Akrabalık İlişkileri ve Aile Huzuru kaydında Akrabalık hususunda akrabalığın ahlaki neticeleri sıla-i rahim. Akrabaların birbirleri ile ilişkilerini kesmeyip devam ettirmeleri ahlaki ve dini bir görevdir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurur ki Rahim, akrabalık. Allah'ın rahmetinin eserlerindendir. Kim bu bağı kurarsa Allah ona merhamet eder. Kim onu koparırsa Allah da…
Akrabalık İlişkileri ve Aile Huzuru kaydında Akrabalık hususunda akrabalığın ahlaki neticeleri sıla-i rahim. Akrabaların birbirleri ile ilişkilerini kesmeyip devam ettirmeleri ahlaki ve dini bir görevdir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurur ki Rahim, akrabalık. Allah'ın rahmetinin eserlerindendir. Kim bu bağı kurarsa Allah ona merhamet eder. Kim onu koparırsa Allah da…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Akrabalık hususunda akrabalığın ahlaki neticeleri sıla-i rahim. Akrabaların birbirleri ile ilişkilerini kesmeyip devam ettirmeleri ahlaki ve dini bir görevdir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurur ki Rahim, akrabalık. Allah'ın rahmetinin eserlerindendir. Kim bu bağı kurarsa Allah ona merhamet eder. Kim onu koparırsa Allah da ondan ihsan ve rahmetini keser. Akrabalarıyla ilişkiyi kesen cennete giremez. İkinci olarak akrabalara ikram ve ihsanda bulunmak, yukarıda geçen hadislerden de anlaşılacağı gibi akrabalara maddi ve manevi ikramlarda bulunmak, Peygamberimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize tavsiye ettiği hususlardandır.
Malını, Allah yolunda harcanması için hibe etmek isteyen Ebu Talha'ya Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, onu akrabalarına harcamasını tavsiye etmiştir Malını Allah yolunda harcaması için hibe etmek isteyen Ebu Talha'ya, Efendimiz Aleyhisselam, onu akrabalarına harcamasına tavsiye etmiştir. Dinimiz akrabalar arasındaki ilişkilerin sağlam, sıcak ve devamlı olmasına akrabaların birbirine maddeten ve manen destek olmalarına çok önem vermektedir hısımlık hakkını gözetmek Allah ve Resulünün ısrarla emrettiği şeylerdendir. Cenabı Hak şöyle buyurmuştur Risale-i Nur'da. Sakin ollıyor. Şimdi bazı hususlar dikkatten kaçabiliyor. Onun için duymamızda çok fayda var. Mesela her zaman biliyoruz dediğimiz husus bile anlatılırsa bize çok faydalı oluyor. Diyoruz ki demek dikkat etmemiz gerekir diye. Şimdi biz Kuran-ı Azimüşşan'ı okuduğumuz zaman anlayabilsek, Kuran öğüt zaten.
Allah'ımız o şekilde buyuruyor. Kuran'ı Azimüşşan'ın isminden birisi nedir? Zikir, öğüttür. Her zaman bu cuma günü mutbelerde okunuyor ya, İslamler. Ta ki öğüt ve nasihat adasınız diye. Şimdi biz Kuran-ı Kerim'i anlayamadığımız için anlayanlar müstesna Buna ihtiyacımız var. Mahaline ve tefsire. Bu husustaki Hadis-i Şeriflere çok ihtiyacımız var. Çünkü Hadis-i Şerifler Kuran-ı Azimüşşan'ın tefsiri mahiyetinde. Yerine göre tebindir. Kapalı olanları açar. Efendimizin görevlerindendir sallallahu teala aleyhi ve sellem. Çok mühim. Hani bu sahabede bile oldu. Ashabı Güdüğünde bile oldu. Efendimiz irtihal buyurdular Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Sahabe şaşkına döndü. Kimisi ülkesini terk etti. Onun bulunduğu memlekette yaşayamam, dedi. Kimileri böyle bir ağaç kurusu gibi oldu. Kimileri pervane döndü. Hazreti Ömer radıyallahu anh kılıcını sıyırmış.
Kim Muhammed öldü derse sallallahu aleyhi ve sellem, başını alırım diyor. Sıddi Hazan çok temkinli hareket ettiler. O da bir beşerdi. O da bu hayatını tamamlayıp Rabbimize ruhunu teslim etmiştir. Esselamü'l-Meyütün. Habibim sen de öleceksin. Onlar da ölecek. Sonra bir Ayet celleye okudu. Esselamle. O kadar Kuran azimüşşan'a aşina olmasına rağmen Hazreti Ömer dedi ki, radiyallahu anh bu ayet yeni indi zannettim dedi. Ondan her zaman uyarılmamız gerekiyor. Bak, keşke bir anlasak. Bir güzel tefsirci zat vardı, o anlattığımda. Benim diyor, cemaatimden böyle diyor, iyi anlayan kimseler var, öğrenciler diyor. Bir de yaşlı adam gelir diyor. Hiç seslenmem diyor. Ona da diyor, saygı duyarım. O da bizim Allah'ımızın yarattığı bir kuldur, derim. Fakat diyor, Arapça ne bilmez, diyor. Yalnız hissediyorum ki, o anlıyor, diyor. Mesela, hiç bilmez, diyor. Mesela, mesela. Bilmez, diyor. Hiç anlamıyor.
Fakat, diyor, gönlüne doğar, diyor. Buraya bir zat geldi. Müridanı camiye gönderdi. Bir de çok güzel damadı vardı. Ona da idare et. Halkayı dedi Zikrullahı. Biz de seninle kalalım dedi. Galları zikrettiler. Bazı, dedi, meseleleri konuşamıyorum. Çünkü müridim, dedi, ifvanımdır, açılmıyor, dedi. Ben sizinle konuşabilirim, dedi. Görüştük. Bir başka diğeri de, o da dedi, böyle biraz konuşalım. Şunu anlattı. Beni, diyor, imamete geçirdiler, diyor. Ben diyor, şeyhlik ne yapıyorum ya anlamını bilmem diyor. Ona bilir tabii. Şey bilmem diyor, Fatiha mesela anlamı vesaire. Bunun müridanını açmıyor ya, bizimle konuşuyor. Yalnız diyor, böyle bir hal oldu diyor, içime diyor manaları doluyor diyor Kuran-ı Azimüşşan'ın. Bu gönülle alakalı. Çok alaka kurabilsek, Şu dış işlerden kurtulabilsek. Mesela gözümüz inşallah harama bakmaz ama hepimizin evinde televizyon Herkesin elinde telefon.
Bunun üzerinde de çok duruyorlar. Bunu işleyecektim de Allah izin verirse bunu ikindi namazında başka bir yerde geçeceğiz. Bağımlılık diye bu gençler hususunda gençlerin Allah korusun zihnini dağıtan, gönlünü dağıtan, hayatını değiştiren etkenler nelerdir diye. Bu ayrı bir konu. Ama ne olursa olsun bu çok büyük bir bağımlılık gözler demek istiyorum ki o görsel cihazlarda ne de harama baktığı zaman çok etkiliyor. Çok etkiler Allah'ımız razı olsun. Muhafaziler. Bunlardan konursak azalarımızı, o manalar doğar. Bak artık ümmiydi. Bir zatı anlatıyorlar. İbrahimü'l Havvas diye hatırlıyorum Allahu alem. Bu hiç talim görmemiş ama tefsir yazmış. Allah'ımız gönlüne indirmiş, Nur şeklinde. Abdülaziz, Etdebba Hazretleri de öyle anlatılır. Hatta buna ulema-i tiramdan sorular da soruyorlar. Efendim bu Hadis-i Şerif sahih midir, değil midir, Nurunu görürmüş.
Buyuruyor ki, eğer sütunlar şeklinde böyle, çok parlak şekilde görürsem diyor, o Hadis-i Kudsi'dir. Nuruna göre. Demek ki her şey gönülden geçiyor. Evet, talim yapacağız ama buna imkan bulamamış. Yani devrin çok sıkı günleri de olmuş. Çok sıkıntılı günler olmuş. Yani kitaplar biliyorsunuz. Hamur haline getirilmiş. Buraya bizim okuduğumuz devreydi. Bir kimse geldi. Bir dükkanda gördüm. Böyle eski kitapları topluyor. Böyle öğretmenmiş, biraz da yaşlı. Yaşlı diyor ki eski kitaplar diyor burada var mı diyor. Topluyor Meğer o kitapları alıp yok ederlermiş. Mahmederlermiş. Yani bizim eski değil de zaman itibariyle eski diyorum. Hocalarımızda asıl kitaplar var. Mesela mecmauf tefasir bir alimin mutlak elinde olur. Mecmauf tefasir. Bunun yanında ona ait hadis kitapları da var. Buhari Şerifler vesaireler bulunur. Bir yere gittim. Efendimizin vaaz ettiği bir yer. Damsa, Ürgüp'ün.
Burada kalmış olduğu evi de ziyaret edeyim dedim. Ev köhne hale gelmiş artık. Kemerli de olmasına rağmen içinde kalmamışlar. O kemerli evlerden şeye geçiyorlar, yeni yeni yapıyorlar. Halbuki o kemerler çok güzel. Neyse, Orada dolabı açtım. Tabii serbest olduğu için öyle gizli olsa açılmasın. Kitaplar duruyor ama kitaplar artık çok değişmiş. Ciltlerde değişmiş sahifelerde. Sonra bir alimin kitabını gördüm. Onu da istedik zaten. Abdulhamid efendimizin tuğracısıymış. Rahmetü'l-vali. Af buyurun. Ahır. Ahıra, hakır derecede bir. Şu ekmek tahtaları olur. Ekmek tahtaları olur. Ekmekleri yerleştirirler. Onun gibi bir tahta uzun. Kitaplar ama çok muazzam. O kimseyi de tanıyorum. Dedim ki kitabı istiyorum. Şimdi okuyan yok. Ne, ne yok? Torunum yok, vesaire yok. Kitabı verdi, yarım verdi bize. E yarın verdi işe yaramıyor ki. Bunlar bir bütün. Yani her şeyde öyledir. Ne diyelim?
Mesela bir çocuğumuz okula giriyor. Yavrumuz okula giderken ilkokuldaki kitapları bellidir. Bir çanta halinde zaten masalarının üzerine koyuyorlar. Lisede okuyorsa da öyle, üniversitede de öyle. Belli kitapları var. Onları okurlar. Diğer hususlarda da öyle. Mesela bir mühendisin kendisine ait aletleri olduğu gibi hazırdır. Mesela inşaat mühendisidir. Haritaları vesaireleri, çizgileri, tarif edemem. Kalemleri, ona mahsus artık büyüteçler vesairler, tam söyleyemiyorum ama, mesleğe göre her şey elinde mevcut. Şimdi kitabın yarısı yok. Dedim kitap nerede? Sonra, ta otuz sene sonra öğrendim. Onu başka bir yere vereceğim. Bunlar bir bütün. Şunu demek istiyorum. Ecdadımızın o güzel eserleri hep kaybolmuş. Şimdi derlenmiyor mu? Elhamdülillah. Derleniyor. Beyrut baskısıdır, toplanıyor. Mesela, ulemadan bir zat var görüştüğümüz. Çok kıymetli bir zat. İsmini veririm de iyi olmaz.
Abdülkadir Geylani efendimizin torunlarından yakın döverim, Rusya'ya gitti. Rusya'da kütüphanede Abdülkadir Geylani efendimizin eserini getirir. Ta Hindistan'a gidiyor. Yüz tane eseri varmış. Hemen hemen hilaf olmasın. Abdulkadir Geylan efendimizin hatta tefsirini bile çıkardılar. Şimdi bizim Didar Medresesi dediğimiz boşuna değil. İnşallah ilgili olan arkadaşlar çok sıkı tutsun. Bak memleketimizde iki tane hoca vardı. Belki birkaç tane olur ama Hasan hocamız gitti diyelim. Yani kim kalıyor? Şöyle düşündüğümüz zaman kıtlıkta, bu kıtlık daha ağır oluyor. Mesela geliyoruz Kazım Efendi'ye aman ha diyoruz. Şu fıkhi bir mesele. Bir fetva verilmesi icap ediyor. Bazı meseleler soruluyor. Yani kim? Onun için bu bizim Didar Medresesinin önemi çok iyi kavranmalı. Yani orada bir tefsirci yetiştirsek, bir hadisçi yetiştirirsek, bir fıkıhçı yetiştirsek ne kadar güzel olur. Şimdi buraya oturdum.
Tabii gönlüme geliyor. Dedim efendimizin evlatları, bunlara dedim şefkatte bakmamız lazım ama düşündüm, içinde dedim cevherler ne olacak? Mesela adamın bir sürü hayvanı olur. La teşbih ve la temsil. Bir koyun sürüsü niye önem verir? Koçlara önem verir. Bir tanesinin seksen tane öğrencisi varmış. Seksen tane öğrenci demiş, gözüme hiç görünmüyor. İki tane var demiş. İki tane onun için demiş, bu seksen öğrencinin sıkıntısını çekiyorum demiş. Yemesini, içmesini, giyimini, kuşamını o iki kişi. Mesela Yeşilhisar'da Ahmet müderris oldu. Şimdi nerede bulacağız onu? Muazzam bir alim. Yok. Ondan dolayı bu medresemiz bizim çok önemli. Bir havransa, bir anlaşılsa şimdi reis bulamıyorlar. Bak sadece Yahyalıyı demiyorum. Diğer yerlere de söylüyorum. Şimdi, belediyeye duyuyorum ve biz de de izliyoruz, bakıyoruz, düşünüyorum.
Ondan sonra haberlere de bakıyorum, yayınlara da bakıyorum, düşünen insanlarla da bulunuyorum, buluşuyorum. Bulunmuyor. Bir tanesi anlattım. Efendim diyor, koskoca vilayette diyor, ikinci bir kimseyi bulmada zorlanıyoruz diyor. Böyle azaldı. Hz. Ömer buyurmuş ya radiyallahu anh Allah için benden bir şey isteyin. Bir dolu oda dolusu altın, hayır demiş. Gümüştür, şudur, budur. Bir Ebu Ubeyde istiyorum demiş. Yani şurada, memleketimizde bir Hacı Hasan Efendimiz. Onunla bilmiyor, onunla tanmıyor. Onun için diyorum ki aman ha bu didar. Medresemiz çok önemli bizim. Yok mu? Var. Elhamdülillah bu haseki külliyelerinde gerçekten güzel alimler yetişiyor. Müftülerden de görüyorum. Müftülerden de görüyorum. Hatta soruyorum. Müftü kardeşlerimiz Haseki'den mezun mu diye sormamızın sebebi şu. Orada resm müftiyi okudu. Yani fetva verecek bir kimsenin resmi müftiyi mutlak okuması lazım.
Bunu Hasan hocamız okurdu, okuturdu. Hatta İmam Şarani hazretlerinin El Mizan diye eserini, yani bugün de hoca dediğimiz insanlara okuttu. İşte asıl kıtlık bu oluyor. İnanın bir ara öyle oldu. Arkasında namaz kılacağımız imamları bulamadık. Gönderdik hocaları, sizin haberiniz yok. Gönderdik aman ha dedik bak millet içinde rezil olunmasın, dinmez. Biz haya ederiz. Bir kardeşimizi rencide etmekten insan gidelim, tahlil görelim aman ha harfler neler dikkat edelim. Şu namaz çok önemli. Konya'da Tahir hocamızın yaptırmış olduğu bir cami var, Erenköy'de. Bir cami yaptırdı. Müftü tabii insaflı insan. Demiş ki hocam bu camiyi siz yaptırdınız. Biz imam tayin edeceğiz ama sizin önerdiğiniz bir kimse olursa edep de budur. İşin asıl dikkat edilecek yön budur. Ne yapalım? Kıraati düzgün olsun, demiş. Elhamdülillah, kardeşimizi birden giydirecek söz söylemiyorum. Elhamdülillah, kılınabiliyor.
Ne yapacağız? Daha bir güçlendireceğiz, daha bir kuvvetlendireceğiz. Bitmez. Yani Kuran ilmi. Mesela bir Kuran'ın yetişmesi ta denirdi İstanbul'da, işte yeraltı camiinde Hafız Ali Efendi diye. Şimdi pek çoğaldı elhamdülillah, iş güzelleşiyor demek istiyorum Rabbimizin lütfuyla. Biz buraya neden, nereden geldiğimizi de çıkarabiliriz inşallah. Okuduğumuz Kuran'ın anlamını bilmek. Mesela okumamışız. Hiç bilmiyoruz. İmkanımız da yok ama şimdi imkanlar var. Kitaplar dolu. Bunlar liste halinde de veriliyor. Aman ha Ömer Nasuh bilmem hocamızın en azından daha da olabilir diyanetinde çok güzel. İslam ilmi halleri, tefsirler, hadisler, mahaller, mahalleler pek çok ama yönelilecek olan Hasan Basri çantayı hocamızın Kuran-ı Kerim meali, Kuran-ı Kerim meali çok önemli. Bu çok güzel. Hasan hocamız bize diyordu, eğer o dipnotları biraz daha uzatılsa tefsirdir diye. Maluma sahip olacağız.
Bileceğiz Rabbimizin lütfuyla. Bunlar devamında deniyor ama uyarmayla alakalı. Birbirlerimize hep bu yönde uyarma yapacağız. Şimdi uyarmayı tepeden inme olduğu zaman olmuyor. Yavaş yavaş, güzelce anlatarak, işte kış günü bak bitirilemiyor, gece bitmiyor. Ben sizi, sizi, biz sizi bilmiyoruz ama gece çok uzun. Ya bir araya gelirsiniz sohbet grubu olarak dersiniz ki sen bu hafta kime gireceksin? Mesela der ki, sizi ziyarete vereceğim. O ziyarete varmasının asıl amacı oturacak, hemen anlatacak değil ya. Bu yolumuzu bir müddet sonra güzel güzel konuşacak. Ne bileyim buna güzel denmez ya akşamdan sabaha kadar onun bunun gıybeti olacağını, hakkı konuşuruz. Bir kimse geldi misafir olarak sabaha kadar dedi aleyhinizle konuştuk. Vay be. Bize bir şey olmaz da kendini eza etmişim. Yani böyle olacağını böyle haklı konuşan. Biz bunlar biz sıkıntılanmayız. Şeyh Ata Hazretleri var.
Onun aleyhinde çok konuşurlarmış. Viridlerinin yüzleri parlamaya başlamış. Demiş ki boğacağız. Efendi Hazretleri demiş ki onlar bizim sabunumuzdur demiş. Günahtırlerimiz onunla gidiyor. Artık bundan geçelim de bu önemli değil. Biz bunu hiç düşünmeyiz. Hatırımıza bile gelmez ama biz, biz olalım. Bak buraya çok güzel bir görüşmeci geldi. Akşam bulunamadı. Hatta dedim, eğer burada buluşamazsak diğer bir ilçeye geliyordu. Gece yarısı da olsa orada buluşuruz, dedi. Sonra sabah namazından sonra otururduk. Bak bir şey söyledi. Dedi ki bize dıştan hiçbir şey olmaz dedi. Çok hoşuma gitti sözün. Bize dedi şu devletmiş, bu devletmiş, bilmem filan. Onlardan bize hiçbir sıkıntı gelmez. Sıkıntı yine kendi içimizden çıkardı. Ne kadar bilsek dahi bugünle oturdu.
Çünkü Mehmet Akif Rahmetullah Ali Hazretleri de bu minvalde bir söz söylüyor ya düşmanın hiçbir şey yapamayacağını ancak tefrika ile gerçekten öyle. Abdülhamid efendimizi bak seyrediyorsunuz. Abdülhamit sultanımızda gördüğümüz rahmetullah Ali Rahmeten vasia içten giriyor içten giriyor bak bir ağaç düşünelim ne ağacı diyelim elma memleketimizde meşhurdu Eğer iç kurdu olursa ağacı yıkar. İç kurdu olursa onu ne yaparlar? Tellerle, nelerle o kurdu orada eritmeye çalışırlar. Yeter ki biz bir olalım, beraber olalım. Sonra müminler olarak bütün artık zaman belli durum belli küfür bir araya geldiğine göre müminlerin de birbirlerine şefkatle bakması gerekir belki bir cemaat olarak ayrı bir sırrı vardır, ayrı bir usulü vardır. Diğer bir tarikın da ayrı bir usulü vardır.
Herkes usulüne dikkat eder ama genelde, genelde umumi olan durumlarda, mesela Allah'ımıza inancımız, Resulü Ekrem Efendimize, sallallahu teala aleyhi ve sellem, sünneti seniyyesine, mütevatımız bu gibi noktalarda beyinlerimizi bir araya getirmekte, gönüllerimizi bir araya getirmekte, esamefe fe el lefe beyne gulubikün feaspahtum binyameti ihvane, eyus ve hazret kabileleri birbirlerinin kanına giriyordu. Allah'ımız gönüllerine sevgi verdi, muhabbet verdi. Sımsıcak bir dost oluverdiler. Diğer ayet cellelerde var zaten. Evet efendim, biz bunları Kuran-ı Kerim'de görüyoruz da gönül alemimizi nurlandıracak olursak rabıtalarla, zikirlerine anlamı da gönle doğar demek istiyoruz. Okuduğum ayet-i celilenin anlamı, ey insanlar sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getirip yayan, Rabbinize karşı gelmekten sakının.
Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz, Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir. Efendim çok aleyhimde çok muhalif en azından selam bir. Tabii, selamın burada şartları var. Böyle selamı alacak şekle gelecek, diyor kitaplarda ve gözü böyle bir güler vaziyette Olacak selamı almak için böyle bir selamı alacak bir vaziyet. Olmasa bile bir vesileyle selamlaşır. Cenazedir vesairedir. Bunlar anlaşmaya bir vasıtadır. Bayramlar, seyranlar. Fakat öyle bir oluyor ki Kuran-ı Azimüşşan'da, eletbül-hesan bu. Çin'de çok haşır. Öyle bir hal oluyor. Allah muhafaza etsin. Yani cenazede de bile yumuşamıyor adam. Düğünü bırak. Derneyi bırak. Nişanı bırak. Bayrağı bırak. Seyranı bırak. Hani bir cenazede dahil. O zaman ne olacak? Allah'ımıza havale edeceksin. Başka ne yapacaksın? Yapılacak hiçbir şey yok. Mevla diyeceğiz.
Sonra büyüklerimizin gönlü çok geniş olur. Mesela düşman değil mi adam? Düşmanla kırk senelik dost gibi konuşur. Hiç kalplerinde bunların böyle bir hal olmaz. Çünkü hep rabıtalı olduğu için, zikirli, murakebeli, huzur içerisinde olduğundan, bunlar hiç ona yaklaşmaz bile. Mesela, affı ilahi, buyruluyor. Her tarafı kuşatır bu mübarek günlerde. Mesela beraat gecesidir, Kadir gecesidir. Yok, leyle-i Kadirdir. Ene olur? Affı ilahi her tarafı kuşatır ama dindarlara yok. Ya ırz meselesi yok. Namus meselesi yok. Dini bir husus değil. Ama efendimizin bazen, aleyhissalatü vesselam efendimizin beddua ettikleri de var. Alaka kestikleri de var. Allah'ımız bile, Gaherahumullah oluyor. Allah kahretsin diyor. Onun müstesna. Yine ayeti celile'de, estai Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın.
Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşlara, yolcuya, eliniz altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez. Mesela Suriye'den geliyor, vesaire yerden geliyor. Memleketimiz elhamdülillah kabul ediyor. Allah'ımız da ona göre bereket ihsan ediyor. Diğerleri bunun hesabını yapıyor. Hatta demir böyle duvarların üzerinde çelik tiller, böyle yaklaşmasınlar diye. Allah muhafaza etsin. Akrabaya, yoksula ve yoldaşı kalmış yolculara haklarını ver. Fakat saçıp savurma. Esamle. Fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. Bir başka ayette ise mealen şöyle buyurulmaktadır. Hani biz İsrailoğulları'ndan Allah'tan başkalarına ibadet etmeyeceksiniz. Anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. Herkese güzel sözler söyleyeceksiniz. Namazı kılacaksınız.
Zekatı vereceksiniz diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç yüz çevirerek sözünüzden döndünüz. Bugün özellikle şehirleşmenin maddeye ve menfaate önem vermenin getirmiş olduğu aileler arasındaki soğukluğu hatta parçalanmaları ve akrabalar arasındaki bağların yeniden canlılaştırmak kendi menfaatimize olacaktır. Çünkü biz insanız. Sevinçlerimizi paylaşmakla çoğaltır. Sevinçlerimizi paylaşmakla çoğaltır. Üzüntülerimizi paylaşmakla azaltırız. Bu sebeple ana babamızı, akrabalarımızı ve huzur evinde unuttuğumuz büyüklerimizi yeniden hatırlamalı onlara el uzatmalıyız. Sevgili peygamberimiz, kendi akrabalarına her zaman yakın ilgi gösterdiği gibi onlarla olan akrabalık bağlarını zayıflatıcı davranışlardan uzak durmuş, Süt annesi ve onun akrabalarıyla işlerinin yanlarında, yakınlarına da ilgi göstermiş. Maddi ve manevi yardımları hiçbir zaman esirgememiştir.
Ayrıca Efendimiz Aleyhisselam her bir vesile ile kendisine emeği geçen ve iyilikte bulunan kimseleri de akrabası gibi görüp onları da gözetmiştir. Sevgili peygamberimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem akraba ilişkileri ve ziyaretleriyle ilgili, akrabasının yaptığı, akrabasının yaptığı iyiliğe ayniyle karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam kendisiyle ilgiyi kestikleri zaman bile onlara iyilik etmeye devam edendir. Bir kıymetli zat öyle bir arkadaşı varmış. Hocam demiş, öyle bir hale geldim ki bir perde kaldı Allah ile kendi aranda, celle celalühü. O demiş açılsa Rabbimizi göreceksin. Sonra bu değişmiş. Tamamen değişmiş. Yirmi sene kadar uzak kalmıştır. Fakat o zat devamlı selam göndermiş, hediyelerde bulunmuş. Yirmi sene sonra beni tek mi ettin deyince estağfurullah demiş. Aynı hali de kesbetmiş biiznillahi teala.
Akrabalık bağı arşı alayı, örnek ki akrabalık bağı arşı alaya tutunarak şöyle demiştir. Beni koruyup gözeteni Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini keseninden ise Allah rahmetini kessin. Ve rızkının geniş, ömrünün uzun olmasını arzu eden akrabalarını ziyaret etsin. Onlarla olan bağlantısını devam ettirsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasına iyilik etsin.
Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimseye ya faydalı söz söylesin veya sussun sevgili peygamberimizin akrabalarıyla olan ilişkilerinden, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğmadan önce babasını ve çok küçük yaşta annesini kaybetmiş olmasına rağmen anne ve babasını yetiştirmesine katkısı olan, değer Efendimiz anne ve babasına ve yetişkinlerine katkısı olan, başka yakınlarını hiçbir zaman unutmamış, onları hep hayırla yad etmiş, Hadis-i Şeriflerinde ise anne babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine yahut ikisine yetişip de bunlara gereken hürmet ve hizmette bulunarak cenneti hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün. Efendimiz Salli ve Sellem ana baba hakkını yerine getirmemizi, onlara saygılı olmamızı, ayrıca süt annesinin, süt kardeşlerini, baba dostunu sevip onların gönüllerini almayı da emretmiştir.
Medine'de dayılarını ziyaret ettikten sonra Mekke'ye dönerken Ebva denilen yerde kaybettiği annesi Amine annemizin kabrini Hudeybiye yolculuğunda Ebva köyüne uğrayarak ziyaret etmiş, kabrini eliyle düzeltip uğraşmıştır. Niçin ağladığını soranlara merhamet duygusu beni duygulandırdı da onun için ağladım cevabını vermiştir. Doğumunda kendisini ilk olarak emziren Ebu Leheb'in cariyesi Suvvebeyi hiç unutmamış, Mekke'de iken onu ziyaret etmiş ve ona ikramlarda bulunmuştur. Hicret edince Medine'den ona giyecekler göndermiş, Mekke fethinde onun oğlunun durumunu sorup araştırmış, onun da annesinden önce vefat ettiğini öğretilmiştir. Süt annesi Halime'yi gördükçe, Radıyallahu Anh'a benim annem, benim annem diyerek kendisine içten sevgi ve saygı gösterip omuz atkısını serip üzerine oturtmuş, istek ve arzularını hemen yerine getirmiştir. Hazreti Hatice annemiz ile evlendiği Halime Mekke'ye gelmiş.
Efendimiz onu ağırlayıp kırk koyun bir deve hediye etmiştir. Huneyn Savaşı'nda esir düşen süt kardeşi Hazreti Şeyma'yı elbisesinin üzerine oturtmuş ve hoş geldin buyurmuş. Gözleri dolu dolu olmuş. Ona süt anne ve süt babasını sormuş. Onların ölmüş olduklarını öğrenmiş. Sonra Şeyma'ya, radiyallahu anha şunları öğrenmiştir. Şunları tavsiye ediyor Efendimiz, istersen sevgi ve saygıyla yanımda otur. İstersen yararlanacağın mallar verip seni kavmine döndüreyim. Şeyma radiyallahu anh'a ikinci teklifi kabul etmiş ve Müslüman olarak kavmine dönmüştür. Onun bu davranışında altmış yıl kadar sonra bile devam eden vefakarlığını görüyoruz. Dadısı Ümmü Eymen'i sık sık ziyaret ederek kendisine anne diye hitap etmiş. Yine onun için anamdan sonra annem benim ev halkımdan geride sağ kalan kimsedir diyerek iltifat etmiştir.
Mute Savaşı'nda amca oğlu Cafer Radıyallahu Anh şehit olunca evine giderek onun oğullarını bağrına basmış, öpmüş, koklamış ve ağlamıştır. Sonra ev halkı için yemek hazırlatıp onlara ikram etmiş ve iki oğlunun bakımını üstlenmiştir. Ailevi huzurun korunması dünyada yaşamaktan zevk almamız ve hayatımızın huzurla geçmesi, akrabalık ilişkilerini canlı tutmamız da mümkündür. Bu sebeple Müslüman aileler olarak bizler başta akrabalarımız olmak üzere birlikte yaşadığımız insanlarla samimi ve dürüst ilişkiler içerisinde olmak zorundayız. Unutmayalım ki bir gün bizim de bünyelerimiz yaşlanacak ve bugün ailelerimizle, akrabalarımızla ve beraber yaşadığımız insanlarla kesmiş olduğumuz ilişkilerin benzerinin kendimize yapılmasını asla istemeyeceğiz. Yukarıda açıklamış olduğumuz bilgiler ışığında akraba ilişkileri açısından yapmamız gereken, akrabalık bağlarında en öncelikli ana babaya itaattir.