Cenabı hak'a yakınlığı şu esaslara bağlıyor. Bu diyor şartlar yerine gelirse, bu kullar Cenabıhakk'a yakın olan kimselerdir. El İslam. Müslümandır. İslam'ın emirlerinin hak ve gerçek olduğuna candan inanmışlardır. Ve salah, Böyle hallerinde, durumlarında hep güzellik var. Mesela bir ortaklık yapar, ondan bir haksızlık görülmez. Bir yolculuk yapar, onda da görülmez. Velhasıl bir yakın alaka olur, akrabalık olur, ondan sonra komşuluk olur, vesair. Hususlarda ne de hep salah bir hal var, düzgün. Inanılacak bir kimse. Ağızı da düzgün, gönlü de düzgün, beyni de düzgün, muamelesi düzgün, her şeyiyle kitabı kelime uygun bir kimse. Rabbımızı görür gibi ibadet etmektir Cenabıhakk'a yakınlığın ebnası, temeli esas. Kelime-i şehadet deriz ama bu artık yaşanan da bir hal, sadece nazari olarak değil, şuhudi olarak. Yani şurada bir su bardağı, bu nazaridir bunda, bardağın içinde su var.
İçtiğimiz zaman şuhudi olur. Bunlar kelime-i şehadeti bizzat hayatında yaşayan kimselerdir. Ve Sadakat var, dili de düzgün, fiili de düzgün, kalbi de düzgün. Yedinci esas Allah'ımıza yakınlıkta Celle Celalü, Üstün bir velayettir. Velayeti şu şekilde haber verilen. Bir, velayeti suğra. İkincisi, Kübra. Üçüncüsü de, Uyurya. Ta'an Hariri Hazretlerinin bir müridi var. Müridi bir gün gelmiş, efendi hazretlerine demiş ki, ben küçük velayetten velayet-i Kübra'ya ulaştım, büyük veliliğe. Efendi Hazretleri biliyor tabii onun ulaşamadığını, hiç seslenmemiş. Bunu demiş bir hadise veya bir vaka olur, onunla demiş kendisini kendisine gösteririz. O zamanki vasıtalar atlar, Onunla efendi Hazretleri ve müriiden bir yere gidecekler. Talih Hariri Hazretleri'nin atı o geçirecek suyu böyle ırmak mıdır nedir çay mıdır? Irmağı pek geçirmez ama bir çay gibi. Onu geçmiş.
Fakat bu büyük velayete eriştim diyen kimsenin atı tökezlemiş. O salih suya düşmüş. Düşünce bağırmaya başlamış. İmdat, yetişin. Boğuluyorum, ölüyorum diye. Hemen zaten kurtarmışlar. Efendi Hazretleri karşıda tebessümle buyurmuş ki, hani büyük velayete eriştim diyordun büyük veliliğe. Bu çaba nedir demiş. Bu sendeki demiş, öldüm, boğuldum, bu feryat figan nedir? Estağfurullah efendim, bilememişim diyor. Burada bir eczacı kimse vardır. Desen isim belli olur, gerek yok. O Casen efendimizi, kasabadan buraya getiriyor. Getirirken o zaman haneleri havuzun başında. Foruma duvarı da yok. Frene basacağım derken, kazalı ısınmış. Havuza düşmüşler. Allah'ımız koruyacak, muhafaza edecek ki su hiç olmasa da tehlike, ağzına kadar dolusa da tehlike, şöyle boğulmayacak şekilde bir su var. Hemen hareket etmişler, çıkartmışlar. Doktora haber verilmiş. Doktor benim kanaatim gerilmiş. Yüksek tansiyon var.
Herhalde hatmi enpas etmiştir. Gelmiş tansiyonunu ölçmüş, şüphelenmiş, bakmış eskisi gibi duruyor. Tekrar ölçmüş bir yangınma olabilir diye. Yine aynı. Defalarca ölçüyor aynı. Sonra demiş ki hocam hiç kaygılanmadın mı? Bak. Böyle demiş bir sıkıntı geçirdiniz Doktor buyurmuş Biz Allah'tan gelene razı oluruz İşte, velayeti Kübra'da bu Ulya da bu. Hanül Kur. Allah'ımıza yakınlık hali.