. O musibetini hafifleştirmenin için geçmiş olsun der. Bir zayiatı varsa para verir vesaire. O dostunu gider, görür, onun lazım olacak şeylerini yapar. Bu yetişmeyen, burada birçok arkadaşlarımız duymuş da, yönlü dönüp bakmanın da, takkayserden doktor gittiğini duyan bu Ömerimiz ne oradan bir taksiye atlamışlar. Hilmi bir takasına efendim yetişelim, ölüyor mu kalıyor mu diye.
Daha unutmam, daha unutmam! Allah kendilerinden razı olsun. Böyle isterim ben dostum, ne öyle kendi kendine girdin, seviyorum. Canım feda olsun, kardeşim olur, yok bunlar olmaz, bunlar olmaz. Üçüncüsü ölüm hadisasında, ölüm hadisasında, yani ölüm başına ölüm geldiği vaatlarda, ahirete göçtüğü vaat unutmayacak, dostunu unutmayacak. Bak ben nasıl unutmuyorum Hacı Şaban Efendi Hazretleri şöyle olduğuydu, böyle olduğuydu. Onu unutmayacak. Benim eskiden dost olmuş, onun ruhuna şafaklayın böyle elini açıp dua edin, ruhuna okuyacak. Gönderecek yeryüzündeki evlatları, yeryüzündeki evlatları perişan kaldıysa onlara Konya'yı şimdi ben nasıl unutayım? Ahmet'imiz, Sami oğlumuzun babası Hafız Ahmet Efendi'nin taburasına kestiler ayağını, ilim ilim ahirete irtihal etti gitti. Onyalılar siha, sıyırelim taziye yapalım divan için taziye öyle olmaz diyor, bay bay kardeşimiz. Nasıl edelim ya!
Allah Dostluğu ve İmani Dayanışma kaydında Çok kıymetli Kayseri, Konya, Aksaray, Ankara, İstanbul, İzmir, Van, Perciş, Develi Yahyayalı bütün kardeşlerimize selamlar dilerim, Kula'ın selametini dilerim. Tarif ettiğim dört ayak bir merdiven tarif edeceğim. Bu dört ayak merdiven, dünyada kadar çıkılacak. Çıkılırsa insan çok kamil tutulur. Baştan fenafil ihvan. Şu ihvan kardeşler var…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sen bir bir miras sen lütfen. Efendim, yetim kalan dul kalan ailesi, yetim kalan Samisi bir okuyalım, hatimi inelim ruhuna diyor, hatimi indiriyor. Ondan sonra bir dahaki daha postada şey geldi. Paramız var alın Konya'dan gönderilmiş. Arkadan mektup da gönderilmiş diyor ki, kutumuza nazar buyurmayın. Önce götümüz dua ettin. Çocukların ihtiyacı onunla onunla güldüm. Yaşayan var, yaşamayan var. Yani yaşayan var, böyle halar zatın dostunu gözeten var, en yakın akrabası olduğu halde yüzüne bakmayan var. Son ayıklan, o ayıklan Olmaz böyle şeyler. Demek ki fenafil ihvan bir merdiven. Yani arkadaşım gençlere anlatıyorum. Sonra da gençler dinler bizim şey, sohbeti yani Konya'ya varsa da, Kayseri'ye varsa da. Genç kardeşlerimiz birbirinize muhabbette, o kadar muhabbet edin ki her sevgi içinizden çıksın. Hani Ramazan dedin mi bir daha dileyin.
Filan kardeşiniz diyor, Ahmet kardeşiniz diyor bir daha hatırından çıkmıyor. Böyle arkadaş oluyor ki dünyadan hiçbir şey hatırına gelmiyor, ancak o ihvanlar hatırında kalıyor. Fenafil, ihvan demek! Hiç! Hiç, sevgi fenaya gitmiş bir bebek ihvanların sevgisi içinde. Ben o yaylanızdan misal veririm. İşte neon tane kısımlar var. Çok soğuk su, bir araya soklarlarsa bir devirmeni gönderiyor. Anlıyor musunuz? Ama kendi kendine akarsa toprak soruyor, ileriye gidemiyor yalınız aktığı için. Yalınız ben ibadet eder, Allah'ın rızasını kazanırım büyük adam olurum deyip bir tane yok bunun. Çünkü Riya süm'a seni sorar, yani sorar, ileriye adım atamazsın. Ama on tane kulayı birleştirdim mi al çay var, ona karışır. Al çaya karıştın mı, o da götürüyor, ırmağı karıştırıyor. Irmak da alıyor, denize karıştırıyor. Ben bir saniye veriyorum.
İhvanlar, binada'ya gelip de sevişmedikten sonra bir tabura döndürecek kadar su olamazlar ama o kadar su olunca gür gürül gürül gürül akanlar. O gür gürül aklının neyin şeyi, ötekisine vurduğu ne? İşte o daha yıkılan içinde akıyor. Veyahut da mürşili, kabilin kalbinde akıyor. Gürültü o zaman çoğuluyor. Ondan sonra çaya karıştırma nasıl hızlı geliyor. Kendinden bütçesi pınarı iplikteler konuyor ama ırmağa varana kadar akıyor, kesilmiyor çünkü kesilmez. Inceliyor yalnız. Irmağa kavuşana kadar o al çay, bembeyaz süt gibi bir su o. Su mermi beyaz diyelim işte, babanındaki kayalar hepsi beyaz taştan olduğundan süt içerdiğini içer odasına. İnşallah geliriz oraları gezmeye gülerek böyle geliyor. İstanbul'dan neden geliyor? Amerika'da okuyan kardeşiniz geliyor? Ferruh? Ferruh be!
Ondan sonra böyle kardeşlerimiz, Mehmet Koaç, Mahmut Attay bizim Buralı, Hasan Canısı diye yani Böyle geliyorlar, metin geliyorlar. Ondan geziyorlar İbrahim ve Kemal Bey'ine, hayran oldular o dağlara. Filiz geliyor, ağlamalar oldu. Böyle insanlar vest olur gibi oluyor. Yani uslular böyle karışıyor da geliyor. Siz birbirinizle karışın, akarsınız. Ama akarsan boşa çıkmaz Yunus bir çaya, bir kutlu cihanın kalbine girer. Onun kalbine girdi mi nasıl yiyeceğim o bağırmalar, çığmalar? Hep oradan oluyor Allah! Karışmış adamın işte, şey, çaya karışmış. Gözümüzün öldü, görüyorsunuz. Bu da kütürtü çıkarırken ırmağa karıştın mı fenafir, rasul Fenafir, mürşid oldu mu diye çaya karışınca ırmağa da karıştın mı fenafir, usul, Rasulullah'ın, Rasulullah'ın muhabbetine karşı veriyor. O muhabbet mürşit oluyor, götürüyor oraya karıştırıyor.
Ondan sonra ona su pek çok ırmak başında oturunca ben dayanamadım böyle kılavuz havuzuna böyle, mülk gibi ağladı su heyecanı gelmiş. Başına, gösteri gümüş suyu. Hoca bu çoşkunun, coşkun olduğu zaman baharın kılavuz havuzuna vardık. O delikli yerden nasıl bir heyecanla çıkıyor? ALLAH ALLAH ALLAH Oğlum, gezberi sıramız. O, 0, şu akmıyor size, ne oldu, niye ağlıyorsun? Diyor babam, dayanamadı baba. Içerimiz yürüyen gibi yandı ne oluyorsa. Oğlum bu yeryüzünde Allah'ı zikretmemek hiçbir şey yok zaten. Koşullarda Allah'ı zikrediyor, hililerde Allah'ı zikrediyor, selilerde Allah'ı zikrediyor, Her şeyi Allah'ı zikrediyor. Hacı Zühtüf Efendimiz, değirmende yaktınız mı diyor, vardınız diyor. Şöyle Allah diye zikrettim düşündüm su ne diyor diye. Su baktınız mı diyor, devirmene dökülürken. Hu onu ben biraz su çektim diyor. Vicdan böyle içerim çizilmiş gibi oldu ağlamaya baştan müsaadedi diyor.
Taşı dinleyelim diye mi diyor. Taş kullüden taş. Allah Allah Allah Allah O kadar hızlı diyor ki diyor. Hayrette kaldım, orada deneyi döken bir şey var diyor. Bir ağaç diyor, deney döküyor. Bu ne diyor, diyor. Dinlerimiz diyor. Cahil zapt edemedim. Böyle kulak sahibi var yavrum. O trene mi varıyorsun bileceksin baksan ki Fettah, Fettah yani yolumu aç, yolumu aç diyor. Arapça bu Fettah, Allah'ın ismi yolumu aç, yolumu aç, yolunu aç da yola devam ettim diyor Allah Allah Allah Allah Allah Allah hiç Allah'ı zikrediyor. Her şeyi zikretmemek hiçbir şey yok. İnan sen de her zaman hayvanlar, köpekler dahi her zaman zikrediyor. Çünkü içinde alim kimseler var, yeni tarif için. İki nemler var tarif de mübalağa için. Asıl zikredilen şey oradaki Şöyle nefesin alırken havası, hayvanların, sığırların, damarların hep nefesi hileyi Allah'a sığınır.
Hep Allah zikrediyor bütün dünya gafil olduğumuz için günaha etmiyor. En çok Allah'ı zikreden diyor taşlar, topraklar Allah'a çok zikrediyor. Nereye? Yemeye içmeye hiç ihtiyacı yok. Muhittin Arabi dinliyor, her zaman taş topraklar zikrediyor. Diyor. Ondan sonra ağaçlara baktım onu ağaç biraz onlardan az zikrediyor. Çünkü ağaç diyor: ihtiyacı var. Hava aldık da dibine su uyarıldığı zaman gübre döküldü mü şöyle bir sallanması var diyor. O zaman edecek Allah'ı unutuyorum. Yani o suyuna şeyine muhabbet ediyor da ondan edecek sükut ediyor. Hayvanlar diyor, onlardan daha az zikrediliyor. Hayvan da çok zikrediyor ya. Şey kadar yapamayan. Yani o topraklar kadar taşlar kadar yapamıyor. Hayvanlar da zikrediyor ama. Onların zikri diyor. Hayvanların diyor, ağaçlar kadar olmuyor çünkü ağaç daha çok sıkülüyor. Ağaçtan sonraları hayvan geliyor. Hayvan diyor, yeme içme var diyor.
Yiyip içip uyumakla Allah sevilmez. Yiyinip, içip uyumakla Allah sevilmez. Yiyinip, içip uyumakla Allah sevilmez. Çünkü bu sınıf zümreyi hayvana lazım. Hayvan gibi, yiyip içi, bunlar bile zikrediyor. Ama insanlar var ki hayvandan daha eş! Buyuruyor Allah. Hayvandan ziyade dalalet etmiş. Bakın isterseniz, şurada bir yar var şu yukarıda, o yardan aşağıya bir merkebe atmak istesen ayağını gideyim beni atmasın. Çünkü bakıyor ki aşağı yerim düşersem ölürüm diyor, o. Slav sahibine yalvarıyor bakıyor, yine o yiyor, ona ayaklarını geriyor. Atıp atılmaman için hiç çabayı kullanıyor. Bu ne müslümanlar diyor cehenneme atılman için kendi ellerini kollarını bağlayıp da atılıyorlar, pangadan yiyor atılıyor, kanun cemaat veriyor, atıyor kendini, kızlarının kafasını açmış, koylanmış atıyor. Niye çeşit günahlarla kendi eli kolunu bağlamış cehenneme atıyor acaba hayvan mı yiyorlar, bu kadar mı yiyorlar?
Hayvanından daha iyi ediyor. Hayvandan da ziyade dalelefe gitmiş. Selam manasında birkaç kelime konuşayım dedim dedi. Kendimi tutamadım, yine koyup geliyorum. Nimet, efendim, hayvanlar da zikrediyor da şey mi yiyor ya, insanlar, insanlar onlardan daha az zikrediyor. Çünkü insanların yemesi var, içmesi var, uyuması var, keyfi var, zevki var, ailesi var. Ondan sonra çocukları var. Çocukları, nalları. Salak Allah'ın asayım ayetlerine de bir Çin yapalım da şey bozuk gitmesin. Yani. Malları, evlatları ahiret fitnesi olur. Ne yapayım hocam, başka gelemiyorum, bir türlü baş gelemedim! Niye baş gelemedim kardeşim? İşte çocuğu zapt edemedim, kafasını öttüremiyor, dokuz yaşına vardı kafalarını öpmüyor, ben ne yapayım! Çocuğu akşam ekmeğe yenir mi oğlum, susanın başından kalkıp geri! Yavrum, kurban olduğum, yavrum niye gittin yahu, niye bir sürü de oturdun kitabına niye bak, zapt edemem!
Çünkü onun bir aşı yeri var, mikrop sipalarla görüşüyoruz! Onlara ayrışmış, oraya tiraki olmuş, zapt edemem ki! Zaptiremez ki! Geçimin kökünden basacaksın azıcık daha ileriye varacak Osman! Böyle insanlar da var, hayvanlaşmış! Ben açıktan söyleyeyim, hayvanlaşmış! Öyle insan var ki, insanı kamildir insanlardan, erişlerden, zikir ehlinden, kardeşlardan ayrılamaz! Dün sağ aynamaz da ahşap toplanacak, Allah, Allah da zikr verecek. Ben size dinliyorum ki, başta benim şeyi yukarısına çıkarayım, eğer iyi olmak istiyorsanız Allah dostları bir arada düşün bakayım yavrularım! O çaya kaçışmış gibi kutlu cihanın kalbine katışın. Fenafil ihvan dedim buna. Fenafil husu, Fenafil mürşit dedim mi efendisini rabıta ive ive alnının çatra bakıyor böyle gözü. Yani istersen mağrip meşrik kadar uzak olsun, dibindi bindi efendiyeyim ve onlara evet dünyevi bir kaldırım içi kadar.
Yani uzağa gitti diye hiç olman daha yakına gelir uzağa gitti üstüne. Biz mektup yazdık da, babamdan duyardım. Dünya ataş, fiziğin dibinde pek yakar. Ahiret ataşı, manevi ataş, kutlu cihandan gelen ataş pek uzaktan pek yakar. Hasret aldığın için böyle gönlünde oturur. Buraya vardın mı her şeyi unutursun bir efendim var, ne aile muhabbeti var, ne çocuk muhabbeti var, ne hiçbir şey muhabbeti yok ama eli karda, gönlü yerde. Deli daima işlerini görecek, muamelesini görecek, kazanacak, yumruğu yar olan Allah'tan. Daha çoğalıyor mı bunu? Dışı olup insanla kalbim olup Yezdanla. Kışın insanla oluyor ama kalbim Yezdanıla Allah'ala olmalı. Zahirde zahiri bir halk, bahtını bir halk. Zahirin halkın içinde gelsin insan gibi görün ama, bahtının hakkıyla olsun Allah'ala. Bunu istiyor bizim şeyimiz Zahirde bir kana var, batında derya din ol.
Zahirde mümkün sıfatı gibi saçların omuzlarına insin, olsun, batırın Allah'ın yani muhabbetiyle dolsun, böyle istiyorlar. Yani ben sizin suratınıza bakmam diyor. Allah, ben sizin içimizdeki niyetinize, kalbinizin safbetine, zikrine, fikrine bakarım. Dışarıdan sakal koymuş, tabir götüne indirmiş. Ondan sonra kendine bir dış süsü vermiş. İçinde Allah iyi bir soygun. YAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA başı karışık. Ben bunlara misal vereyim de, uzak dedim şimdi. Bilerek gıcık temas edeyim. Osman, Osman Bin Hayr, Osman-ı Hayr hazretleri bir cariye gömülü düşmüş de, Şeyhına demişmiş, Şeyh şimdi git kervan şehrinde Hüseyin bin Yusuf hazretlerini görmeyince olmak gitmişmiş, bir bahçeye oturmuş sakal hiç yok. Saç böyle çıkmış. Gömünde kadehlerle içki var, iki kadın almış karşısında. Onlarla konuşuyor bu tür, sesi geliyor.
Ve bir taraftan da hey! Hey! Diyor! Nasıl sarhoş olmuş da çağırıyorum zannediyorum. Zaten bu Ahmet ne benzer hoştu ondan. Allah diye diye gitmiş aklı kafadan, orada Allah anıldı mı dayanamıyor, bana bağırıyor çünkü. O da öyle bağırıyor, çok da kötü olduğunu söylemişler. Bak karşısında, namusu, evin namusları içki, ümulde varma amma bu hıfz-ı haddi hadi demiş ki varacaksın. Bir dönmüş, yeniden varmış, kapıyı vurmuş. Kadınlar hemen mesturaymış, bunlar şeylerini giyivermiş yalnız kafa görünüyorlarmış. Bundan sonra gelmiş tık tık, buyurun buyurun gel oturmuş. Bir ailenin deryasına dal vermiş abi! Ne bileyim mi varmış, Koy Yusuf Bin Hüseyin'in o saçları böyle kabarmış mı etmiş ya, içip içip bağırıyor. Bir nevi ilim dökmüş. Aman Bu ne Allah aşkına ya? Bu ne Allah aşkına demiş. Sizi dışarıda çok fena alabilirler şu kadınlar karşında.
Bu kadınların ikisi de benim ailem onu Kuran-ı Kerim talip ediyor bunlara. Kuran-ı Kerim oku diyorum. Düşünsene mal şerbetini pek severim demiş. Mal şerbeti içiyorum, dışarıdan içki zannettiyorsun demiş. Buyursen de içmedik adam, Kuran-ı vermiş bakmış gibi al şerbet. Billahi yahu, ya bu böyle inan senin gibi cariyesine inanıp da bana evime teslim etmesin diye böyle ederim demiş. Zahirde bir kana var demiş Ozan. Zahirde mümkün bu adam desinler, batıl da deryadir o. Batılın böyle deryadir, göl, gelin, maalesef denizler gibi böyle muhabbet olsun inşallah. Böyle gelinir bu ırmağa atışmalı için fena durur, sul olunur. Rasulullah, bir sürü müddet hiç gitmez. Böyle murakaba halleneye geldin mi? Böyle, Faslı da görüşür. Bazı da görüşür, peygamberimiz gelir. Hatırında Üstad-ı öyle bir perde çeker göstermez kendini. Rabıta yasak ondan sonra. Geriye döne rabıtayı verse güne hak etmiş olur.
Çünkü mürşitler Allah'a götürüyor. Allah'tan geri dönmüş olur da günahkar olur. Her zaman konuşuruz o şeyi. Fenakillah oldun mu? Geldir rabıtaya niye oturdun mu? Şimdi kardeşlerimizden diyen var da ondan sonra hiç unuttum büyük şeyler yapıyorum. Kendim kayıp olayım, kayıp olan hale teveccüh et. Kayıp, o kayıp haline git sen de o tarafa git. Birisi Şahin akşamı, bende Efendimize gelmiş. Sen de ayıp hale geldi mi? Ne diye yeniden bana görüyorsun, günah gelir mi bu? Demiş. Bir de oğlum rabıta muhakkaktır. Sizi Allah'a kavuşturmak istiyorum. İşte o kayıp zamanı rabıta yapın hele. Yapa yapa ayıp hale gelir. Yaşamayan dese içine sinmez. Tatmayan, sürmez. Böyle kayıp haline uğrakına Allah'ımızdan kavuşma olur o zaman. Fenafillah olur, denize karışır. Cengiz görüyorum ya ne kadar Ümmü aksan ne çoğalır ne asanır. Orada tek dalgamaz. İşte bin dalgalanır bazı dalga gelir. Efendimiz hiç pahalıyamaz.
Belki gördünüz taşeranı gözünden yaş gelmez çünkü. Denize karışmış, deniz olmuş. O nişanlı vücut göstermez, yaş ne göstermez. Bunların hali başka. Yani onların halinden değil! O dişçi babamız geldi bizim eve ziyarete, Konya'lı. Dedim ki Dişçi baba, babamın arkadaşıyım. Ben çok günahkar gafil oldum. Birileri tarif ederken ben üzülüyorum. Ne alırsın kurban olayım İşçi Baba. Halimden öldük bir teveccüh buyur da bende de bulunsun, o hal dedim. Halimi sana verdim Hasan Efendi'ni. Allah'ım. Bilmezdim Hasan Efendi sana diyorum. Allah'ım. Cemal da al. Ondan sonra kendim gittikten sonra üç gün uyuyamadım, yatamadım, alırım böyle. Zatta o kadar şuyu uzak yüklüyormuş ki! Yani Hasan'ın batmasına imkan yok ALLAH! Efendimiz'in yüzü diye, Efendimiz'de gelen halka dilimize gelse, bütün peygamberlerin peygamberi o, bütün peygamberler var ya zahirde ust olacağımız kişiyi bilir.
Zahirde gördüğümüze göre beni zannedersiniz ki Adem'in oğlu, hamlamlaysa Adem benim oğlumdur. Neden diyor? Ben ruh cihetinden, ilk havlarından ruhum! Allah kendi nurumdan halk etti beni! Benim nurumdan oldu bilmeminizin dibinde bir yazlık var mı orada? Gülme çok gelirse, gülecek şey olur da oraya bakıverdin mi gülmek kesilir. Kuran, keder verdi. Babam oraya baktırırdı. Adem Aleyhisselam oraya bakar bakar, kalkar biri yanına simsiyah oldu, bir çocuk onur kaldı orada. Ona bakardı, yakalanırdı da şimdi Müslümanlardan her şeyi bellediğim derken de size o durağınızın dibine bakarsanız gülmeniz karayı kesilir. Bir de şu duayı okuttururdu, Teyfe Girkın babam. Gülme geldim mi Anlamadım efendim, ben de Arapça'yı pek anlamam ya. Benim bildiğim ana saldırgan dil diyeyim. Allah'tan kork Ey nefis! Recai ile Hafs beyninde ol.
Yani Allah'ın rahmeti çok bol affolurum diye, Allah'ın gazabı çok büyük acaba? Gazab ilerde ehli nar mı olurun diye bu ikisinin arasında bulun, bilin mi nefse hemen mürekkebi ezir? Onun için kardeşim, ne oldu sonra? Yani götüreceğiz oraya bura böyle beyazlaş yere yer kararınca dua da edivirim iki yüz sene, üç yüz sene Ya Rabbe! Yeme diyor ki Allah, şeytanın yemin ettiğini şeytan olduğunu bilmiyorum, vallahi yersen cennetten çıkmayacaksınız diye kasem etti. Olay inan da, ailem de çok nazlandı. İlla şundan ye, bak ben yeni bir şey olmadı dedi. Hep Kuran-ı Kerim'in şeyi bunlar ama. Yani bir araya getirmenin imkanı yok. İllallah'tan katlansan da Allah usulımızı affetsin. Doksanıyla oluyor tabi bunlar. Ondan sonra bir gün bir daha baktı ki hatırına bir şey geldi. Ya Rabbi, ismi ismiyle yazılan Muhammed Mustafa hürmet eden beni affet. Nereden buldun ya Adem, bu duayı nereden buldun?
Sahabeleri ve onunla beraber olanları da Allah vasfediyor sürahi sonunda Muhammedün Rasulullah bunu bant olarak, konyamıza, hedaya gönderiyorum, Allah rızası olsun! Vallahi hedaya göndermişler. Sevgili dostlarım, takkamı bile değişmişler. Allah, kendilerinden razı olsun. Bir yere bant doldurmuşlar, ila ile bize teberrüken göndermişler. Ben de onlara hurma koydum, sardım buradan aldım. Bant'ı da koyacağım, oraya varınca kardeşlerimiz billesinler de bu aciz günahkara Yerden baktım yeşil türbe, içine vardım, estağfurullah tövbeye. Onlar da dua etsinler de. Bültecik yavrularım sizi inandırmaya çalışacağım. Şu değerimi Allah hacı Hasan diye çekmiş dışına. Içerim mikrop gibi günah yavrum siz. Dua edin Allah, biz size siz bize bir tanecik ümidim var. Bir tanecik ümidim var, iki tanecik ümidim var. Bu iki ümidi bir ümitte kutlayayım haber vereyim.
On tane hayvan et iyilerle beraber olduğu için ehl-i cennet oldu, hayvan! Var mısın da iyilerden ayrılıyor? Kim efendim, sayabilir mi? Ben dedim de şimdi hepsini sayayım ya. Yani baştan, Huzey Aleyhisselam'ın merkebi bile. Huzey Aleyhisselam'dan ayrılmadığı için ehli cennet oldu! Salih Aleyhisselam'ın hevesi, Sultan Süleyman'ın hüdhüdü. Hey! Hey! Müdlerimizin hevesi, Ashab-ı Kehf'in kötü! Allah'ım